Evimizin önünde toplanan kalabalığı fark ettiğimde, içimdeki huzursuzluk daha da derinleşti. O gün, sabahın erken saatlerinden itibaren hava garip bir şekilde kasvetliydi, sanki gökyüzü de yaklaşan felaketi hissediyormuş gibi. Babam, annemle birlikte evin içinde endişeli bir şekilde dolanıyordu, ama kimse neyin yanlış olduğunu bilmiyordu.
Bir anda dışarıdan gelen bir haykırış, evin içindeki tüm sessizliği paramparça etti. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu, o kadar güçlü bir hisle doldu ki nefes almak bile zorlaştı. Pencereye doğru koşup dışarı baktım; mahallemizin insanları, kapımızın önünde toplanmış, bir şeylere bakıyordu. Gözlerindeki korku ve şaşkınlık, mideme bir taş gibi oturdu.
O an bir şeylerin çok yanlış olduğunu anladım, ama bunun ne olduğunu bilmek istemiyordum. Yine de, adımlarım beni istemsizce dışarıya sürükledi. Kapıyı açtığımda, o kasvetli hava adeta yüzüme çarptı. Kalabalığın içinden geçip neye baktıklarını anlamaya çalıştım. Ve işte o anda, hayatımın en korkunç gerçeğiyle yüzleştim.
Arda… Abimin cansız bedeni, evimizin önündeki toprağın üzerinde yatıyordu. Gözlerim bir an için gördüklerime inanmadı, sanki her şey bir kabusmuş gibi. Ama gerçekti; orada, yerde yatan o kişi, abimdi. Çünkü kolundaki Dövme Ap Açık ortadaydı. Gözlerim, ama gördüğüm tek şey kan idi. Üzerindeki giysiler kan içindeydi, yüzü Tanınmayacak hale gelmişti. Onun o güçlü, güven dolu ifadesi yok olmuştu.
Bir çığlık boğazımdan zorla çıktı, tüm dünya üzerime yıkılıyormuş gibi hissettim. Kalabalığın arasından annem ve babam hızla fırladı. Annem, Abimin cansız bedenine doğru koşarken, babamın yüzünde derin bir dehşet ve acı vardı. Annem abimin bedenine sarıldı, gözyaşları yanaklarından süzülürken onun ismini haykırıyordu. “Arda! Oğlum! Gözlerimi aç, lütfen!” Ama abimin gözleri bir daha asla açılmayacaktı.
Babam ise Abimin yanında diz çöktü, elleri titreyerek oğlunun yüzüne dokundu. Gözlerindeki ifade, kelimelere sığmaz bir yıkımın ifadesiydi. Abim, babamın her şeyiydi; umut kaynağı, gurur duyduğu tek kişiydi. Ama şimdi, burada, ayaklarımızın dibinde cansız bir şekilde yatıyordu. Babamın dudaklarından dökülen hıçkırıklar, içimi parçaladı. “Oğlum…” dedi, sesi titreyerek. “Neden? Nasıl bu hale geldin?”
Annemin çığlıkları kulaklarımda yankılandı, ama ben sanki başka bir dünyadaymışım gibi hissediyordum. Dizlerimin üzerine çöktüm, gözlerim abimin o cansız bedenine takılı kaldı. Bu sahne, zihnimde yankılanan en karanlık kabusların bile ötesindeydi. Abim… Benim için her şey olan abim, gözlerimin önünde can çekişmeden öldürülmüştü.
Yere düşerken ellerimi başıma götürdüm, sanki bu acıyı içimden söküp atmak istermişim gibi. Nefes almakta zorlanıyordum, dünya etrafımda dönmeye başladı. İçimdeki sevgi ve bağlılık, yerini derin bir acı ve kedere bıraktı. Her şey bulanıklaştı, dünya karardı. Son gördüğüm şey, Abimin o Tanınmayacak halde ki yüzüydü ve sonra her şey karanlığa gömüldü. Dünyam tamamen yıkılmıştı; abim, benim canım gitmişti. Bu acıya daha fazla dayanamadım ve oracıkta bayıldım.
Yere düşen bedenim, o an için hissettiğim her şeyi dışa vurdu. Abimin ölümünün ağırlığı altında ezilmiş, bu dünyaya daha fazla dayanacak gücü kalmamış bir kızdım artık. Hayatımın en sevdiğim, en güvendiğim parçası, benden koparılarak alınmıştı. Ve ben, bu acıyı asla unutamayacaktım.
Ve Kendimi Sabah yatakta buldum.
Abimin cenazesi, hayatımın en ağır günüydü. Henüz sabahın ilk ışıkları bile doğmamışken, annem beni yatağımdan uyandırdı. Gözlerinde tarif edilemez bir boşluk ve yorgunluk vardı, sanki günlerdir uyumamış gibiydi. Ses çıkarmadan kalktım, ne söyleyeceğimi, ne hissedeceğimi bilemiyordum. İçimdeki acı o kadar derindi ki, nefes almak bile zor geliyordu.
Cenaze için hazırlanırken, her şey bir sis perdesi arkasındaymış gibi hissediyordum. Babamın titreyen elleri, tıraş olurken kanayan yanağı, annemin gözlerinden süzülen sessiz yaşlar... Tüm bunlar, abimin yokluğunun ağırlığını daha da belirgin hale getiriyordu. O sabah, evde ölümün soğuk nefesi dolaşıyordu.
Cenaze alayı mezarlığa doğru ilerlerken, adımlarımın beni nereye götürdüğünü bile bilmiyordum. Kalabalık, bir kara bulut gibi peşimde sürükleniyordu. Herkesin yüzünde aynı hüzün, aynı çaresizlik vardı. Fakat bu hüzün, içimde kopan fırtınanın yanında o kadar zayıf kalıyordu ki… Herkes acıyı paylaşmaya çalışıyor gibi görünse de, kimse benim hissettiğim kadar derin bir boşlukta değildi.
Mezarlık, o gün her zamankinden daha sessizdi. Ağaçların yaprakları bile rüzgarın sesine karışmamıştı, sanki doğa bile Arda’nın kaybını kabullenmek istemiyordu. Babam, abimin tabutuna son kez dokunurken, gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Bu, onun en sevdiği oğluna veda edişiydi, ama aynı zamanda kendi hayatına da bir veda gibiydi. Annem ise, tabutun başında sessizce durdu, elleri kenetlenmiş, dudakları titriyordu. Sanki bir şeyler söylemek istiyordu ama kelimeler dudaklarına takılıp kalmıştı.
Tabut toprağa indirildiğinde, içimdeki acı bir volkan gibi patladı. Abimin yüzü, son bir kez gözümün önüne geldi. Onun kahkahaları, sert ama sevgi dolu bakışları… Hepsi bir anda zihnimin en karanlık köşelerine gömüldü. Onu bu şekilde kaybetmek, içimde onarılması imkansız bir boşluk bıraktı. O an, hayatımın geri kalanında bu eksikliği nasıl dolduracağımı bilmediğimi fark ettim.
Toprak, tabutun üzerine düşerken, her bir kürek darbesi kalbime saplanan bir bıçak gibi geldi. Her şeyin bittiği, Arda’nın sonsuza dek gitmiş olduğu o an, sanki dünya durdu. Sessiz bir çığlık attım, içimdeki acıyı ve çaresizliği dışa vuracak bir yol aradım ama sesim çıkmadı. Dizlerimin üzerinde çöktüm, gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.
Abimi ne kadar çok sevdiğimi düşündüm o an. Onun benim için ne kadar önemli olduğunu, hayatımda ne kadar büyük bir yer kapladığını... Ve şimdi, o boşluk, tarifsiz bir karanlıkla dolmuştu. Bu mezarın başında, abimle birlikte bir parçamı da kaybettiğimi hissettim. Onsuz bir dünya, bana anlamsız ve soğuk geliyordu.
Annemle babamın sessiz ağıtları, mezarlığın soğuk rüzgarına karışırken, ben hâlâ abimin yokluğuna inanamıyordum. Onun bu dünyadan böyle çekip gitmesi, kabullenmesi imkansız bir gerçekti. Abim, benim kahramanımdı, beni her zaman koruyan, bana yol gösteren kişiydi. Ama şimdi, onun korumasına ihtiyaç duyan bir mezarın başında, yapayalnızdım.
Abimin mezarı başında, içimde bir daha asla dolmayacak bir boşlukla, son bir kez Arda’ya veda ettim. Onun hatırasını kalbimde taşıyacağıma, ama bu acının asla geçmeyeceğine dair kendime söz verdim. Artık hayatımın geri kalanı, bu acıyla nasıl yaşayacağımı öğrenmekle geçecekti.
Arda’nın mezarı başında dakikalar, hatta saatler geçiyor gibiydi. Zaman kavramını yitirmiştim; etrafımdaki her şey bulanıklaşmış, sesler birbirine karışmıştı. İnsanlar birer birer taziyelerini sunuyor, annemin ve babamın omzuna dokunarak acımızı paylaşıyorlardı. Ancak bu dokunuşlar, bu sözler, içimdeki derin boşluğu doldurmaya yetmiyordu. Herkes üzgündü, herkes şoktaydı ama benim hissettiğim acı tarif edilemezdi.
Toprak, abimin tabutunu tamamen örttüğünde, içimdeki son umut kırıntısı da yok oldu. Belki de bir mucize olur, her şey bir rüya çıkar diye düşünmüştüm ama artık gerçeklerle yüzleşmek zorundaydım. Abim, benim canım, bu soğuk toprağın altında sonsuzluğa uğurlanmıştı.
Mezarlığın dışında hafif bir yağmur başladı. İnce ince yağan damlalar, yüzüme ve saçlarıma düşerken, sanki gökyüzü de bizimle birlikte ağlıyordu. Islanan toprak, havaya ağır bir koku yayıyordu; bu koku, bana ölümün soğuk ve kaçınılmaz gerçekliğini hatırlatıyordu. Yağmur damlaları gözyaşlarıma karışıyor, hangisinin yağmur, hangisinin gözyaşı olduğunu ayırt edemiyordum.
Annem, yağmurun altında ıslanmış bir halde, abimin mezarının başından ayrılmak istemiyordu. Onu teselli etmeye çalışan akrabalarımız ve komşularımız, nafile çabalarla koluna giriyor, onu oradan uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Babam ise sessizce bir ağacın altında durmuş, sigarasını üst üste yakıyor, derin düşüncelere dalmıştı. Normalde sigara içmezdi ama bugün her şey farklıydı. Onun güçlü duruşu, dik omuzları şimdi çökmüş, yüzü yılların yükünü bir günde almış gibiydi.
Ben ise, abimin mezar taşına dokunarak, son kez vedalaşmaya çalışıyordum. Parmak uçlarım soğuk taşın üzerinde gezinirken, aklımda onunla geçirdiğimiz anılar canlanıyordu. Küçükken birlikte oynadığımız oyunlar, bana aldığı ilk hediye, birlikte izlediğimiz filmler… Her bir anı, kalbime bir bıçak gibi saplanıyordu.
“Eğer burada olsaydın, beni teselli eder, her şeyin düzeleceğini söylerdin,” diye fısıldadım. Sesim yağmurun sesine karıştı, belki de kimse duymadı ama ben biliyordum ki abim beni bir yerlerden duyuyordu. “Söz veriyorum, senin anını yaşatacağım. Beni izlediğini biliyorum ve seni gururlandırmak için elimden geleni yapacağım.”
Yağmur şiddetini arttırdığında, kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başladı. Taziyeler sunuldu, dualar okundu ve insanlar evlerine dönmek üzere arabalarına yöneldi. Ancak annem hâlâ orada duruyordu, sanki abimi orada bırakıp gitmek istemiyor gibiydi. Gözleri kızarmış, yüzü solgundu. Onu böyle görmek, içimdeki acıyı daha da derinleştiriyordu.
Babam yanımıza geldi ve annemin omzuna hafifçe dokundu. “Hadi elif, artık gidelim. Arda’mızın huzur bulması için bizim de güçlü olmamız gerekiyor,” dedi, sesi kırılgandı ama kararlıydı. Annem başını hafifçe salladı, gözlerini mezardan ayıramadan birkaç adım geriledi. Sonra bana döndü, gözlerinde tarifsiz bir hüzün vardı.
“Sen de vedalaş kızım,” dedi annem. İlk kez bana bu kadar yumuşak ve sevgi dolu baktığını hissediyordum. Abimin kaybı, belki de aramızdaki mesafeyi kapatmak için bir yol olacaktı. Gözlerimde biriken yaşları silerek, mezara bir kez daha baktım.
“Hoşça kal abim,” dedim içimden, “Seni asla unutmayacağım.”
Eve dönerken araba sessizdi. Yağmur camlara vuruyor, dışarıdaki manzarayı bulanıklaştırıyordu. Annem arka koltukta başını cama yaslamış, gözlerini kapatmıştı. Babam ise direksiyona sıkıca tutunmuş, gözlerini yoldan ayırmıyordu. Ben, arabanın arka koltuğunda sessizce otururken, hayatımızın nasıl değişeceğini düşünüyordum.
Eve vardığımızda, kapıda bizi taziyeye gelen komşularımız ve akrabalarımız karşıladı. Ev, çiçekler ve taziye ziyaretçileriyle dolmuştu. Ancak bu kalabalık bile evin içindeki boşluğu doldurmaya yetmiyordu. Her odada abimin eksikliği hissediliyor, her köşede onun hatırası canlanıyordu.
Mutfağa girdiğimde, tezgahın üzerinde abimin en sevdiği fincanı gördüm. Bu küçük detay bile, içimdeki acıyı tazeledi. Fincanı elime alıp, parmaklarımı etrafında gezdirdim. Sanki onun sıcaklığını hala hissedebiliyordum.
O akşam, evdeki kalabalığa rağmen kendimi hiç olmadığı kadar yalnız hissediyordum. Odama çekildim ve yatağımın üzerine oturarak duvara asılı fotoğraflara baktım. Abim ile birlikte çekildiğimiz fotoğraflar, mutlu anlarımızın birer kanıtıydı. Şimdi ise sadece acı veriyorlardı.
Gece ilerledikçe, ev yavaş yavaş sakinleşti. Ziyaretçiler evlerine döndü, ışıklar söndü ve sessizlik hakim oldu. Ancak benim içimdeki fırtına dinmek bilmiyordu. Yatağıma uzandım, gözlerimi tavana dikerek düşüncelere daldım. Abimin ölümünün ardındaki gerçekleri merak ediyordum. Neden öldürülmüştü? Gerçekten ihanet mi etmişti yoksa bu sadece bir iftiradan mı ibaretti?
Bu sorular zihnimi kemirirken, uyku gözlerimden uzaklaşıyordu. İçimde adalet arayışı filizlenmeye başladı. Abimin ölümünün ardındaki gerçeği öğrenmek ve onu hak ettiği şekilde anmak istiyordum. Belki de bu, onun anısını yaşatmanın en iyi yolu olacaktı.
Sabaha karşı, gözlerim yorgunluktan kapanırken, kendime bir söz verdim. Arda’nın ölümünün ardındaki gerçeği ortaya çıkaracaktım. Ne pahasına olursa olsun, abimin adını temize çıkarmak ve onun gerçekten kim olduğunu herkese göstermek için elimden geleni yapacaktım. Bu düşünce, içimdeki acıyı biraz olsun hafifletti ve sonunda derin bir uykuya daldım.
Rüyalarımda yine abimi gördüm. Bana gülümsüyor, her zamanki gibi beni koruyup kolluyordu. Onunla birlikte geçirdiğimiz mutlu anılar zihnimde canlanırken, içimde bir sıcaklık hissettim. Bu rüya, bana güç ve cesaret verdi. Uyandığımda, artık ne yapmam gerektiğini biliyordum. Abimin izinden gidip, onun için adaleti sağlayacaktım.
Yeni bir gün doğarken, hayatımın artık eskisi gibi olmayacağını biliyordum. Önümde zorlu bir yol vardı ama bu yolda yalnız yürümeyecektim. Abimin hatırası, bana güç ve cesaret verecek, attığım her adımda onun desteğini hissedecektim. Bu düşünceyle, yeni güne ve mücadeleme hazırdım.