Yıldız Demirtaş,
Tuvaletten çıktım. Ayakkabılarımı değiştirmiş, saçım başım yerinde, yürürken bile dikkatliydim artık. Düşmek yok. Düşünmek de yok.
Salona geri döndüğümde müzik hafifçe değişmişti, insanlar artık pastadan yemeye başlamış, bir kısmı dans ediyordu. Annem beni görünce hemen seslendi:
“Yıldız nerdeydin sen kızım?”
“Ayakkabı vurdu anne, değiştirdim hemen.” dedim, spor ayakkabıyı göstermek istercesine hafif kaldırarak.
Tam o sırada ablamı gördüm. Elif ablayla beraber gülüşerek bir köşede duruyorlardı. Gözüm istemsizce Rüzgar’ı aradı. Ve buldu. Salonda karşı köşede ayakta durmuş, biriyle konuşuyordu ama… ara sıra gözü bana kayıyordu.
Ben de hemen başka yöne baktım.
“Sakin ol Yıldız. Hem senin derdin ne? Sana ne, kime baktığından? Sen kendinle ilgilen.”
Tam arkamı dönmüştüm ki Elif abla ve Ablam yanıma geldi.
“Kız sen nereye kayboldun?” dedi Elif abla.
“Ayakkabıyı değiştirdim sadece.” dedim.
Deniz hafifçe başını salladı. Sonra da hiç yapmayacağı bir şey yaptı, gözlerini kaçırarak sordu:
“Şey… birazdan toplu bir şeyler yapacağız. Rüzgar da kalacakmış galiba, Umut söyledi.”
“Hı…” diyebildim sadece.
Ne diyecektim ki? Sevinsem mi, bozulup uzak mı dursam bilmiyordum.
Rüzgar bir anda gözümde biraz fazla gerçek olmuştu.
Ama ben kendime bir söz verdim:
“Bu gece bitecek az kaldı. Kafanı karıştırma. Hele ki bir çocuk yüzünden asla.”
Sonra müzik biraz yükseldi, Elif abla beni dansa çekti. Gülmeye başladım. Ama aşırı gergindim. Dönüp bir bakayım dedim… Rüzgar yine oradaydı. Bu kez yüzünde hafif bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
Ve ben…
Sadece gülümsedim.
Biraz ayak uydurmaya çalıştım ama asla dans etmeyi beceremiyorum. O yüzden hemen kaçtım. Tam lavaboya doğru gidiyordum ki Lina abla fark etti.
“Yıldız, iyi misin?” diyerek beni durdurdu.
“İyiyim abla, sağ ol. Şey... sıkıştım da,” dedim bir anda.
“Emin misin? Yeni gelmedin mi ordan?”
“Biraz midemi bozmuşum da,” dedim sessizce.
Sonra hızla lavaboya gittim. Offf, bu gece artık bitsin...Aynaya baktım. Bu... Bu ben değilim ki! Offf, eve gitmek, yatağıma yatmak istiyorum artık!!!
Yanıma Mavi teyzemin kızı Irmak geldi.
“Yıldız! Ne yapıyorsun burada?”
“Şey... geliyordum ben de şimdi.”
“Hadi ama, millet gidiyor.”
“Aa, öyle mi?”
“Evet, ama gençler dışarı çıkacakmışız.”
“NEEE?”
“Hadi gel,” diyerek kolumdan tutup beni çekiştirdi.
İçeri geldiğimizde gençler hepsi bir aradaydı. Ablam Deniz, sonra Elif abla, Umut abim veee... o. Yani Rüzgar. Ona da mı 'abi' demeliydim?
Offf, bilmiyorum...
Utanarak yanlarına gittim.
Sonra ablam bana dönüp,
“Hadi bakalım, ilk bar deneyimine hazır mısın?”
“Ne? Ne barı abla ya?” dedim. Ama o an 'abla' deyince kendimi Rüzgar’ın yanında çok küçük hissettim.
Zaten Deniz’e bazen 'abla', bazen sadece 'Deniz' derdim ama o hep kızar, “Ben senin ablanım,” der dururdu. Gene Deniz diye hitap etsem? Ama şimdi herkesin içinde beni bozarsa daha kötü olabilir. Neyse...
Deniz’in “bar” demesiyle birlikte midemde bir şeyler düğümlendi sanki.
“Bar mı? Gerçekten mi?”
Ben topuklu ayakkabıyı bile iki saat dayanamayıp çıkaran kızım. Şimdi gece kulübü, bar falan mı? Buna hazır mıyım?
Kesinlikle Hayır!
Ama Irmak heyecanla yanımdaydı. Elimi tutup sıkınca bir şey diyemedim. Umut zaten çoktan kapıya yönelmişti.
" Kuzey dayım sizi bana emanet etti kızlar hadi bakalım gidiyoruz" dedi.
Elif abla Deniz’i dürtüyordu,
“Hadi hadi ilk giden yer kapar!” diye. Ve Rüzgar…
Sessizce orada durmuş, elleri cebinde bana bakıyordu.
Ne çok bakıyor bu çocuk böyle ya?
“Gelecek misin?” dedi Irmak.
“Hı… bilmem...” dedim ne diyeceğimi bilemeden. O an umut abim atladı,
" Herhalde gelecek onun doğum günü için gidiyoruz ya zaten. Değil mi Yıldız?!" deyince bana gene söz hakkı kalmamıştı.
" Evet " deyiverdim istemsizce.
Ağzımdan çıkınca çoktan kabul etmiş oldum zaten. Artık kaçış yoktu.
Arabaya doluştuk. Umut ve Rüzgar önde, Umut kullanıyordu. Arka koltukta ben, Irmak ve Elifle Deniz hepimiz doluşmuştuk.
Yolda herkes kahkahalar atıyor, gülüyor,
“ilk bara giriş kutlaması” esprileri yapılıyordu. Ben sadece camdan dışarı bakıyordum. İçimden,
“Yıldız sen ne yapıyorsun ya…” deyip duruyordum.
Bara geldik. İçerisi kalabalıktı ama müzik hoştu, ortam şıktı.
Rüzgar kapıyı açıp önümden çekildiğinde göz göze geldik.
“Buyur küçük hanım.” dedi hafif alaycı bir gülümsemeyle ve sessizce.
Gözlerimi devirdim ama teşekkür eder gibi kafamı salladım. Ve içeri girdim.
Bir yanım heyecanlıydı, diğer yanım korkuyordu.
Ama sonra Irmak koluma girdi.
“Hadi gel, önce bir şeyler içelim.”
“Su.” dedim hemen.
“Kızım o ne ya?”
“Su. Buzlu su falan. Limonlu da olur. Yeter ki su olsun.”
Kendime gülümsedim. Yine de burada olmak garipti.
Kendimi büyük biri gibi hissetmek istiyordum ama içimde hâlâ Yıldız’ın o küçük, her şeye aşırı tepki veren, kafası karışık hâli vardı.
Derken… yanımda biri belirdi.
Rüzgar.
Elinde iki içecek vardı. Birini bana uzattı.
“Limonlu soda. Su biraz fazla sıkıcı geldi.”
Baktım.
“Teşekkür ederim.” dedim.
“Bugün seni bayağı yorduk sanırım.”
“Yani… evet. Ama kabahat bende. Yeni şeylere ayak uydurmak kolay değil.”
“Ama uğraşıyorsun. Bu da önemli.”
Bir an göz göze geldik. Gözlerinde alay yoktu bu sefer. Sanki gerçekten beni anlıyormuş gibiydi.
O sırada Umut abim arabayı park etmeye gitmişti. Ablamlarda girer girmez lavaboya koştular. Irmakta içecek diye gitmişti ama...
Ben tam ne diyeceğimi bilemeden Irmak geldi hatta yetişti desem daha doğru olur.
“Hadi dansa gidiyoruz!”
“Yok ben…”
“Yıldız artık bahane yok. Bak Rüzgar da geliyor.”
“Ben…”
Ama diyemedim. Çünkü Rüzgar zaten arkamdan geliyordu.
Ve o an içimden geçirdim:
“Yıldız... artık büyüyorsun galiba.”
Ama dans... aslaa bana göre değil. Bu... Bu sadece rezillik olur! Hemen durdum ve arkama döner dönmez Rüzgara çarptım.
" Aayyy pardon"
" Ne oldu?"
" Şey ben kendimi iyi hissetmiyorum da." dediğimde sesimi duymak için iyice eğilince bir tuhaf oldum.
O sırada umut abimde geldi. Kolunu bana atarak ,
" Eee doğum günü çocuğu ne yapıyoruz şimdi?"
" Abi ben iyi değilim." dedim kulağına.
" Nee? E bu şimdi mi söylenir ama olmadı böyle Yıldızım yaa"
Sonra ablamlarda geldiler. Makyajlar tazelenmiş... Benim desen rujum bile kalmamıştı dudağımda. Ama bildiğim bir şey varsa o da burasının bana göre olmayışıydı.
