Efe muaneye başlamıştı ki Yiğit de başlamış öğlene kadar hastalarına bakıp öğleden sonra gidecekti.
Hiç uyumadan hasta muayene etmiş ve öğlen saatini iple çekmişti. Normalde İslim ile ilgilenmesi yerine uyuması gerekirdi. Yerine başka doktorlar vardı ki Yiğit uyku yerine İslimin yarası ile ilgilenmişti.
"Çok başım ağrıyor doktor oğlum. Böyle ensemden ağrı giriyor canımı kesiyor." muhtemel tansiyon hastasıydı ve onu hipertansiyon birimi yerine nörolojiye gönderenlere bir dünya kaymak istiyordu. Ne bekliyorlardı mr çekimi ile tansiyon ortaya çıkıyor?
Yiğit hastanın psikolojisi ile oynamayarak birkaç test istediğini ve mümkünse tansiyon takibi istedi. Hatta hastanın refakatçisine nabız almayı ve saymayı da öğretti ki ne olur ne olmazdı. Artık tansiyon biriminin işini de onlar yapacaktı. Sırf baş ağrısı diye onlara gönderildiğini biliyordu. Öyle olmasa bu hasta buraya neden gelsindi?
İstediği testlerin çıkması on günü bulurdu. Bu arada tuz hastanın tüketmemesi ve ağrısı olup olmadığını da dikkat edilmesini istedi. İstediği tetkiklerden çok bir şey çıkacağını sanmıyordu Yiğit yine de işini şansa bırakmak yerine istemişti.
Son hastayı da uğurladıktan sonra göz birimine çıktı.
Efe ne halde ona bakacaktı.
"Gidiyor musun Yiğidom." demesi ile aslında onun yanına uğramasa da olurmuş.
"Kalan hastalara diğerleri bakacak. Ben kaçar." şuan cidden arabayı nasıl kullanacağını düşünüyordu. Evi yakın olsa da araba ile on beş dakika sürüyordu.
Efe onun yorgun olduğunu anlamış arkadaşını salarken Yiğit arabasının olduğu yere yürüdü. Kahve içmiş ve uykusu çok gelmese de bir günü deviren uykusuzluğunun olduğu ve yorgun olduğunun gerçekçiliği vardı.
Zor güç evine gelince şükürler eşliğinde kapısını açtı. Elindekileri kapı ağzına bırakınca merdivenleri çıkıp yatak odasına yol aldı.
Üstündeki tişörtü yere fırlatınca kendini öylece yatağa attı. Şuan tek sevindiği acilde kayıp olmamış ve dünyaya yeni gözlerini açacak bir bebeğin müjdesini ailesine vermenin rahatlığı ile gözlerini yumdu.
"Yiğit..."
Adını söyleyen de kimdi?
Yiğit yatağında yatıyordu. Adının söylenmesi ile başını kaldırıp bakmıştı ki karşısında İslim onu görmeyi beklemiyordu.
İlk rüya mı gerçek mi diye gözlerini yumdu. Bu bir kaç saniye öylece sürmüştü ki inanması güç olduğundan gözlerini açıp nerde olduğuna baktı. Evindelerdi. İşe bakın İslim o da yatak odasındaydı. Dahası ona öyle bir bakıyordu safirleri Yiğit'te karşısındaki kıza baktı.
Onu gördüğü içliğin üstü vardı ve İslim sadece onlarla duruyordu. Yani anlayacağınız çıplaktı. İyi de bu nasıl olurdu?
"Yiğit..." daha fazla onun adını dilemesine dayanamadı.
Yiğit yataktan kalktığı gibi İslimin yanına vardı. Belinden tutupta kendine çektiği kızın hırsla dudaklarına asıldı. Lanet olsun! Dudakları muhteşemdi.
İslim onu kolları ile kışkırtmaya başladığında onun elide kalçasına gitti. Onu kendisine çekip kucağına aldığında İslim ile yataktaktalardı.
Dudaklarından kopamayan kızdan kendisini zor zanaat çektiğinde onun gözlerine baktı. Bu kız ona böyle bakmasındı. Bunu nasıl anlatsa bilmiyordu da Yiğit'in içi gidiyordu.
Boynuna sokulduğu kızı soludu. Kokusu öylesine muntazamdı ki Yiğit dayanamayıp onu öpmeye başladı. Bu işin sonu nereye gidiyordu bilmese de hiç iyi yerlere gitmediği de açıktı.
İslim boynunda ona yer açarken kulak memesini dişledi. Huylanıyor olmalı birkaç kez altında kıkırdadığında onu özgür bıraktı.
Enfes görünen İslime geri çekilip baktı. Hassas teninde ona ait kızarıklık olmuştu. Bu ise Yiğit'i öylesine mutlu etmişti ki ona ait izler olsun istiyordu.
Ondan atak bekleyen kızın dudaklarının üstünde dilini gezdirdi. Evet onu öpmeye doyamamıştı. Yine de Yiğit onun tadına bakmak istiyordu.
Çenesine bir öpücük kondurduğunda boynuna indi. Sonrasında göğüslerindeydi ki üstüne giydiği ve hiçbir şekilde göğüslerini kapatmadığı sütyenin üstünden onu ağzına aldı. İslim omzundan bir askısını düşürdüğünde ise göğsünün birisi ağzındaydı.
"Imhh" bu ondan çıkan bir iniltiydi. Diğer askıyı da o çıkartınca şimdi iki göğüs özgürdü. Özgürler ve sevilip, okşamak için onu bekliyorlardı.
Yiğit göğüs ucunu dili ile okşadığında bunu yana geçip diğer göğse de yapıyordu. Birine diğerinden ayrı davranmıyordu ki göğsü ağzına alıp emmeye başladığında diğerini avucunun içine hapsetti. İslim altında inlerken Yiğit'in de ondan kalır yanı yoktu.
Göğüslerle işi bitip aşağıya indiğinde İslim'in göbek deliğinde oyalandı. Bu kız öylesine muntazam ve güzeldi ki Yiğit dayanamayıp daha aşağısına indiğinde burnunu kadınlığına yasladı. Bu koku!
Kokusunu ciğerlerine kadar çekip soluduğunda Yiğit canı çekilmiş ve yaşadığını sanmıyordu. İslim ıslaktı. Kadınlığı can gibi altında atıyordu ki şuan Yiğit'in istediği aynı can alıcı isteğin onda da olmasıydı.
Kadınlığına sokulmuş ve öpmeyi tadına bakmayı isterken lanet bir ses duydu. Bu sesi biliyordu.
Yiğit gözlerini açtı. Rüyaydı.
Başını arkaya atıp yüzünü avuçladı. Alarm çalmaya devam ediyordu ki onu susturdu. Neden böylesine müstehcen bir rüya gördü bilmese de ayağa kalktı.
Tabi ayağa kalkan tek şey o değildi. O görüntüden sonra taş kesilen ereksiyonu sakinlemiş görünmüyordu. Aksine canını yakıyordu.
Dişini sıktı. Artık bu acıya katlanacaktı. İslimi hayal eden oyken bu acıya dayanması gerekiyordu. O kızı neden hayal etmişti ki! Tamam güzeldi. Bu su götürmez bir gerçekti. Sorun güzel olması değildi. İslim ona hasta olarak gelmişti. Sorun şu Yiğit onu hasta olarak gelmeden önce görmüştü. Sonrası spontane gelişmiş ve İslim o içliği giymese de olurdu. İşte kızda camın parçalanacağını bilemezdi.
Yiğit suyu açıp altına geçti. Artık biraz uzun sürecekti de bugün uzundu. O sebepten suyun kendisine getirmesine razıydı.
Telefonu çalmaya başladığında o da duş işini bitirmiş ve suyun altından çıktı. Beline sardığı havlusu ile odasına girdiğinde arayan kişiye baktı. Efeydi.
"Günaydın Yiğidom." Yiğit bir şey demedi. Onun yerine telefonu hoparlöre alıp yatağına bıraktı.
"Sabah sabah sohbetin ne güzel." Yiğit yine konuşmadı. Hatta üzerini giymek için dolaptan kıyafet çıkardı. Siyah bir kotun üzerine lacivert bir tişört eline aldığında çekmeceden baksırını aldı. Pantolonu giydiğinde Efe hala konuşuyordu.
"Beni de al Yiğidom. Bak sabah sabah demedim biz ikimize simit ve poaça aldım. Bir de yanına sıcak çay aldı mı efsane."
Tişörtü üzerine geçirince telefonu yüzüne kapattı. Aşağı indiğinde evin çalışanı gelmiş ve ev işlerini yapıyordu ki Yiğit ceket dahi almadan dışarı çıktı. Cüzdanı arabada bırakırdı. Çoğunluk eşyası arabadaydı ki arabasını bindi. Efenin evi çok uzak değildi. Onu evden alınca ikisi birlikte hastaneye geçtiler.
İt herif çay parasını ona kitlerken Yiğit simitten bir parça aldı. Dünde doğru düzgün bir şey yememişti. Simit ise yalan yok iştahını kabartmış ve çayı ile güzel bir ikili olmuştu.
"Eee" diyen Efe ile ona baktı. Ne ee siydi?
"Oğlum dün bir gittin pir gittin. Ondan sonrası yoksun." doğru söze ne denilirdi. Yiğit cidden bir gitmiş ve kendine gelebilmiş değildi. Kendini toplasa iyi olurdu.
"Başhekim görev dağılımı yaptı mı?" acilde bir daha o şekil çalışma istemiyordu. Gerekirse üç doktor çalışsınlardı. En azından birbirlerinin yükünü azaltırlardı.
Efe baş sallayınca o da anladım dercesine arkadaşına başını salladı.
Simitini yerken içeri giren grupla Efe baksa da Yiğit çay ve simidi ile meşguldü.
"Günaydın." diyen grupla Efe selamlarını alsa da Yiğit başını kaldırıp bakmadı bile.
Ona egolu piç dediklerini biliyordu. Bunu çıkaranın da kim olduğunu biliyordu. Şöyle bir şey vardı o egosunun altını fazlaca dolduruyordu.
Gevşek ağızla konuşan çocuğun sesini duyunca başını kaldırdı. Şurda iki dakika kahvaltı yapacaktı ki Efe onun omzuna dokundu. Sürekli tatsızlık çıkmasın diye zorluyordu da Yiğit sabırlı biri değildi.
Karı kızdan konuşan Uğur ama adı ile alakasız, uğursuz olan çocuğa baktı. Efe dur dostum filan dese de Yiğit ayağa kalktı. "O ağzını topla bana toplattırma. Hastanedeki tüm hastaların mahrem hakları vardır. Onları meze yapmaya devam edersen bir daha meze yapacakta bir ağzın olmayacak." bu konuda ciddiydi. O ağzını bir gün öyle böyle kıracaktı.
Kimseden ses çıkmazken dışarı çıktı. Uğura laf ediyordu da bugün İslimi rüyasında görmesi iyi değildi. İlk kez başına geliyordu ki aynı uyarıyı kendine yaptı. Sen doktorsun! Kendine gel gerisi fena olacak.
Hem de çok fena.
------------------------------
Yiğit fenalarda.
Hikaye son hız devam ediyor. Lütfen beğendi iseniz alttaki yıldızı parlatmayı unutmayın. Hikayeyi yazan ben olsam da parlatan kişiler sizsiniz.:))