5. Gerçek Bir Randevu

2549 Words
Sanki onlarca kavanozun içine sıkıştırılmaya çalışılan 3 parçaya ayrılmış ıslak fasulyeler gibi hissediyordum beynimi. Üstten çöktükçe çatırdıyor, sıkışıyor büyük bir karmaşanın içerisinde kalıyordum. Beynim, her tarafı işgal edilmiş bana tek bir boşluk bile bırakmamak adına bir sürü şeyle uğraşıyordu. Vücudumdan yavaşça deliklere doğru akan su aklımın en azından belirli bir an rahatlamasına neden oluyor ardından tekrar beynimde dönüp dolaşan ne yapacağım sorularına yanıt bulmaya çalışıyordu. Kendimi tamamen temizlenmiş hissettiğimde banyodan artık çıkmam gerektiğini idrak etmiştim ama buradan çıktıktan sonra başıma gelecek olaylara katlanmak istemiyordum. Bu fikirle üzerime havluyu sardım ve buharlanmış aynayı elimle sildim. İçime sığmayan nefeslerimi hızlı hızlı kesik bir şekilde almak beni daha da dehşete sürüklüyordu. Sakin olmalı, inatçı kardeşim yüzünden yapmak zorunda olduğum basit bir randevuya hazırlamalıydım kendimi. Fakat sakin kalmak benim lügatimde hele ki böyle durumlarda pek de mümkün değildi. Dün gece başıma bu belayı sararken oldukça umursamazdım halbuki. Dün resmen Mine holding de beni gıcık etmek için Turgut Bey'e yaptığım her şeyi anlatmış beni Turgut Bey'in gözünde büyük bir mafya haline getirmişti. Şirketten ayrılmak istediğimi sezip beni çıkmaza sürüklemek için yapmıştı her şeyi. Oysa boş verseydi ve her şeyi o yapmış gibi gösterseydim şimdi Turgut Bey'in bir numaralı elemanı ben değil o olurdu. Asıl istediği şey de bu değil miydi zaten? Bu kadınları anlamak bazen zor oluyordu. Üstelik benimle çalışmak istemeyen kişi kendisiydi. Her neyse en azından elime yüklü miktarda para bırakmıştı Turgut Bey. Buna sevineyim derken kardeşim sevincimi kursağımda bırakarak bana bin bir sorulu bir sözlü yapmış ardından cevaplamadığım her soruda kendi istediğini yaptırmaya çalışmıştı. Ne yazık ki kardeşimin bir mafya çırağı olduğumu öğrenmemesi için bu teklifi vurdumduymaz bir şekilde kabul etmiştim. Hayır ona neydi benim sevgilimin olmayışından değil mi? Bunu asıl dert eden ben olmalıydım ki galiba dert etmeye başlamıştım. "Hadi abi daha hazırlanacaksın. E tabi ben de senin kadar pis olsaydım o banyodan bir gün boyunca çıkmazdım haklısın. Yine de acele etmen gerek. Geç kalmanı istemeyiz." Banyo kapısının ardından duyulan tiz sesiyle suratımı buruşturdum. Evet ikimizde bunu istemeyiz hele sen daha fazla istemezsin benim geç kalmamı. Kafamı olumsuz anlamda sallayarak çıktım banyodan. Odama girip benim için hazırladığı kıyafetlere şöyle bir göz attıktan sonra giyinmeye başladım. Gayet sıradan her zamanki Özgün olmuştum. Aynanın karşısına geçip saçlarımı kurutmaya çalıştım artık onları kestirmem gerektiğini gözümü kapatan tutamlardan anlamıştım. Saçlarımı dağıttım ve gözüme gelmelerini engelledim. Bu esnada radarıma takılan şey bir çift su yeşili gözdü. "Oysa ne kadar güzel gözlerin var..." Aklıma gelen cümle ile sırıttığımı fark edince hemen eski düz halime geri döndüm. Bana karşı bulunduğu bu iltifat güzel olsa bile kız benden nefret ediyordu. Komedinde