3. BÖLÜM

1418 Words
“ Yok olmaz erken daha, biraz geç kalın ne olur. Hiç hazır değilim henüz. Ne olur baharlarımı, bırakın bir süre daha. Tanıdık değil bana güz. “ KURŞUNİ RENKLER Sekiz şehit vermiştik... O günün üzerinden günler geçmişti ama sanki her şey dün yaşanmış gibiydi. Bayrak yere düşmesin diye toprağa düşen o kahramanların fedakarlıkları, gitmiyordu gözlerimin önünden; yüzlerindeki cesaret, yüreklerindeki vatan sevgisi... Her biri karanlığı aydınlatan bir güneş, toprağa can veren bir fidan gibiydi... Ama hoyrat eller onları söndürdü, onları topraktan kopardı! Geriye kalanlar ise tarifi imkansız bir acıya boğuldu. 8 şehit, 8 can, 8 aile... Parçalanmış umutlar, yitip giden hayaller... “ Nefes..? “ İsmimin seslenilmesiyle, omuzlarımın hafifçe titremesine engel olamamıştım. Bakışlarım ölüm kokan o dağlardan koparken sormasına fırsat vermeden, “ İyiyim. “ diye titrek bir nefes süzüldü dudaklarımdan; “ Ne kadar iyi olunabilirse o kadar iyiyim Gökhan amca. “ O anlardan sonra içimde ayakta kalan ne varsa; o kadar eksik, o kadar yaralı... “ Şimdiye kadar kaç şehit verdik Nefes, bir sayı verebilir misin? “ Gökhan amcamın sert sesiyle başımı iki yana sallarken gözpınarlarıma dolan yaşlar, cevabımın sessizlikten ibaret olduğunu haykırıyorduâdeta. O an anladım ki, sayısı olmazdı bazı acıların; ne anlatılırdı ne de geçerdi... Zaman bile yetmezdi onlara! “ Her seferinde canımız cânan olsada yıkılmadık değil mi? Yine yıkılmayacağız Nefes. Yine dim dik kalkacağız ayağa ve onların kanıyla sulanan bu vatan her zamankinden daha güçlü olacak. “ Gökhan amcamın dağları delen sözlerinin hemen akabinde karşımızda hazır ola geçen asker, “ Çavuş Ömer Güven. Komutanım, Anka Timi karargaha giriş yaptı. “ diye bildirdiğinde içime çöken ağırlık bir anda dağıldı. Gelen bu haberle kocaman bir gülümseme kondu dudaklarıma. Anka Timi karargâha girmişti. Sağ salim… Çok şükür... Hızlı adımlarla karargâh girişine vardığımızda ise hazır olda bekleyen Anka Timi’ nin görüş alanımıza girmesiyle, Gökhan Albayın arkasında kalarak tek tek baktım hepsine. Yüzlerinde savaşın izleri olsada gözlerinde vatan sevgisi ve görev bilinciyle parlayan bir cesaret vardı hepsinin. Eksiktik, aramızdan yitip giden canlar vardı belki... Ama Gökhan Albayın da dediği gibi, yıkılmamıştık ve yıkılmayacaktık! “ Kıdemli Yüzbaşı Sinan Bozkurt. Görev beş subay ve üç astsubay ile zaiyatsız bir şekilde başarıyla tamamlanmıştır komutanım. “ Sinan’ ın karargahı inleten gür sesi ile göğsüm bir kez daha gururla kabarırken, Gökhan Albayın gurur dolu sesi duyuldu bu sefer de; “ Aferin çocuklar. Zor ve uzun bir görevden döndünüz, ikinci bir emre kadar serbestsiniz. Sinan, operasyon raporu için odamda bekliyorum. “ “ Emredersiniz komutanım! “ Gökhan albayın ardından herkes selam vererek yanımdan geçip gittiğinde, “ Nasılsın abi? “ diye abim bildiğim adamın kolları arasında aldım soluğu. “ İyiyiz, iyi olacağız. Sen nasılsın abim? “ “ İyi olmaya çalışıyorum işte abi. “ “ Geçecek abim, bugünleride atlatacağız el ele. " diye fısıldadığında ise içimdeki direnç âdeta tuzla buz olmuştu. Saçlarıma kondurduğu o fısıltı gözlerimi ele verdiğinde, saklamak istercesine iyice sokuldum göğsüne. Tam o sırada “ Heeyy, kıskanıyorum ama! “ diyerek beni çekip kendi kolları arasına alan Volkan ile hafifçe iki yana kıvrılmıştı dudaklarım. “ Ha şöyle, hep gül. Sana gülmek yakışıyor Nefes. Ayrıca daha önce söylemişmiydim bilmiyorum ama ağlayınca çok çirkin oluyorsun be kızım. “ Volkan’ ın kulağıma fısıldadığı son sözler üzerine de bir kıkırtı kaçtı dudaklarımdan. “ Ya Volkan! “ diye omzuna vurarak ondan uzaklaştığımdaysa, “ Sen yemekhaneye geç, birazdan geliyorum bende “ demesi ile başımı sallayıp usul adımlarla ilerledim yemekhaneye. Kısa bir sürenin ardından ise “ Geldiimm... “ diye şakıyarak karşımdaki yerini almıştı Volkan; “ Ee nasılsın yenge? “ “ Beni boşver, asıl sen nasılsın abi? “ diye sorusunu es geçtiğimde, yine gülüşlerinin ardına sığınmıştı; “ Gayet iyiyim, hatta bomba gibiyim. “ Gözlerinin içine baktım bir süre; sanki ardında biriken yorgunluğu, sustuğu her şeyin ağırlığını görür gibi... “ Gerçekten nasıl olduğunu sordum Volkan. “ Dili ‘iyiyim’ dese de o sıcak kahvelerinde kopan fırtınaları saklamayı başaramamıştı bu kez. Kelimeler sussa da her zaman gerçeği haykırırdı gözler. Aramıza giren sessizlik ile yeniden dudaklarımı aralamıştım ki, zoraki olduğu belli olan bir tebbessüm belirdi dudaklarında önce. Sonra ise kaçırdığı bakışları ile “ İyiyim dedim ya. “ demesiyle, kollarımı göğsümde bağlayıp tek kaşımı da kaldırdım usulca; “ Yemedim Volkan. “ Ardından sabırla beklemeye başladım, kalbinin derinliklerinde sakladığı cümleleri dökmesini... Ve çok geçmemişti ki, dudakları arasından " Yoruldum Nefes, kardeşlerimi bir bir toprağa vermekten çok yoruldum. " diye canhıraş dolu cümleler dökülmeye başlamıştı; “ Tamam, bu vatana canımız feda ama konu silah arkadaşlarımız olunca iş değişiyor. Anka Timi’ nden 2 şehit var, bu timde verdiğimiz 3. şehit. Ateş timi... “ Gözlerimden yaşlar bir bir süzülmeye başlarken, “ Sus. “ diye fısıldadım sözünü keserek; “ N’ olur sus Volkan, devam etme. “ “ Benim daha fazla şehit vermeye gücüm kalmadı Nefes. “ dediğinde, “ Vermeyeceğiz evlat. İntikamımızı da alacağız. “ diyen Gökhan albayın sesi ile hızla ayaklanarak hazır ola geçmişti Volkan; “ İntikamımızı almadan rahat uyku yok bize komutanım! “ Gökhan albay ise karşısında keskin bakışlarıyla dim dik dikilen askerinin gözlerinin içine baktı bir süre. Ardın tek kaşı şüpheyle usulca havalanırken, " Bir delilik yapmak yok. " diye kesin bir emir döküldü dudaklarından. Lakin beklediği yanıtı alamadığında, “ Söz ver asker, bir delilik yapmak yok! “ diye âdeta inletmişti yemekhaneyi. Benim bakışlarım tedirginlikle ikisi arasında gidip gelirken, “ Bir delilik yapmasına müsade etmem komutanım. “ diyen Sinan’ ın sesi ile bir süre daha Volkan’ ın gözlerinin içine bakmıştı Gökhan amca. Ardından ise rahat komutunu vermesiyle karşıma oturduklarında derin bir sessizlik çökmüştü aramıza.. “ Komutanım... “ Ve sonunda bastırdığımız bu derin sessizliği bozan Sinan olmuştu. Bakışlarım onu bulduğunda ise Gökhan Albaya izin istercesine bakan gözleri ile sorgularcasona ikisi arasında gidip gelmeye başladı kahvelerim; “ Neler oluyor? “ “ Nefes... “ Gökhan amcamın ismimi söyleyip susmasıyla korku yüreğime iyice nüksederken, “ Operasyonda baskın yaptığımız bir kampta bir şey bulduk. “ diye sözü devralmıştı Volkan. “ Nedir? “ Ve Sinan’ ın Gökhan amcaya bakıp aldığı onay ile kamuflaj ceketinin cebinden çıkardığı yüzükle, gözlerimin karardığını hissettim bir an. Bu yüzük... Dudaklarım arasından “ Yiğit... “ diye bir inleme dökülürken, titreyen ellerimle avuçlarım arasına aldım yüzüğü. Üzerindeki bir damla kanın harelerime dolması ile de “Yiğit’im, hayır..! “ diye canhıraş bir çığlık koptu boğazımdan; Yanımda oturan Gökhan amcam beni hızla kolları arasına çektiğinde ise bir bir akıttım yaşlarımı, babam bildiğim adamın göğsünde. “ Çok mu yakıyorlar canını? Benim daha bakmaya bile kıyamadığım sevdiğimin canını çok mu yakıyorlar amca? “ “ Yaşıyor olabilir Nefes, bize bir iz bırakmış olabilir. “ Sinan’ ın sözleri ile Gökhan amcamın kolları arasından çıktım usulca. Ve göz yaşlarımı elimin tersiyle silerken, “ Gerçekten mi? “ diye fısıldadım umutla. Sinan’ ın “ Bir ihtimal. “ diye demesi üzerine de kalbimde bir umudun filizlendiğini hissetmiştim “ Umutsuzluğa kapılmak yok Nefes, Yiğit’ ı bulana kadar umudumuzu kesmek yok. “ Gökhan amcamın sözleri ile başımı sallarken, buruk bir tebessüm peyda oldu dudaklarımda. Umut, yüreğimizin derinliklerinde asla sönmeyecek bir kıvılcımdı ve inanıyordum ki, o kıvılcım bir gün alevlere dönüşüp karanlığı aydınlatacaktı. Bakışlarım içinde sevdiğim adamın isminin yazılı olduğu yüzüğü bulduğunda, avucumun içinde hapsettiğim alyansı alıp diğerinin yanına taktım; geldiğinde sahibine geri vermek üzere. Ah be sevgili, nefes almak gibi sana ihtiyacım var; sensizlik çok zor. Özlemek denmez buna, bunun adı yangın! Yüreğim yanıyor, duyuyor musun sevgili sevgilim!? * * * " Hatırlıyor musunuz o ilk günü? " Aramıza çöken o derin sessizlik, bir kez daha Sinan’ ın sesiyle dağılmıştı. O sn Volkan’ ın " Hatırlamam mı be!? Ne güzel gûnlerdi. Yiğit, sen, ben, Gökhan komutan... " diye iç çekmesiyle, buruk bir tebessüm peyda oldu hepimizin dudaklarında. Tıpkı bir hazine sandığı gibiydi, geçmişe iltica edip mültecisi olmak istediğimiz o anılar. Her açtığımızda içinden geçmişe ait birer mücevher dökülürdü; bazen bir kahkaha, bazen bir gözyaşı, bazen de unutulmaz bir sohbet... Hepsi sanki güneşli bir günde içimizi ısıtan bir huzme gibi hatrımıza her düştüğünde dudaklarımızda bir tebessümün sebebiydi şimdi. " Ah o günler... Ne şımarıktınız ama!? " Gökhan amcamın başını iki yana sallayarak sarf ettiği sözler izerine de hızla savunmaya geçmişti Volkan; " Yok be komutanım, uslu çocuklardık biz. " " Küçücüktünüz sizi bulduğumda... O kadar dedim size, benim peşimden gelip de asker olmayın diye ama dinleyen kim? " Volkan kendini bu sefer de " Hepimiz hayatımızı kurtaran adamın yolundan gitmek istedik. Hem napalım komutanım, belayı ve tehlikeyi seviyoruz. " diye aklamaya çalıştığında, ufak bir kahkaha firar etmişti dudaklarım arasından. ‘Sen akıllanmazsın’ der gibi başını iki yana sallayan amcam ile de gökyüzüne yükselen bir balon misali an be an büyümüştü kahkaham. Taa ki kalbimin sıkıştığını hissedene kadar... Hızlanan nefeslerimin arasında elim yolunu ezbere bilirmişçesine kalbime uzanırken, Sinan’ ın belindeki telsizden cızırtılar yükselmeye başlamıştı. Telsizi eline alıp sesini yükselttiğinde ise bilmiyordum, az sonra duyacaklarımın beni bir kez daha karanlığın en dip yerine savuracağını... “ Bir asker cesedine rastlanıldı… Şehit Yiğit Arslan. ” BÖLÜM SONU
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD