"Ivan, Maggie ile birlikte senden bir sır saklıyor demek."
Sır mı? Hayır bu imkansızdı. Maggie ve Ivan birbirlerini doğru düzgün hiç görmezdi. Sadece Ivan'ın bize geldiği zamanlarda birbirlerini görürlerdi ama hiç doğru düzgün konuştuklarını görmemiştim. Ayrıca Ivan yaşlı insanları pek sevmezdi.
Sonja yanılıyor olmalıydı. Bu bana hiç mantıklı gelmiyordu.
"Sır mı? Neden bahsediyorsun?"
Sonja gözlerini kararsızca etrafta gezdirdi ve yavaşça biraz daha yanıma yanaştı.
"Bak ben sadece tahminlerimi söylüyorum ve biliyorsun ki Ivan'a güvenmiyorum. Onda sanki..tuhaf bir şeyler var. Maggie teyzemi ise çok iyi tanıyorum."
Karasızca başımı iki yana salladım. "Seni gerçekten anlamıyorum. Ne demek istiyorsun?"
Sonja derin bir nefes aldı ve bir eliyle yavaşça elimi kavradı. "Ben.."
Hayley'nin birden odaya dalmasıyla tekrar sessizleşti, ikimizde dikkatle Hayley'e bakarken telefonunu aldı ve yanımızdan geçerek koridora doğru yürüyerek uzaklaştı.
"..ben sadece seni uyarmak istiyorum. O gece Ivan'ı izlediğimde caddenin ortasına kadar gitti ve bir süre öylece bekledi sigara içtiğini düşünmüştüm ama hiç duman göremedim."
"Pekala nereye varacaksın?"
Dedim sabırsızca.
"Sabırlı ol, geri dönmek üzereydim ki bir motor sesi geldi. Yol çok sisliydi kim olduğunu görmedim ama motorsikletli biri yaklaştı ve bir süre konuştular. Ivan..sinirli gözüküyordu. Motorda ki kişi ona bir çanta uzattı."
"Çanta mı?"
"Evet Maggie'nin çok fazla kullanmadığı bir çantası vardı, desenlerinden tanıdım. Orada ne vardı ya da Ivan ne arıyordu bilmiyorum ama aradığı şey çantada değildi. Sinirle çantayı fırlattı ve motorluya onu bulmalarını gerektiği hakkında motorluya bağırdı."
Bu gerçekten tuhaftı. Buradan ne anlam çıkartmalıydım bilmiyorum ama yolunda gitmeyen bir şeyler olduğu kesindi.
Ya da yine bilmediğim şeyler oluyordu. Ivan'ın hayatı hakkında hiçbir şey bilmediğim su götürmez bir gerçekti. Çevresini, ailesini ve bütün bunların dışında kendisini bilmiyordum.
"Bu durumu.."
Sessizleştim ne diyecektim ki? Ivan'ı koruyor gibi gözükmek istemiyordum ama ne diyeceğimi de bilemiyordum.
"..yani olanları senden başka kimse biliyor mu?"
"Hayır. Sadece sen."
"Pekala, şimdilik aramızda kalsın. Ben emin olmadan bir şeylerde kesin yargıya varmak istemiyorum."
"Pekala. Öyle olsun ama söylediğim gibi Ivan da bir şeyler var. Bence ona-"
Aidan küçük adımlarla yanımıza geldiğinde ister istemez sessizleştik. Kaşlarını çatarak bizi süzdüğünde yüzünden bir şeyler duyup duymadığını anlamaya çalışıyordum.
"Siz.."
"Ne var?"
Dedi Sonja sertçe, benim aksime Aidan'ın bir şeyleri anlayıp almamasını umursuyor gibi durmuyordu.
"Umarım o karnavala nasıl gideceğimizi tartışıyorsunuzdur."
Gözlerimi devirdim ve Sonja'ya döndüm. O benim gibi rahatlamış değil de kızmış görünüyordu. Kaşlarını çatarak Aidan'a baktı.
"Çocuk gibi davranmayı kes. Karnavala falan gitmeyeceğiz, insanlar için durumu zorlaştırma. Şımarıklık ediyorsun."
Sonja sinirle ayağa kalkıp odaya gittiğinde yaptığımız tek şey şaşkınca arkasından bakmak oldu.
Sonja yaşına göre oldukça olgun davranan biriydi, hatta benden bile olgundu. Aidan ise tam tersi. Şimdi birden bire beklemediğimiz bu çıkışı onun da bazen duygusal olabildiğini gösteriyordu.
Aidan bir süre sonra boğazını temizledi ve ona bakmamı sağladı.
"Ben şımarıklık etmek istememiştim. Özür dilerim, ısrarcı davranmamalıydım."
"Ah, hayır. Sorun değil Sonja sadece,sanırım biraz hassas. Ayrıca oraya gitmenin bir yolunu bulacağım güven bana."
Bulmayı çok istiyordum, ne olursa olsun benim için o kadar yol gelmişlerdi ve ben sadece bir karnavala götüremeyecek miydim? Zaten Fewston gibi bir yerde yapılabilecek şeyler bir elin parmaklarıyla sınırlı iken onlar şimdi bir şeye heves etmişlerdi. Kesinlikle hayal kırıklığına uğramalarını istemiyordum.
"Sorun değil, kendini bunu yapmak zorunda hissetme."
Alçakgönüllük yapıyor olması daha faa vicdan azabı hissetmeme neden oluyordu. Ne olursa olsun bir yolunu bulmalıydım.
"Sadece güven bana."
Gülümsedi ve tek eliyle saçlarımı hafifçe karıştırarak odaya doğru yöneldi. Bu hareketine gülümseyerek ve bir yandan kaşlarımı çatarak yanıt verdim.
Yaşça büyük olan bendim yine de bana böyle sıcak olmasını seviyordum. Bir bakıma ona verdiğim güven için mutluydum içten içe Sonja'nın sözleriyle bozulan morali yerine gelmişti.
Aslında aklımda bir plan vardı ama bana güvenmesini söyleyerek çok mu acele etmiştim? Gerçekten işe yarar bir plan olmak zorundaydı.
Gözlerimi etrafta gezdirdim ve şöminenin ateşine takılı kaldım. Beynimde düşünceler dönüp duruyor fırtınalar yaratıyordu. Ivan yeniden zihnime girmiş her yeri karma karışık hale getirmişti.
Cevapsız soruların peşini ne kadar kovalarsam kovalayayım yolun sonunda sadece çıkmaz sokaklarda bitiyordu.
Ve bilmediğim, farkında olmadığım onca şeyin bir sonu gelmiyordu.
"Michel?"
Babamın sesiyle dalgınca ona döndüm. Ne zaman geldiğini anlayamamıştım bile. Babamın sesini ilk an duymak içimi rahatlasa da sonradan bir huzursuzluk kaplamıştı.
O zamandan, o olaydan beri aramız daha iyiydi ama hep bir tuhaflık ve hep bir soğukluk gizliden gizliye kendini belli ediyordu. Bu durum rahatsız edici olsa da düzeltmek için ikimiz de herhangi bir girişimde bulunmamıştık.
"Efendim?"
"Daldın bir sorun mu var?"
Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Yaptığım her harekette bir şeyler aranıyor, iyi olduğumdan emin olmaya çalışıyorlardı. Yeniden bunu deneyecek değildim ama bir bakıma onların da bu davranışlarının altında yatan sebep yine bendim. Yaptığım şeyin arkasında durmuyordum bundan kesinlikle gurur duyduğum falan yoktu ama olan olmuştu işte.
"Bir şey yok baba.."
Bir an durdum, aklıma bir fikir gelmişti ama nasıl kullanacağımı bilemedim. Belki de bir şeyleri fırsata çevirmenin vakti gelmişti. Bu durumu kendi lehime kullanabilirsem her şey istediğim gibi olacaktı.
"..ben sadece.." inandırıcı olması için duraksadım ve derin bir nefes aldım. Babam burnunun ucunda ki gözlüğünü çıkartmış elinde ki dosyaları masaya bırakarak bana doğru dönmüştü. Tüm dikkati ve ilgisi benim üzerimdeydi bu oldukça nadir yaşanan anlardan biriydi demek ki babamın gerçek ilgisini üzerime çekebilmem için ölümün eşiğine gelmem gerekiyordu.
"Bana söyleyebilirsin. Sorun nedir?"
Endişeli ses tonu yüzünden vicdanım sızlasa da şimdi bunun zamanı değildi. Bu durumu kullanabilirdim.
"..biraz sıkıldım. Bunalmış hissediyorum, Aidan ve Sonja geldiği için çok mutluyum ama.."
"Gitmelerini istemiyor musun? İstedikleri kadar kalabilirler sen iyi olacaksan her şeyi yapabilirim."
Sözlerine karşı gözlerimi kaçırma isteği ile dolmuştum ama yapmayacaktım. Maggie hakkında sözleri hala aklımın bir ucunda kalbimi parçalıyordu. Ne kadar çabalarsam çabalayayım hayal kırıklıklarımın parçaları hala kalbime batıyordu.
Ayrıca o da Hayley gibi Sonja ve Aidan'ı umursamıyordu. Babama göre onlar sadece benim iyi olmam için bir araçtı.
Bu yaptıkları oldukça bencilceydi. Herkes birden bire beni düşünür olmuştu neden bu ilgiyi o noktaya gelmeden görememiştim.
Biliyordum ki bütün bu olanlar unutulunca her şey eski haline dönecekti. Babam ve Hayley gece ve gündüzü birbirine karıştırarak evde olmayacak sürekli çalışacaktı. Ivan ise karmakarışık ilişkimiz yine kaldığı yerden devam ederdi belki de. Bilinmezlik ve sır dolu ne olduğu belirsiz bir ilişki.
"Ben sadece biraz kafa dağıtmak istiyorum. Aidan ve Sonja geldiğinden beri pek bir şey yapmadık."
"Pekala, ne yapmak istiyorsun?"
Sesinde ki samimiyeti hissediyordum. Bunu hissetmeyeli uzun zaman olmuştu.
"Fewston böğürtlen festivalini biliyorsundur, biz ona gitmek istiyoruz."
"Tabi ki gidebilirsiniz, Ivan da sizinle gel-"
Ivan neden her aile olayının içinde oluyordu bir türlü anlayamıyordum. Hem babamla hastanede yaşananlardan sonra hala ondan bahsedip göz kulak olması için başıma dikmesi de neydi şimdi.
Babam ve Ivan iyi anlaşıyor falan olamazdı. Ivan'ı benim bile doğru dürüst gördüğüm yokken şimdi babamın güvendiği biri mi oluvermişti. Peki ya Maggie, Ivan ile ailemin bilmediğim nasıl bir bağlantısı olabilirdi? Düşündükçe daha da derinleşen içinden çıkılmaz bir hal alıyordu. Bir şekilde her konuda adı geçiyordu ve bu sinirimi bozuyordu.
"Ivan mı? Neden bizimle geliyor? O benim abim değil, o benim hiçbir şeyim değil altı üstü bir karvanal! Bakıcıya ihtiyacım yok."
Bir anlık parlamamla babamın şaşırdığını hissettim ama planı bozamazdım. Böyle bir fırsatım varken sinirlenerek bunu kaybedemezdim. Aidan'a bana güvenmesini söylemiştim.
Sakin bir sesle tekrar konuşmaya başladım.
"Baba ben sadece biraz eğlenmek istiyorum. Ivan'ı istemiyorum. Aidan ve Sonja ile birlikte olacağız başımızın çaresine bakabiliriz. Çocuk değiliz."
Oturduğu yerde doğruldu ve derin bir nefes aldı. Kararsızdı ancak Ivan'ı kullanmanın mantıksız olduğunu o da fark etmiş olmalıydı.
Neden Ivan? Ona olan bu ilgi ve bilinmezliğin içinde artık boğuluyordum.
"Pekala, tamam ama saat sekiz de evde olacaksınız. Anlaşıldı mı? "
Zaten alkol gecesine kadar kalmamıza izin vermezdi en azından planın ilk aşaması gerçekleştiğinden memnun bir şekilde gülümsedim. Geri kalanı Hayley ile halledecektim.
"Tamam, teşekkür ederim. İyi geceler."
Ayağa kalktım ve merdivenlere doğru yürümeye başladım. Karnaval iki gün sonraydı o zamana kadar planın ikinci aşaması olan Hayley'i halletmeliydim. Zamanım kısıtlıydı ama zihnim çok fazla doluydu.
Şimdilik bunu bir kenara bırakarak Sonja'nın söylediklerini düşündüm. Bir şeylerin yanlış olduğu ortadaydı ama neydi? Hatırlamam gereken bir şeyler varmış gibi hissediyordum.
Yavaş adımlarla odama geçerek karanlıkta ilerledim.
Yatağa girdiğimde gözlerimle karanlığı sessizce izledim aklımı kurcalıyordu, çok önemli bir ayrıntıyı kaçırıyordum ama neydi?
Yastığıma daha fazla gömülerek bütün düşüncelerimi durdurmaya çalıştım. Düşünmek beni yoruyordu.
Karanlık bir denizde yüzüyor gibi bedenimi kaplayan soğukluğu hissettim. Sanki bir uçurumdan düşüyor, karanlığa gömülüyordum.
Belki de denizin altında boğuluyordum , sessiz ve huzurluydu.
Sanki.. zaman durmuştu.
Üşüyordum, aklımın derinliklerinde geziniyor üzerine toprak attığım düşünceleri eşeliyordum.
"Burda olmamalısın."
Ivan? Ayaklarımın altında ki soğuk toprağı hissettim, etrafımda dönerek sesin sahibini aradım ama hiçbir şey yoktu.
"Aramaktan vazgeç, hatırlamamalısın. Güven bana."
Yine karanlığa baktım Ivan'ın sesi belli bir yerden gelmiyordu o sanki her yerdeydi.
Güven bana.. Ivan hayatta güvenebileceğim son insanlardan bile değildi. Onu anlamıyordum, onu bilmiyordum. O karanlık bilinme bir sır gibiydi. Şimdi de ona güvenmemi bekliyordu.
Üzerimde ince bir gecelik olduğunu biliyordum ama ayaklarımda hiçbir şey yoktu, soğuk toprakta yürümeye devam ettim. Uzaklardan bir yerden kuş sesleri geliyor gibiydi belki de sadece beynimin bir oyunuydu. Şuan her şey beynimin bir oyunu olabilirdi.
"Michel dur."
Sesi umursamadım attığım adımları tam olarak göremiyordum ama bu beni durdurmadı. Karanlıkta da yürüyebilir, yolumu bulabilirdim.
"Dur."
Ben adım attıkça çevremde ki karanlık uzaklaşıyor gür ağaçlar ve orman kokusu etrafı dolduruyordu. Her adımda ormana giriyor, sonunda ise ormanın içinde yürüyordum. Gittikçe arttı karanlık ve ben orman tarafından yutuluyordum.
"Lütfen."
Sertçe uyaran ses gitmiş şimdi çaresizce durmamı söyleyerek yalvaran ses gelmişti. Bu ses gerçekten Ivan mıydı? O asla benimle kibar konuşmazdı. Aslında kimseyle konuşmazdı. Neden yakamdan düşmüyordu ki..
Sis ormanı doldururken çıplak ayaklarıma baktım.
Rüzgarın eşliğinde sallanan yapraklar ve hafifçe kıpırdanan otlar dikkatimi dağıtıyor sessizlikte rahatlatıcı geliyordu. Zihnim karıştı.
Durmuş ayaklarımın altında ezilen toprağı izliyordum, başımı yavaş hareketlerle kaldırarak ileriye bakmaya başladım.
Ayaklarımın dibinden başlayarak ilerleyen renk renk çiçekler nerede olduğumu anlamamı sağladı.
Tam olarak karşıma baktığımda ise gördüm, çiçeklerin arasında öylece duruyordu.
Mezar taşının başına konmuş siyah bir karga kulaklarımı kapatmama sebep olacak kadar bağırdı.
Tozlanmış ve yağan yağmur yüzünden çamurla kaplanmış harfler dikkatli bakmama gerek kalmadan seçilebiliyordu.
Maggie Virginia Flinnt
Ardından karga siyah kanatlarını açarak uzaklaştı. Kanat çırpma sesi, sessiz ormanda uğursuzca yankı bulmuştu.
Maggie'nin mezarı karanlık sisli ormanda öylece uzanıyordu. Huzurlu muydu, sessizlikte toprakla bütün olmuş boş bir beden yalnızlık hisseder miydi?
Hiçbir canlılık yoktu, şuan bende yaşadığımı bile hissetmiyordum.
Belki de babam beni bulmasaydı Maggie'nin yanına yatabilirdim. Orada, bu ıssız ormanda uzanan çiçekli bir mezar daha.
"Michel, geri dön."
Tekrar adım atarak mezar taşının yanına kadar gittim huzurlu görünüyordu. Sessiz ve güvenli, öyle miydi?
"Michel sana yalvarıyorum, geri dön."
Eğildim ve yavaşça toprağa dokundum. Soğuk toprak parmaklarıma değdiğinde, içime elimi geri çekme isteği dolmuştu. Hareketlilik hissediyordum belki de bir nefes, nereden geldiğini anlayamadığım bir nefes.
Bir battaniye gibi açılan toprakla Maggie gülümseyerek kalktı. Pembe yanakları ve parlayan gözleriyle bana bakıyordu. Bu oldukça beklenmedikti, korkmalı mı yoksa mutluluk mu duymalıydım?
"Ma-Maggie."
Şaşkınlıkla eğildiğim mezarın başından geri geri düşerek toprağa oturdum. O yaşıyor gibiydi. Mezardan değil de sanki yataktan kalkmış, uyanmış gibi gülümsüyordu.
"O Maggie değil Michel. Ayağa kalk!"
Maggie hafifçe gülümsedi belli belirsiz gamzesine baktım. Tek elini kaldırdı ve sıcak avucuyla yanağımı kavradı. Yaşadığım şaşkınlık kaçma dürtüsüyle savaşan ruhumu kilitlenmiş bedenime hapsetti.
Hareket edemiyor öylece izliyordum.
"Michel, ayağa kalk!"
Beynimin bir tarafı Ivan'ın sesini dinlememi söylüyordu ama bir tarafta ise Maggie vardı. Onu bırakamazdım. Her şey o kadar gerçekti ki, rüya gördüğümü unutmama sebep olacak kadar güzel ve tehlikeli.
Yüzünü inceledim, unutmaya başladığımı fark ettim. Yüzünde ki o küçük ayrıntılar gözlerimin dolmasına sebep oluyordu.
Her gün baktığım o tatlı yüzünün aklımda nasıl silikleşmeye başladığını gördüm.
Doğrularak ona doğru yürüdüm kollarımı boynuna dolayarak sıkıca sarıldım. Göz yaşlarımın yanaklarımı ıslattığını hissedebiliyordum. Bu bir rüya mıydı gerçekten yoksa bende ölmüş olabilir miydim?
Tanrım gerçekten onu hissedebiliyordum, kollarımın arasına dağılan sıcaklığına sıkıca tutundum.
"Ondan uzaklaş. Hemen!"
Sonunda geri çekildiğimde Maggie gözlerini kapatmış hafifçe gülümsüyordu. Pembe yanakları ve yumuşak teni parlıyor gibiydi. Yaşarken bile bu kadar canlı görünüyor muydu?
"Michel lütfen.."
"Senin özledim." Dedim fısıltıyla. Kendi sesimi ben bile duymamıştım ama Maggie'nin duyduğunu biliyordum.
Maggie yavaşça gözlerini açtı ama tatlı açık kahverengi gözler yerine iki siyah çukur bana bakıyordu, korkuyla geri sendelediğimde o da doğrularak ayağa kalktı.
Maggie bana doğru yaklaşırken yapabildiğim tek şey geri geri emeklemek oluyordu. Kabul etmek istemediğim bir gerçek üzerime geliyordu, ben onu böyle hatırlamak istemiyordum. Parmaklarımın arasından tırnaklarımın arasına dolan toprağı hissettim.
"Hatırla Michel! Hatırla!"
Maggie'nin sesi öyle kalın geliyordu ki korkuyla titredim. Eğildi ve iki eliyle başımı tuttu.
İşte o zaman beynime bir şeylerin aktığını hissettim. Acılarımla birlikte gömdüğüm hatıralar tekrar diriliyor, beynimin her yerine akın ediyorlardı.
O günün anıları tekrar beynimi ele geçirirken hızlandırılmış versiyonda film izliyor gibiydim. Her şey çok hızlıydı, önce hastanenin karanlıkta yanıp sönen uğursuz lambası ve ölü koridorları ardından yüzüme inen tokat ve parçalanarak etrafa saçılan camlar.
En sonunda ise o oda. Maggie'nin öldüğü o gün ve o an.
Oradaydım işte, içim geçmiş bir şekilde Maggie'nin yatağına yaslanmış uyuyordum.
Karanlık oda simsiyahtı, Maggie'yi seçemiyordum yürüdüm ve camın önüne gelerek perdeyi sıyırdım. Şimdi ay ışığı içeriye doluyordu. Ayaklarıma baktım, ormanda ki toprak parçaları hala duruyordu. Rüya mı görüyordum hala?
Geceden yansıyan ışık Maggie'nin yanında uyuyan bana gelince başımı diğer tarafa çevirdim ardından yavaşça doğrularak uyandım.
Etrafımı taradıktan sonra Maggie'nin derin nefesleri dikkatimi ona çekti.
Ardından Maggie'nin ani uyanışı ile ne yapacağımı şaşırmış vaziyette ona bakıyordum.
Şimdi yaşadıklarımı başka bir açıdan izlemek kaçırdığım ayrıntıları fark etmemi sağlıyordu.
Maggie sayıklıyor gibiydi.
"Odamda yatağın altında gizli bir cep var" demişti.
Şimdi her şeyi hatırlıyordum, Maggie'nin son sözlerini ölümünden dolayı girdiğim depresyondan tamamen unutmuştum. Nasıl aklımdan çıkmıştı..onun bana son sözleriydi.
"Ivan asla bilmemeli."
Ivan'ın bilmemesi gereken önemli bir şey vardı.
Beynimin aralarına ve düşüncelerimin her bir kıvrımına sızan hatıralarla tekrar uyanıyor gibiydim. Farkındalık hissi bütün zihnime bir zehir gibi karışıyordu.
Şimdi anlıyordum Sonja'nın bahsettiği sır Ivan ile Maggie arasında değildi.
Sır sadece ben ve Maggie ile ilgiliydi ve Ivan'ın asla bilmemesi gerekiyordu.
Belki de Ivan'ın geceler boyu gizlice aradığı şey Maggie ve benim yanlışlıkla toprağın altında gömülmüş sırrımızdı.
Rüzgarın eşliğinde sallanan yapraklar durdu, hafifçe kıpırdanan otlar ve çok uzaklardan gelen kuş sesleri kesildi.
Karga'nın yankılanan çığlığı birden durdu ve zaman kaldığı yerden akmaya devam etti.
Kan ter içinde kalktığımda başımın ağrıdığını hissettim. Beynimde düşünceler deli gibi dolaşıyor gördüğüm şeyleri hatırlamaya çalışıyordum.
Tekrar o güne gitmiştim. Maggie'nin öldüğü güne, şimdi kayıp parçalar yerine oturuyor her şey anlam kazanıyordu.
Maggie'nin yatağında ki o şeyi bulmalıydım daha fazla gecikmeden her neyse gizlice bulmalıydım.
O kadar hızlı düşünüyordum ki nasıl hareket edeceğimi şaşırmıştım.
Hızlıca yataktan kalktım çıplak ayaklarım yere değdiğinde bir an yine toprağı hissettim. Saat beş kırk'ı göstediyordu. Güneş doğmak üzere olmalıydı.
Kalp atışlarımı neredeyse dokunmadan duyabilecek haldeydim.
Sessiz adımlarla odamdan çıktığımda telaşla Maggie'nin eski odasının önüne geldim hızlı hareket ediyordum çünkü unuttuğum şeyleri deli gibi merak ediyordum. Gördüğüm rüyanın etkisi hala iliklerimdeyken kalbimin boğazımda attığını hissedebiliyordum.
Onca zaman Maggie'nin son isteğine bu kadar yakındım ancak yapmadım. Kendimi onun ölümüne öyle kaptırmıştım ki kendi yalnızlığımda boğuluyordum.
Kapının kulpunu tuttuğumda bir an duraksadım. Maggie'nin ölümünden beri bu odaya dokunulmamıştı ve şimdi tekrar girmek kalbimde bir şeylerin ezilmesine sebep olmuştu.
"Michel?"
Babamın sesiyle aniden elimi kapı kulpundan çektim ve hızla ona döndüm. Ancak yakalandığımı biliyordum, odaya gireceğimi görmüştü.
Gömleğini birkaç düğme açmış kravatını sonuna kadar gevşetmişti. Oldukça yorgun olduğu ve işler yüzünden sabahladığı kızarmış gözlerinden ve dağılmış saçlarından anlaşılıyordu. Gün geçtikçe daha da yaşlanıyor gibiydi yine de çalışmayı bırakmıyordu.
"E-efendim?"
"Okul için erken değil mi?.."
Biraz duraksadı ve yorgunca ensesini kaşıdı dalgın ve odaklanmakta zorlanıyor gibi gözüküyordu yine de gözleri az önce tuttuğum kapı kulpuna ardından odanın bütün kapısında dolaştı, tek kaşını kaldırarak tekrar bana baktı.
Benimle pek ilgili biri olmasa da biliyordum babam aptal biri değildi. Niyetimi anlamamış olsa da bu durum her şekilde lehime sonuçlanmayacaktı.
"..Ayrıca burada bu saatte ne yapıyorsun?"
"Hiçbir şey."
Kaşlarını hafifçe çatarak bana baktı. Eğer tuhaf davrandığıma kanaat getirirse Sonja ve Aidan için yine bir hayal kırıklığı olacaktı çünkü babam asla gitmeme izin vermezdi.
Ama zaten oldukça tuhaf davranıyordum şu noktada işleri daha da batırmamak için büyük çaba sarf etmem gerekiyordu.
"Okula gitmen gerekmiyor mu? Anlaşılan erken çıkacaksın."
"E-evet."
Arkamı döndüm ve hızlı adımlarla odama yürüdüm.
Karşısında hiçbir şey söyleyememiştim. Kesinlikle bir şeylerden şüpheleniyor olmalıydı. Çoktan elime yüzüme bulaştırmıştım umarım bu Sonja ve Aidan ile karnaval gezimize yansımazdı
Kahretsin, deli gibi merak ediyordum ve içeriye girememiştim. Okul için yavaş yavaş hazırlanmaya başladığımda aklımda planlar dönüyor ve o odaya girmek için bir yol arıyordum.
Ama beklediğim fırsat bir türlü elime geçmemişti.
Kahvaltıya indiğimizde yeni hizmetli de masayı hazırlıyor mutfağa girip çıkıyordu. O etrafta gezdikçe Maggie'nin silueti aklımda gezinerek odalara giriyor koltuk yastıklarına vuruyor ve yemek yapıyordu.
İçimi tekrar bir hüzün doldururken yavaş adımlarla oturma odasına girdim. Aidan televizyon izlerken bir yandan elindeki cips paketini karıştırıyordu, Sonja ise ortalarda yoktu.
Aidan'ın yanına geldiğimde henüz kahvaltı etmeden bir şeyler yediği için kaşlarımı çatsam da bir şey söylemedim.
Hala gördüğüm rüyayı aklımda tutmaya çalışarak ayrıntılarını hatırlamaya çalışıyordum ama ne yazık ki büyük bir kısmı uçup gitmişti.
Rüya da olsa duyduğum Ivan'ın sesi içimden bütün bu gizemlerle ilgisi olduğunu söylüyordu.
Aklımın bir köşesi hala Maggie'nin odasındaydı.
Okula gitmek zorundaydım ve ben evden çıkmadan babam da gitmeyecekti bu yüzden tek şansım okuldan sonrasıydı. Belki de Sonja'ya söylersem o benim için bakabilirdi yine de önce ben ne olduğunu görmek ve bilmek istiyordum.
"Kahvaltı hazır efendim."
Yardımcının sesiyle oturduğum koltuktan arkama doğru baktım. Babam salona yavaş adımlarla girdiğinde duş almış, takım elbisesini giymiş griye kaçan siyah saçlarını kuruluyordu. Elinde ki havluyu bırakarak bize baktı bense göz göze gelmek istemiyordum yine de bakışlarından kaçınmamak için elimden geleni yaptım.
"O zaman herkes kahvaltıya."
Aidan ve ben ayağa kalktığımızda hızlıca Aidan'ın kolunu yakalayarak bana bakmasını sağladım.
"Sonja nerede? "
"Birazdan gelir."
Kahvaltı edilirken Sonja gelmiş geç kaldığı için özür dilemişti. Onunla konuşabilmek için uygun zaman yoktu ve benim zamanım da yoktu.
Kahvaltı bittiğinde artık hiç vaktim kalmamıştı okula geç kalmak istemiyorsam hemen çıkmalıydım. Çünkü daha fazla geç kalacak olursam babam bırakmayı teklif edecekti ki bu durum en son isteyeceğim şey olurdu. Okulda sadece benim varlığım bile yeterince dedikoduya sebep oluyordu bir de babamla görünerek o boşboğaz insanların ağzına laf vermek istemiyordum.
Sonja ile konuşmayı erteleyerek ikisine de veda edip evden çıktım.
Aslında okula bile gitmek istemiyordum o kadar gerekli bile değildi ama sabah babam okula gideceğimden bahsettiğinde aksini söylemek pek mümkün değildi.
Düşünmem gereken çok şey vardı ve biri ise Hayley'di. Onlara söz vermiştim, sözümü tutmak istiyordum bu yüzden bir an önce Hayley ile konuşup babamı bizim için idare etmesini söyleyecektim. Karnaval günü yaklaşıyordu. Planımız gece yarısına kadar orada kalmaktı. Karnaval gecesini sorunsuz atlatabilirsem başka hiçbir şey istemiyordum. Bu macere ve aksiyonlardan tamamen çekilecek, sessizce kendi odamda yaşayacaktım.
Okula vardığımda içime sıkıntı dolmuş adımlarım geri dönmek ister gibi yavaşlamıştı. Artık ev gibi okul da benim için eksikti.
Abby'nin her sabah elinde yemek ve içeceklerle sınıfa girerek sürekli atıştırmasını özlemiştim.
Ne kadar yerse yesin kilo almayışına sinir oluşumu bile özlemiştim. Hiç susmayışı, gereksiz ama çocuksu enerjisini. O gidene kadar fark etmemiştim bu kadar yanımda ve yakınımda olduğunu.
Okul artık benim için anlamını kaybetmiş gibiydi.
Dersler başladığında çoğunu dinlememiş geri kalanında ise uyumuştum, geleceğe dair hiç bir planım yoktu. Hedefim, hayallerim yada istediğim bir meslek hiç yoktu. Babam bu durumdan ne kadar memnuniyetsiz olursa olsun benim içimden gelmiyordu. Önümde bir gelecek görmüyorken kalkıp o gelecek için benden çaba göstermemi bekliyordu.
Ben sadece dünyaya yanlışlıkla gelmiş gibiydim.
Kaydırma da yapılan bir yanlış gibi küçük bir hataydım.
Okul bittiğinde eşyalarımı hızlıca toparlamış sınıftan çıkmıştım. Tiz bir ses beni durdurana kadar koşar adımlarla gidiyordum.
"Michel?!"
Göz devirerek arkama baktım. Dianna podyumda yürüyor gibi gelirken dantel detaylı tişörtü hafifçe havalanıyordu. Topuklu ayakkabılarının sesi dağılan öğrencilerin koşuşturma seslerine karışırken tek dileğim bir an önce evde olmaktı.
Tüm günü sessiz sedasız geçirebilmişken neden bu tür şeyler hep son dakika beni buluyordu? Dianna'nın yakamdan düşmesi için şuan her bedeli ödemeye hazırdım. Zihnim zaten doluydu bir de onunla uğraşmak istemiyordum.
"Evan beni hala aramadı. Bugün onu okulda da görmedim." Dedi hızlıca.
Ivan o gece gittiğinden beri bende onu görmemiştim aslında bu durum oldukça işime geliyordu. Eğer bende bir tuhaflık olduğunu düşünürse daha çok üstüne gider ve göz hapsine alırdı. Bir şeyleri öğrenmek istiyorsam bunu gizlice tek başıma yapmalıydım. Özellikle saklamam gereken kişi o iken etrafımda olmadığı için bir parça minnettardım.
"Ne yapabilirim?" Dedim bıkkınca. Benden ne istiyordu ki?
"Sana ona numaramı vermeni söylemiştim aptal mısın? Neden hala beni aramadı?!"
Bir de soruyor muydu? Dianna'yı kim arardı ki? Ayrıca Ivan'ın hareketlerinden ya da davranışlarından sorumlu falan değildim. Ivan ona yüz vermiyor diye gelip gidip bana bulaşıyordu artık can sıkıcı bir hal almıştı.
"Bilmiyorum. Ivan'ı ben de görmedim. Gidip ona sor. "
"Konuşabilsem sorardım değil mi?"
Gözlerimi devirdim, daha ne kadar can sıkıcı bu duruma katlanmalıydım.
"Benden ne istiyorsun? Onun vasisi falan değilim."
"Ayak altında gezinip duruyorsun ama hiçbir işe yaramıyorsun farkındasın değil mi?"
Cevap verme gereği bile duymadan koridorda hızlı adımlarla yürümeye başladım. Gelip bana gereksiz deme hakkını nereden buluyordu? Sinirlerin bozulmuştu.
Okul bahçesinden de çıktığımda gök yüzü yine kara bulutlarla kaplanmış yağmur ince ince inmeye başlamıştı. Babamın tuttuğu şoförlerle gitmeyi her seferinde reddettiğimden artık kimse beni almaya gelmiyordu bende her zaman ki gibi koşmak için hazırlandım. Bir an önce evde olmalıydım.
"Michel, istersen seni eve bırakabiliriz."
Gözlerim yağan yağmur yüzünden hafifçe kısılıyordu, sesin geldiği yöne baktığımda Gwen belli belirsiz gülümsedi. Bu kız neden her delikten çıkıyordu?
"Hayır, teşekkür ederim."
"Yağmurda ıslanarak hasta olacaksın."
Şimdi beni mi düşünüyordu gerçekten. Kendisi de hastalıklı kardeşi gibi normal değildi. Ne onlara ne de yapmacık samimiyetlerine inanmıyordum.
"Ben burada büyüdüm bence sen kendini kollamalısın."
Hırkamın şapkasını kafama geçirerek hızlı adımlarla yürümeye başladım ama Gwen arkamdan seslenmiş beni yine durdurmuştu. Onları görmek istemiyordum onlara katlanamıyordum. Aslında şimdi düşününce Aaron'u o günden beri görmemiştim neredeyse haftalar olmuştu.
"Ivan seninle değil miydi?"
Yine ve yeniden Ivan. Neden herkes onu bana soruyordu?
"Neden benimle olsun?"
"Bilmiyorum aynı sınıftaydık mola da eşyalarını aldı ve gitti. Ona nedenini sorunca konunun her zaman ki gibi sen olduğunu söyledi."
Kafam karışmıştı benimle ilgili konu ne olabilirdi ki? Ivan'ın mola da benim için gitmesini gerektirecek bir şey? Aklıma hiçbir şey gelmiyordu ve Gwen bunu bana neden söylüyordu? Ben tüm gün Ivan'ı görmemiştim bile.
Cevap vermeden arkamı döndüm ve koşmaya başladım daha fazla oyalanmak istemiyordum. Cevapsız sorular git gide artıyordu ve bu hiç hoşuma gitmiyordu, bir yerden çıkardı kokusu umarım.
Eve vardığımda çok da ıslanmamıştım ama saçlarımı kurutmam gerekecekti.
Hırkamın sırılsıklam olmuş şapkasını çıkartarak hole girdim. Bu saatte babam evde olmazdı aslında kimse evde olmazdı.
Hemen Maggie'nin odasına çıkmak istiyordum ve kalbim boğazımda atıyordu.
Merdivenlere doğru yöneldiğimde beklemediğim bir yüz bana baktı.
"Ivan?"
Elinde üç çekmecelik bir komidini tutmuş aşağı indiriyordu. Benim aksime düz bakıyordu.
"Michel."
Taşımakta zorlanıyor gibi gözükmüyordu ama aklıma takılan sorular bununla ilgili değildi.
Merdivenlerin sonuna geldiğinde hala anlamsızca ona bakıyordum. Öğlen okulu asıp benim söz konusu olduğum iş ev taşımak mıydı?
Soru sormak için ağzımı tekrar açmıştım ki gözlerim tekrar taşıdığı toz pembe komidine kaymıştı.
"Merak etme gideceğim bu sonuncuydu."
Ama bu eşyalar Maggie'nindi. Şaşkınlığım iki katına çıkarken sinirlendiğimi hissettim. Hatta sinirden köpürüyordum.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?! Maggie'nin eşyalarını nereye götürüyorsun?"
"Hey sakin ol. Bu kadar duygusal bakma. Baban bugün onlardan kurtulmamı söyledi. "
"Neden?! Hepsini geri getir!"
"Bu senin suçun. Sabahın köründe Maggie'nin kapısını izlersen babanın yapacağı budur. Aslında bakarsan haklı, unutmanı kolaylaştıracaksa-"
"Ne yaptın?"
"Ne?"
"Maggie'nin eşyalarını ne yaptın?!"
"Onlardan kurtuldum. Arama zahmetine girme baban daha çok sinirlenir. Eşyalara duygusal olarak bakma, bu işini kolaylaştırmaz."
Göz yaşlarımın akmak üzere olduğunu hissedebiliyordum. Boğazıma kocaman bir yumru oturmuş konuşmamı zorlaştırıyordu. Yanımdan geçerken yumruklarımı etime iyice batırdım.
"Neden onu unutmalıyım?"
Kaşlarını bir yay gibi çatarak bana baktı. Sesim kısık çıksa da beni duymuştu ama anlayamamıştı. Belki de anlamamazlıktan geliyordu. Hayatımın darma duman olduğunu hissediyordum sanki ellerimden kayıp giriyordu ve ben hiçbir yerinden tutamıyordum.
"Dedim ki neden onu unutmalıyım? Maggie'yi unutmayacağım asla. İşimi kolaylaştırmak mı istiyorsunuz? O zaman beni rahat bırakın."
Sinirliydim nasıl olur da Maggie'nin anısını bu kadar kolay silip atabilirlerdi? Ve Maggie'nin son isteği..
Yumruklarımı ellerim kızarana kadar sıktım. Eklem yerlerimin beyazlaştığını anlayabiliyordum. Etime batan tırnağım ise sanki canlı kalmamı sağlıyordu. Gerçekten ondan kurtulmuş muydu?
Göz yaşlarım ince nehirler halinde süzülmeye başladı. Duygusal olmaktan bir kez daha nefret ettim.
"..Maggie'nin son isteğini gerçekleştiremedim senin yüzünden ..yapmam gereken bir şey vardı.."
Duraksadım duygusallaşarak Ivan'ın karşısında aptal savunmasız bir kız olmayacaktım. Kendime gelmeliydim.
"Ne vardı?"
Şüpheyle üzerime doğru bir adım attığında geriledim. Ciddileşmiş merakla gözleri parlamıştı. Maggie gerçektende umurunda değildi aynı babam gibi..
"Ne vardı, Michel?"
Oysa ben hala sinirliydim, haklı olan bendim şimdi niye köşeye sıkışmıştım ki?
Ona ne diyecektim Maggie özellikle Ivan'ın bilmemesi gerektiğini söylemişti.
Maggie'nin anısına bile saygı duymamışken benden bir cevap mı bekliyordu?
O an içime dolan birkaç saniyelik cesaretle sıktığım yumruğumu hızlıca suratına geçirdim.
Sanırım iyi bir fikir değildi..