Gece olmuştu. Eve döndüğümden beri her şey sessizdi ama içim çığlık çığlığa... Bileğim hâlâ sızlıyordu, ama asıl canımı acıtan o değildi. Onun sesi, öfkesi, beni görmeden savurduğu bakışlarıydı. Sevdiğim adam, beni incitmişti. Hem de herkesin içinde. Pencereden dışarıya baktım. Sokak lambası altında bir araba durmuştu. Kalbim aniden hızlandı. Kapı zili çalmadı. Ama biliyordum… o oradaydı. Kubilay. Dakikalar geçti. Sessizlik yeniden çöktü. Derin bir nefes alıp ışıkları kısmaya karar verdim ki... bir anda kapı kolu çevrildi. Anahtarı vardı. Tabii vardı. Kapı açıldı. Göz göze geldik. Yüzü karanlıkta daha da keskin, daha da karizmatikti. Ama gözlerinde bir yangın yanıyordu. Bastırılmış, yönünü bulamamış, kaybolmuş bir yangın. “Ne işin var burada?” dedim. Sesim titriyordu, ama öfkeden mi,