Deniz ve Elif hemen dans etmeye geçmişlerdi. Umut abim ise bana bakıp,
" İyisin iyi. Kötü olursan gideriz ufaklık." deyip o da ablamların yanına gitmişti. Irmak zaten oradaydı.
Ben sap gibi Rüzgar’la orada kala kalmıştım. Ayakta dikiliyorduk. Ne diyeceğimi, nereye bakacağımı bilemiyordum. Müzik ritmini yükseltmişti, etraf renkli ışıklarla parlıyordu ama benim içimdeki huzursuzluk gitgide büyüyordu.
Rüzgar, hâlâ elimde tuttuğum limonlu sodaya baktı.
“İçmedin bile.” dedi.
“Unuttum sanırım...”
“Yoksa hâlâ kötü mü hissediyorsun?”
“Biraz.” dedim, gözlerimi yere indirerek.
Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra birden,
“İstersek dışarı çıkabiliriz. Daha sessiz bir yere.” dedi.
Şaşırdım.
“Sen eğlenmiyor musun?”
Omzunu silkti. “Senin kadar.”
Bir an durdum. Gitmek mi kalmak mı… Ama dışarıda hava daha serin, daha sessizdi. İç sesim “kaç” diyordu.
“Tamam,” dedim. “Biraz hava iyi gelir.”
İkimiz yan yana çıkarken arkamızdan Irmak’ın sesi geldi:
“Eyy Yıldız! Kaçamazsın, ona göre!”
El salladım sadece. Gülmeye çalıştım ama içimdeki tuhaf his geçmiyordu. Ve o an ablamla göz göze geldik. Bizi beraber dışarı çıkarken gördü. Kendimi kötü hissettim.
Kapının önüne çıktık. Hava serindi, hafif rüzgâr esiyordu. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu ama en azından artık nefes alabiliyordum. Rüzgar ellerini cebine sokmuş, yanımda sessizce duruyordu.
“İlk bar deneyimi biraz zorlu geçti galiba.” dedi gülümseyerek.
“Beni dışarı çıkarmak ya daa düşerken tutmak için özel görevli filan mısın sen?”
“Yok canım" dedi gülerek "Sadece... ilk kez birini böyle kaçarken gördüm.”
“Benim sosyal becerilerim biraz... dövüş temelli.”
“Fark ettim.”
İkimiz de güldük bu sefer.
“Sen hiç zorlandın mı böyle kalabalıklarda?”
“Tabii ki. Ama ben genelde numara yapıyorum.”
“Nasıl yani?”
“Sanki çok rahatmışım gibi davranıyorum. İçim kıyamet, ama dışım serin.”
“Benimki dışa da vuruyor galiba.”
“Biraz,” dedi gülerek. “Ama tatlı bir şekilde.”
Bir an sessizlik oldu. Sonra cesaretimi topladım.
“Şey... sen gerçekten Umut’un kuzeni misin?
“Evet.”
“Yani... bayağı kuzen?”
“Babalar kuzen, biz de işte böyle yarım kuzen falan... Ama aileden sayılırız.”
“Vay be...” dedim. “Hayat ne tuhaf.”
“Değil mi? Metroda başlayan hikâye, bara kadar geldi.”
İkimiz de sustuk. Göz göze geldik yine. Bu çocuk neden böyle bakıyor ya...
“Yıldız?” dedi aniden.
“Hı?”
“Bence sen dans etmeyi biliyorsun ama sadece orada olmak istemedin.”
Şaşırdım.
“Yani... belki.” dedim ama odamda yaptığım saçma dansı görse bu dediğinden utanırdı bence.
“Bundan utanma. Ben de bazen kalabalıklara karışamıyorum.”
“Sen mi?”
“Ne sandın? Ben de insanım.”
Gülümsedim.
O sırada içeriden gelen bir kahkaha tufanı bizi böldü. Elif abla resmen bağıra bağıra gülüyordu.
Rüzgar yanağını kaşıdı.
“İstersen seni eve bırakabilirim.”
“Yok, olmaz. Ablam kızar.”
“İzin alırız. Hem senin doğum günün değil miydi?”
“Evet ama...”
“En azından doğum günün güzel bitsin.”
Kararsız kaldım. Tam o sırada Umut abim kapıdan çıktı.
“Ne yapıyorsunuz siz burada?”
“Biraz hava almaya çıktık,” dedim hemen.
Umut bize baktı, bir bana bir Rüzgar’a.
Yanlış anlayacak diye içim gitti.
“İyi. Ama çok uzaklaşmayın. Bakıyorum da, doğum günü çocuğu büyüyor artık.”
Bu gece bitsin, bu gece bitsin, bu gece bitsin...