"Michel, Uyan."
Kolumdan tutarak sarsılan bedenimle yavaşça kendime geldim.
"Kabustu, sakin ol. Sadece bir rüya."
Hayır Ivan, hiç biri kabus değildi onlar geçmişimizdi. İçimde ki titreme dürtüsünü bastırmaya çalışıyordum.
"Ben-ben iyiyim. Bırakabilirsin."
Kaşları derinlemesine çatılmış kararsızca beni izliyordu.
Aslında intihar girişimimden beri bunu yapıyordu, hissedebiliyordum her hareketim gözlem altında tutuluyordu. En çok da duygusal açıdan değişken bir ruh halimdeyken Ivan bir saniye olsun yanımdan ayrılmıyor, rahat vermiyordu. Nasıl göründüğümü bilmiyorum ama onu endişelendirmiştim bu yüzden beni tüm gece gözü önünde tutacaktı.
Ancak korkumu saklamak oldukça güçtü, hala gördüğüm şeyler zihnimde dolanıyor kalbimin acıyla burkulmasına sebep oluyordu.
"Geldik."
Dağılmış ve terden alnıma yapışmış saçlarımı geriye atarak camdan dışarıya baktım. Toparlanmam gerekiyordu, özellikle Ivan tam yanımdayken kötü olamazdım.
Yağmur durmuş siyah asfaltta sokak lambaları yüzünden parlıyordu.
Otogar ise ışıklarla aydınlatılmış gecenin ürkütücü karanlığını bölüyordu.
Böyle karanlık ve ıssız bir kasabanın çok fazla ziyaretçisi olmadığı için oldukça yıkık dökük bir harabeydi.
Burada şuan hareket eden tek canlılar biz olabilirdik.
Onunla baş başa ürkütücü bir yerde kalma düşüncesi korkumu tetikliyordu.
"Tamam." Dedim ses tonumu normal tutmaya çalışarak.
Montumun fermuarını çekerken Ivan hala beni izliyordu. Bakışlarına aldırış etmeden arabanın kolunu tutarak çektim ama açılmasını beklediğim kapı açılmadı.
"Kapıyı neden kilitledin? "
Saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırarak ona döndüm ama hala kaşları hafifçe çatık dikkatlice bana bakıyordu.
Cevap vermiyor yalnızca şüpheyle bana bakıyordu ve bu durum içimde gözlerimi kaçırma isteği uyandırıyordu.
Nasıl göründüğümü merak ettim, sanki içimi okumaya çalışıyor gibi bakıyordu, gözlerimi kaçırmadan güçlü durmaya çalıştım.
Peşimden ayrılmadan sürekli beni izlemesini istemiyordum. Kapıyı hala neden açmıyordu bilmiyorum ama bu iş git gide tuhaflaşıyordu.
"Rüyanda ne gördün?"
Sesi sert ve merak doluydu. Ona anlatabileceğimi sanmıyordum, başka bir hikaye uydurmak için ise zihnim çok karışık ve dalgındı.
"Hatırlamıyorum. Gidebilir miyiz artık?"
Kapı kolunu tekrar çektim ama beklediğim gibi yine açılmamıştı.
Ivan sonunda bana bakmayı kestiğinde bende açık bağcıklarımı bağladım ve tekrar doğruldum.
"Gözümün önünden ayrılma."
Kilit sesinin birden duyulmasıyla vakit kaybetmeden elimi kapıya attım. Ondan biraz uzaklaşmam gerekiyordu.
Cevap vermeden arabadan çıktım ve otogarın girişine doğru yürümeye başladım. Adımlarımı hızlı tutuyor, soğuğun bedenimi sarmasına izin veriyordum. Beni kendime getiriyordu.
Otogarda gece yarısı olduğundan insan olmaması anlaşılabilirdi ama her yer sanki terk edilmiş otobüslerle doluydu. Cansız ve ölü bir kasabadan daha fazlasını bekleyemezdim.
Arabada ki sıcağa alıştığımdan hava birden soğuk gelmişti. Montumun yakalarını kaldırarak kendime siper ettim ve yavaş adımlarla çileştiren yağmurun altında otogara girdim. Ivan'ın hemen arkamdan adımlarımı takip ettiğini biliyordum.
Aidan ve Sonja'nın otobüsleri henüz gelmemişti bu yüzden boş bir sandalyeye kuruldum sessizce etrafı izlemeye başladım. Ivan ise oturmayarak başımda dikiliyor o da etrafa bakıyordu.
"Düşünceli görünüyorsun. " Dedi yüzüme bakmadan.
Öyleydim, düşünceliydim. Aklımdan aynı anda binlerce şey geçiyordu ve bu durum kafayı sessizce yememe sebep oluyordu. Hatıralarımda yaşadığımı hatırlamadığım ancak bana ait sahneler vardı.
"Bilmem. "
Gördüğüm rüya tekrar zihnime kara bir bulut gibi çökerken gözlerimi kaçırdım eğer Ivan farklı ya da tuhaf davrandığımı anlarsa peşini bırakmazdı ve bu en son istediğim şeydi.
Zaten sürekli diken üstünde duruyordu. Benim yüzümden olduğunu biliyordum ama bunu neden yaptığını anlamıyordum.
Ona ne kadar sorarsam sorayım neden benimle ilgilendiğinin net bir cevabını hiç alamamıştım.
"Babam biliyor mu?"
Ivan göz ucuyla bana baktı ardından bakışlarını tekrar karanlık yola çevirdi.
"Muhtemelen evet."
Neden şimdi belli belirsiz bir cevap verdiğini anlamıyordum. Her zaman bu kadar karışık ve gizemli olmak zorunda mıydı?
"Bu ne demek?"
Derin bir nefes aldı ardından gözleri beni buldu. O nasıl düşüncelerimi okumak istiyorsa bende onunkileri okuyabilmek istiyordum. Ne düşündüğünü hiçbir zaman kestiremiyordum.
"Hayley'nin geleceklerinden haberi var. Sadece baban değil artık bütün kasaba biliyor olabilir."
Gözlerimi devirdim. Haklıydı, Hayley biliyorsa herkes biliyordur. Babamın şuan nerede olduğunu merak ettim.
Babam da en az Ivan kadar gizemliydi. Nerede ne yaptığını anlamak oldukça zordu çünkü her zaman işleri değişiyor ve gecenin bir yarısında eve gelebilirken aynı zamanda aynı şekilde ortadan kayıp olabiliyordu.
Neredeyse ölmek üzereydim uyandığımı bile görmemişti ve ortalıkta yoktu. Önemli işleri kızının uyanıp uyanmamasından daha önemliydi. En azından beni kontrol etmeye ya da yaşayıp yaşamadığımı öğrenmeye gelemez miydi? Bir kızın babasından bunu beklemesi çok mu abartılıydı?
"Geldiler."
Ivan'ın sesiyle düşüncelerimdem arındım ve hızlıca ayağa kalktım. Yaklaşan otobüsün içine bakarken heyecanlıydım. Aidan ve Sonja Maggie'nin ölümünde gelmişlerdi ama çok uzun kalamayıp hemen dönmek zorunda kaldılar bense o sıralarda hayatla bağımı koparmış kimseyi görmüyordum. Hala bir şeylerin değiştiğini söylemek için erkendi.
Ancak onların yeniden gelecek olmaları beni mutlu ediyordu. Bu sefer önceki gibi olmayacaktım.
"Michel!"
Koşar adımlarla yanıma geldiklerinde kollarımı onlara sararak sıkıca sarıldım. Aidan ve Sonja çift yumurta ikizleriydi bir bakıma birbirlerine hiç benzememelerinin sebebi de buydu. Aslında tamamen zıt karakterleri vardı. Yine de küçükken beraber oynadığımız oyunları ve Fewston'un her zaman ıslak ormanlarında çamurdan pastalar yaptığımızı hatırlıyordum. Çocukluğuma geri dönebilmek için her şeyimi verebilirdim.
"Seni çok özledik. İyi misin?"
Başımı hızlıca onaylar şekilde sallayarak gülümsedim. Gözlerim dolacak gibiydi ve ağlayarak güçsüz görünmek istemiyordum.
"Ben de sizi çok özledim!"
Aidan sıkıcı bedenimi saran kollarını gevşettiğinde bakışları memnunsuz bir şekilde Ivan'ı buldu.
Maggie'nin ölümü için geldiklerinde de aralarında birbirlerine katlanamadıklarını biliyordum.
"O neden hala burada? Babanın seni getireceğini düşünmüştüm. "
Gözlerimi kaçırarak etrafa baktım. Şimdi burada bir gerginlik çıkmasını istemiyordum.
"Sizi buraya getirten benim. " Dedi Ivan sertçe.
Konunun dağılması için hızlıca araya girerek konuştum.
"Babamın nerede olduğunu ben bile bilmiyorum. "
Aidan ya da Ivan sözlerimin duymuş ya da umursamış gibi görünmüyordu. Aidan çattığı kaşlarıyla Ivan'a baktı.
"Biz kendimiz geldik. "
Sonja da benim gibi birdenbire çıkan bu gerginlikten rahatsız olduğu için bu sefer o konuştu.
"Hava soğuk artık gidebilir miyiz? Uzun bir yoldan geldik. "
Başımla hızlıca onaylayarak onları arabaya doğru yönlendirdim. Gerginlik bitmişti en azından şimdilik.
Birkaç saatlik geri dönüş yolculuğunda ben de Aidan ve Sonja'nın yanına arka koltuğa geçmiştim. Tüm yol sessizce gülerek konuşmuş ve bir süreliğine de olsa aklımı dağıtmama ve yaşanılanları aklımdan çıkarmama yardımcı olmuşlardı.
Geldikleri için gerçekten çok memnun ve mutluydum.
Eve geldiğimiz de saat çoktan gece yarısını geçmişti. Aidan ve Sonja duş almak için banyolara girdiklerinde bende valizlerini taşımaya başladım. Tekerlekli valizi iterken bir ayağımla da destek oluyordum. Yalnızca benim için o kadar yolu gelmişlerdi ve burada rahat etmelerini istiyordum.
Eşyalarını bir an önce üst kata çıkartarak onlara bir oda ayarlamalıydım.
"Çekil. Ben yaparım. "
Kenara kayarak Ivan'a yer açtım o valizleri taşırken ben de Sonja ve Aidan'a misafir odasını hazırlamaya başladım. Bir yandan gergin diğer yandan oldukça mutluydum.
İkisi de benden iki yaş küçük olmalarına rağmen bu aramızda hiçbir zaman sorun olmamıştı. Tek çocuk olunca sadece arkadaş ararsın yaşıt ya da değil farketmezdi.
Ve hatıralarımda geçirdiğimiz yazları, kahkahalarımızı ve oyunlarımızı dün gibi hatırlıyordum.
"Michel?"
Sonja'nın sesiyle odadan çıktım ve koridoru geçerek salona yürüdüm.
Sonja salonda koltuğun başında ayakta duruyordu.
Elinde ki havluyu bana doğru uzattı.
"Banyoda işim bitti, havluyu ne yapayım?"
"Sen de kalsın tekrar kullanırsın. Bir süre buradasınız zaten değil mi?"
"Evet."
O da benim gibi gülümsedi ve yanıma gelerek kollarını bedenime sardı. Aynı şekilde karşılık vererek kollarımı sıkıca ona doladım. Gerçekten buna ihtiyacım olduğunu o bana sarılana dek fark etmemiştim.
"Hey,hey! Bensiz ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz? "
Aidan hızlı adımlarla yanımıza gelerek geniş kollarıyla ikimizi birden sardı ve bir süre öylece durduk.
İkisininde ıslak saçlarından süzülen su damlaları yüzümü ıslatıyordu.
Karanlık salonda televizyonun ışığında sadece sarıldık.
Üzerinden zaman geçmiş olsa da hepimiz hala Maggie'nin yokluğunu ve ölümünün getirdiği acıyı hissediyorduk. Bunu kelimelere dökmeye gerek bile yoktu, bakışlarımızdan o hüznü rahatça anlayabiliyorduk.
Sonunda ayrıldığımız da gözlerimin dolduğunu hissettim ama ağlamak istemiyordum, ağlamayacaktım.
Onlar koltuğa otururken ben de odamdan yastık almak için merdivenlere yönelmiştim. Yürürken gözlerim mutfak kapısının eşiğine yaslanmış beni dikkatle izleyen gözlerle buluştu.
Ne zamandır beni bu kadar dikkatli bir şekilde incelediğini merak ettim. Aslında oldukça rahatsız edici olsa da alışık olduğum bir durumdu.
Ivan hala beni çözmeye çalışıyordu. Duygularımı ve hareketlerimi anlamaya çalışıyor kötü bir şey yapıp yapmayacağımdan emin olmak istiyordu.
Kötü bir şey yapmayacaktım hele ki öyle mutluyken ancak bundan emin olamıyordu.
Her yer karanlık olduğundan yüzü oldukça gölgelenmişti ama arkasında ki aralık kapıdan sızan sarı ışık geniş vücudunu gölgelerle öne seriyordu.
Doğrusu artık bu can sıkıcı bir hal alıyor, beni boğuyordu. Kötü bir şey yapmayacaktım ve o beni izlemeye devam ettikçe kâbuslarım zihnime tekrar doluyordu.
Hiçbir şey söylemeden odama çıktım. Renkli yumuşak bir kaç yastığı kucaklayarak yavaşça aşağı indiğimde Aidan ve Sonja az önce rahatça uzanarak oturdukları koltukta şimdi yan yana hazır olda durur gibi oturmuş, dümdüz televizyona bakıyorlardı.
Başta neden böyle oturduklarını anlayamasam da merdiven basamaklarını inmeye devam ettikçe görüş açıma tekli koltukta yayılarak oturmuş onlara dik dik bakan Ivan girdi.
Yastıkları Aidan ve Sonja'nın yanına bırakırken Ivan'ın bana bakmasını bekledim ama kafasını çevirdi ve televizyona bakmaya devam etti.
Bıraktığım yastıklardan birinin ucunu tekrar kavrarken sinsice Ivan'a baktım hala bana bakmıyor oluşu hafifçe gülümsememe sebep oldu.
Hızlı hareketlere kavradım ve kafasına nişan alarak fırlattım bana bakmıyor olsa da aniden dönmüş ve attığım yastığı tek eliyle tam yüzünün önünde havada yakalamıştı.
Kaşları derinlemesine çatılırken bir türlü beni bulmayan gözleri şimdi benden tekrar ayrılmıyordu.
Bu kesinlikle benden beklemediği bir hareketti, şaşırdığını belli etmese de yüzünden anlaşılıyordu. Oldukça ciddi görünüyordu.
Bakışlarını okuyabiliyordum. 'Ne bok yiyorsun sen?' diyordu.
"Senin yüzünden geriliyorlar. Neden onlara rahat vermiyorsun, uzun bir yoldan geldiler."
"Bir şey yaptığım yok. Neden bana kızıyorsun? Siz de neden geriliyorsunuz?"
Aidan ve Sonja git gide daha da gerilirken kaşlarımı çatarak Ivan'a baktım. Bu ikimizin arasındaki bir konuşmaydı neden şimdi onlara bunu sorarak daha fazla gerilmelerine sebep oluyordu ki?
"Onlara bağırma." Dedim sertçe.
"Bağırmadım!"
"Bağırıyorsun!"
"Sen bağırıyorsun!"
Salon yayılan az bir ışıkla aydınlansa da Ivan'ın çatık kaşlarını ve sinirle bana bakan gözlerini görebiliyordum bende hiçbir şekilde geri kalmıyor çatık kaşlarla aynı şekilde karşılık veriyordum.
"Biz iyiyiz." Dedi Aidan.
"Evet sorun yok.."
Sonja'nın tedirgin sözleri kaşlarımı daha da çatmama sebep oldu. Ivan yüzünden tedirgin oluyorlardı. Neden sert ve kaba görünmek zorundaydı ki? Aslında daha çok serseriye benziyordu. Ayrıca artık onlar buradaydı, bir bakıcıya ihtiyacım yoktu.
"Duydun mu? İyilermiş."
"Senin yüzünden böyle söylüyorlar."
Bu anlık gelişen öfkemin sebebini bende bilmiyordum. Sadece o an aklıma ne gelirse düşünmeden söylüyordum.
Belki de gerçekten şu anda saçmalıyordum.
"Ben bir şey yapmadım! "
"Onları geriyorsun. "
Gwen stresli ve çekingen bir sesle araya girerek yeniden konuşmaya başladı.
"Biz gerilmiyoruz Michel."
Gözlerim Gwen'i bulsa da Ivan'ın sert çıkışmasıyla tekrar ona dönmüş kaşlarımı mümkünmüş gibi daha da çatmıştım. Belki de haklıydı gerçekten şu anda ortada böyle bir durum yoktu ancak Ivan'a olan bir öfkem vardı. Ve bulduğum bir bahaneyle bunu ortaya çıkarıyordum.
"Onları geriyor muyum? Derdin ne senin beni suçluyorsun?"
"Onları tedirgin ediyorsun çünkü."
"Bir şey yapmıyorum ki!"
Bağırarak konuşmaya başladığında gecenin sessiz karanlığı bizim bağırışlarımızla bölünüyordu.
"Serseriye benziyorsun! Bu yüzden korkuyorlar."
Artık çoktan konuşma tartışmaya dönmüştü, bu yüzden geri adım atmadan saçmalamaya devam ettim.
"Biz korkmuyoruz."
Dedi Gwen yeniden anlaşılan artık onları rahatsız eden bendim. Neden birden bire böyle bir tartışma çıkarmıştım gerçekten bilmiyorum. Gördüğüm rüya hala içimde etkisini gösteriyor mantıklı düşünmemi engelliyordu. Hissedebildiğim tek şey kızgınlıktı.
"Serseri mi? Hah, anladım. Senin sorunun benimle öyle değil mi? Aidan ve Sonja'yı bahane etmeyi bırak da dök içini."
"Söyleyecek bir şeyim yok."
"Söyleyecek bir şeyin yok mu? Serseri ve kabaydım hani, devam etsene."
Köşeye sıkışıyordum, yalnız içiyorum kaçmak istediğin bir tartışma haline aldı bu konuşma.
"Senin gidecek bir evin falan yok mu?"
"Şimdi de kovuluyor muyum?"
Gözlerimi kaçırdım haklıydı neden durduk yere böyle davranıyordum bilmiyorum. Bir açıklamam yoktu sessizce bir koltuğa geçtim ve bacaklarımı kendime çekerek televizyona bakmaya başladım.
Çatık kaşlarla beni izleyen Ivan'ın gözlerini üzerimde hissedebiliyordum.
Tam bir aptaldım gerçekten kendimi anlayamıyordum neden böyle davranıyordum şimdi?
Gözlerimin dolduğunu hissettim, olmaz şimdi olmaz. Ivan beni izlerken olmaz.
Ağladığımı fark ederse tuhaf davrandığımı da fark edecekti ve yine göz hapsine girecektim. Niye ağlıyordum ki?!
"Michel biz gerçekten iyiyiz. Kavga etmenize gerek yok, hem zaten yorgunuz uyuyacaktık."
Dolan gözlerimi defalarca kırparak göz yaşlarımı geri itmeye çalıştım. Düzeldiğimi düşünüyordum daha iyi olduğumu ama niye hala duygusal açıdan karma karışıktım bilmiyorum bu beni yıpratıyordu.
"Ta-tabii. Siz uyuyun yorgunsunuz. Sabah kaçta kalkıyorsunuz ona göre kahvaltı yaparız. Biraz daha yastık getireyim mi? Ya da yorgan üşür müsünüz? Fewston geceleri dondurucu olur. "
"Biz iyiyiz teşekkürler. Kahvaltıyı dert etme lütfen, sen de dinlenmelisin bizim yüzümüzden bu saate kadar uyumadınız. Yorgun görünüyorsun."
Başımı hızlıca onaylar şekilde sallayarak yüz ifademi sabit ve mutlu tutmaya çalıştım.
"Tamam iyi geceler. Bir ihtiyacınız olursa-"
"Teşekkürler Michel sadece dinlen, iyi geceler."
Derin bir nefes alarak gülümsedim yanlarına giderek hafifçe sarıldım ve Ivan'a bakmamaya özen göstererek merdivenlere yöneldim. Saçma sapan davranışlarım yüzünden onları da germiştim. Onlar odalarına gittiğinde Ivan ile baş başa kalmak istemiyordum. Çünkü durumun daha da tuhaflaşacağını biliyordum.
Odama girdiğimde ışıkları açmadan kendimi yatağa bıraktım. Nasıl davranmam gerektiğini ya da nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyordum.
Babam ya da Hayley eve gelmeyecek miydi? Aslında onlardan bunu da bekleyemezdim. O olaydan sonra işlerine ikisi de bir süre ara verip evde kalmışlardı ama artık dönmeleri gerekiyordu. Babam işte sabahladığına göre bir çok dosya birikmiş olmalıydı.
Ellerimle yüzümü kapattım ve bir süre öylece durdum, sessizce sessizliği dinledim boş odada yankı bulan nefesimi izledim.
Parmaklarımın arasından gözlerime giren ışıkla ellerimi yüzümden çektim ve kapı arasından beni izleyen Ivan'a baktım.
O da ışığı açmadan içeri girdi ve yavaş adımlarla yatağa doğru geldi. Fısıltı gibi gelen sesi kalbimde yankı buluyor, netleşiyordu.
"Neler oluyor?"
Sesimin çatlamamasına dikkat ettim ama pek de işe yaradığı söylenemezdi.
"Bir şey olduğu yok."
"Hayır var. Anlat." Dedi. Ses tonu itiraz kabul edecek şekilde değildi.
"Bilmiyorum. Bilmiyorum."
"Neyi bilmiyorsun?" Dedi sorarcasına. Az öncenin aksine şimdi sesi biraz daha yumuşak çıkıyordu .
"Hiç bir şeyi, neden böyle davranıyorum bilmiyorum. Özür dilerim."
Bir süre sessizlik oldu, yatağın bir tarafında ağırlık olunca yanıma uzandığını hissettim ama tepki vermeden arkam dönük kıvrılarak duvara bakmaya devam ettim.
"Anlat, ne hissettiğini. Hepsini."
Birden bire psikolojik danışmanlık yapmaya mı karar vermişti? Neden yalnızca odamdan çıkarak beni kendi saçmalıklarımla yalnız bırakmıyordu ki.
Cevap vermedim ne hissettiğimi bilmiyordum ki ne söyleyebilirdim.
O mu çok düşünceliydi yoksa ben mi düşüncesizdim.
Geceyi mahvetmiş gibi hissediyordum ve bu durum içimi daha da huzursuz yapıyordu.
Biraz daha o şekilde bekledikten sonra daha da sakinleştiğimi hissettim.
"Sanırım korkuyorum." Dedim kısık bir sesle.
"Neden?"
"Aidan ve Sonja'nın gitmesini istemiyorum. Biliyorum bir süreliğine geldiler ama gitmelerini istemiyorum. Hep burada kalmalarını istiyorum."
"Bu mümkün değil, biliyorsun. Sen yalnız kalmaktan mı korkuyorsun?"
Cevap vermedim, yalnız kalmaktan mı korkuyordum? Evet belki de doğruydu.
Yatağın diğer tarafında ki ağırlık kalkınca yavaşca ona doğru döndüm, ayağa kalkmış bana bakıyordu..
"Yalnız kalmayacaksın. Hayley ve baban var. Bu yüzden kendi kendini yemekten vazgeç."
Neden içimde bir burukluk hissediyordum? Yalnız kalmayacaksın, ben de varım demesini beklemiştim. En azından benimle olan insanların arasında onunda olmasını istemiştim.
Gerçekten öyle olmasa bile birine destek olmaya çalışırken böyle söylenirdi. Bende buradayım.
Ivan beni hayal kırıklığına mı uğratmıştı yoksa ben çok yanlış yerlerde çok yanlış hayaller mi kuruyordum bilmiyorum. Hem onu hayatımda istemiyordum hem de olmadığında hayal kırıklığına uğruyordum, kesinlikle dengesizceydi.
Gözlerinin içine bakmaya devam ettim odadan çıkmak için kapı kulpuna uzandığında sessizliğimi bozdum.
"Biz.."
Sessizce sözlerimin devamını bekledi.
"Biz arkadaşız değil mi?"
"Öyle diyorsan evet, öyleyiz."
Az önce odamdan çıkıp gitmesini isterken şimdi gittiği için eksik hissetmiştim. Farkında olmadan ona bağlanmış olabileceğim düşüncesi kalbimi endişelendiriyordu.
Odanın kapısı açıldı ve tekrar kapandı.
Sessizliği bir süre daha dinleyerek bekledim saat durmaksızın ilerliyor zaman yorulmadan akıp gidiyordu. Vücuduma sadece yorgunluk hakim olduğundan sonunda bende sessizce geceye teslim oldum.
~
Uyandığımda Aidan ve Sonja salonda televizyon izliyorlardı. Merdivenleri aceleyle inerek yanlarına gittim.
Onları uzun bir süre beklettiğimi düşünmek istemiyorumdum, ilk kez ailem olmadan misafir ağırlamam gerekiyordu ve ben şimdiden elime yüzüme bulaştırıyordum bile.
"Ne zaman kalktınız?"
"Çok olmadı. Günaydın. "
Gözlerim istemsizce salonda gezinmiş bakışlarım hızlıca mutfağı taramıştı.
"Günaydın, Ivan gitti mi? "
Sonja gülümseyerek yerinden kalktı ve mutfağa doğru yürümeye başladı. Bu sorumu bekliyor gibi bir hali vardı.
"Evet, gece tuvalete kalktığımda onu dışarı çıkarken gördüm sanırım gece üç veya dörttü. Sigara falan içeceğini sandım ama sen sorduğuna göre evde değil, anlaşılan gitmiş."
Sonja'nın sözleri beynimi kurcalamıştı. Neden gecenin bir yarısı gitmişti ki, önemli bir şey mi vardı?
Gerçi neden şimdi bunun için endişeleniyordum ki. Ivan her zaman ki Ivan'dı işte ne zamandır onun ne yaptığı ya da nerede olduğuyla ilgilenir olmuştum.
"Kahvaltıyı yardımcınız hazırladı."
Maggie'nin artık olmayışı bir şekilde sürekli karşıma çıkıyor ve bu gerçek yüzüme çarpıyordu. Yeni gelen yardımcıyı hala görmemiştim ancak pek merak ettiğim de söylenemezdi.
"Ah, evet."
Aidan da mutfağa girdiğinde eskiden birlikte geçirdiğimiz zamanlardan ve yapabileceğimiz şeylerden bahsettik.
"Aslında.." dedi Sonja elinde ki portakal suyunu da kafasına dikerek devam etti.
"..gelirken bir şey gördüm. Bir pankart, Fewston'un girişinde bir tabelada asılı duruyordu. Burada bir çeşit karnaval mı var?"
Düşünmeye başladım. Fewston küçük kimsesiz bir kasaba olmasına rağmen eğlenmeyi bilen çiftçi insanlarla doluydu. Aklıma her yıl yapılan gösteriler geldi.
"Evet, her yıl yapılan bir karnaval var daha çok böğürtlen festivali gibi.."
Tabağımı aldım ve tezgaha kaldırarak masayı toplamaya başladım bir yandan festivalleri düşünüyordum. Okulda bu gibi etkinlikler için çok fazla broşür dağıtılıyordu. Okul duvarlarına sürekli posterler asıldığını anımsıyordum ama şimdiye kadar çok fazla dikkatimi çeken bir şey değildi.
"..daha önce hiç gitmedim ama eğlenceli olabilir. Panayırlar kurulur ve ateş yakılır. Maggie her yıl giderdi bana pasta ve böğürtlenli kekler getirirdi."
Bir süre sessizlik oldu ardından Sonja hafifçe öksürerek tekrar konuşmaya başladı.
"Ne zaman festival?"
Kelimelerime dikkat etmediğim için kendime kızdım. Bu herkes için zordu ve ben işi daha da zorlaştırıyordum.
"Sanırım bir kaç gün sonra başlayacak. Yaklaşık bir hafta sürüyor."
Aidan tezgaha yaslanarak bizi izliyordu genelde eğlence ve gezme konusu olduğunda hiç susmazdı ama bu sefer ki sessizliği beni düşündürdü. Rahatsız hissettiği bir şey mi vardı?
"Aidan.."
Bana döndü ve sorarcasına baktı. Acaba bir şey mi olmuştu?
"..gelmek istemiyor musun?"
Yaslandığı tezgahtan doğruldu ve bir adım gelerek yaklaştı. " Hayır gidelim. Merak ediyorum sadece aklımı kurcalayan bir şey var."
"Babamdan izin alma konusundan bahsediyorsan-"
"Hayır."
Gözleri düşünceli bir şekilde yerde gezindi Aidan ciddi olmaz, ciddi davranmazdı. Aramızda en hareketli ve en konuşkan o iken şimdi ki sessizliği beni huzursuz ediyordu.
"Sadece merak ediyordum da karnaval da..alkol olacak mı?"
Bir anlık sessizliğinden sonra gözlerinin içi parlayarak sorduğu soru Sonja ve beni güldürmüştü. Evet her zaman ki Aidan.
"Bu çiftçiler su niyetine alkol içiyor."
Masa toplandığında salona geçtik koltuklara yayıldığımızda Sonja doğrularak bize baktı.
"Böğürtlen festivali derken? Nasıl oluyor?"
Dudaklarımı bükerek omuz silktim. "Ben de pek bilmiyorum daha önce hiç gitmedim. Resimlerden ve internetten bildiğim kadarıyla böğürtlen pastalar, kekler ve reçeller yapılıyor.."
Aidan elleri ovuşturarak dudaklarını yaladı. "Festival işi git gide iyi oluyor. Sevdim."
Gözleri devirerek devam ettim, anlaşılan Aidan bize orada bela olacaktı.
"..daha sonra yapılan yemekler jüri tarafından oylanıyor kazanana ödül veriliyor ve yarışmaya katılan bütün yemekler konuklara dağıtılıyor. Ardından müzik eğlence ve alkol."
"Harika, kesinlikle gitmeliyiz."
Bunun için babamdan nasıl izin alacağımı düşünüyordum. Daha önce hiç böyle bir yere gitmek için izin almadığımdan izin verip vermeyeceğini bilmiyordum.
Yine de son yaşananlardan sonra onunla normal bir durumu konuşmak bile içime sıkıntı gibi çöküyordu. Şimdi ise ona gece vakti dışarda olmaktan bahsetmek..
Sonja gözlerini kaçırarak bana baktı önce ağzını araladı sonra kararsızca geri kapattı.
"Ne oldu? Çıkar baklayı."
"Sadece bir şey sormak istiyorum. Biraz özel olabilir, cevaplamak zorunda değilsin."
"Ne hakkında?"
"Sen ve Ivan hakkında."
Ne soracağını merak etmiş ama bir yandan da ürpermiştim. Ivan ve benim aramda ki karışık ilişkiyi biliyorlardı.
Ben ve Ivan aynı cümlenin içinde kullanılmamız bile içimi bir garip yapmıştı.
Sonja Ivan'a güvenmezdi ondan uzak durmam gerektiğini düşünüyordu bir yerde de ona hak veriyordum.
Genelde Ivan ile alakalı bir şey konuşmazdık soracağı soru ya da aklını kurcalayan her neyse yakaladığı bir detay olmalıydı.
"Sorun değil sorabilirsin."
"Ben, dün gece Ivan evden çıktığında peşinden giderek camdan onu izledim. O sokakta-"
Kapının zil sesi bütün odayı doldururen gergin bir şekilde Sonja'yı dinlediğimi fark ettim. Sanki içimde bir yerlerde normal olmayan şeyler yaşandığının farkındaydım ve Sonja bu detayı yakalamıştı.
Anahtarın sesi geldiğinde Hayley'nin ince sesi odada yankılandı.
"Tatlım Michel! Bak senin için kimi getirdim! Arkadaşsız kal-"
Hayley'nin sözleri Sonja ve Aidan'ı görünce yarıda kaldı. Önce yüzünden bir şaşkınlık geçse de ardından memnuniyetsiz bir ifade ile gülümsedi.
Maggie'nin ölümünden sonra Sonja ve Aidan'ın Maggie ile ilgileri olduğunu ve bizi ilgilendirmediğini düşünüyordu. Ona göre Sonja ve Aidan bana Maggie'yi hatırlatacak bu durumu atlatmamı zorlaştıracaktı.
"Dün gece geldiler. "
Neden açıklama yapıyordum ? Tekrar önüme dönüyordum ki son anda Hayley'nin arkasından gözüken kişiyle tekrar hızla arkama döndüm.
"Dianna?"
Şaşkınca kapıya bakarken Hayley unuttuğu bir ayrıntıyı hatırlamış gibi tekrar arkasını dönerek Dianna'nın öne çıkmasını sağladı.
"Okulda yakın bir arkadaşın seni görmek istedi. Ben de kıramadım. Geç içeri tatlım."
Yakın bir arkadaş mı? Dianna ile ben ne zamandır yakın arkadaştık ki? Şimdi gerçekten bu kız burada ne halt ediyordu ayrıca Sonja ile çok önemli bir konuşmanın tam ortasında gerçekten bunlar olmak zorunda mıydı yani.
Dianna küçük adımlarla yanımıza gelirken anlamlandıramadığım bir kibir yüzünden okunuyordu. Hayley üst kata çıktığında Dianna koltuğa yerleşti ve bacak bacak üstüne atarak beni süzdü.
"Buraya gelmek istediğimi falan düşünme, senin için değil Evan için buradayım. Annen ise buraya gelmemde ısrar etti."
Evet şimdi her şey açığa çıkmıştı. Tabi ki benim için burada değildi ama Ivan'ı bulmak için buraya gelmesi ayrı can sıkıcıydı. Neden onun evine falan gitmiyordu burası benim evimdi.
"O benim annem değil."
"Aman ne kadar önemli bir ayrıntı."
Gözlerimi devirdim gerçekten Hayley bana yararlı bir şeyler yapmak istiyorsa mümkünse hiçbir şey yapmamalıydı. Şirkette kalmalı ve sadece babamı idare etse bana yeter de artardı bile. Başıma sıkıntı ve bela açmaktan başka bir halta yaradığı yoktu.
"Evan da kim?"
Sonja'nın sorusuyla hafifçe gülümsedim. Tabii Dianna'nın telaffuzda berbat olduğunu bilmiyordu.
"Asıl sen kimsin? Michel, Evan nerede?"
Sonja benden önce davranarak söze atladı.
"Ivan demek istiyorsun herhalde. Bilmiyoruz gece burda kaldı ama sabah gitmişti. Yorgun olmalı Michel ve Ivan bütün gece uyumadı."
Çok yanlış taraflara çekilebilecek sözleri utançtan başımı bir yerlere gömme isteği uyandırıyordu. Sonja'ya sinirle bir bakış fırlattım. Gerçekten şimdi Dianna'yı benim başıma mı sarıyordu, benim bu aptal kızla Ivan için yarışacak halim yoktu. İstediği kadar onun olabilirdi.
Sonja birden bire neden beni bu işe karıştırıyordu ki? Dianna bana karabasan gibi dadanacaktı.
"Ne demek istiyorsun?!"
"Ne anladıysan o."
Bir kavganın fitilinin ateşlendiği noktadaydık olaya müdahale etmek için ayağa kalktım.
"Dianna, Ivan'ın nerede olduğunu bilmiyoruz. Ayrıca Sonja, Aidan siz odamı görmek istemiyor muydunuz?"
"Hayır ben alkolleri görmek istiyorum."
Aidan'ın sözleri ile derin bir nefes aldım.
Aidan ve Sonja odama giderse bende Dianna'yı bir şekilde evden göndermeyi düşünüyordum. Hem zaten Ivan burada değildi onun da bana çok fazla katlanacağını sanmıyordum.
Dianna soran gözlerle başını Aidan'a çevirdi.
"Alkol mü?"
Aidan çarpık bir gülüş atarak sırıttı. Alkol kelimesi bile onu heyecanlandırmaya yetiyordu.
"Karnavaldan bahsediyoruz, alkol var değil mi?"
Konunun dağılmasına sevinsem de Dianna'nın karnavala gideceğimizden haberi olmasına canım sıkılmıştı. Hayley başıma Dianna'yı sarıp şimdi ortadan kaybolmuştu.
"Ah, tabi ki var ama senin yaşın tutuyor mu? Ayrıca alkollü eğlencenin sadece gece yarısı yapıldığı biliyorsunuz, değil mi?"
"Gece yarısı mı?"
Aidan'ın sesinde ki hayal kırıklığı elle tutulabilir vaziyetteydi. Güneşin batışından sonra dışarda olmam bile bir mucize olacakken şimdi gece yarısı da nereden çıkmıştı? Babamın bu kadarına izin vereceğini hiç sanmıyordum ama Aidan'ın üzülmesini de istemiyordum. Heveslenmişti ve şimdi benim yüzümden hevesi kursağında kalacaktı.
"Evet gece yarısı. Tabi sabah gidip pasta yiyerek çocuklarla ip atlamak isterseniz başka."
Aidan somurtarak önüne döndüğünde Sonja'nın kendini zor tuttuğunu anlayabiliyordum.
Ben müdahale etmeden Dianna ayağa kalktı ve çantasından bir parça kağıt çıkartarak masaya bıraktı.
"Evan'a beni aramasını söyler misin? Acil olduğunu da ilet."
Cevap vermedim zaten Dianna da cevabımı beklememişti. İnce topuklularının üzerinde sekerek kapıya doğru yürüdü ve yavaşça açtı. Çıkmak üzereyken başını hafifçe yana çevirerek gülümsedi.
Ardından kapıyı çekerek çıktı.
Sonja hızlıca ayağa kalkarak etrafta dolanmaya başladı.
"O da kimdi? Gerçekten arkadaşın mı yani? Acil olduğunu iletmiş-miş hah! Kendini ne sanıyor?"
Dianna'nın bıraktığı numarası yazılı olan kağıdı eline alarak salladı.
"Daha numarası bile onda yok ve gelmiş utanmazca numarasını bırakıyor."
"Sakin ol Sonja, arkadaşım falan değil. Hayley'nin işleri."
"Hayatımda gördüğüm en kibirli insandı. Niye gülümsedi? O dişlerini sökesim geliyor. "
Aidan oturduğu koltuktan doğruldu ve yere bakarak konuştu. Yüzünden bile hayal kırıklığı okunuyordu.
"Alkol yoksa eğlence olmaz ki. Tanrı aşkına neden gece yarısı yapılıyor ki?!"
Üzülmelerini istemiyordum, bir yol düşündüm ama yoktu.
Kalbime bir ağırlığın çöktüğünü hissettim. Aidan ve Sonja da biliyordu ki gece yarısı asla dışarı çıkamazdım.
Öğlen vakti geçtiğinde odamda uzanıyor herkes farklı bir köşede bir şeylerle ilgilenirken sohbet ediyorduk. Birkaç masa oyunu ve bir film bitirdikten sonra akşam olmuş güneş batmıştı.
Fewston yağmurlu ve kara bulutlarla dolu sosyallikten ve eğlenceden yoksun aptal bir kasaba olduğu için yapılacak her şey oldukça sınırlıydı.
Sıkıcı bir gün olacağını düşünmüştüm ama aksine oldukça eğlenmiştik.
Akşam yemeği saati yaklaşırken babam eve gelmiş Hayley ile birlikte salonda ki masaya dosyaları yığmış çalışmaya devam ediyorlardı.
Yemek kokusu odaları sararken yanan şömine etrafı ısıtıyordu. Birkaç saat sonra yemek yenmiş etraf toplanmış herkes sessizlikte salonda oturuyordu.
Babamın elinde dosyalar ve burnunda gözlüğüyle yazıları okumaya çalışırken Hayley ara sıra telefon görüşmeleri yapıyordu.
Bizse koltukta yan yana dizilmiş fısıltıyla sohbet ediyorduk.
Fısıltıyla bir şeyler anlatan Aidan'ı dinlerken aklıma Abby düştü. Derslerde sürekli konuşarak hocalara yakalandığımız ve bir çok kez de azar yediğimiz zamanlar.
"Michel."
Şöminede ki ateşe dalan gözlerimi kırptım ve Sonja'ya döndüm.
"Nereye daldın gittin?"
"Hiç öylesine."
Burukça gülümsedim ve doğrularak Sonja'ya döndüm. Abby'i özlemiştim henüz onunla da konuşmamıştık.
Aidan telefonunu açmış dikkatle oyun oynuyordu.
"Sabah söylediğin şey, yarım kalmıştı. "
Dedim sessizce. Sonja ne olduğunu anımsamak ister gibi gözlerini hafifçe kıstı.
"Yarım mı?"
"Ivan'ı gece izlediğinden bahsediyordun."
"Ah,evet. Kesin bir şey bilmiyorum gerçekten işin aslından emin değilim ama şüphelerim var...Ivan bir şeyler saklıyor olabilir."
Tereddütlüydü, konuşurken bile kelimelerin nasıl seçeceğini bilemiyor gibi çok fazla düşünüyordu. Bu bende git gide daha fazla merak uyandırırken onu dinlemeye devam ettim. Aklımda soru işaretleri oluşuyordu.
"Ne demek bu?"
Kolumdan tutarak beni odada bir kenara çekiştirdi anlaşılan henüz bu şüphelerden Aidan'ın haberi yoktu.
"Biliyorum daha çok yeni her şey hala çok taze ama işin içinde sadece Ivan yok."
Neden bahsettiğini anlamıyordum ve artık net bir şeyler duymak istiyordum. Yine bilmediğim ve farkında olmadığım çok şey vardı.
"Neden bahsediyorsun lütfen açıkça söyle."
Duraksadı, önce gözlerini kaçırdı ardından bakışlarını tekrar gözlerime çevirdi.
"Ivan, Maggie ile birlikte senden bir şeyler saklıyor demek."