Eylül’ün çenesini kavrayan parmaklar sertleşti. Emir’in gözleri, karanlıkta yakıcı bir kıvılcım gibi parlıyordu.
“Çünkü ben seni değiştireceğim,” dedi fısıltıyla. Dudakları, onun dudağına değecek kadar yakındı. “Beni isterken… ondan nefret edeceksin.”
Eylül’ün boğazı kurumuştu. Nefes almaya çalıştı ama göğsü sıkışıyordu. Hayır… ben böyle olmayacağım. İçinden bağırdı, ama dışarıya çıkan sadece kısık bir nefes oldu.
Emir, onun gözbebeklerini dikkatle izledi.
“Şimdi korkuyorsun. Bu iyi. Korku seni diri tutar. Ama gün gelecek, korkunun yerini başka bir şey alacak. Senin iradeni paramparça ettiğimde bile bana bağlı kalmanı sağlayacak bir şey…”
Parmakları çenesinden kayıp saçlarının arasına süzüldü. Neredeyse şefkatli bir dokunuştu ama Eylül’ün bütün tüyleri diken diken oldu.
“Ben… senin hiçbir şeyini istemiyorum,” dedi Eylül, boğazı düğümlenerek. “Ne bedenimi, ne zihnimi, ne—”
Emir’in kahkahası onu yarıda kesti. Kısa, boğuk ve soğuk bir gülüş.
“Bunu kendine mi, bana mı söylüyorsun?”
Eylül geri çekilmek istedi ama Emir izin vermedi. Onu koltuğa doğru bastırdı, yüzünü birkaç santim ötesinde tuttu.
“Bak,” dedi alçak bir sesle. “Senin bütün sırların artık bende. Günlüğün… çocukluk fotoğrafların… mektupların… Senin geçmişin artık bana ait. Geleceğin de öyle olacak.”
Eylül’ün gözlerinden yaşlar boşalacak gibi oldu ama sıkıca yumdu gözlerini. Ağlama. Sakın ağlama. Ona zafer verme.
Emir, onun gözkapaklarını izledi. Bir anlık sessizlikte sadece kalbinin deli gibi atışı duyuluyordu.
Sonra eğildi, kulağına fısıldadı:
“Lara hiçbir şey bilmiyor. Senin gözlerindeki kasveti göremiyor. Onun yanında maskeni takıyorsun, bana boyun eğişini gizliyorsun. Ama ben biliyorum. Senin rol yaparkenki halini izlemek… tarifsiz bir zevk.”
Eylül’ün kalbi bir anlığına duracak gibi oldu. Emir’in sözleri zehir gibi içine işliyordu.
“Yarın o buradan gidecek,” diye devam etti Emir. “Ve o gittiğinde, artık senin tek gerçeğin ben olacağım. Kaçamayacaksın. Direnmeyeceksin. Çünkü ben seni öyle bir noktaya getireceğim ki… bana bakarken kendi nefretini bile unutacaksın.”
Eylül’ün dudakları titredi. “Sen… hasta birisin,” diye fısıldadı.
Emir başını yana eğdi, gülümsedi. “Belki. Ama senin hayatını yöneten bir hastayım.”
Sonra yüzüne çok yaklaştı, dudaklarını alnına değdirdi. Bu sahte bir şefkatti, Eylül bunu iliklerine kadar hissediyordu.
“İyi uyu,” dedi Emir, alnına dokunurken.
“Rüyalarında bile beni arzulamaya başladığında… işte o zaman gerçek değişim tamamlanmış olacak.”
Kapı ağır bir gıcırtıyla kapandığında Eylül yere çöktü. Elleriyle yüzünü kapadı, boğazında bastırdığı çığlık neredeyse boğazını yırtacak gibiydi.
Ama ağlamadı.
Çünkü biliyordu: Ağladığı her damla, Emir’in istediği zaferin bir parçası olacaktı.
Sabah, malikânenin koridorları sessizdi. Eylül uykusuz bir gecenin ardından aynada kendi yüzüne baktığında, gözaltları morarmış, teni solmuştu. Emir’in sözleri hâlâ zihninde yankılanıyordu:
“Yarın o buradan gidecek. Ve geriye sadece ben kalacağım.”
Kapı tıkırdadı. Açıldığında Lara belirdi. Üzerinde şık ama sade bir kıyafet, elinde küçük bir çanta vardı. Gülümsemesi sıcaktı, sanki dün gece hiçbir şey olmamış gibi.
“Eylül!” dedi sevinçle, yanına gelip sarıldı. “Erken çıkmam lazım ama sana veda etmeden gidemezdim.”
Eylül’ün kalbi sıkıştı. Lara’nın kolları, bir kardeşin sevgisi kadar samimi, bir dostun güveni kadar içtendi. Ama işte tam da bu yüzden ağır bir işkenceydi. Çünkü Lara, yanında durduğu adamın karısıydı. Emir’in oyununu göremeyen, belki de görmek istemeyen bir eş…
“Burada güvende olduğunu biliyorum,” dedi Lara yumuşak bir sesle. “Emir bazen fazla serttir, kabul… ama sana zarar vermez. Onu tanıyorsun, işte böyledir. İnan bana, seni önemsiyor.”
Eylül’ün dudakları titredi. İçinden bağırdı: Hayır Lara! O beni önemsediği için değil, sahip olmak istediği için yanımda! Sen onun karısısın ama o… o benim hayatımı sömürüyor.
Ama dudaklarından dökülen tek kelime şuydu:
“Ben… iyiyim.”
Lara biraz geri çekildi, yüzüne dikkatle baktı. “Senin gözlerinde bir şey var. Bana bir şey söylemek istiyor gibisin. Doğru mu?”
O an Eylül’ün yüreği çırpındı. Ellerini Lara’nın bileklerine bastırmak, “Beni götür, lütfen kurtar beni, kocanın ne yaptığını bilmiyorsun!” diye haykırmak istedi. Boğazı düğümlendi, gözleri doldu.
Ama salonun kapısında Emir belirdi.
Sessizce.
Bir gölge gibi.
Kolları göğsünde, gözleri Eylül’ün üzerine mıhlanmıştı. Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Eylül’ün nefesi kesildi. Lara’ya bir şey söyleyemedi. Başını eğdi.
“Yok… sadece biraz yorgunum,” dedi boğuk bir sesle.
Lara rahatlamış gibi gülümsedi, Eylül’ün ellerini tuttu.
“Dinlen o zaman. Ben de yoluma çıkayım. Sen güçlen, biz yine görüşürüz.”
Eylül cevap vermedi. Sadece başını salladı.
Lara kapıdan çıkıp Emir’in yanına geldiğinde Emir kolunu nazikçe Lara’nın beline doladı. Ona baktığında yüzünde “ideal eş” maskesi vardı. Ama o sırada gözlerini kaldırıp Eylül’le buluşturdu. O bakış, sessizce şunu söylüyordu:
“Bana asla güvenemezsin. O, benim eşim… ve sen artık yalnızsın.”
Lara arabaya bindiğinde Eylül pencereye koştu. Motor sesi uzaklaşırken, gözyaşları nihayet yanaklarına süzüldü. Ama Lara görmedi.
Arkasından Emir’in sesi geldi.
“Soğuk bir gün,” dedi sakin bir tonda. “Tam da vedalara uygun.”
Eylül’ün elleri cama yapıştı. Yutkundu, ama içindeki tek cümleyi söyleyemedi: Beni kurtar.
Çünkü artık kurtuluşu Lara’dan beklemek, en büyük imkânsızlıktı.
Lara arabaya binmeden önce kardeşine sıkıca sarıldı.
“Eylül, kendine dikkat et. Ben dönene kadar Emir yanında olacak. Biliyorum, onun sert yanları var ama kalbini tanısan… ona güvenirsin.”
Eylül’ün dudakları titredi, “Merak etme abla…” diyebildi yalnızca. İçinden yükselen çığlığı yine susturmuştu.
Lara, kardeşinin yüzüne uzun uzun baktı. O solgun ten, titreyen eller… bir şey söylemek istiyor gibiydi.
“Eylül? İyi misin sen?” diye sordu şüpheyle.
Ama Eylül başını öne eğdi, gözlerini kaçırdı.
“Sadece biraz yorgunum…”
Lara derin bir nefes aldı. “Tamam… iyi dinlen o zaman. Döndüğümde her şeyi konuşuruz.”
Arabaya bindiğinde içi garip bir huzursuzlukla doluydu. Direksiyona sıkıca sarıldı.
Eylül bana bir şey anlatmak istedi sanki… ama neden sustu?
Sonra Emir’i düşündü. Onunla yıllarını paylaşmıştı, zorlukların içinden geçmişlerdi. Eylül’ün yanında daima güven vereceğine inanıyordu.
“Belki de fazla korumacı davranıyor. Eylül bunu kaldıramıyor olabilir…” diye mırıldandı.
Aynadan son kez eve baktığında, camda Eylül’ün gölgesini gördü. Sanki elini kaldırıp bir şey söyleyecek gibiydi… ama hareket etmedi.
Motoru çalıştırdı. Yola çıkarken içini kemiren o his tekrar yükseldi: Kardeşim bana bir şey söylemek istedi ama ben duyamadım…
Yine de kendi kendini teskin etti:
“Eylül benim kardeşim. Emir de kocam. İkisi bir aradayken hiçbir şey olamaz.”
Ama aslında tam da o anda, Lara’nın en büyük yanılgısı başlamıştı. Çünkü Emir’in “koruması”, Eylül için en ağır zincirdi.
Kapının kapanma sesi evin içinde yankılandığında Eylül’ün kalbi sıkıştı. Lara gitmişti. Koridor sessiz, ev ise bir anda daha soğuk hissettirdi.
Arkasından ayak sesleri duyuldu. Emir ağır adımlarla salona girdi, elleri cebindeydi. Yüzünde belirsiz bir gülümseme vardı.
“Gördün mü?” dedi alaycı bir tonda. “Ablan gitti. Şimdi burada sadece sen ve ben varız.”
Eylül’ün boğazı kurudu. Elleri titreyerek kenara çekildi.
“Ben… odama çıkabilir miyim?” diye sordu, sesi neredeyse fısıltıydı.
Emir kaşlarını kaldırdı, bir adım daha yaklaştı.
“Odana mı? Sen hâlâ anlamadın galiba. Artık benim yanımda olacaksın, Eylül. Nereye gideceğini ben söyleyeceğim.”
Eylül’ün kalbine buz gibi bir korku saplandı.
“Emir… lütfen. Ablam—”
“Lara hiçbir şey anlamayacak.” Emir’in sesi sertleşti. “O bana güveniyor. Seni bana emanet etti. Ve ben, emanetime sahip çıkmayı çok iyi bilirim.”
Eylül’ün gözlerinden yaşlar süzüldü. Dudakları titredi ama konuşamadı. Emir elini uzattı, onun çenesini tuttu, yüzünü kendine döndürdü.
“Beni korkuyla izliyorsun,” dedi alçak bir sesle. “Ama korku da bir bağdır. Zamanla buna alışacaksın. Ve inan bana, ablan döndüğünde bile artık eskisi gibi olmayacaksın.”
Eylül kendini geri çekmeye çalıştı ama Emir’in parmakları daha da sıkılaştı. Çırpınışı boğazında düğümlenen bir çığlığa dönüştü.
“Bana boyun eğmekten başka çaren yok,” diye fısıldadı Emir. “Kaçmayı bile aklından geçirme. Çünkü ben senin her adımını, her nefesini kontrol edeceğim.”
Eylül’ün nefesi kesildi. O an anladı ki Lara evden ayrıldığı an, özgürlüğünün de sonu gelmişti.