11.Bölüm

1165 Words
Eylül ertesi gün uyandığında kapısının dışarıdan kilitli olduğunu fark etti. Panikle kapıyı zorladı, ama nafileydi. Avuç içleri acıyıncaya kadar bastırdı. Bir süre sonra anahtarın sesi duyuldu. Emir kapıyı açtı, elinde kahvaltı tepsisi vardı. “Çok bağırma,” dedi sakin bir sesle. “Kimse duymayacak.” Tepsiyi masaya bıraktı. Gözleri Eylül’ün sinirle kıvranan yüzünde gezindi. “Benimle inatlaşman hoşuma gidiyor. Ama seni aç bırakmam. Çünkü burada yaşamaya devam edeceksin.” Eylül sessiz kaldı. Yalnızca bakışlarını kaçırdı. Emir bir adım daha yaklaştı. “Sana daha önce söyledim, Eylül. Burada başka kimse yok. Lara geldi, gitti. Ona hiçbir şey belli etmedin. Bu da demek oluyor ki, sen artık bana ait olduğunu kabul ediyorsun.” Eylül’ün gözleri doldu. “Hayır,” diye fısıldadı. “Ben kimseye ait değilim.” Emir’in yüzü kasvetli bir gülümsemeyle gerildi. “Öyle mi?” dedi. Sonra elini cebinden çıkardı ve küçük, siyah bir anahtar salladı. “Bu evin tüm kapılarının anahtarı bende. Senin odanın da, avlunun da. Hatta bahçenin kapısının da. Yani gitmeyi denesen bile, çıkamazsın.” Eylül’ün dizleri titredi. Boğazında düğümlenen hıçkırığı zor yuttu. Emir eğildi, kulağına doğru fısıldadı: “Ne kadar erken kabullenirsen… o kadar az acı çekersin. Ben seni korkutarak değil, alıştıra alıştıra değiştireceğim. Ve ablan geri geldiğinde… o senin gözlerinde yalnızca beni görecek.” Ardından geri çekildi, kapıyı dışarıdan kilitleyerek çıktı. Eylül, odada tek başına kalınca dizlerinin üzerine çöktü. Ellerini yüzüne kapadı. Ama kafasında yankılanan tek şey Emir’in sesi oldu: “Kaçmayı bile aklından geçirme… çünkü ben senin her nefesini kontrol edeceğim.” Gece sessizliği evin duvarlarında yankılanıyordu. Eylül yatağında otururken kalbi deli gibi çarpıyordu. Kapı ağır ağır açıldı ve Emir içeri girdi. Gözleri karanlıkta parlıyordu; bakışları, onu bir av gibi süzüyordu. “Gel,” dedi soğuk ve sert bir tonla. Eylül titreyerek ayağa kalktı. Kaçacak cesareti yoktu. Emir’in adımları sessiz ama tehditkârdı. Yanına yaklaştı ve omuzlarından tuttu. “Bu gece… yanımda olacaksın,” dedi, sesi fısıltı gibi ama keskin. “Hayır,” diye fısıldadı Eylül, sesi kırılmaya başlamıştı. Emir dudaklarını yanağına yaklaştırdı, nefesi sıcak ve ağırdı. “Beni dinle, Eylül. Yanımda olacaksın. Şimdi…” Ellerini yavaşça omuzlarından kaydırdı, gözleri Eylül’ün gözlerine kilitlendi. “Bu geceliği giyin,” dedi emirle. “Yanımda, bu şekilde olacaksın.” Eylül başını çevirdi, gözleri korku ve dirençle dolu. “Hayır… bunu giymeyeceğim.” Emir’in gülüşü karanlık ve acımasızdı. “Sen mi seçeceksin, Eylül? İyi düşün… çünkü ben seni giydiririm,” dedi, sesi fısıltı gibi ama ürkütücü bir tehdit taşıyordu. Eylül titreyerek adım geri attı. Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. “Lütfen…” Emir yaklaştı, elleri tekrar omuzlarını sardı ve kendine çekti. “Sessiz ol. Karar senin değil artık. Bu evde ve bu gecede, her şey bende.” Eylül, korkudan donmuş, çaresizlik içinde titriyordu. Emir’in soğuk bakışları onu derin bir çaresizliğe sürüklemişti. Eylül titreyerek kırmızı saten geceliğe dokundu. Ellerini kendine sarıyor, kalbi göğsünden fırlayacak gibi çarpıyordu. Emir, odanın köşesinden sessizce izliyordu; gözleri hiç bir an onu bırakmıyordu. Emir bir adım attı, aralarındaki mesafe eriyip yok oldu. Yavaşça ellerini Eylül’ün omuzlarına koydu, baskısı öylesine yoğundu ki adeta çelik gibi hissettirdi. “Ben seni giydiririm,” dedi, gözlerinde korkunç bir kararlılık. “Direnmeye çalışırsan… hiç hoşuna gitmeyecek şeyler yaparım.” Eylül gözlerini kapadı. Sırtı duvara yaslanmış, titreyerek ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Geceliği giydiğinde Emir sessizce yaklaştı, nefesi boynuna değdi. Elleri Eylül’ün göğüslerine kaydı, dudaklarını oraya değdirdi. Eylül çığlık atmak istedi ama sesi boğazında düğümlenmişti. Ellerinden, gözlerinden, nefesinden yayılan korku Eylül’ün içini kemiriyordu. Gözlerinden sessizce yaşlar süzüldü. Vücudu donmuş gibiydi; her dokunuşu, her bakışı onu paramparça ediyordu. Eylül küçük bir fısıltıyla: “Lütfen… dur…” dedi ama Emir sadece dudaklarını boynuna yaklaştırdı ve soğukkanlı bir gülümsemeyle fısıldadı: “Hayır… şimdi başlıyor. Ve bırakmayacağım.” Eylül titreyerek yatağın kenarına yaklaştı. Gözleri dev gibi açılmış, nefesi düzensizdi. Onu izlerken kalbimde bir karanlık yükseldi; bu karanlık, onu tamamen kontrol etme isteğiyle doluydu. “Dur, burada kal,” fısıldadım, sesi alçak ve keskin. Eylül arkasını döndü, gözleri korku ve çaresizlikle doluydu. Ellerini titreyerek yatağın başlığına doğru uzattı. Kısa bir gülümseme yayıldı yüzüme. Ellerini nazikçe ama kararlı bir şekilde tuttum ve yatak başlığına kelepçeledim. Onun direnişi yoktu; sadece titriyordu, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Elleri kelepçelendiğinde, soğuk metalin teması onun korkusunu daha da belirgin hale getirdi. Yanağıma düşen saçlarının kokusunu içine çektim. O an, tamamen bana ait olduğunu hissettirdi Eylül, her nefesinde korkunun ve itaatin birleşimini soluyordu. “Şimdi…” dedim, nefesim boynuna değdi, “sana dokunacağım. Ve sen… bana hiçbir şey yapamayacaksın.” Parmaklarımı omuzlarından göğüslerine kaydırdım. Dudaklarımı göğsüne değdirdiğimde, minik bir sarsıntı geçti vücudundan. O anda anladım korku ve istemsiz bir merak arasında sıkışmıştı. Onun çırpınışlarını ve titremesini izlemek, içimde hem tatmin hem de karanlık bir haz yarattı. Minik bir yutkunma duydum nefesi kesilmişti. Gözleri korkudan büyümüştü, ama bir yandan da istemsiz bir şekilde bana odaklanıyordu. Dudaklarımı göğsünden boynuna, boynundan çene hattına kaydırdım. O titredi, boğuk bir nefes aldı ama gözlerindeki korku, en büyük hazımı besliyordu. Onu tamamen bana ait hissettirmek… bunu istemek… saplantıdan öteydi. Ve düşündüm: Bu gece… bu karanlık, bu korku, bu çaresizlik… tamamen benim olacak. Eylül’ün direnişi… her itirazı… beni daha da kışkırtıyor, her dokunuşumun etkisini büyütüyordu. Titreyen ellerini kelepçeli başlıkta izlerken, içimdeki karanlık zevk daha da büyüdü. Onun korkusu, çaresizliği, benim hakimiyetim… hepsi birleştiğinde, tek bir gerçek ortaya çıkıyordu: Eylül artık tamamen benim oyun alanımdaydı. Eylül’ün bilekleri soğuk metal kelepçelerden yanıyordu. Emir’in elleri üzerinde gezinirken, içinden kopan çığlık dudaklarından çıkamıyordu. Emir’in dudakları göğsüne değdiğinde Eylül’ün midesi ters döndü. İçinde yükselen kusma isteği, boğazına kadar geldi. Gözlerinden yaşlar süzüldü, ama sesini çıkaramadı. “Neden ben? Neden buradayım? Kaçamıyorum… hiçbir şey yapamıyorum. Korkuyorum. Çok korkuyorum…” Emir’in nefesi boynuna değdiğinde, tüyleri diken diken oldu. Gözlerini kapadı, gözyaşları yanaklarından süzülüp yastığa aktı. “Eğer bir gün buradan kurtulursam… asla aynı Eylül olmayacağım. Onu unutmam, ama ondan daha güçlü olacağım. Onun beni kırdığını sandığı yerde… yeniden doğacağım.” Dayan, Eylül… dayan… diye geçirdi içinden. Ama Emir’in nefesi ensesine değdiğinde, zihni darmadağın oldu. Kaçmak istiyor, aynı anda vücudunun ihanetiyle yüzleşiyordu. Ne kadar korkarsa korksun, Emir’in varlığı onu felç gibi sarmıştı. Ben, onun gözlerinde bu gitgeli gördüm. Korkusu barizdi ama inkar edemediği bir şey daha vardı: beni reddetmeye çalışırken, istemsiz bir şekilde bana teslim oluşu. “Beni hem nefretle izliyorsun…” dedim, parmaklarımı yavaşça göğsünde gezdirerek. “…hem de gözlerini benden alamıyorsun. Bu çelişkin… çok hoşuma gidiyor.” Eylül başını yana çevirdi, gözyaşları yanaklarından süzüldü. Dudakları titreyerek, “Yanılıyorsun… senden nefret ediyorum,” diyebildi. Gülümsedim. Sert, soğuk bir gülümseme. “Nefret de olsa, kalbinde bana bir yer açıyorsun, farkında mısın? Çünkü nefret de bir bağdır. Ve bu bağı ben güçlendireceğim.” Dudaklarımı tekrar boynuna değdirdim. O ise dişlerini sıkarak kendini geri çekmeye çalıştı ama kelepçeler izin vermiyordu. İçindeki kasvet, çaresizlik ve utanç gözlerinden okunuyordu. Ama o titremeler… bana başka bir şey fısıldıyordu. “Çırpındıkça daha çok zevk alıyorum, Eylül,” dedim, fısıltım buz gibi odada yankılandı. “Çünkü ne kadar direnirsen, sonunda o kadar kırılacaksın. Ve ben… senin kırılışını görmek istiyorum.” Eylül gözlerini kapadı, boğuk bir hıçkırık çıktı dudaklarından. İçinde bir fırtına vardı: kaçmak, bağırmak, direnmek… ama aynı anda boynuna dokunan dudaklarım, teninde gezinen ellerim onu istemeden de olsa başka bir uçuruma çekiyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD