Bir hafta. Yedi gün, yüzlerce saat, binlerce dakika… Ve tek bir kelime yoktu. Ne bir mesaj, ne bir ses, ne bir iz. Koray susmuştu. Ben de öyle. Ama içimdeki fırtına hiç susmadı. Ankara’dan uzaklaşmak, belki biraz nefes almak için, çantamı topladım ve Kayseri’ye geldim. Aslında kaçmak değildi niyetim. Ama kalmak da artık yük gibiydi. Umay’a sadece “biraz uzaklaşmam gerek” dedim. Daha fazlasını sormadı zaten. İstanbula ailemin yanına gidecektim ama babamlar Bursaya gitmiş kaplıcalara bende Kayseriye Anneannemlerin evine geldim. Küçük bir kasaba, yıllardır pek değişmemiş. Sokakları tanıdık, ama içimdeki yalnızlık bu tanıdıklığın bile sesini kısmış gibiydi. Geceleri rüyalarımda onun sesini duydum. “Asude…” diyordu, kısık, kırık… ama hiç tamamlamıyordu cümlesini. Gündüzleri kalabalığı

