Mican eşyalarını toplamış,şefleriyle,arkadaşlarıyla vedalaşmıştı.Alışmıştı buraya, gidecek olmak zor geliyordu ama yapacak bir şeyi de yoktu. Albaydan babamı ziyarete gidiyorum diye izini koparan Giray babasına iyi olduğunu bizzat kendisi gösterecekti. Mican hava alanında uçuş saatinin gelmesini beklerken kapıdan içeri giren havalı adamı gördü. Olmaz diye geçirdi içinden yoksa o da mı İstanbul'a gidiyordu? Tesadüfün bu kadarı da olmaz değil mi? Giray gelip yanına oturdu. Tanımaması için çaba sarf eden Mican'ın bu gereksiz tavırlarını görüp yanına gelmişti. Seni dünyanın öbür ucundan bile tanırım Mican Hanım diye düşündü.
"Nasılsın Mican nereye?" diye sordu güneş gözlüğünü çıkararak. O denli havalı bir duruş sergiliyordu ki subay olduğuna inanmayabilirdi.
"İyiyim. İstanbul'a oradan iş teklifi aldım. Yeni bir hastanede işe başlıyorum." Diye gülümseyerek yanıtladı.
Giray mavi bir tişört,gri kapşon ve kot pantolonuyla kusursuz görünüyordu.Üstüne giydiği kapüşonla soğuğa meydan okuyordu.Yeni çıkmaya başlamış sakalları,uzamış saçlarıyla sportif birprofil çizmişti.
Mican ise beyaz kazağı,üstüne giydiği siyah montuyla koyu mavi dar paça pantolon giymiş, yan yana oturdukları hava alanındaki koltuklarda uçuş saatinin gelmesini bekliyorlardı.Dışarıdan görenler onları bir çift sanabilirdi oysaki gerçek bambaşka bir kapıya açılıyordu. Onlar ne sevgiliydi, ne de arkadaş.Birbirlerini birçok kez hayatlarını kurtarmışlardı.Uçuş saatinin gelmesini beklerken Mican bacağını sallıyor bu işkencenin bir an önce bitmesini bekliyordu.
Düşüncelerini ince sesiyle hoparlörden yankılanan kadının sesi böldü.Evet şu anda uçak hava alanına inmişti.Hızla yerinden kalktı Mican,elinde küçük bir çanta vardı.Diğer eşyalarını nakliyatla İstanbul'a göndermiş annesinin evinde bekliyordu.
Mican önden Giray arkadan yürüyordu.Ya İstanbul'u seviyordu ya da buradan ayrılmak istiyordu.Bu kadar hızlı gitmesini bu iki seçenek açıklıyordu.Uçağa binmiş,koltuklarına yerleşmişlerdi.Mican cam kenarında Giray'sa onun yanında oturuyordu.Kemerlerini bağlama zamanı geldiğinde elleri titriyordu genç doktorun.Kendi kemerini takan Giray kafasını yana çevirdiğinde Anka kuşunun kemerini takamadığını gördü.Çok gariptir ki elleri titriyordu.
"Mican iyi misin?"Kafasını kaldıran doktor Giray'a baktı.Anlamış mıydı uçaktan korktuğunu.Yoksa elleri titrediğinden dolayı mı fark etmişti."Evet, ne oldu ki?"Uçaktan korktuğunu söyleyemezdi.Tüm gün boyunca onunla dalga geçmesi kaçınılmazdı Giray'ın."Kemeri takamadıysan yardım edeyim."
"Yok ben hallederim."Giray hızla Mican'ın elini tuttu.Kemerden elleri uzaklaştırdı.Bir şeyi ben yapacağım diyorsa o yapardı.Bu her zaman böyle olmuştu üsteğmen için."Bırak ben yapayım."Kabul etmek zorunda kaldı.Titreyen ellerini ona yapamayacağını gösteriyordu."Tamam."Kemeri taktı ve önüne döndü üsteğmen.Nesi vardı bu kızın diye düşünmeden edemedi.Elini ve bacağını eş zamanlı titretmeye başlatınca ona döndü ve kaçınılmaz olan soruyu sordu.
"Sen uçmaktan korkuyor musun?"Çok dikkatliydi Giray.Onun uçmaktan korktuğunu şıp diye anlamıştı.Ama Mican ayak diretmekten kendini alamadı."Ne?Saçmalama.Yok öyle bir şey.Hem uçmaktan kim korkar ki?Uçmak çok güzel bir şeydir.Martılar,güvercinler bunların hepsi çok güzel uçuyor."Konuştukça daha da dibe batıyordu Mican.Daha fazla saçmalamayıp sustu.Hem nasıl anlamıştı ki uçmaktan korktuğunu... "Kemerini takamamalar,ellerini ve bacağını titretmen,bunlar sadece bir noktaya çıkıyor."Mican'da korku kendini yavaş yavaş göstermeye başlamıştı.Heyecan basmıştı doktoru bu yüzden solunumu baskılanmıştı.
"Nefes alamıyorum Giray."Giray bir anda ne yapacağını bilemedi.Nefes alamayan birine ne yapılırdı ki?Mican'ın hastanede ona yaptığı şey aklına gelince hemen Mican'ın yüzünü avuçladı.O da gözlerini kapatmıştı,aynı nefes alamadığında onun da yaptığı gibi.
"Mican."
"Mican.Bana bak."
"Doktor Zümrüdü Anka."
Ona böyle hitap ettiğinde gözlerini açtı."Sakin ol.Gözlerime bak."
Giray'ın gözlerine bakmaya başlayınca derin bir okyanusta kaybolduğunu sandı Mican.Yakından o kadar güzeldi ki...Tarif edilmez bir rengi vardı.Ve çok anlamlı bakıyordu.Sanki bir şeyler anlatmak ister gibi.Beni anla Mican der gibi.
"Şimdi birlikte sakince nefes alacağız tamam mı?"Kafasını onaylayan anlamda hafifçe salladı."Şimdi.Nefes al,nefes ver,nefes al,nefes ver.Evet işte böyle.Sakin ol.Kapat gözlerini.Bir kuş olduğunu hayal et,bembeyaz bulutların arasında süzüldüğünü düşün.Özgürce kanat çıptığını,korkusuzca uçtuğunu,kanatlarının arasından rüzgarın nasıl kayıp gittiğini..."Giray yavaşça onu cama çevirdi.Omuzlarından tutarak ona destek oldu,ben buradayım sakin ol der gibi tutuyordu.Dokunuşu nazikti sanki kırılacak bir porselen gibiydi.
"Şimdi aç gözlerini." Yavaşça gözlerini araladı.Karşısında bembeyaz pamuk şeker gibi duran bulutları gördü.Bulutların arasında Hezarfen Ahmet Çelebi gibi uçtuğunu kısa bir süreliğine hayal etti."Şimdi nasılsın?"
"Çok daha iyiyim.Teşekkür ederim."Arkasına yaslandı ve gözlerini kapattı.Kulağına takılan kulaklıkla gözlerini açtı.Giray telefonundan bir şeyler arıyor gibiydi.Sanırım müzik arıyor diye düşündü."Kapat gözlerini ve dinle."Sözlerine itaat edip gözlerini kapattı.Şarkının başlamasını bekledi.Erkeklerden güzel bir şarkı beklemek dünya üzerinden Amerika'yı silmek gibi bir şeydi.Başlayan şarkıyı dinlemeye başladı.
Hazırlanmış bir yere gidiyor gibisin.Benim her yerde elim kolum var.Bilmez misin yüzüm düşmüş kaç gündür düşünüyorum.Tenhalaştı kahvaltılarımız.Bomboş bakıyoruz artık, bir bildiğin varda susuyor gibisin.Ki sen benim gözyaşlarımda gördün,sen benim ilk aldığım güldün.Heyecanını kaybetmişsin yok inancını kaybetmişsin doya doya sarmamışım bize çok günah etmişin.
"Yalın-Ki sen,senden beklemezdim Üsteğmen."
"Sus ve dinle."Bir süre sonra Mican'a ninni gibi gelen şarkıyla kendini uykuya bırakmıştı.Kafasına yumuşak bir şey değdiğinde anlayamasa da bunu kafasına takacak kadar önemli bir sorun olarak görmedi."Mican.Mican hadi uyan."Korkmasın diye fısıltıyla uyandırmaya çalışmıştı Giray.Gözlerini aralayıp kafasını kaldırdı ne yani Giray'ın omzunda mı uyumuştu?Her şeye rağmen çok yumuşak bir omzu olduğu kesindi Mican için.
"Niye uyandırmadın.Omzun tutulmuştur." Ayağa kalktı ve Giray'ın kalkmasını bekledi."Hadi çok konuşma Anka."Yine ona Anka demişti.Derdi neydi Mican'la.Onun bir ismi vardı.Ama o küllerinden doğan bir kuş ismiyle ona sesleniyordu.Aslında hem güzeldi,hemde farklı..."Benim bir ismim olduğunu biliyorsun değil mi?Bana sürekli Anka demekten vazgeç."
"İsmin olduğunu biliyorum uçmaktan korkan Anka kuşu." Diyerek dalga geçti.
"Hala diyorsun.Sen sabır ver bana." Diyerek ofladı.
"Hayır, anlamadığım konu nasıl korkuyorsun uçaktan ?"Sinirlenmeye başlayan Anka uçaktan inmiş küçük çantasını almış tamda hava alanının çıkışına doğru ilerlerken Giray'a döndü."Ya niye bunu bu kadar dert ettin?Tamam, uçmak güzelbir şey ama korkuyorum işte.Sanki bir anda düşecekmiş gibi hissediyorum.Neden bu kadar taktın?" diye bağırdı. Adam onunla dalga geçerken Mican ciddiye alıp bağırıyordu. Ah sen yok musun doktor diye düşündü.
"Ne bileyim doktorsun sonuçta...Hem merak etme tutarım ben seni." Diye dalgaya vurdu. "Ha-ha-ha.Çok komik.Doktor olmam bazı şeylerden korkmayacağım anlamına gelmiyor.Sen nereye gidiyorsun ki benle aynı taksiye bindin."
"Babama.Ziyarete."
"Bende hastaneye gidiyorum.Senin niye benimle geldiğini sorsam?"Giray'ın aklına gelenle aklı karıştı.Yoksa... "Bir dakika ya, sen hangi hastaneye gidiyorsun?"Çantasından çıkarttığı karta bakıp cevapladı Giray'ı."Batı hastanesi.Ne oldu ki?"Giray kaşını kaldırdı.Bu seferde elimdesin Anka diye geçirdi aklından..."Batı hastanesi?"Ne olmuştu ki?Ne vardı Batı hastanesinde?Niye bu kadar ilgilenmişti.Hastaneydi sonuçta.Klasik bir hastane."Evet." Diye kaşlarını kaldırarak yanıtladı.
"Ve sende oradan teklif aldın?" diye hafifçe gülümsedi. "Teklif almadım eğlencesine gidiyorum.Tabikide teklif aldım." Diyerek gözlerini devirdi.
"Gözleri yeşil,saçları siyah,elli yaşlarında,benimle aynı boyda olan birisi mi sordu?" dediğinde Giray içten içe eğleniyordu. Ah bu hayatı çok seviyorum diye düşündü.
"Evet.Hatta ismi neydi,neydi?Heh Hakanmış..."Tam tahmin ettiği gibi olmuştu.Sırıtarak Mican'ın yüzüne bakmaya başladı.Evet, artık İstanbul'a daha sık gidip gelmesi gerekecekti.Eğlencesini bulmuştu.Dalga geçercesine sordu."Soyadı da Atahanlı mıymış bari?"Bir dakika bu cümlede özne yüklem uyuşmazlığı gibi bir şey vardı. Kaşlarını kaldırdı. Atahanlı nasıl olurdu ki?
"Atahanlı mı?Bir dakika."Aklına gelen şeylerle hortlak görmüşe döndü Mican.
"Hakan Atahanlı."diye gösterdi elindeki kartı."Giray Atahanlı."diyerek Giray'ı gösterdi. "Aaaaa... Siz...Sen...Yoksa...Yok canım."Deyip arkasına yaslandı rahatlıkla.Giray'ın otuz iki diş sırıttığını fark edince koltuktan ayrılıp konuşmaya başladı.
"Baban mı?" diye bağırdı. Sesi o kadar yüksek çıkmıştı ki taksi şoförü aynadan bakmıştı ne oluyor dercesine. Olamaz.Dünya küçük ama bu kadar değil.Yani Giray'ın babası olamazdı o adam.Aslında olurdu.Gözlerini nereden aldığı belli olmuştu genç üsteğmenin.Belki de soyad benzerliğiydi.Kafasında sıraladı düşüncelerini.Tabi yaa adam o yüzden sormuştu Giray Atahanlı'yı sen mi ameliyat ettin diye.Kahveyle alakası yoktu.Saf gibi kahveden olduğunu düşünmüştü.Aslında oğlunu ameliyat ettiğini biliyordu.Giray kaçınılmaz sorunun cevabını verdi sırıtarak.
"Evet."Duyduğu cevapla yüzünü ellerinin arasına gömdü."Hayır."