Bölüm 5: Beyaz Gülün Sırrı - I

1663 Words
Dingin gölü dalgalandırıp avluyu birbirine katan fırtına kuvvetlenirken Adrién onu bulmuş ve ayağa kaldırmıştı. Kardeşinin yardımı ile yürürken fırtınada sırılsıklam olmuş kıyafeti üzerine yapışıyor ve içini seçiyordu. Islak eteği her adımında bacaklarına dolanıyor, saçları yüzüne ve boynuna yapışıyordu. Bedeni histerik bir titremenin esiri olmuş, doğru düzgün nefes bile alamıyor sık sık tıkanıyordu. Buzlu bir suyun içinde yüzüyormuş gibi gelen bulanık hisleri eşliğinde kendini birden arabanın içinde buldu. Ağlayan sesi kulaklarına ulaştıkça daha çok ağlıyor ağladıkça yükselen fırtına daha çok yeri yok ediyordu. Yaptığı her şeylerin hep çok geç farkına varıyordu. Gerçeklikle olan bağının inceliğine bile araba sarayı terk ettikten bir süre sonra farkına varabildi. Zihni, bedeni, duyguları ve manası kontrolden çıkmışçasına savruluyordu. Daha çok sıktı yumruklarını. Hissizlik hafifleyip yeniden hissedene kadar daha çok ve daha çok sıkma emri verdi kaslarına. Sanki felçli gibi belli belirsiz hissedebildiği uzuvların yeniden canlanması zihninin canlanmasından daha az sürmüştü. Önce bedeni hissetmeye sonra karanlık zihni durumu kavramaya başladı. Nerede ve ne halde olduğunu, bu noktaya nasıl geldiğini anlamaya başladı. En güçlü alkolden daha kötü vuran bir kendinden geçmişlikte boğuluyordu ve yüzeye çıkarılmıştı. Adrién tarafından… Etrafına sarılan yumuşak bir şey hissetti ve başını tatlı sıcak hisse doğru daha çok gömdü. Adrién’nin göğsüne yaslanmış olduğunu fark edebildiğinde kendisi için dik duran Adrién’e daha çok üzüldü. Bunu ona yapamazdı ama olmuyordu, Adrién’i kendi yıkılmışlığından dahi koruyamıyordu. Kardeşinin göğsünde, hiç sonu gelmeyecekmiş gibi duran ağlamasına engel olamıyordu. Kalesinin surları düşen bir kraliçe gibi tahtında oturup ölümü bekliyordu. Tek başına daha ne kadar sürdürebilirdi bu savaşı? Adrién… Sarılışına sığınırken başını okşayan bir el ile yüzünü genç adamın göğsüne daha çok gömdü. Islan gömleğinin altından kardeşinin sıcak tenini hissedebiliyordu. Boğuk hıçkırıkları arabanın içini dolduruyor Adrién ise kendisini teselli etmeye çabalıyordu. Geçeceğini söylüyordu genç adam ama her şey çoktan geçmişti. Réene için bir kelebek ömrü kısalığında geçip gitmişti yaşam. Aksini yapamadığı için uzun zamandır hayatta kalmaya çalışıyordu. Kardeşi kendisine daha sıkı sarılırken Mananın yardım çığlıklarını duyuyordu. Bunca zamandır kendine garezi neydi de neden kendine bu eziyeti yapıyordu o an hiç bilmiyordu. Bu durum aynalara bakmaktan nefret eden haline benziyordu. Yine ve yeniden, kendinden nefret ederken buldu kendini. Açtığı her kapı, çıktığı her yol kendine olan nefretini biraz daha körüklüyordu. Bilinci sessizce Réene’yi terk ederken kendi manasının ve geride ağlayan birkaç küçük mananın yüreğini sıkıştıran feryatları eşliğinde nükseden hıçkırıkları boğuk uğultularla son buldu. Ani vuran baş ağrısı ile manası uyandı. Yavaşça gözlerini açtı ve kasvetli odanın içinde odağını bulamayan bakışlarla zihninin toparlanmasını ve beyninin içindeki karmaşanın susmasını bekledi. Mana derin bir sessizlik içinde varlığını sarmalıyordu. Eğer mananın göğsünü dolduran varlığını hissetmeseydi onun kendisini terk etmiş olduğunu düşünürdü. Büyük yatakta doğrulup çarşafların arasından sıyrıldı. Üstünde ince bir gecelik ve parmak uçlarında küçük yanıklar vardı. Ayağa kalkıp balkona adımladı ve perdeleri çekerek biraz ışığın odayı aydınlatmasını umdu ama balkonun önüne gelince çekilecek bir perde olmadığını fark etti. Büyük, çıplak camların karşısında gördüğü manzara ile kalakaldı. Genç kadın bedeninden taşıp şehre çöken karanlığı ile yıkıldı. Gözünün alabildiği her yer kendi içinde kıvrılan kara bulutlar kaplanmış, feci bir rüzgar ile yeryüzünün sırtına ağlıyordu. Her zaman kendine sırtını dönen yeryüzünü pisliklerinden yağmurlarla temizlemek mümkün müydü? Bir gece de vuran bir fırtına olarak kalacağına inanmak bir peri masalına inanmakla aynı şeydi. Sıkıntılı bir nefes vererek balkonun kapılarını açtı ve göğsünde yatan kırgın mananın havanın her yerine işlemiş, biraz öfkeli mana ile kucaklaşmasına izin verdi. Kırgın, pişman ve özlem dolu hissederek kendini affetmeye çalıştı. Mana, annesine kavuşan bir çocuğun coşkusuyla karşıladı kendisini. Omuzları üzerinde dolanıp bir kedi gibi boynunun girintisine sokuluyordu. Tıpkı kendisi gibi yorgun ve kırgındı. Biraz da gücenmişti aslında. Genç kadın kendisiyle yıllardır hiç iletişim kurmuyor onun tüm çabalarına rağmen kendisini görmezden geliyordu. Balkona adımlayıp yağmurun altına girdi. Başını gökyüzüne kaldırdığı vakit mavi mor yıldırımlarla aydınlanan karanlık bulutlar kendini karşıladı. Hoş geldin diyordu varlığın manası. Bize, kendine hoş geldin… Balkonun kapısını açık bırakarak odanın içine geri döndü. İçeriye dolan güçlü sert rüzgarlarla birlikte banyoya girdi. Dört sütunla çevrelenen havuzun basamaklardan inerek geceliği ile soğuk suyun içine girdi. Yavaş yavaş güçlenen manasıyla rüzgarına karışan çiçeklerin kokusunu alıyordu. Havuzun suyu her adımında yükselerek ince geceliği bacaklarından kalçasına doğru sıyırmaya başladı. Havuzun tam karşısında kalan cam duvardan faleze vuran dalgaları ve göğü aydınlatan yıldırımları gördü. İşte Réene’nin sahip olduğu mananın gücü buydu. Doğrudan rüzgarına dokunan her varlığı korkunç bir hassasiyetle hissediyordu. Bu hiç durmadan yazı yazmaya benziyordu. Bir süre sonra ne yazdığı anlaşılmayan çirkin karamalara dönüşecekti. Mana için yeterince güçsüz kaldığında, tüm bunlar o zaman bitecekti. Soğuk suya kolayca uyum sağlayan bedeni göğsüne ulaşan suyun içinde geriye doğru kayıp gömüldü. Kriz sonrası gelen ani sakinlik hali yavaş yavaş dağılıyordu. Yeryüzünden millerce yukarıdaki karmaşanın yoğunluğunu ve toprağı havalandıran rüzgarın keskinliğini iliklerine kadar hissedebiliyordu. Suyun yüzeyine çıktığında oksijensiz kalışını ancak fark edebildi. Islak kirpiklerini aralayarak cam tavandan görünen bulutlu göğü izledi. Varlığın manasının düzensiz enerjisini hissedebiliyordu. Esas fırtına daha kopmamıştı ve genç kadın esas fırtına koptuğunda yaşamıyor olmayı diledi. Genç kadın üzerindeki uzun kimononun kuşağını bağlayarak odasından çıktığında kapısında bekleyen baş kahya ile karşılaştı. “Günaydın hanımım.” derken önünde eğilerek kusursuz bir reverans yaptı yaşlı adam. “Günaydın Benjamin.” dedi zar zor çıkan sesiyle. Sesi büyük ölçüde kısılmış ve oldukça boğuk çıkıyordu. Boğazında toz yutmuş gibi çok rahatsız edici bir his vardı. Hissi geçirmek için birkaç kez öksürdü ve öksürdükçe yırtılmış gibi acıyan boğazı ile yüzünü buruşturarak yavaş adımlarla Adrién’in odasına adımladı. “Beyefendi kahvaltıda hanımım.” diyen Benjamin’in sesiyle duraksadı. Koridorda yaşlı adamın kendisine yetişen adımları eşliğinde merdivenlere ulaştı. Merdivenlerden inerken yaşlı adamın tedirgin sesini yeniden duydu. “Misafirleriniz var hanımım.” Duydukları ile omzunun üzerinden yaşlı adama baktı. Göz altları şiş ve yüzü solgun görünüyordu. “Dewa nerede?” diye sordu. “Dewa hanım henüz gelmediler.” derken bakışlarını yere indirdi. Anladığını belirten bir baş sallaması ile sordu. “Misafirleri Adrién mi karşıladı?” Adam kendisini sessizce onaylarken merdivenlerden biraz daha hızlı adımlarla indi. Büyük girişin sağında kalan konuk odasına ilerlerken loş koridoru aşıp büyük cam duvarlarla kaplı odaya girdi. Uzun masanın iki yanında karşılıklı oturan Adrién ve Marinka’yı gördü. Felix’te hemen ablasının sağında oturuyordu. Marinka’nın sarı saçları kalın bir örgüyle toplanmıştı ve Réene’nin görebildiği kadarıyla lacivert dik yakalı bir tunik giyiyordu. Masaya ilerlerken odada gezinen sıcak mananın yoğunluğu dikkatini çekti. “Hoş geldiniz ve kusuruma bakmayın lütfen.” derken Marinka ve Felix kendisini karşılamak için ayaklanmışlardı. Marinka sağ elini kendine uzatınca parmak uçlarıyla selamladı onu. Masanın başında kendi yerine geçti ve oturmalarını işaret etti. “Oturun lütfen.” dedi kısık sesiyle. Konuşurken boğazı acıyordu ama sudan bir yudum içerek rahatsızlığını göz ardı etti. Genç bir hizmetli kendisine yeni demlenmiş bir çiçek çayı doldururken anlayışlı bir sesle konuştu Marinka. “Önemi yok. Yorgun olmalısınız.” Diye bir varsayımda bulunduğunda Réene’nin başından aşağı kaynar sular döküldü. Elbette bulutsuz bir gecede çıkan fırtınanın nedeninin kendisi olduğunu herkes biliyordu. Aşağılanmış hissi görmezden gelerek fincanına uzandı. “Bu kadar büyük bir güçle mücadele edebiliyor olmak bile gerçekten takdire şayan.” diyen Marinka’nın sesinde duyduğu takdir ile düşünceleri değişmeye başladı. “Güçlü kadınların güçlü manaları.” diyerek büyük bir gülümsemeyle içinde meyve suyu olan bardağı kendisine doğru kaldıran Marinka’ya dikkatli bir bakış attı. Manası omuzlarının üstünde huzursuz değil aksine sakin ve uysaldı. Bir dost… “İltifatın için teşekkürler Marinka.” dedi o da fincanını kaldırırken. Adrién’in yüzünden geçip giden küçük gülümsemeyi yakaladı. Sıcak manasını oldukça yoğun hissedebiliyordu. “Newa’ya ne zaman döneceksiniz?” diye sordu. Omletinden küçük bir lokma bölerken. “Aslında bende bunun için gelmiştim.” dedi Marinka. Réene bakışlarını genç kadına çevirip konuşmasını bekledi. “Newa’dan uzun süre uzakta kalmam hoş değil.” dedi sıkıntılı sesi ile. Adaların hanımının adadan ayrı kalması elbette hoş karşılanmıyordu. Adalılar ana karadakilere güvenmezlerdi. “Bugün geri dönüyorum.” Réene duyduğu şeyle bir yudum almak üzere olduğu çay fincanı ile donakaldı. Fincanın üzerinden bir kadına bir de Adrién’e baktı. “Eğer sizin için de uygunsa…” dedi Marinka kararlılıkla. “Felix’i Newa senatörü olarak burada bırakmak istiyorum. Sevgili Adrién’e Newa yolunda eşlik eder.” derken gözleri ile Adriénle kesişti. Réene, kolaylıkla gizleyebildiği panik halinden sıyrılıp büyük bir sakinlikle genç kadını onayladı. “Elbette.” Yüzüne yaylan büyük gülümseme ile geriye doğru yaslandı. “Genç Felix’i ağırlamaktan mutluluk duyarız.” Bakışları Felix’e döndüğünde dünkünden genç adamın dün akşamkinden çok daha iyi göründüğünü fark etmişti. Sanki yüzüne renk gelmiş gibiydi. “Aslında teklif sunmanızı hiç beklememiştim.” dedi Marinka. “Neden?” diye sordu Réene. Bir yandan kızarmış sıcak ekmeğine tereyağı sürüyor bir yandan da genç kadının söyleyeceklerini dinliyordu. “Henüz ida olalı birkaç ay oldu. Sevgili kardeşinizi yeni yetme bir kadına emanet edeceğinizi hiç düşünmemiştim.” diyerek tabağına biraz kıymalı börek aldı. Genç kadının kendine güvenen rahatlığı Réene’yi oldukça tatmin etmişti. Görünen o ki genç Marinka annesinin çok daha ötesinde bir kadındı. “Hakkınızda çok şey duydum. Vas Rosa’da oldukça ünlüsünüz.” dedi. “Çok genç yaşta ida olmuşsunuz.” diyerek Réene’ye baktı. Réene kendisini keyifsizlikle onayladı. “Öyle oldu.” “On birdi değil mi?” diyen kadını bu kez başıyla onayladı Réene. “Bu kadar genç yaşta üstelik çok büyük bir toprağa ida olmak.” derken hayranlıkla Réene’ye bakıyordu. “Birkaç yıl önce annemden sizin hakkınızda çok şey duydum. Bir sadakatsizin cezası konusunda çok radikal davranmışsınız. Aranızdaki ilişkiden dolayı Vas Rosa sadakatsize karşı ihtiyatlı davranamamanızdan endişeliymiş. Çok genç bir yaşta olduğunuzu ve o yaşta çoğu kadının halen eğitildiğini sanıyorum” dedi. Sonra büyük bir gülümseme ile devam etti. “Ne şanlı bir genç kadın! Marinka, kesinlikle Parzaki idası ile tanışmalısın. Newa böyle bir kadına tapardı, demişti.” Sesindeki coşku Adrién’i de gülümsetmişti. Réene bu cümlelerin ağırlığı altında ezilirken bahsettiği olayı hatırladı. Radikal davranmak. Bunun zorluğunu buna mecbur kalmamış birinin anlaması imkansızdı. Marinka tekrardan konuştu. “Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım.” Réene keskin bakışları ile aksinin olamayacağının temennisini verirken Newa adasının varisi otoritesi karşısında ezildi. Réene annesinin tahtına çok genç yaşta geçmiş olabilirdi ama o her daim Swarovski’di. Daha Zoya kadın egemenliğini ilan etmeden önce, Swarovski’nin kadınları soğuk topraklara hükmediyordu. Réene’nin üstünlüğü karşısında tatmin olan manası odada bulunanların üzerinde yakıcı bir ağırlık olarak çöktü. Parzaki idası, manasının karşısında ezilenlere karşı evcil ejderhasıyla övünen bir ateş prensi kadar mağrur duruyordu. Belki de bir ateş prensi onun kadar mağrur durabilirdi kim bilir?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD