5.Bölüm:"Divane"

1274 Words
Bölüm şarkısı: Aurora: Runaway •Keyifli Okumalar• Her beğeni yeni bölüme bir cümle. Her yorum diğer bölüme bir heyecan eklenir. Sabah güneşi gözlerimi yakarken uyandım. Yatağın üstünde kıvrılırken uyuyakalmıştım. Çaprazımdaki komidinin üstündeki saate baktım. Dokuza gelen saatle gerildim. Kemiklerim bu gerilmeyle yerine oturdu. Çok uyuduğum söylenemezdi. Düşüncelerin arasında baktığım saat beşe geliyordu. Toplamda dört saate yakın bir süre uyumuştum. Yataktan ağır hareketlerle kalktım. Yorgundum. Kemiklerimin sızladığını hissettim bu hareketle. "Mina!" Paytak adımlarlarla Mina'nın odasına gittim. Kapıya açmamla. gördüğüm manzara karşısında şok oldum. Mina ayağına benim topuklu ayakkabılarımı giymiş, bana kısa gelen kırmızı elbisemi üstüne geçirmişti. Eline aldığı allık fırçasıyla yanaklarına allığı bolca sürmüştü. "Mina!" Odanın içine cırladığımda elindeki allık fırçası yere düştü. Korku dolu gözlerle mavi gözlerimin içine bakıyordu. "Anne kızma bak!Açıklayabilirim." Yakalanmıştı ama o kadar büyük bir tepki vermeyecektim. Hatta gülmemek için yanaklarımın içini dişliyordum. "Bu halin ne kızım?" Yanına biraz daha yaklaşıp çömeldim. "Dön bakalım bir etrafında." Bana kısa gelen elbise onun ayaklarına kadar kapatmıştı ama altında topuklu ayakkabılar gözüküyordu. Etrafında yavaşça döndüğünde kıvırcık yaptığımız saçları yüzüme çarpttı. Önümde durmasıyla kızıma baktım doya doya. Şeftali tonlarındaki allık fazla kaçmıştı yanaklarına. "Anne ya. Doğum günüm ya.Televizyonda gördüğüm kızlar böyle giyinip doğum günlerini kutluyorlardı. Bende böyle giyindim."  Elbiseyi hafifçe çekiştirdi. "Güzel olmamış mı?" "Çok güzel olmuş Mina. Ama ben seni herkesten kıskanırım." Usluca beni dinleyen Mina'nın yanaklarını sıktım. "Hem bu yanakları böyle biri görünce üzülürüm ben." dedim alt dudağımı büzerek. "Üzülme." Yüzümü minik avuçları arasına aldı. Mavi gözlerinin içindeki sevgiyle bana baktı. "Tamam üzülmem ama bir şartla." Badi parmağımı kaldırdığımda yüzümden elini çekti. "Ne şartla?" dedi meraklı bir şekilde. "Bu yanaklarını silip üstündekilerini çıkarırsan üzülmem ben. Şartım bu." Net bir şekilde konuştum. Mina üstündeki elbiseye büyük bir aşkla baktı. "Anne bana söz verir misin?" "Ne için?" dedim dümdüz sesle. "Bu elbiseyi on sekiz yaşına gelince giyeceğim. Benim için saklar mısın? O gün geldiğinde de bana geri verir misin?" Aklına gelen fikir hoşuma gitmişti. "Cidden bu elbiseyi giyer misin?" "Evet çok beğendim. Giyerim." Elbisenin dekolte kısmına ellerini değdirdi. Hayran hayran üstüne bakıyordu. "Söz." Serçe parmağımı Mina'ya doğru uzattım. "Anne sözü." Serçe parmağıyla serçe parmağımı kavrayıp baş parmağını uzattı. Aynı şekilde baş parmağımı uzattım. Parmaklarımız havada bitişti. Çömeldiğim yerden doğrulduğumda Mina üstündeki elbiseyi çıkardı. Ayağına büyük gelen topuklu ayakkabılarıda fırlattı. Masasının üstündeki ıslak mendil paketini uzattığım gibi içinden ıslak mendil alıp yamaklarına sürdüğü şeftali allığı sildi. Kıvırcık saçları elbisesini çıkardığı İçin biraz daha kabarmıştı. "Ne giyeceğim peki ben?" "Sana sürpriz olarak bir şeyler ayarlamıştım. Dolabına baksana bi." Dolabına gözlerimi çevirdiğimde hızlıca dolabına koştu. Gördüğü kıyafeti hızlıca eline aldı. Dar bir siyah jean, üstüne siyah deri ceket ve siyah şapka. Mina kıyafetlere değişik değişik baktı. "Anne ben prenses elbisesi alırsın diye düşünmüştüm." Dudaklarını büktü. "İyi de sen genç kızım diyip duruyordun. Genç kızlar böyle giyiniyor. Hem prenses elbisesi ne Mina? Genç kızlar hiç öyle giysiler giyer mi?" Onunla uğraşıyordum. Artık çocuk olduğunu kabullenmesini istiyordum. "Anne bu doğum günü için çok sıradan. Hem bu kombin eksik." Yatağının üstüne bıraktığı elbiselere gözlerimi diktim. "Peki bu kombini nasıl tamamlardın?" Takı kutusundan birkaç yüzlük ve kolye çıkardı. "Bak böyle işte.Bunlar hayat kurtarır." dedi bilmiş edayla. "Bende insan kurtarırım. Bunları giymeyeceksin şimdi değil mi?" Evet anlamında başını salladı. Yatağın altına doğru eğilip asıl hediyemi çıkardım. Büyük bir kutuyu yatağın üstünde koyduğumda Mina'ya bakışlarımı çevirdim. "Nasıl?" dedi kutuya doğru ilerlerken. "Küçük bir sır verebilirim sana." Büyük bir iştahla kutudan gözlerini çevirip mavi gözlerime baktı. "Bu kutunun içinde senin çocuk olduğunu kanıtlayan bir şey var." dedim gülümseyerek. "Ne var? Yoksa bebek bezi mi?" Kurduğu cümleyle kahkaha attım. "O kadar da çocuk değilsin ki Mina. Abartma istersen. Hadi bak! Beğenecek misin bakalım?" Kutunun kapağına giden elleriyle kapağı yavaşça açtı. İçinden çıkan pembe prenses elbisesiyle gözlerinin içi parladı. "Ama anne! Bu çok güzel! Hem çocuk olmakta güzel!" Yüzünü buruşturup yüzüme baktı. Sonunda kabul etmesi beni rahatlatmıştı. "Dene bakalım." Elbiseyi hızlıca kutudan çıkarıp gardırobun aynasına gitti. Üstüne tuttuğu elbisede parmaklarını gezdirdi. "Anne bu elbise çok güzel." "Hadi giyindirelim seni." Elindeki elbiseyi yavaşça alıp fermuarını açtım. Mina'nın başından geçirdiğim elbiseyle birlikte kollarını kaldırıp deliklerden geçirdi. Elbiseyi aşağıya doğru çekerken eğildim. Mina'nın üstüne tam olmuştu. Bazı bedenlerle sıkıntı oluyordu. Mina'nın arkasını dönmesiyle fermuarı kapatmam bir oldu. Eğildiğim yerden doğrulup Mina'ya baktım. Gerçekten bir prenses gibi görünüyordu. "Oldu mu?" Birkaç adım atıp aynanın karşında dikildi yine. "Evet. Oldu." Parmaklarımı kanına yerleştirdim. "Ben bir elimi yüzümü yıkayayım kızım. Sende şu çıkardığın elbiseleri dolaba koymaya çalış tamam mı?" "Tamam annem."dedi içten bir şekilde. Lavaboya kendimi hızlıca atıp elimi yüzümü yıkadım. Suratımdaki yorgunluk her yerden çok rahat okunurdu. Dün akşamki konuşma aklıma geldiğinde sinirden mermerin kenarını avucum içine batırdım. "Hadsiz! Benim evimde beni tehdit ediyor. Terbiyesiz!" Çıldırmış gibiydim. Ona olan öfkem çok derindi. Elime geçse onu bir güzel parçalayacaktım. "Elime keşke geçsen Doruk! Seni bir kaşık suda boğacağım. Bir kaşık suda!" dedim hiddetli bir şekilde. "Anne kimle konuşuyorsun?" Mina lavabonun kapısını açmış bana bakıyordu. Dişlerimi geriye doğru ittirdim. Birden konuştuğu için korkmuştum. "Kendi kendime konuşuyorum balım. Burda kimse mi var?"lavabonun içinde gözlerini gezdirdi. "Anne hastalarla uğramaktan kafayı mı sıyırdın?" Elini havaya kaldırıp deli hareketi yaptığında gözlerimi irileştirdim. "Anne ile nasıl konuşuyorsun sen bakalım? Hem sen bu hareketleri kimden öğreniyorsun?" Sağ kaşım kendiliğinden havaya kalktı. "Eee senden. Geçen Semih amcanın arkasından böyle yapıp sırıtıyordun." Tek kaşım eski yerini aldı. "Çok bilmiş." Mina hiçbir şey demedi. Lavabonun kapısını tekrar kapattığında aynaya bakıp yumruğumu salladım. "Sen göreceksin Doruk efendi." Havluyu alıp ıslak yüzüme bastıra bastıra söylendim. Sinirlerim altüst olmuştu. Aklıma takılan kan meselesiyle sinirim alabora oldu. En kısa sürede hastaneye gidip test yaptırmam lazımdı. Hatta bugün boşken hastaneye uğrasam iyi olurdu. Her terzi kendi söküğünü dikemez diye bir laf vardır hani. O cümle benim içinde geçerliydi. Havluyu asıp lavabodan çıktım. Nemli parmaklarımı enseme değdirdim. Gerilmiş damarlarımın rahatlaması lazımdı. "Mina." Mina'nın odasına geldiğimde  çoktan kıyafetlerini dolaba kaldırmış battaniyeyi de kendi çapında düzenlemeye çalışmıştı. Yatağın üstünde eline aldığı telefonumla biriyle konuşuyordu. "Anne dünkü abi seni aradı. Senle konuşmak istiyormuş." Elime uzattığı telefonu yüzüme yapıştırdım. "Alo?" "Benim Doruk. Kızımın bugün doğum günüymüş." Mina ne konuştuğumuzu anlamaya çalışarak yüzüme bakıyordu. "Bu seni ilgilendirmez. Hem o senin şeyin değil." Mina'nın yanında üstü kapalı konuşmuştum. En ufak bir şüphe duymasını istemiyordum bu konu hakkında. "Neyse senin uydurduğun yalanları daha fazla dinleyemeyeceğim Gül. Kızımın doğum gününe geleceğimi haber vermek için aramıştım." Özetlediği cümleyle gerildiğimi hissettim. "Gelme." dedim net çıkan sesimle. "Geleceğim.Bilirsin. Her zaman istediğim şeyi yapmışımdır. Beni durdurabileceğini düşünüyorsan yanılıyorsun." Durgun sesi aramızdaki dağları aşılmaz hale getirmişti. "Seni durdurmak gibi bir niyetim yok." Mina'nın odasından çıkıp kapıyı kapattım ve hızlıca mutfağa ilerledim. "Bizden uzak dur. Kızımı saçma düşüncelerine alet etme. Duydun mu? Seni ellerimle gebertirim. Böyle bir şey yaparsan." Sinirden dişlerimi sıka sıka konuşuyordum. "Yarana bastığımı hissediyorum. Sakladığın şeyi bulduğum için bu kadar tedirginsin değil mi?" İçimdeki nabzı harekete geçirdi. Damarlarımdan kan çekiliyordu. Elimin arasındaki telefonu zor tuttum. "Saçmalıyorsun." Resmen hırlamıştım. "Saçmalamadığımı ikimizde biliyoruz Gül." Duraksadı ve bir nefes aldı. "Daha sonra bu konuyu tartışırız. Şimdi kızıma hediye almam lazım. Görüşeceğiz." Telefonu yüzüme kapatmasıyla ağzımdaki cümleleri bir bir yuttum. Biri hariç. "Geri zekalı!" Sinirden telefonu masaya sert bir şekilde bıraktım. Bu adam benim elim ayağımı titretiyordu. "Mal! Görüşeceğiz. Elimden geleni ardına koyma, sümük böceği!" Burnumdan nefes alıp verirken Mina'nın sesiyle yerimden atladım. "Sümük böceği mi?" Şaşkın bir şekilde bana bakıyordu Mina. "Kızım sen niye sürekli kapı dinliyorsun? Sana ailen öğretmedi mi? Kapı dinlenilmez diye." Hafifçe atar yaptığımda kollarını önünde bağladı. "İyi de kapı açık ve sen bana öyle bir şey öğretmedin. Geçen de Naz ablayla Sinan abiyi kapının arkasından dinliyordun." Ağzım açık bir şekilde Mina'ya baktım. "Sende her açığımı biliyorsun. Allahım benim günahım neydi? Kızım açıklarımı kapatmak yerine yüzüme vuruyor." Ellerimi semaya açık söylendim. 2k olmuşuz teşekkür ederim♥️ Sizden bir ricam olacak. Bu bölüme bir sürü like çakıp yorum yapar mısınız? Nolurrrrrrr!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD