- Sessiz-

1080 Words
Üniversitenin ön avlusundan çıkarken Tugay’ın ayakları ağır basıyordu. Güneşli havanın üstünü örten yumuşak rüzgâr… Ama zihninde uğuldayan bir tek ses vardı: "Ne alırdın abi?" Gülümsedi içten içe. "Abi..." Kızın yüzünde bir tedirginlik, sanki yersiz bir korku vardı. Gözlerini kaçırışında yalnızlık değil, alışkanlık gizliydi. " Bana geçelim mi?" Seyit'in sesiyle arkasını döndü. Dalgalı saçlı adam tek omzundaki çantayı eliyle tutmuş, bir elinide kot pantolonun cebine sokmuştu. " Mahalleye geçiyorum belki sonra." " Anladık kızı göremeye gidiyorsun." dedi alayla. Tugay ses etmedi sadece gülümsedi. " Yarın görüşürüz." " Görüşürüz." Yokuş aşağı yürürken cebindeki anahtarlarla oynadı. Gömleği hafif terlemişti. Henüz Nisan’dı ama bahar artık şehri iyice sarmıştı. Oysa içi hâlâ kıştan kalmaydı. Tüm mahalle, beni 'ağabey' bilir. Ama senin gözünde sadece 'abi' olmak koydu be... **** O sırada Kardelen, dayısının bakkalında yeni gelen çerez kolilerini diziyordu. Raflara ulaşmak için tahta kasaların üstüne çıkmıştı. Elleri fıstık tozuna bulanmıştı. Sırtındaki ince hırka rüzgârda dalgalanıyordu. Bazen diyorum ki, insan sabah gözünü açınca kalbinin de üstüne bir yorgan çekilmeli. Soğuktan değil, insanların sözlerinden korumak için. Dayısı içeriden bağırdı: "Kardelen! Kuru yemişleri karıştırma, müşteriye bayat denk gelir diye şikâyet ederler!" Kardelen içinden geçirdi. Bunlar yeni geldi zaten. Ama sen bilirsin dayı. Alışmıştı. Evin içinde babasının öfkesine, annesinin suskunluğuna, halasının sitemlerine, dayısının bağırışına... Hep birinin gölgesinde, hep birinin lafında. ** Otobüste cam kenarında otururken, dışarıda akan insan seline baktı. Seyit haklıydı. Güzelliğe bakıp kalmış olamam. Mahallede, okulda,sokakta..her gün binlerce güzel kız görüyorsun. Ama bu başka… Onun içinde bir çığlık var gibi. Kimsenin duymadığı bir çığlık. Dirseğini cama yasladı, işaret parmağını yeni çıkmaya başlayan bıyığına sürdü. Camın titrek yansımasında kendi yüzüne baktı. Ya sadece bir kızın yalnızlığına âşık olduysam? Ya onun bir gülüşüne olan merakım için etkileniyorsam? Tugay artık deliridğini düşünmeye başlamıştı. Kızı neden yapayalnız diye kafasında kodladığına anlam veremedi. Ailesi vardı kimsesiz değildi. Dış görünüşü,bakışı, duruşu öyle hissettirsede...artık bu şekil düşünmek istemedi. Bir sokak arasındaki çiçek… Üzerinden kaç kişi geçmişti kim bilir. Ama hâlâ dimdik duruyordu. ** Güneş yavaşça kaybolurken Kardelen bakkalı kapattı. Dayısı eve erken gitmişti. Anahtarı kendi almıştı. Sokakta yürürken pencerelerde çamaşır kokuları, çocuk çığlıkları, annelerin yemek telaşları… İki çocuğun patlattığı torpil ile yerinden sıçradı. Herkes mutluydu bu mahallede, kendisi hariç. Birden durdu. Başını kaldırdı. Karşı apartmanın köşesindeki kaldırımda bir gölge belirdi. Tugay. Uzun boyu, geniş omuzları ile adeta yuanan heykeli gibiydi. Giyim tarzı sade ve avrupaiydi. İsmini bile bilmediği adamın sıradan biri olmadığını anlayabiliyor ama umursamıyordu. Ama bu kez konuşmadı. Sadece göz göze geldiler. İlk kez... Kardelen bakışını kaçırmadan yürümeye devam etti. Tuhaf biri bu. Bön bön niye bakıyor öyle.Ama gözleri her şeyin içinden geçiyor gibi. Sanki beni ezberlemiş de susuyor. Kardelen düşündüğü şeyle başını salladı ve saçmaladığını düşündü. Daha kim olduğunu bile bilmiyordu. Ona ismini söylediğinde bir süre sonra neden ona ismini sormadığını düşündü. Sorsam ne olacak sanki diye bu düşüncelerinden geri vazgeçmişti. Tugay oradan ayrılmadı. Kardelen’in adımlarını görünmeyeceği köşe dönene dek izledi. Sonra cebinden sigara çıkardı. Yakmadan geri koydu. Kendi hayatında boğulan birini, kendi hayatına çekmek… doğru mu? Belki de önce onun dünyasına dokunmalı. Onun duvarlarına. Sabırla, dikkatle. Yoksa o duvarların arkasında kaybolurum. ****** Tugay eve girdiğinde salon loştu. Annesi gazetelerini diziyor, köşe yazısı için notlar alıyordu. Onun varlığını hemen fark etti. "Üstün başın perişan, neredeydin oğlum bu saatte?" "Okuldan çıktım, yürüyerek geldim. Hava iyiydi." Kadın gözlüklerini çıkardı, yüzüne dikkatlice baktı. "Yine bir şey var sende. Yoksa… bir kıza mı gönlünü verdin?" Tugay gülümsedi. "Sen hep anlıyorsun. Evet… ama başka biri bu." "Başka nasıl?" Tugay, pencerenin önündeki koltuğa oturdu. "Sessiz biri. Ama o sessizlikte bir dağ gibi durmuş biri. Güçlü değilmiş gibi görünüyor ama… dayanıklı. Sanki hayatta kalmış." Annesi başını salladı. "Kimi seçtiğin, kim olduğunu anlatır Tugay. Sessiz biri diyorsun ya… Unutma, bazen sessizlik haykırıştan büyüktür. Duyabilen için." "Ben duyuyorum galiba." Tugay bunu söylediğinde zihni kendiliğinden söylemişti sanki. Yeni farkına vardı. Evet onu duyuyordu. Apartmanın önünde saatlerce onu izlemişti. Bir an olsun gözleri dışarıya değmemişti. Müşterilerin bile suratına bakmıyordu. O anda mahalledeki kızlarla onu karşılaştırdı. Herkes şen şakrak birbirleri ile kardeş gibiydiler ama o...farklıydı. Belkide yeni olduğu için çekiniyordu. Sonra evin önünde oturan mahalle kadınlarının dedikodularına kulak verdiğinde, Seyit'i haklı buldu. Herkesin dilinde bu kızın olduğunu net şekilde anlamıştı ve içine ister istemez bir tedirginlik düşmüştü. "İyi o zaman. Ben teyzene geçiyorum yemek ocakta oğlum. Baban bugünde gelmeyecekmiş haberin olsun." "Tamam." dedi düşünceli şekilde. Kadın kağıtlarını bir kenara koydu, ayağa kalktı. "Unutma Tugay. Bir kadının sessizliğine aşık olmak, onun tüm yüklerini paylaşmaya hazır olmak demektir. Kuru bir aşk değil bu, karakter meselesi." Tugay başını salladı. Yerinden kalkıp odasına geçti. Tugay’ın odası genişti. Kitaplık doluydu, köşede klasik bir gitar duruyordu. Penceresi Kardelen’in evine bakıyordu ama biraz yüksekteydi. Kardelen'in evi gecekonduudu. Onun ise mahallenin ne güzel apartmanıydı. 4 katlı apartman onlarındı. İki alt katta kiracıları oturuyordu. O üçüncü kattaydı. En üst kat boştu. Babası o evlenince o katı Tugay'a ayırmıştı. Aradaki mesafe üç kat farkı kadardı belki de ama anlamı bambaşkaydı: birinin hayatı yukarıdan, ötekininki yerin dibinden. Bir aydır eve gelmediği için bugün öğrenmişti kızla komşu olduğunu. Tugay perdeyi biraz araladı, ışığı kapattı ve gözünü Kardelen’in penceresine dikti. Pencere aralığından bir hareketlenme oldu. Kardelen, ince siluetiyle bir anda göründü. Elinde su bardağıyla yatağına yürüyordu. Yavaş, sessiz, neredeyse gölge gibi… Bir an durdu, cama yaklaştı. Başını dışarı uzatmadı ama yüzünü pencereye çevirdi. Tugay, o anı ömrü boyunca unutmayacaktı. Loş sokak lambasının altın rengi aydınlığında, Kardelen’in yüzü bir an göründü. Beyaz teni geceye ışık gibi düşüyordu. Saçları dağınıktı ama güzelliği kusursuzdu. Tugay, derin bir nefes aldı. Kalbi sıkıştı. Kızın haberi bile yoktu ondan… Oysa o, kendini çoktan onun sessizliğine emanet etmişti. “Keşke bilse…” dedi içinden, “Keşke o da bir an dönüp baksa…” Ama Kardelen dönmedi. Başını eğdi, odanın içine yürüdü. Perde kapandı. O anlık görüntü, Tugay için bir ömre yetecek kadar güçlüydü. *** Kardelen’in odasında soba yanmıyordu ama kalın hırkasını omzuna almıştı. Havalar sabahları sıcak olsada geceleri bozuyordu. Baharın aldatmacasıydı işte.. Eski tahta çerçeveli pencereyi biraz aralamış, kafasını dışarı uzatmadan geceyi koklamıştı. Mahallesinin kendine has bir kokusu vardı: is, toprak ve umut. Sonra perdesini çekip yatağına geçti, gözleriyle odayı taradı. Yarın pazar olduğu için daha erken açacaktı dükkanı o yüzden uyuması lazımdı. Küçük bir masası vardı. Üzerinde yaşlı babaannesinden kalan bir defter… Sayfaları sararmıştı ama yazılar hâlâ canlıydı. Bugün sabah işe giderken duyduğu o “Günaydın” sesi zihninden çıkmıyordu. Gözlerini kaçırsa da aklına düşmüştü işte. Sert biriydi, fazla bakışkandı, fazla erkeksiydi. Kardelen bu tür adamlardan hep çekinmişti. Ama sesindeki tını, onu rahatsız etmekten çok ürkütmüştü. Duvarın dibindeki döşekte uyumadan önce başını yastığa iyice gömdü. Tavanı değil, gözünün önünde beliren o uzun boylu, koyu renk gömlekli adamı düşündü. Sonra utandı kendinden, battaniyeyi yüzüne çekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD