3. BÖLÜM

1496 Words
‎Başçavuş Selim, ağır makineli tüfeğini omzunda düzeltirken hafifçe homurdandı. “Ne kadar büyük olursa olsun, bizim işimiz belli. Sız, vur, temizle.” ‎ ‎Gülümsedim. Selim’in netliği ve soğukkanlılığı, timin moralini yüksek tutuyordu. Ama bu kez işler gerçekten zordu. ‎ ‎Telsizime sessiz bir sinyal düştü. “Kartal-1, burası Kurt. Hedef bölgeyi gözlem altına aldık. Yaklaşık 20-25 kişilik bir düşman grubu var. İkmal konvoyu az önce içeri girdi.” ‎ ‎İkmal konvoyu… Demek ki burası yalnızca bir kamp değil, düşmanın ana arterlerinden biriydi. Yumruklarımı sıktım. Bu görevin basit bir keşif olmayacağını artık biliyordum. ‎ ‎“Önce içeri sızıp keşif yapacağız,” dedim timime. “Eğer burada düşündüğümüzden büyük bir yapı varsa, taktik değiştirmemiz gerekecek.” ‎ ‎Baran başını salladı. “Sızma için en iyi yol, kuzeydeki dere yatağı. Ancak girişleri mayınlı olabilir.” ‎ ‎Selim hafifçe güldü. “Biz de ona göre yürürüz.” ‎ ‎Telsizime tekrar döndüm. “Kartal-1, ilerliyoruz. Sessizlik korunsun.” ‎ ‎Ve biz, gölgelerin içinde kaybolduk. ‎ ‎ ‎--- ‎ ‎ ‎ ‎Saat 23:45. Sason’un kuzeybatısında, düşman hattına beş kilometre mesafedeydik. Dağlık arazinin soğuk rüzgârı kemiklerimize işliyordu. ‎ ‎Ateş Timi, beş kişilik bir keşif ekibiyle ilerliyordu. Ben, Baran, Selim, Teğmen Efe ve Astsubay Murat. Her biri alanında uzman, yılların deneyimiyle hareket eden askerlerdi. ‎ ‎Telsizime sessiz bir rapor düştü. “Kartal-1, burası Kurt. Hedef bölgenin kuzey tarafında hareketlilik var. Termal izleme teyit etti. Yaklaşık yirmi kişi, ağır silah taşıyor.” ‎ ‎Duraksadım. Düşman burada fazlasıyla organizeydi. Bu sıradan bir militan kampı değildi. Burası bir merkezdi. ‎ ‎Efe, elindeki dürbünle çevreyi taradı. “Komutanım, ileri hatta makineli tüfek yuvaları var. Ağır ateş desteği olmadan burayı almak zor.” ‎ ‎Bunu zaten biliyordum. Ağır destek gelmesi için önce ana hedefleri belirlememiz gerekiyordu. İşaretleme cihazını açıp hedef noktalarını belirlemeye başladım. ‎ ‎Tam o sırada, telsizden başka bir mesaj geldi. “Kartal-1, dikkat! Düşman devriyesi size yaklaşıyor.” ‎ ‎El işaretleriyle timime durmalarını söyledim. Hepimiz anında yere çömeldik, nefesimizi tuttuk. Yaklaşık on metre ötemizde, üç kişilik bir devriye ilerliyordu. ‎ ‎Silahıma hafifçe uzandım. Göz göze gelirsek işimiz bitecekti. Baran’ın gözleri bana döndü. “Ne yapıyoruz?” diye fısıldadı. ‎ ‎Birkaç saniye içinde kararımı verdim. El işaretiyle iki kişiyi hızlıca sessiz şekilde etkisiz hale getirmelerini söyledim. ‎ ‎Selim ve Murat, anında harekete geçti. Eğitimli askerler gibi sessizce ilerlediler. Sadece birkaç saniye içinde, düşman askerleri tek bir ses bile çıkaramadan yere yığıldı. ‎ ‎Hızlıca cesetleri ağaçlık alana çekerek yolumuzu temizledik. ‎ ‎Bu ilk temastı. Daha operasyonun başında bile düşman bizi fark etmek üzereydi. Bu savaşın kolay olmayacağını biliyordum. Ama içimde tek bir şey vardı: Devam etmek zorundaydık. ‎ ‎Ve bu sadece başlangıçtı. ‎ ‎ ‎--- ‎ ‎ ‎ ‎Gece yarısını geçtiğimizde, keşif ekibimiz geri çekilmeye başlamıştı. Ancak tam o anda, düşman kampındaki devriyelerden biri, devriyesinin kayıp olduğunu fark etti. ‎ ‎Telsizlerden hareketlilik başladı. Kampın içinde ışıklar yandı, birkaç kişi hızlıca mevzilere geçti. ‎ ‎Telsizime gelen mesaj, durumun ciddiyetini artırdı. “Kartal-1, düşman alarm durumuna geçti. Konumunuzdan ayrılın.” ‎ ‎Ancak çok geçti. Birkaç saniye sonra, kampın içinden gökyüzüne bir işaret fişeği fırlatıldı ve çevremiz kırmızı bir ışıkla aydınlandı. ‎ ‎“Ateş serbest!” diye bağırdım. ‎ ‎Efe, ilk atışı yaparak bir nöbetçiyi indirdi. Ardından Selim, makineli tüfeğiyle kampın girişine doğru bir bastırma ateşi başlattı. Baran, el bombalarını çıkardı ve birkaç saniye içinde düşmanın makineli tüfek yuvasını patlattı. ‎ ‎Ancak düşman sayıca fazlaydı. Birkaç saniye içinde bize doğru yoğun ateş açtılar. Kurşunlar, kafamızın üzerinden ıslık gibi geçiyordu. ‎ ‎Murat, telsize bağlandı. “Kartal-1, acil hava desteği talep ediyoruz! Çok kalabalıklar!” ‎ ‎Düşman saldırıya geçmişti ve biz sayıca azdık. Ancak savaşın kuralı belliydi: Çevreyi kontrol eden kazanır. ‎ ‎Ağacın arkasına siper alarak hedeflerimi tek tek belirledim. Karşımdaki düşmanın elinde roketatar olduğunu fark ettiğimde, zamanın daraldığını anladım. Eğer ateş ederlerse, bulunduğumuz konum tamamen yerle bir olabilirdi. ‎ ‎“Roketçiyi indiriyorum!” diye bağırarak nişan aldım ve tetiği çektim. ‎ ‎Kurşunum tam göğsüne saplandı. Düşman yere yığılırken, diğerleri paniğe kapılıp siper aldı. ‎ ‎Ancak biz zaman kazanmamıştık, yalnızca süreyi uzatmıştık. ‎ ‎Helikopterlerin sesi uzaktan duyulmaya başlamıştı. Hava desteği yoldaydı. ‎ ‎Ama bu gece daha bitmemişti. Ve biz, savaşın en sıcak anına yeni girmiştik. ‎ ‎ ‎ ‎ ‎Gecenin içinde yankılanan silah sesleri, savaşı bizzat kulaklarımıza fısıldıyordu. ‎ ‎Elimdeki tüfeğin tetiğini tekrar çektim. Karşımdaki düşman, alnından vurulup yere devrildi. Ancak boşlukları hemen dolduruyorlardı. Bu adamlar sıradan militanlar gibi hareket etmiyordu. Koordine çalışıyorlar, birbirlerini kolluyor ve çatışmaya anında karşılık veriyorlardı. ‎ ‎Gözlerim hızlıca çevreyi taradı. Konumumuz giderek kötüleşiyordu. Açık alandaydık ve düşman mevzilerini terk etmiyor, yoğun bir baskı uyguluyordu. ‎ ‎Telsizden Murat’ın sesi geldi. “Komutanım, kuşatılıyoruz. Sol kanadı kaybediyoruz!” ‎ ‎Gözlerimi hızla sol tarafa çevirdim. Haklıydı. Kampın doğusundan gelen militanlar, bizi yandan sarmaya başlamıştı. Eğer buraya bir çözüm bulamazsak, sıkışıp kalacaktık. ‎ ‎Geri Çekilme ve Karşı Saldırı ‎ ‎“Selim, makineliyle sol kanada yoğunlaş! Efe, sis bombası at!” diye bağırdım. ‎ ‎Efe, belindeki bombayı hızla çıkardı ve pimini çekerek fırlattı. Birkaç saniye içinde bölge gri bir sisle kaplandı. Ancak bu sadece birkaç saniyelik bir avantaj sağlayacaktı. ‎ ‎“Baran, Murat, benimle gelin! Kampın kuzeyinde boşluk var, oraya sızacağız. Selim, Efe, siz de bastırma ateşiyle dikkatlerini dağıtın!” ‎ ‎İkili başlarını salladı ve ateşe devam etti. Biz üç kişi hızla sisin içine daldık ve kuzey hattına yöneldik. Gözlerim, sisin arasından parlayan kızıl ışıkları seçti. Düşman, ısrarla bizi göremeyince rastgele ateş açıyordu. ‎ ‎Baran, düşük sesle konuştu. “Komutanım, eğer kuzeye ilerlersek, mevzi kazanırız ama kampı tamamen kaybedebiliriz.” ‎ ‎Kararımı verdim. “Başka çaremiz yok. Önce hayatta kalmalıyız.” ‎ ‎İleri atıldık. ‎ ‎Önümüzde, hafif eğimli bir tepeden aşağı inen patika vardı. Düşman buraya henüz yönelmemişti. Ancak oraya varmadan önce nöbet kulübesini geçmemiz gerekiyordu. Orada bir nöbetçi vardı. ‎ ‎İşaret ettim, Baran hemen anladı. Susturuculu tabancasını çıkarıp tek atışla adamı indirdi. Nöbetçinin bedeni, ses çıkarmadan yere yığıldı. ‎ ‎Tam ilerleyecektik ki telsizden bir patlama sesiyle beraber gelen çığlık duyuldu. ‎ ‎“Selim vuruldu!” ‎ ‎Donakaldım. Gözlerim istemsizce geriye döndü. İçim buz gibi oldu. ‎ ‎Kayıplar ve Hesaplaşma ‎ ‎Telsizden Efe’nin sesi geldi. “Komutanım, vuruldu ama yaşıyor! Çekiyoruz ama düşman makineliyle tarıyor!” ‎ ‎Çenemi sıktım. Selim’i geride bırakmak bir seçenek bile değildi. Onu orada bırakmak, bir kardeşi mezara gömmekle eşdeğerdi. ‎ ‎“Tamam,” dedim. “Dayanın, geliyorum!” ‎ ‎Baran, kolumu tuttu. “Komutanım, bu intihar olur. Bizi de kaybedersin.” ‎ ‎Biliyorum. Ama savaş bazen kayıplarla ilerler. Ve biz özel harekâtız. Burada korkuya yer yok. ‎ ‎Telsizi sıkıca tuttum. “Efe, konumunu söyle!” ‎ ‎Telsizden nefes nefese gelen sesi duydum. “Güney hattında, bir kayanın arkasındayız. Selim’in karnından vuruldu, ama kanamayı durdurduk!” ‎ ‎Güney hattı. Yani tam düşman mevzilerinin bastırma ateşi açtığı yer. Gözlerimi kapatıp bir saniye düşündüm. Tek çözüm, dikkatlerini dağıtmaktı. ‎ ‎“Murat,” dedim, “patlayıcıları hazırlayın. Onları oradan çıkarmamız lazım.” ‎ ‎Murat anında harekete geçti. Sırt çantasından iki tane C4 çıkardı. “Kampın ana yakıt deposuna koyacağım. Patlatınca kaos yaratırız.” ‎ ‎Bu kaosu kullanarak Selim’i çekebilirdik. ‎ ‎Baran’la birlikte Murat’ı koruyarak yakıt deposuna ilerledik. Düşman yoğun ateş açıyordu ama tam konumumuzu belirleyememişlerdi. ‎ ‎Murat, patlayıcıları yerleştirdi ve başıyla onay verdi. ‎ ‎Telsize döndüm. “Efe, patlamadan hemen sonra harekete geçin. Biz sizi karşılayacağız!” ‎ ‎C4’ü uzaktan tetikledim. ‎ ‎Cehennemin Kapıları Açılıyor ‎ ‎Büyük bir patlama sesi duyuldu. Kampın içi bir anda alevlere boğuldu. Yakıt deposunun infilakı, çevredeki cephaneliği de tetiklemişti. Şok dalgası, düşmanı sersemletti. ‎ ‎Bunu fırsat bildik. ‎ ‎Baran, Murat ve ben hızla geriye koştuk. Efe, yaralı Selim’i omzuna almış, ağır adımlarla ilerliyordu. ‎ ‎“Kapıyı açtık, hadi çıkın!” diye bağırdım. ‎ ‎Efe hızlandı. Baran, yanından geçen bir düşmanı bıçakla indirdi. Murat ise makineliyle geri çekilme ateşi sağlıyordu. ‎ ‎Ama düşman da çabuk toparlanıyordu. Arkamızdan ağır silah ateşi başladı. ‎ ‎“Koşun!” diye bağırdım. ‎ ‎Son anda, bir roket patlaması yerimizi sarstı. Hepimiz yere savrulduk. Toz bulutunun içinden kalkmaya çalışırken, çevremde yankılanan çığlıkları duydum. ‎ ‎Baran ayağa kalktı ve üzerindeki tozu silkti. “Herkes iyi mi?” ‎ ‎Efe, Selim’in başını kontrol etti. “Bilinci açık ama çok kan kaybetti. Buradan çıkmalıyız.” ‎ ‎Telsizime elimi attım. “Kartal-1, burası Kurt. Hava desteği ne durumda?” ‎ ‎Cevap birkaç saniye sonra geldi. “Hedefe ulaşıyoruz, işaretleme yapın!” ‎ ‎Elimi cebime attım ve lazer işaretleyiciyi çıkardım. Düşmanın en yoğun olduğu noktaya doğrulttum. ‎ ‎Telsizden soğuk bir ses duyuldu: “Onaylandı. Angajmana giriyoruz.” ‎ ‎Birkaç saniye içinde, gökyüzünde çığlık atan jet motorlarının sesi duyuldu. Ve ardından ölüm geldi. ‎ ‎F-16’ların attığı bombalar, düşman hattını yerle bir etti. Birkaç saniye süren dehşet, yerini sessizliğe bıraktı. ‎ ‎
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD