SANA YAKLAŞTIKÇA

4002 Words
"Her adımda biraz daha yaklaştı, biraz daha kayboldu..." SILA Bahçeye çıktığımızda akşam güneşi yerini çoktan solgun bir loşluğa bırakmıştı. Işıklar ince bir zarafetle ağaçların dallarına asılmış, beyaz ve gümüş tonları birbirine karışmıştı. Her şey… fazlasıyla kusursuz görünüyordu. Masanın etrafında dizilmiş çiçekler, mermer basamaklardan yükselen hafif müzik, misafirlerin alçak sesli fısıltıları… Hepsi Poyraz’ın kontrolünden geçmiş, onun istediği gibi düzenlenmişti. Adımlarımı bahçedeki uzun halıya attığımda, kalbim bir anlığına hızla çarpmaya başladı. Herkesin bakışları üzerimdeydi ama ben sadece bir yüzü arıyordum. Bahar... O an içimde bir boşluk büyüdü. Günlerdir ona ulaşamamıştım. Aramıştım, defalarca. Sesini bile duyamamıştım. Ya hâlâ İstanbul’a gelmemişti… ya da gelmişti de, hiçbir şeyden haberi yoktu. “Bahar, bu iş biter bitmez seni arayacağım,” diye fısıldadım içimden. “Ne olursa olsun, her şeyi anlatacağım.” Tam o anda nikah masasının önüne geldik. Poyraz yavaşça durdu, elini belime koyarak sandalyeyi işaret etti. Ben otururken o hâlâ ayaktaydı. Işıklar yüzüne vuruyordu. özel tasarım takımının kumaşında yansıyan ışık gibi gözleri de parlıyordu ama ben o parıltının altında başka bir şey gördüm. kararlılığı. Müzik sustu. Kalabalık sessizliğe büründü. Ve ben o an, içimden geçen tek cümleyi bastıramadım “Bu düğün bir son mu, yoksa başlangıç mı? ___ Nikah memurunun sesi, uğultulu kalabalığın arasından yankılandı “Şahitlerimizi davet edebilir miyiz?” O an zaman yavaşladı sanki. Bahçedeki müzik sustu, herkes dikkat kesildi. Ben başımı hafifçe çevirdim, kimlerin geleceğini bilmeden, sadece merakla kapıya baktım. Ve sonra… Kapı açıldı. Gözlerim bir anda oraya kilitlendi. Kalbim sanki yerinden çıkacakmış gibi hızla çarpmaya başladı. İçeri giren iki kişi vardı. Biri uzun süredir göremediğim, gecelerce sesini duymak için ağladığım Bahar… Diğeri ise Poyraz’ın en güvendiği, en sakin görünen ortağı Yiğit. Bir anlık sessizlik… ardından kalabalıktan fısıltılar yükseldi. Ben olduğum yerde donup kalmıştım. “Bahar…” diye fısıldadım, sesim neredeyse duyulmayacak kadar titrek çıktı. O da beni gördü. Göz göze geldiğimizde içimden bir şey koptu. O an yüzündeki kararlılığı gördüm beni aramaktan, beni bulmaktan asla vazgeçmemişti. Ama neden Yiğit’le… Kafam karıştı. Bahar’la Yiğit’in birlikte orada olması, aynı anda o kapıdan girmeleri, beynimdeki bütün dengeleri alt üst etti. Yiğit’in Poyraz’ın yanında olduğunu biliyordum. Onun sessiz ama güvenilir bir adam olduğunu da. Ama… Bahar’la ne ilgisi olabilirdi ki? Poyraz’a baktım. Yüzündeki ifade kısa bir an dondu. Ardından hemen toparlandı, dudaklarının kenarına sahte bir gülümseme yerleşti. Ama gözlerinde bir kıpırdanma vardı; rahatsızlık, öfke ve hesap yapar gibi bir karanlık Bahar’ın gözleri üzerimdeydi. Ona bir şey söylemek, koşup sarılmak istedim ama ayaklarım kıpırdamadı. Her şey olması gerekenden fazla sessizdi. Nikah memurunun sesi bir kez daha yankılandı ama ben duymuyordum. Tek duyduğum kalp atışım ve içimde büyüyen o soru “Bahar beni basil buldu? en önemlisi de neden Yiğit’le birlikte burada?” POYRAZ Nikah memurunun sesi, bahçedeki uğultunun içinden keskin bir çizgi gibi geçti “Şahitlerimizi davet edelim.” Başımı hafifçe çevirdim, şahidim Yiğit olacaktı ikinci şahidi de o ayarlayacaktı ama hala ortalıkta gözükmüyordu. içgüdüsel bir merakla kapıya baktım. Ve tam o anda, içeri girdiler. Yiğit. Ve yanında… Sıla’nın birkaç gün önce bir kez bahsettiği o kız. Bahar. sıla arkadaşım beni merak eder ona ulaşmam lazım dediğinde, ona güvence vermek için araştıracağımı söyledim. Sılanın da dediği gibi arkadaşı meraklı çıkmıştı. Sılaya ulaşamayınca Antalyada ki işini bırakıp İstanbula gelmiş, Deli gibi tarafta Sılayı arıyordu. Sorun çıkarmasın diye peşine adam taktım ama bir anda ortadan kayboldu. bende biryandan düşmanlarımla olan savaşım diğer yanda Sıla ile evlenecek olmanın heycanı ve düğün telaşı ile daha fazla üzerine düşmedim zaten sonrasında da aklımdan çıkmıştı. ama şimdi hiç beklemediğim anda beklemediğim bir adamla karşımda duruyordu. Zaman bir an durdu. Sanki her şey bulanıklaştı insanların fısıltıları, müziğin hafif uğultusu, rüzgârın sesi… Hepsi bir arka plana itildi. Yiğit’in yüzü ifadesizdi, belli ki durumun ağırlığını biliyordu. Bahar’ın bakışları ise keskin korkusuz ama aynı zamanda endişeyle dolu. Gözleri hemen Sıla’ya kilitlendi. Ve o an… Sıla’nın gözlerindeki şaşkınlığı gördüm O kadar netti ki. Bir anlık şaşkınlık, ardından özlem, sonra da korkuya karışan bir kararsızlık. Dudakları aralandı, belli ki onun adını fısıldadı. Bahar. İçimden bir şey gerildi. Bu ismin Sıla’nın dudaklarından o kadar doğal çıkması hoşuma gitmedi. Ama ondan daha fazlası, Yiğit’in o kadınla buraya gelmesiydi. Bakışlarımı hemen ona çevirdim. Göz göze geldiğimizde yüzümdeki o ince tebessüm bir anlığına kayboldu. “Ne yaptın sen, Yiğit?” dedim içimden. Senin bu kadarını yapacağını düşünmemiştim. Onun planını hemen anlamıştım. Sıla’yı araştırırken Bahar’ı bulmuştu. Ve Yiğit, beni korumak adına onu yanında getirmişti. Ama zamanlama… Zamanlama berbat bir şekilde yanlıştı. Tam şimdi. Tam Sıla’yı sonsuza kadar yanımda tutacağım anda. Dudaklarımı sıktım. Kalabalığın fark etmemesi için belli etmeden derin bir nefes aldım. Birkaç saniye boyunca sadece Sıla’ya baktım ne yapacak, ne diyecek, nasıl tepki verecek diye. Ama o hâlâ donuktu. Gözlerimi kapatıp sessizce dişlerimi sıktım. Soğukkanlı kalmalıydım. Şu an yapacağım en küçük hata, her şeyi mahvedebilirdi. Bu düğün, bu evlilik… sadece bir gösteri değil. Benim kurtuluşum. Ve o da ister kabul etsin ister etmesin benim son umudumdu. Kim gelirse gelsin… ne olursa olsun, bu nikah bugün kıyılacak. SILA Her şey bir anda oldu. O kadar çok insanın arasında, o kadar fazla sesin içinde… bir anda nefesim kesildi. Bahar. O buradaydı. Gözlerime inanamadım. Bir anlık hayal sandım. Ama hayaldi diyemeyecek kadar gerçekti. gelinliğimin eteği titredi, ellerim buz kesildi. Kalbim deli gibi atıyordu. Poyraz’ın yanımda olduğunu, yüzlerce kişinin bizi izlediğini, fotoğraf makinelerinin parladığını unuttum o an Sadece Bahar’a baktım. O da bana. Gözleri doluydu. Korku, özlem, öfke… hepsi birbirine karışmıştı. Nasıl geldiğini, neden burada olduğunu bilmiyordum ama bir şeylerin değişeceğini hissediyordum. Tam o anda nikah memurunun sesi yankılandı. “Şahitlerimiz lütfen masaya geçsin.” Bir uğultu koptu. Bahar ve Yiğit masaya yöneldiler Bahar’ın adımlarındaki kararlılığı görebiliyordum. Yavaşça bana baktı “konuşacağız” der gibi. Ama şu anda hiçbir şey söyleyemezdim. Her şey otomatikleşti. Memurun sesi, insanların alkışları, müziğin tınısı… hepsi bulanıklaştı. Poyraz elimi tuttu, yüzü buz gibiydi. Bana bakmadı bile, sadece “Evet” dedi. Kelimeler o kadar net, o kadar keskin çıktı ki ağzından içimde bir şey kırıldı. Sonra sıra bana geldi. Bahar’ın gözleri üzerimdeydi. Bir yandan da Poyraz’ın parmakları avucumun içindeydi sanki “sakın bir şey deme” der gibi. Bir saniyeliğine gözlerimi kapattım. Ve fısıldar gibi “Evet” dedim. Alkışlar. Işıklar. Gülüşler. Ama içimde kocaman bir sessizlik vardı. Nikah bittiğinde Poyraz kalabalığı selamladı, yüzünde o tanıdık soğuk tebessüm vardı. Bahar hemen yanıma geldi. Sesini alçak tuttu ama gözleri alev gibiydi. “Sıla… bu ne demek oluyor?” dedi dişlerinin arasından. “Sen burada, bu adamla nasıl” “Bahar, şimdi olmaz.” dedim, sesim titredi. “Ne olursun, şimdi değil.” O an Yiğit araya girdi, sessiz ama sert bir ses tonuyla. “Hanımlar, belki konuşacak daha uygun bir zaman bulursunuz. Ama Bahar geri adım atmadı. “Sıla, bana bak,” dedi. “Sen iyi misin? Bunu gerçekten istiyor musun?” Gözlerimi yere indirdim. Boğazımda düğümlenen kelimeleri yutkunarak bastırdım. “İyiyim,” diyebildim sadece. Ama gözlerim Bahar’ın gözlerinden kaçarken, içimden geçen tek şey şuydu “Artık hiçbir şeyin geri dönüşü yok.” O an arkamızdan gelen adımları duydum. Poyraz. “Ne güzel, dostlar arasında samimi bir sohbet.” dedi o soğuk sesiyle. Adımları ağır ama bakışları delip geçiciydi. Bahar’ı süzdü, sonra gözlerini bana çevirdi. “Bir problem mi var, karıcığım?” Ses tonu sakindi ama altındaki tehdit apaçıktı. Bahar geri çekilmedi. “Evet, var. Seninle.” dedi dik bir sesle. “Ne yaptığını bilmiyorum ama Sıla korkuyor senden. Ben buna izin vermem.” Poyraz’ın dudak kenarı gerildi, o tanıdık tehlikeli tebessüm belirdi. “Bence burada izin verecek son kişi sensin.” Tam o anda Yiğit hızla müdehale etti, gerilimi fark etmişti. “Arkadaşlar sakin olun.” dedi alçak bir sesle. “Şimdi doğru zaman değil.” Bahar şaşkınlıkla Yiğit’e baktı ama onun yüzündeki ciddiyeti görünce sustu. Poyraz ise elini sahiplenici bir şekilde belime koydu, sessizce benıkendine doğru çekti. “Artık misafirlerle ilgilenelim, hayatım.” dedi. Bu bir cümle değildi, bir emirdi. usulca başımı sallayım onu takip ettim. Arkamızda Bahar’ın yutkunan nefesi, Yiğit’in sıkılmış çenesi kaldı. O an herkesin içinde fırtına koptu ama kimse tek kelime etmedi. Düğün resmen bitmişti, ama savaş şimdi başlıyordu. ___ Evde garip bir sessizlik vardı. Müzik çoktan durmuş, misafirlerin sesleri uzaklaşmıştı. Yalnızca rüzgârın bahçedeki süsleri sallayan hışırtısı duyuluyordu. Sıla, yatak odasının ortasında öylece duruyordu. Gelinliği hâlâ üstündeydi, duvağını çıkarmamıştı. Aynadaki yansımasına baktığında, yüzündeki donuk ifadeyi fark etti. “Artık evlisin…” diye fısıldadı kendi kendine. Ama o cümle ne kadar doğruysa, o kadar da yabancıydı. Aşağıdan ayak sesleri geldi. Poyraz. Sıla bir an nefesini tuttu. Kapı açıldı. Poyraz içeri girdiğinde üzerindeki ceketini çıkarmıştı, gözleri derin ama sessizdi. Bir süre hiçbir şey söylemeden onu izledi. Sonra ağır adımlarla yaklaştı. “Güzel bir geceydi.” dedi alçak bir sesle. bu sözün içinde belirgin bir heyecan ve kontrol vardı. Sıla bakışlarını kaçırdı, ellerini sıkıca birbirine kenetledi. Poyraz onun hemen önünde durdu, parmak uçlarıyla çenesini kaldırdı. “Artık benim karımsın.” dedi. Bu bir sevgi cümlesi değil, bir hüküm gibiydi. Sıla’nın gözleri doldu ama ağlamadı. Yutkundu. “Biliyorum.” dedi sadece. Bir süre birbirlerine baktılar, sessizlik ağırlaştı. Sonra Poyraz bir adım geri çekildi, sanki kendi duygularına da yabancıymış gibi. “Dinlen. Bugün yoruldun.” dedi ve arkasını dönüp kapıya yöneldi. Kapı kapanınca Sıla’nın dizleri çözüldü. Yatağın kenarına oturup başını ellerinin arasına aldı. Gözyaşları yavaşça yanaklarına süzüldü. Tam o sırada, dışarıda Bahar elinde çantasını tutuyordu. Gitmek istiyordu ama Yiğit kolundan tuttu. “Şimdi gidersen her şey mahvolur.” dedi Yiğit sertçe. “Poyraz şu anda tehlikeli bir dengede. Onu durdurmanın tek yolu Sıla değil, biziz.” Bahar’ın gözleri doldu. “Ben onu orada yalnız bırakamam.” dedi kısık bir sesle. Ama Yiğit başını iki yana salladı. “Bazen korumak, geri durmaktır.” Ve o an, evin üst katında Sıla aynaya tekrar baktı. Gözlerinde yorgun ama kararlı bir ifade vardı. “Bahar… beni duyuyorsan, ne olursa olsun benim için endişelenme.” diye fısıldadı. “Ben yolumu bulacağım.” POYRAZ Düğün bitmişti ama kalbim hâlâ göğsümde atıyordu her vuruşunda, o masada yanımda oturan kadını, Sıla’yı hatırlıyordum. Odadan içeri girdiğimde, o aynanın karşısındaydı. Gelinliği hâlâ üzerindeydi. Işık, beyaz kumaşın üzerinde geziniyor; saçlarının arasına karışıyordu. Bir an durdum. Sanki biri göğsümün içine sıcak bir kor bırakmış gibiydi. Her nefesim yanıyordu. Yavaşça yaklaştım. O da aynadan beni gördü ama dönmedi. Nefesini tuttuğunu fark ettim. Bir kelime bile etmeden arkasına geçtim, o kadar yakındım ki sırtının sıcaklığını hissettim. “Güzel bir geceydi.” dedim alçak bir sesle. Sanki kendi sesim bile yabancıydı bana. Kelimelerim onun ensesine dokunur gibi ağır çıktı. Sıla hiçbir şey demedi. Yalnızca ellerini sıkıca birbirine kenetledi. Başımı biraz eğip, saçlarının arasından süzülen o ince kokuyu içime çektim.Tanıdık, yakıcı bir koku. “Artık benim karımsın.” dedim. Ama bu kez sözlerimde emir değil, itiraf vardı. Sıla irkildi. Yavaşça bana döndü, gözleriyle yüzümü taradı. O an, ne kadar bastırmaya çalışırsam çalışayım, içimdeki o ateş kabardı. Elimi uzattım, parmak uçlarımla çenesine dokundum. Gözlerini kaçırmadı. O bakışlarda hem korku hem merak vardı. “Benden korkuyorsun,” dedim fısıltıyla. “Biliyorum… ama korkman gereken en son kişi benim Sıla.” O an aramızdaki mesafe yoktu artık. Nefeslerimiz birbirine karıştı, kalbimin ritmi onun göğsünde yankılandı. Bir anlığına zamanı unuttum. Yalnızca o vardı. Ve içimdeki karanlıktan çok, ona duyduğum sıcaklık büyüyordu. Sonra gözlerimi kapattım. Bir adım geri çekildim. “Dinlen,” dedim. "Sadece dinlen. Bugün benim için değil, kendin için.” Kapıya yönelirken kalbim hâlâ yanıyordu. O an onu öpmemek, dokunmamak için kendimi zor tuttum Çünkü dokunsaydım… bir daha asla geri çekilemezdim. Kapıyı kapattım. Arkamdan gelen o sessizlikte, kalbimin atışı yankılandı. Aşağıda, Bahar gitmeye hazırlanıyordu. Yiğit elini omzuna koydu. “Şimdi olmaz,” dedi. “Henüz zamanı değil.” SILA gelinliğimi çıkarıp banyoya girdim, poyraz herzeyi öncesinden düşünüp ihtiyacım olabilecek herzeyi almıştı. duş malzemelerimi alıp duşakabinin içine girdim, sıcak suyu ayarlayıp bür süre öylece suyun altında kaldım. Duştan yeni çıkmıştım. Buhar hâlâ banyodan taşarken aynadaki yansımama baktım yüzümde hem yorgunluk hem de kararsızlığın izleri vardı. Havluyu sıkıca sardım, saçlarımdan süzülen damlalar omzumdan kayıp yere düşüyordu. Düğün… o kelime hâlâ kulağımda yankılanıyordu. Tam o anda kapı açıldı. Refleksle döndüm. Kapıda Poyraz duruyordu. Takım elbisesi hâlâ üzerindeydi ama kravatı gevşemiş, gözleri ise olduğundan daha koyu, daha derindi. O an nefesim kesildi. üzerimdeki kısa havluya sıkıca sarılıp “neden kapıyı çalmadan girdin,” dedim, sesim beklediğimden daha titrek çıkmıştı. Bir adım attı. O adımla birlikte kalbim hızlandı. gözleri bir süre vücudumu taradı, sonra tekrar gözlerime çıktı “Artık karımsın, Sıla,” dedi, sesi fısıltı kadar hafifti ama içindeki ağırlık odayı doldurdu. “Neyi çalacağımı bilemedim.” simsiyah gözleri mümkünmüş gibi daha da karardı. Yutkundum. Ne diyeceğimi bilemedim. Bakışları üzerimdeydi sanki her nefesimi, her düşüncemi okuyordu. Elini yavaşça cebinden çıkarıp bana doğru yaklaştı. “Bugün çok güzeldin,” dedi. Basit bir cümleydi ama içindeki ton öyle derindi ki… dudaklarımı aralamama rağmen hiçbir şey söyleyemedim. Bir an sessizlik oldu. Sadece aramızdaki nefeslerin sesi vardı. Sonra Poyraz, bana bir adım daha yaklaştı, o kadar yakındı ki kalbimin çarpışını duyabiliyor olmalıydı. Ama bu kez durdu. Bakışlarını kaçırmadan, yumuşak bir sesle, “Bu kadar korkma benden, Sıla,” dedi. “Ben seni incitmek için değil, korumak için buradayım.” Gözlerim doldu. Söyleyemediklerim boğazıma düğümlendi. O ise sadece bir adım daha atıp dibime kadar geldi, artık nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Bir adım geri çekilmek için hareket ettiğimde güçlü kolları belimi sardı. Göğüslerim sert gövdesine temas ettiğinde içimden bir ürperti geçti bu korku değildi, o anki yakınlığımızın yarattığı tarifsiz bir heyecandı. Bir eli belimi sıkarken, diğeri enseme yerleşti. Beni kendine çekti, önce gözleri, sonra dudakları... dudaklarıma dokundu. Öpücüğü ne çok derin, ne de mesafeliydi sanki aramızdaki tüm sessizlikleri anlatmak ister gibiydi. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Nefesim kesilmişti. Oysa bu defa kaçmadım. Sanki bedenim bana ait değildi, aklım sustu, sadece kalbimin sesi kaldı. Dudakları yavaşça hareket ettiğinde, nefesi tenimde gezindi, parmak uçları çıplak omuzumun üzerindn aşağıya indi. Bir anlığına her şey sustu. Sadece ikimizin nefesi birbirine karışıyordu. Oysa içimde bir fırtına vardı korkuyla karışık bir sıcaklık, kendimden bile sakladığım bir istek. Bir an için, onu durdurmak istemedim. Bu kadar yakında olmasına rağmen, içimdeki boşluğu dolduruyormuş gibi hissettim. yavaşça dudaklarımdan ayrıldığında ikimizde nefes nefeseydik oynaklarım bu yakınlaşmadan dolayı kırmızın elli tonu taşıyordu. baş parmağı ile kazarmış yanağımı okşadıktan sonra sanki incitmekten korkar gibi küçük bir öpücük kondurdu. bense hala kımıldamadan onun hareketlerini takip ediyordum. belimdeki eli gevşeyip yavaşça bir adım geri çıktı, bir kez daha gözeliyle vücudumu taradıktan sonra gözlerini ıslak saçlarıma sabitleyip "üşüteceksin, üzerine bireyler giiyinip saçlarını kurut" dedi. benden ayrılıp banyoya yöneldi Ve kapı kapandığında, ben hâlâ yerimdeydim, kalbim onun adımlarıyla yarışırken, içimde yeni bir karmaşa doğuyordu Ona ne kadar kızarsam kızayım, her dokunuşunda biraz daha kendimi kaybediyordum Giysi odasına geçip kadın kıyafetlerinin olduğu tarafa geçtim önce siyah bir çamaşır takımı çıkarıp onları giyindim. pijama takımı çıkarmak için dolabın kapağının açtım ve anın da yanaklarım kıpkırmızı oldu ve gözlerim şokla açıldı. çeşit çeşit sayamayacağım kadar çok gecelik vardı "ben bunları hayatta giyinmem" diye içimden geçirirken bir yandan da pijama arıyordum ama yoktu, tek bir tane bile yok. Poyraz beyimiz herşeyi akıl etmiş ama bunu edememiş. Oflayarak içlerinden en kapalı olanı seçip giyindim kapalı dediğimde kalçamın bir karış altında bitiyordu omuzları ince askılı ve göğüs uçlarımın hemen üstünde biten dekoltesi var. gözlerimi kapatıp içimden derin bir nefes aldım geceliğin ince kumaşına dokunup bu sade bir gecelik diye kendimi avutmaya çalıştım ama göğsümdeki çarpıntı beni ele veriyordu. Odaya geçip saçlarımı kuruttuktan sonra ne yapağımı bilemediğim için yatağın kenarına oturdum parmaklarımı birbirine kenetleyip beklemeye başladım. oda sessizdi sadece banyodan gelen hafif su sesleri vardı. banyodan su sesi kesildiğinde kalbim yeniden hızlanmaya başladı. birkaç saniye sonra kapı açıldı Poyraz belindeki siyah havlu ile içeri girdi bir elinde de küçük havlu ile saçlarını kuruluyordu, kafasını kaldırdığında göz göze geldik utançla hızla başımı başka yine çevirdim ama onun yoğun bakışlarını üzerimde geceliğimin sardığı hatlarımda gezindiğini hissediyordum. içimde engel olamadığım dürtüyle bakışlarımı tekrar ona çevirdim üzerinde hala banyodan kalma buhar vardı, saçlarından süzülen damlalar omuzlarına düşüyor kaslı göğüslerine doğru yol izliyor bakışlarım karın kaslarına oradan da kasıklarındaki v çizgisine kadar indi. Allahım cennettemiyim dedim bir an çünkü şuan gördüklerim gerçek olamaz. adam resmen yürüyen kas yığını. o anda duyduğum erkeksi kıkırtı ile gözlerim hizala gözlerine tırmandı yüzündeki kendinden emin gururlu bir gülümseme vardı.gece gibi parlayan gözleriyle karşılaşınca heyecanla irkildim eminim yüzüm boynuma kadar kızarmıştı. ne diyeceğimi bilemeden başımı öne eğdim heyecan ve gerilim karışımıyla ellerimle oynamaya başladım. "beğendiysen bakmaya devam edebilirsin" Poyrazın alay dolu sesi kulağıma dolunca utançtan yerin dibine girmek istedim. gözlerimi onun dışında tüm oda da gezdirmeye başladım. elindeki havluyu koltuğun üzerine bırakıp giyinme odasına yöneldi bense hala yatağa geçip uyusam mı yoksa beklesem mı diye iç sesimle kendimi yemeye devam ettim. poyraz odaya döndüğünde üzerinde sadece gri eşofman altı vardı. hayır yani yüreğime indirmek için bilerek mi yapıyorsun be adam insan üzerine bir tişört filan giyer bizdeki de kalp sonuçta. beni hala aynı pozisyonda görünce "neden uyumadın?" diye sordu. bende bir bilsem. içimden bir of çekip " ne yapacağımı bilemedim o yüzden bekledim" dedim. anlayışla başını sallayıp birkaç adım yaklaşıp kendi tarafına geçti "bu kadar gergin olma" dedi alçak bir sesle "sana istemediğin birey yapmayacağım. yavaş yavaş alışacaksın bana" dedi. başımı hiç kaldırmadım dudaklarımdan ince bir nefes verip "korkmuyorum... sadece ne hissedeceğimi bilmiyorum" çarşafın hışırtısından yatağa girdiğini anladım arkadan yavaşça bana yaklaştığını hissettim ama bir tepk vermedim saçlarımı önüme atip omzuma öpücük kondurdu, sakinleşmiş olan kalbim tekrardan ben buradayım diye bağırmaya başladı bir an kalp seslerimi duyacak diye korktum. "uyuman lazım dedi yumuşak ve sessiz bir tonla "bugün uzun bir gündü". başımı salladım ama hala hareket etmiyordum. Poyraz başını yastığa koyup gözlerini kapattığında bile onun varlığı odanını her köşesinde hissediliyordu. kalbim delicesine atmaya devam ederken nefesim düzensizleşiyordu. bir an elimi kalbimin üzerine koyup kalp atışlarımı dinledim 'bu his.. neden dinmiyor' Başımı yavaşa yastığa koydum gözlerimi kapattığımda bile onun nefesini duyabiliyordum. --- Güneş, perde aralığından içeri süzüldüğünde odada yumuşak bir aydınlık oluştu. Kuşların hafif cıvıltısı ve dışarıdan gelen esintiyle perde yavaşça dalgalanıyordu. Sıla gözlerini araladığında ilk fark ettiği şey sıcaklıktı… göğsünün üzerinde, ritmik bir şekilde atan bir kalp. Gözlerini hafifçe kaldırdığında, Poyraz’ın kolunun beline dolandığını gördü. Bir an dondu. Kalbi hızla atmaya başladı. Onun nefesi ensesinde dolaşıyor, teni tenine değdikçe içinden geçen ürpertiyle karışık bir huzur hissediyordu. Hareket etmeye çalıştı ama Poyraz’ın kolu sıkıca sarılmıştı. “Poyraz…” diye fısıldadı usulca. Adamın gözleri hemen açılmadı, sadece kolundaki baskı dahada arttı. Sonra derin bir nefes alıp yavaşça gözlerini araladı. Bir an bakıştılar. Zaman durdu yine. Sıla kaçamak bir şekilde başını yastığa gömdü, yanakları kızarmıştı. "Sen… şey… sanırım gece dönmüşüm…” dedi fısıltıyla. Poyraz’ın dudak kenarı hafifçe kıvrıldı. “Sanırım değil,” dedi kısık bir sesle. “Dönmüşsün.” Aralarındaki sessizlik bir süre devam etti. Ne o geri çekildi, ne de Sıla hareket etti. Sanki ikisi de bu sessizliğin içinde, birbirine dokunmadan dokunmanın verdiği o garip huzuru bozmak istemiyordu. Bir an sonra Poyraz elini yavaşça belinden çekti, elini başımın yanına koyup üzerime doğru eğildi, yavaşça dudaklarıma küçük bir öpücük kondurup geri çekildi daha sonra alnımdan öpüp " günaydın " dedi. sesimi sakin tutmaya çalışarak gözlerine bakıp "günaydın" dedim. bana o erkeksi gülümsemesini verdikten sonra yataktan doğruldu. “Hazırlan,” dedi sakin bir tonla. “Bugün konuşmamız gereken çok şey var.” Sıla başını kaldırıp ona baktı. Sesindeki ciddiyet, sabahın tüm yumuşaklığını bir anda dağıtmıştı. --- Masa üzerindeki kahve bardağından hâlâ buhar yükseliyordu. Poyraz camın önünde durmuş, bahçeye bakıyordu. Güneş çoktan yükselmişti ama onun içinde gece hâlâ bitmemiş gibiydi. Masadaki tabletin ekranı yandı. Görüntülü arama bağlanmıştı. Ekranda tanıdık bir yüz belirdi Dr. Cem, Poyraz’ın uzun süredir birlikte çalıştığı psikiyatristi. > “Uzun zaman oldu, Poyraz,” dedi doktor, yumuşak ama dikkatli bir ses tonuyla. “En son birkaç hafta önce konuşmuştuk. Nasıl hissediyorsun bugün?” Poyraz derin bir nefes aldı. Elleri cebindeydi, gözlerini kaçırmadan konuştu. > “Bilmiyorum… her şey biraz fazla hızlı ilerliyor. İçimde sürekli bastıramadığım bir şey var. Sanki kontrol elimden kayıyor.” Dr. Cem hafifçe başını salladı. > “Bu söylediğin iyi bir işaret aslında. Duyguların bastırılmıyor, yüzeye çıkıyor. Ama senin için bu tehlikeli bir dönem, biliyorsun.” Poyraz sessiz kaldı. Camın dışındaki görüntüye takıldı bahçedeki beyaz sandalyeler hâlâ düğünden kalmıştı. > “O kız…” dedi sonunda. “Sıla. Yanımda kaldı. Her şey planladığım gibi gitti…. Onu korumak istiyorum, ama aynı zamanda ona dokunmak da… istiyorum.” Doktor not alıyormuş gibi başını eğdi. > “İyileşme sürecinde bastırılmış arzuların yüzeye çıkması normal. Ama senin farkında olman çok önemli, Poyraz. Gerçekle duygu arasındaki sınırları karıştırmaya başlarsan, yine aynı döngüye girebilirsin.” Poyraz derin bir nefes aldı, ellerini masaya dayadı. > “Ama bu farklı. Onun yanında… sakin hissediyorum. Bazen nefes almak bile daha kolay oluyor. Sanki o yanımdayken, içimdeki bütün sesler susuyor.” Doktor, yüzündeki ciddi ifadeyi korudu. > “Bu, iyileşmenin başlangıcı da olabilir… ya da yeni bir bağımlılığın.” Sessizlik. Poyraz başını eğdi, dudaklarının kenarı gerildi. > “Ben sadece onun gitmesini istemiyorum.” > “O zaman önce neden ona bu kadar tutunduğunu anlamalısın,” dedi Dr. Cem sessizce. “Sevgiyle kontrol arasında çok ince bir çizgi vardır, Poyraz. Sen hangisindesin, bunu kendine sorman gerekiyor.” Bir süre konuşmadılar. Poyraz’ın bakışları hâlâ penceredeydi, gözlerinde düşünceli bir karanlık vardı. Sonunda kısık bir sesle mırıldandı: > “Bilmiyorum… ama sanırım onu kaybedersem, ben de giderim.” Ekranda doktorın yüzündeki ifade yumuşadı. > “O zaman önce kendini bul, Poyraz. Ancak o zaman kimseyi kaybetmezsin.” bağlantı sona erdiğinde poyraz bir süre ekrana baktı. sonra derin bir nefes alıp arkasına yaslandı. yüzündeki gergin ifade yavaş yavaş dağıldı yerine belli belirsiz bir kararlılık yerleşti. --- Sabahın yumuşak ışığı odaya süzülürken kahvaltı masası sessizce hazırlanmıştı. Masada taze demlenmiş çayın kokusu, kızarmış ekmeklerin buharıyla karışıyor, dışarıdan gelen kuş sesleriyle birlikte huzurlu bir sabah havası yaratıyordu. Sıla karşısında oturan Poyraz’a baktığında onun yüzündeki alışılmadık sakinliği fark etti. Genellikle sert, keskin çizgilerle kaplı yüzü bu sabah daha yumuşaktı. Elindeki fincanı yavaşça masaya bırakıp konuşmaya başladı. “Bu sabah doktorla konuştum.” dedi sessiz bir tonla. Sıla başını kaldırdı, merakla baktı. “Ne dedi?” Poyraz bir an düşündü, sonra kısa bir nefes aldı. “Artık iyileşme sürecinin başladığını söylüyor. Kolay olmayacak ama doğru adımlarla toparlanabilirim.” Gözleri Sıla’nınkine kilitlendi. “Bu süreçte en büyük desteğim sensin, Sıla. Doktor, birlikte geçirdiğimiz her anın beni daha fazla dengelediğini söylüyor. Sanırım... ben gerçekten ilk kez birine bu kadar yakın hissediyorum.” Sıla şaşırmıştı, ama aynı zamanda içinde tuhaf bir sıcaklık belirdi. Onun bu kadar açık konuşması, iç dünyasını paylaşması alışık olduğu bir şey değildi. “Ben… elimden geleni yaparım.” dedi temkinli bir şekilde. Poyraz, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle başını salladı. “Biliyorum, zaten yapıyorsun.” Masadaki sessizlik birkaç dakika sürdü. Poyraz kahvesinden bir yudum daha aldı, sonra sesi biraz daha ciddileşti. “Bir konuda seninle konuşmam gerekiyor.” Sıla kaşlarını hafifçe çattı. “Ne hakkında?” “Bahar hakkında.” Sıla’nın elleri anında durdu. Çatalını bırakıp Poyraz’a baktı. hemen savunmaya geçti. “O benim arkadaşım, sadece beni korumaya çalışıyor” “Biliyorum.” dedi Poyraz. “Ama Bahar… bu durumun dışında biri değil. Artık senin hayatına dair bazı şeyleri bilmesi tehlikeli olabilir. Özellikle benim hakkımda, hastalığım hakkında hiçbir şey söylememelisin.” Sıla şaşırmış bir şekilde kaşlarını kaldırdı. “Ben zaten anlatmadım, anlatmam da. Bu konuda bir endişen olmasın” Poyraz ellerini birbirine kenetledi, bakışlarını kaçırmadan konuştu. “Sana güveniyorum ama o seni manipüle edebilir. Senden bilgi almaya çalışabilir. sen korumak için... seni kurtardığını sanarak işleri karıştırabilir. Bunu yaparsa hem seni hem beni tehlikeye atar.” Sıla bir an sessiz kaldı, sonra alçak sesle, “Bahar kötü biri değil.” dedi. “Ben kötü biri dedim mi?” diye karşılık verdi Poyraz, bu kez sesi biraz daha yumuşaktı. “Sadece saf. Korumak istediği kişiye zarar verebilecek kadar.” Masada sessizlik yeniden çöktü. Sıla düşünceli bir şekilde çayına baktı, parmaklarını fincanın kulpunda gezdirdi. Poyraz’ın sesi o sessizliği bir kez daha bozdu. “Bu süreci birlikte atlatacağız, Sıla. Ben iyileşmek için çabalayacağım, ama senin de bana inanman gerek. Dışarıdan gelen hiçbir ses, hiçbir insan bu dengeyi bozmamalı. Ne Bahar, ne de geçmişin.” Sıla başını hafifçe eğdi, gözleri bir anlığına masadaki ekmek kırıntılarına takıldı. “Bazen bana çok şey yüklediğini düşünüyorum.” dedi sessizce. Poyraz bir süre onu süzdü, sonra kısık bir sesle, “Çünkü senin bana dokunduğun her anda nefes alabiliyorum.” dedi. Sıla başını kaldırıp gözlerine baktığında, Poyraz’ın bakışlarındaki o sıcaklıkla karşılaştı. Artık aralarındaki mesafe sadece birkaç karıştı ama o kadar çok şey vardı ki aralarında, sırlar, korkular, bastırılmış hisler. Bu kahvaltı, sıradan bir sabahın ötesindeydi. Birlikte başladıkları, birbirlerini iyileştirecekleri yeni bir sürecin ilk sessiz sözüydü.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD