Kubilay hâlâ öfkeliydi ama gözleri şimdi sadece beni arıyordu. Elini bileğime doladı, sert ama sahip çıkan bir hareketti bu. “Hadi,” dedi, sesi hâlâ gergindi. “Burada duramayız.” Hiçbir şey söylemeden başımı salladım. Baran hâlâ şoktaydı, diğer arkadaşlarım sessizce olup biteni izliyordu. Ama ben yalnızca Kubilay’ı hissediyordum; öfkesiyle, tutkusu ve koruyuculuğuyla çevremi saran adamı. Yanında yürürken, elim hâlâ onun elindeydi. Arabaya bindiğimizde tek kelime etmedik. Kendi evime geldik. Kapıyı açtım, içeri girdik. Ayakkabılarımı bile çıkarmadan salona geçtim, o ise arkamdan geldi. Kapıyı kapattı, sırtını ona yasladı ve beni izledi. Sessizlik… ağırdı. Gerginlik hâlâ tenimdeydi, ama onun varlığı… her şeyin üzerindeydi. “Ne yapmaya çalışıyorsun?” diye sordum sonunda. Sesim çatlamıştı,