duran kemik siyah gözlüğümü alıp gözlerime yerleştirdim ve puf! Dünya daha harika bir yere dönüştü ya da net mi demeliydim kararsız kalmıştım. Hazırdım hele bir de kapüşonlumu buldum mu iş tamamdı. Mine ile ilk buluştuğumda olduğu gibi aptalca bir hale bürünmediğim için kendi kendime şükrettim. Neydi o halim içler acısı... Salona geçtim ve Nilay'ı cama çıkmış gazeteyle camları silerken gördüm! Hemen harekete geçtim ve kızı belinden tutarak yere güvenli zemine bıraktım. "Düşmek mi istiyorsun Nilay! Kaçıncı katta olduğumuzdan haberin var mı saman kafa!" Bunu söylerken elimle cidden samana benzeyen kafasını ittim. Bana kaşlarını çatarak homurdandı. "Ev bu kadar pis olunca risk alıyorsun işte naparsın!" Gidip camı kapadım ve onaylamadığımı belli eden bir tavır takındım. "Ben çıkıyorum kapüşonlum nerde?" dedim temiz kokan salonda göz gezdirerek. Cidden her taraf nasıl bu kadar temiz olmuştu hayret. Oysa ben buranın doğal görüntüsünün bu olduğuna karar vermiştim 3 yıldır. "Onu giyemezsin yıkadım, zaten baya eski bir şey boş ver onu. Hem şunu da bana ver." demesiyle gözlük gözümden uçtu ve Nilay'ın arkasında sakladığı ellerine hapsoldu. "Seninle uğraşamam Nilay hadi ver şunu da gideyim." dedim elimi ona doğru uzatırken. Bana tek kaşı havada baktıktan sonra haince sırıttı. "Hayır vermeyeceğim!" demesiyle kendini odama tıkması bir oldu. Ben daha ona yetişemeden kapıyı da üzerine kilitledi. "NİLAY!" Zaten yeteri kadar stresliydim bir de gözlüğüm olmazsa hepten tuhaf bir hale bürünecektim! Tam beş dakikadır odanın kapısını açmasını söylememe rağmen inatla kapıyı açmadı. Bir an içimden kapıyı kır diye geçirsem de ev sahibinin buna pek de iyi gözle bakmayacağını anladım. Saat ilerlemeye, buluşmam gereken kafeye geç kalmaya dakikalar kala evden çıktım ve dolmuşla uğraşmak yerine taksiye binmeyi tercih ettim sonuçta artık daha zengin bir adamdım ben. On dakika içinde kafeye ulaştığımda rahat bir nefes aldım. Neyse ki geç kalmamıştım bir açıklama yapmak zorunda değildim. Gidip kimsenin bizi rahatsız edemeyeceği bir masa ayarladım kendime ve yerleştim. Umarım kız kafeye girince beni bulabilir diye umut ederken kızın ismini hatırlamadığımı fark ettim. Neydi ki? Nilay dün bana bahsederken ne demişti? Mavi gözlü çilleri var adı da şey... Adı neydi? Kendimi fena bir duruma soktuğumu düşünürken dudaklarımı dişledim. Bir yandan da tırnaklarımla oynuyordum. Of hatırla hatırla Özgün! Neydi? Hatta dalga geçmiştin kendi kendine. "Merhaba?" Soru gibi çıkan bu selamla kafamı başımda dikilen kıza çevirdim. Ah gelmişti işte! "Merhaba..." dedim yutkunarak. Karşıma oturduğunda tırnaklarımla oynamayı kestim ve sakin kalmayı emrettim kendime. Sakin ol isme gerek yok akşam Nilay'dan öğrenirsin ne de olsa... "Nasılsın?" Oldukça sevecen olan bu kız açıkçası pek de dikkatimi çekmemişti. Sesi de temkinli çıkıyordu ayrıca benden küçük olduğuna da kesinlikle emindim. "İyiyim." dedim kızı değerlendirmem bittiğinde. Göz ucuyla bana bakıyordu, neden? "Ben iyiyim." dedi daha sonra sessizce. Sanırım cümlenin sonuna 'sen' koymayı akıl edememiştim. Nedense onun nasıl olduğuyla ilgilenmiyordum. Aklımda sadece tek bir yüz vardı ve ben buna sinirleniyordum. Düşünmemelisin Özgün... "Hoş geldiniz ne alırsınız efendim?" Garson gelip aramızda oluşmamış samimiyeti böldüğünde kendimi daha iyi hissediyordum. Kıza baktım suratını net olarak görmemek sinir bozucuydu ama genel hatlarını çizmiştim. Tombul yanakları vardı ve yumuk mavi gözler. Boyu benden acayip kısaydı ve hiç olgun durmayan bir vücudu vardı. "Çikolatalı pasta ve vişne suyu." dedi oldukça çocuk çıkan sesiyle. Ne yemek istediğimi bilmiyordum ama bende bir çikolatalı pasta ve kola istemiştim. Garson gittiğinde kızla ne konuşmam gerektiğini kestirmeye çalıştım. Kahretsin ki aklıma mantıklı tek bir cümle bile gelmiyordu. Üstelik eminim kız benim çok sıkıcı biri olduğumu düşünüyordu! "Nilay''ın abisisin değil mi?" Bilmiyor muydu ki bunu? Her neyse yine de aramıza bir konu açtığı için memnundum. "Evet öyle peki sen... Arkadaşı mısın?" Kafasını evet anlamında sallarken cevap verdi. "Liseden arkadaşıyım." Hoop işte simdi olmaz! Benden 3 yaş küçüktü. Bunu dert etmeli miydim yoksa her erkek gibi görmezden mi gelmeliydim? Yine de o bir çocuktu gözümde, fazlasını göremiyordum. Acaba Mine kaç yaşındaydı? Ya kız benden büyükse! Bu fikirle suratım kendiliğinden buruştu. "Yakın arkadaş mı?" diye bir soru yönelttim çünkü eğer yakın arkadaşıysa benimle konuşmaya gelmesi bile bir mucizeydi. Nilay benim hakkımda yakın arkadaşlarına her şeyi anlatırdı yaptığım bütün saçmalıkları... "Hayır yani şey... Galiba.." Bocaladığına göre yakın arkadaşı falan değildi. Nilay işini biliyordu. "Nilay bana okumadığını söyledi peki ne iş yapıyorsun?" Harikasın Nilay ya annemlerin kulağına giderse? Ayrıca bu kıza işimden bahsedersem benden korkardı hem de Nilay'a yetiştirirdi. Bunu göze alamazdım Nilay şimdilik işimi bilmemeliydi. "Gizli iş." dedim ve gülümsedim. Kız tek kaşını kaldırdı ve kafasını yana eğdi. O esnada siparişleri masaya bırakmışlardı. Pastamdan yerken kızın bir şey söylemek istediğini fark ettim sanki söyleyip söylememek arasında direniyor gibiydi. En sonunda ağzını açtığında tamamen ona odaklandım. "Yani bence söylemelisin sonuçta ilişkiler güvenle kurulur..." Ağzından çıkan kelimelerin farkında mıydı bu kız! Delirmiş olmalıydı. Bu kızla ilişki falan kuramazdım ben. Bir dakika ama bu izlenimi veriyordum buraya gelmekle. Derin bir nefes aldım ve "Böylesi daha iyi..." demekle yetindim. Suratı asılan kıza bakılırsa gerçekten böyle davranmama bozulmuş olmalıydı. Sessiz sakin bir şekilde pastamızı yerken kızın attığı çığlıkla çatal elimden şangırdayarak yere düştü. "Arı var!" Arı mı var? Gözlerimi kızın saçının tepesinde uçan arıya kilitledim. Kızın çığlıkları kulağımı tırmalasa da transa girmiş bir şekilde vızıldayan arıya odaklandım. Kahretsin arılardan nefret ederdim. "Özgün yardım et!" Yardım? Arının üzerime doğru gelmesiyle hemen masadan kalktım ve diğer masanın arkasına sindim. "Özgün!" Kız hala bana bağırıyordu. Yutkunarak arının gitmesini bekledim ama çırpınıp duran kız arının gitmesinden daha çok beni sok modunda çalışıyordu. Arı sinirlenmişti. Olamaz onu sokacaktı! Biraz sonra garsonlar yardıma geldiğinde ve arı ölüp vişne suyuna düştüğünde içimde tuttuğum nefesi dışarı verdim. Neyse ki... Ama kıza bakılırsa durum kötüydü ağlıyordu. Saklandığım masanın arkasından çıktım ve dikildim. Bu arı barındıran kafeden bir an önce kurtulmam gerekiyordu hem de hemen. Kız topuklarını vura vura dibime girdiğinde kendimi bir felaket senaryosuna hazırladım. "Beni soktu!" Tükürükler saçarak söylediği bu sözün üzerine suratımı buruşturdum. Ama bu kadar yakınımda durduğunda dehşet saçan mavi gözlerini daha net görebiliyordum. Ah baksanıza üstelik cidden çilleri varmış! Ve o yanağında ki şey de ne? Olamaz bu bir arı sokuğu! Kızı omuzlarından iterek kendimden uzaklaştırdım. "Seni korkak!" dedi ve masadan çantasını kaptığı gibi kafeden kayboldu. Etrafıma şöyle bir baktığımda kafedeki herkes bana şaşkınca bakıyordu. İnsanların korkularının olması neden bu kadar tuhaf karşılanıyordu? Hiç bir şey demeden masaya parayı koyduğum gibi kafeden ayrıldım. Bir daha bu kafeye gelirsem ve bir kızla buluşursam iki olsun! Yumruklarımı sıka sıka caddede ayağıma gelen taşa vurarak deniz kenarına indim. Cidden dolmuştum ama şimdi! Kendimi deniz hizası boyunca yapılmış taşa bıraktım ve kafamı ellerimin arasına gömdüm. Zaten kabahat bendeydi neden Nilay'ın lafını dinlemiştim ki sanki? İşte böyle kalırsın Özgün, sap gibi... Önümde duran tozlar uçuştuğunda kafamı kaldırmaya kalmadan suratıma esen rüzgar yüzünden açıkta kalan gözlerimi kapadım. Rüzgar dindiğinde ve gözlerimi açmayı başardığımda ayaklarımın dibinde duran siyah şeyi gördüm. Bu bir tüydü tıpkı geçen defa olduğu gibi rüzgarla gelmişti buraya kadar. Yutkunarak elimi tüye doğru uzattığımda tam da beklediğim gibi tekrar bir rüzgar baş gösterdi ve ona ulaşmamı engelledi. Tüy denize uçmuştu ve şimdi suyun üzerinde öylece sallanıyordu. İçimde beliren arzuyla elim ayağım birbirine dolanmış tüyü elde etmek için savaşa girmişti. Bunu yapamazdım ben yüzemezdim olay sadece yüzmekle alakalı da değildi bu konu hakkında birçok insanın olduğu gibi benim de fobim vardı hatta buna bağlı bir geçmişim. Suya baktıkça aklıma doluşan sahneler canımı yaktığında derin bir nefes alarak boş vermeyi denedim, tüye ulaşmak zorunda değildim ama gözlerim inatla tüye bakmak istiyor onu elime almam için beni zorluyordu. Bunu yapamazdım. İçime aldığım derin bir nefesle tüye baktım. Çok da uzakta sayılmazdı elimi uzatsam alabilirdim değil mi? Elbette neden olmasın... Kıyıya doğru attığım her adımda beynime suda yaşadığım zorluklar geliyor beni vazgeçirmek için çırpınıyordu ama önde gelen şey onu elde etme isteğimdi. Kıyıya dizlerimin üzerine çöktüm ve titreyen parmaklarımı suyun üzerinde yüzen tüye doğru uzattım. Gözlerim korkudan açılmış her an arkadan biri itecekmiş gibi tetikte bekliyordu. Tüye parmaklarım uzandığında ve ellediğimde, tüy daha da uzağa gitti ve ulaşmamı engelledi. Gözüm kararmış bir şekilde tüye baktım. Ne vardı ki suda, sadece su, derin bile değil... Yüzmeyi biliyordun neden yapamayasın... Derin bir nefesle suya atladığımda tüm korkular beynimden silinmiş bir şekilde tüye doğru yüzdü. Yüzebiliyorum evet! Tüye uzandım ve elime aldım. İşte her şey yeni başlıyordu. Gözlerimin önünden giden perdeyle gerçekliği fark ettim. Suyun içindeydim! Tüm korkularım tekrar yerine gelmişçesine dibe batmaya başladığımda çırpınan kollarım ve ayaklarım bana köstek olmuştu. Büyük bir endişe her tarafıma yayıldığında suyun yüzeyinde kalmak için boşuna uğraştığımı biliyordum. Ne bana uzanan bir el ne de suya battığımı fark edecek bir insan vardı kıyıda. Pes etmiş gibi suya battığımda ve tuttuğum nefes yetmez olduğunda gözümün önündeki tüm ışık yok olmuştu. Sonrası ise tamamen karanlıktı... ** "Bir iki üç!" Göğsümden yukarı doğru çıkan bir baskı ve ciğerlerime girmeyen hava... "Tekrar!" Bu defa dudaklarımdaydı bütün baskı... İnatla içime verilmeye çalışılan havayı reddediyor ölmek için uğraşıyordum resmen. Tekrar bir baskı daha ve tekrar... Sonu gelmeyen nefeslerin vücuduma işlememesi kadar vahim bir olay olamazdı şu anda. "Olmuyor!" Duyduğum çığlıkla içime çöreklenen endişe büyümüş ve beni işlevsiz hale getirmişti. "Öldü..." Sessizce söylenmiş bu sözle beynim yerine gelmiş gibi aşağıdan yukarıya doğru hareket eden şeyle kafam yana döndü. Ağzımdan püsküren suların haddi hesabı yoktu. Sonunda su, sona erdiğinde ve ben ciğerlerime kuvvetli bir nefes çektiğimde gözlerimi açabilmiştim. Boğazımda oluşan yanmaya birlikte gözlerimde yanıyordu. "Yaşıyor!" Duyduğum sevinç dolu sözle kafamı yanımda duran kıza çevirdim. Bana bakan açık mavi gözleri ve sarı kıvırcık saçlarıyla gözümde tam da bir melek gibiydi. Hayatımı ona borçluydum. Islak dudaklarımı yukarı doğru hareket ettirmek istedim yani gülümsemek ve ben yaşıyorum demek. Ağzımdan sessiz bir inilti çıktı bunun yerine. Tekrar nefes aldığımda daha iyiydim sanırım. Yutkundum ve doğrulmaya çalıştım. Bu esnada kız da elimi tutarak bana destek olmuştu. Bana tıpkı bir melek gibi gülümsüyor ve gözlerimin içine bakıyordu. İçimden bir his bu kızı tanıdığımı söylese de onu tanımıyordum. İçime doğan bu hisle kaşlarım çatıldı. "İyi misiniz?" Hemen kendimi geri düzelttim ve cevap vermek için dudaklarımı araladım. "İ..iyi..m" Ağzımdan çıkan her kelime boğuk ve kısıktı. Daha sonra çevremde oluşmuş olan kalabalığa baktım. Hepsi bana endişeyle karışık mutlulukla bakıyordu. Bugün bir insanı ölümden döndürmüşlerdi... Gözlerimi kırpıştırarak karşımda dikilen kıza baktım tekrar. "Teşekkürler..." dedim sesimi tekrar bulduğumda. Bana sıcak bir tebessüm yollarken sol yanağında çıkan gamzesine gitti gözlerim. Ne kadar da tatlı bir kızdı bu böyle... "Rica ederim..." dedi daha sonra sadece benim duyabileceğim bir tonda. Ben de ona gülümsedim. "Neyse geçmiş olsun öyleyse..." dedi ve yanımdan kalktı sanki acelesi varmış gibi bana hızlı bir gülümseme yollayıp insanları yara yara gözden kayboldu. İnsanlar da sonunda dağıldığında hala yerde oturmuş olduğumu fark ettim. Bir dakika az önce ne olmuştu? Ben suya mı atlamıştım hangi akla hizmet bunu yapardım! Üstelik sudan korkarken. Korku dolu gözlerle suya baktığımda kafamı hemen geri çevirdim. Bir daha asla tekrarlanmayacaktı bu... "Özgün?" Bu sesi tanıyordum tanımaz olaydım... Mine karşımda dikilmiş spor yaptığı her halinden belli bir şekilde bana bakıyordu. Tek kulağında kulaklık takılıydı ve yüzünde hiç makyaj da yoktu. "Sana ne oldu?" dedi yanıma diz çökerken. "Boğuldum." dedim kısaca. Nedensiz bir şekilde onu görünce içime bir heyecan girmişti ama aynı zamanda huzursuz olmuştum. "Ne? Nasıl kurtuldun peki?" Gerçekten endişeli miydi yoksa numara mı yapıyordu? "Bir kız vardı..." diye bir açıklamada bulundum, aklıma kızın masum gözleri gelince içime bir huzur doğmuştu. "Ah..." dedi bana acıyan bir şekilde. Elim cebimde duran kabartıya gittiğinde tüylerim havaya dikilmiş bir şekilde cebimde olan şeyi çıkardım. Siyan bir tüy, ama şimdi benim elimdeydi değil mi? En azından boşuna uğraşmamış olmuştum. Boşuna ölümden dönmemiş... Çaktırmadan tüyü tekrar cebime attım ve diğer cebimde duran telefonu çıkardım. Harika telefon mevta! Islak telefonu bir kenara koyup içinden sim kartımı çıkardım. "Gözlüğünü suda mı düşürdün?" demesiyle onun da burada olduğunu hatırladım. Gözleri sudaydı. Ne yani şimdi orada olsa suya atlayıp gözlüğümü mü çıkaracaktı? Anlık gelen sinirle ayağa kalktım ve ona patladım. "Hepinizin derdi de bu değil miydi zaten! Gözlükten kurtulmak!" diye bağırdıktan sonra boğazımın acıdığını fark ettim. Sinirli adımlarla eve doğru yürüdüm. Islak bir halde merdivenleri çıktım. Evin ziline basmaya kalmadan kapım açılmıştı. Bana bakan bir çift kahverengi gözün şaşkınlığıyla bakakalırken onun bana yaptığı açıklamayı görmezden geldim. "Kardeşini korumak için yani şey... Özgün sana ne oldu?" Kendimi odama attım ve üzerimdeki ıslak kıyafetlerden kurtuldum. Hemen yatağıma girdim ve yorganı çeneme kadar çektim. Kendimi üşümüş hissediyordum. Bugünün nasıl geçtiğini düşünmeden ve Murat'ın neden evde olduğunu önemsemeden kapadım gözlerimi. Zaten uyku baş göstermişti hemen... ** "Özgün hadi gel bak su çok güzel." Babasının lafıyla suya giren Özgün daha beş yaşındaydı ama yüzme öğretmişlerdi ona. Üzerine giydiği siyah şortla suya girdi yavaş yavaş... Ardından daha babasının olduğu yere ulaşamadan yüzmeye başladı çevik hareketlerle. Çok iyi yüzerdi o zamanlar. Annesi kucağında 2 yaşındaki kızıyla şezlonga uzanmıştı ve uyuyorlardı. Özgün yüzerken duraksadı ve tepesinde vızıldayan arıya çevirdi bakışlarını. Arının ne işi vardı onun başında? Özgün arının gitmesi için çırpınıyordu çığlık atıyordu ama arı hala tepesinde uçuyordu. Arı üzerine konduğunda Özgün suya batmıştı arıyla beraber. Öyle bir çırpınıyordu ki boğulacaktı nerdeyse... "ÖZGÜN!" Babasının attığı çığlık çok uzaklardan geliyor gibiydi. Özgün'ü sudan çıkardıklarında arı gözünü sokmuştu ve Özgün sayıklayıp duruyordu. O günden sonra Özgün suya her baktığında ağlardı, zamanla bu sadece ürpermeye dönüştüğünde Özgün büyümüştü ama hala suya girmekten çekiniyordu. Öyle ki yüzmeyi de unutmuştu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD