Gece, usulca üzerimize çökerken bedenlerimiz çoktan birbirine ait olmuştu. Odanın içinde sadece nefeslerimiz yankılanıyor, tenimdeki her dokunuşu içimde hissediyordum. Kubilay’ın parmak uçlarıyla boynumu gezmesi, ardından dudaklarını yavaşça tenime bastırması beni her seferinde yeniden titretiyordu. Göz göze geldiğimizde, bakışlarıyla konuşuyordu. “Ekim…” dedi fısıltıyla, “sadece bana aitmişsin gibi hissediyorum.” “Ben de…” diye karşılık verdim. Artık bedenim değil, ruhum da onunlaydı. Çarşaflar arasında yavaşça kendime çekildim, o ise belime sarıldı, göğsüne yasladım başımı. Nefes nefeseydik. Birlikte inledik gecenin koynunda. Saatler sonra, hâlâ tenimizden çıkan sıcaklıkla sarılmışken, elini uzattı. “Bahçeye çıkalım mı?” Gülümsedim. “Gece üşütürüz.” “Söz, ısıtırım seni,” dedi. B

