6- Aydınlık Ve Karanlık

3319 Words
Atılıp dökülen bütün parçalar bana aitti sanki. Darmadağınık ve bir o kadar kırılmış. Zayıf yumuşak elini yavaşça kaldırdım ve dudaklarıma değdirdim. Huzurlu ve güvenli hissettiriyordu. "Artık kalkmalısın, unuttun mu sınavlarım bitince Sonja ve Aidan'ı görmeye gidecektik. " Başımı eline koydum ve sessizce ağlamaya devam ettim. Maggie gidemezdi, o hep yanımda kalırdı. Eve geldiğimde aç olup olmadığımı sorar, doğum günümde en sevdiğim pastayı yapardı. " Hatırlıyor musun küçükken pek arkadaşım yoktu bende bütün günümü evimizin arka bahçesinde çamurlarla oynayarak geçirirdim. Çamurdan eşyalar yapar ve eve hep üstümü batırarak gelirdim. Asla kızmazdın, yorulmazdın ve bıkmadan beni her gün yıkardın. Üstüne birde babamın kızacağını bile bile çamurdan pastalarımı eve alırdın. " Gülümsedim, zamanın nasıl geçtiğini anlamak mümkün değildi. "Süre doldu. Dinlenmesi gerekiyor. " Hemşirenin sesiyle Maggie'nin elini yavaşça bıraktım ve doğruldum. "Yine geleceğim. Dinlen tamam mı? " Odadan çıktım ve her zaman yaptığım gibi kendimi yine hastane koridorlarında ki mavi koltuklardan birine bıraktım. Gözlerimi kapattım ve başımı geriye yasladım. Dün gece olanlar kafama takılmıştı önce Ivan'ın sinir krizi ardından tuhaf davranışları. Üzerinde durmamıştım, ne istiyorlarsa yapabilirlerdi ne babam ne Ivan umurumda değildi. Gece boyunca Maggie ile birlikte kalmak istiyordum ama buna izin verilmiyordu. Günlerdir yaptığım gibi odasının önünde hastane koltuklarından birine geçmiş uyukluyordum, ayak sesleri beni uyandırana kadar. Gecenin bir vakti olduğu için koridorlar karanlık ve ıssızdı. Hemen yanımdan geçen adım sesleriyle gözlerimi araladım, hemşire sessizce yürüyerek Maggie'nin odasının önüne geldi. Ardından başını çevirerek bana baktı neden bilmiyorum ama hızla kafamı geri yatırarak uyuyor numarası yapmıştım. Adım sesleri duyduğumda içeriye girdiğini anlamıştım. Sessizce ayağa kalkarak özel odanın camından içeriye baktım. Maggie'nin serumunu değiştiren ortaya yaşlı bir hemşireydi. Başımı hafifçe iki yana salladım, beynim düşünceler ve sorunlarla dolup taşıyor gibiydi. Fazla mı paranoyak davranıyordum acaba? Babam Maggie'nin hastane masraflarını ödememek için bir saçmalık yapmazdı değil mi? Hayır, ne olursa olsun öyle biri değildi. Az sonra koridorun başında görünen babam hızlı adımlarla yanıma varmıştı. Ütüsüz gömleği, gevşek kravatı ve tek elinde tuttuğu siyah ceketiyle benim gibi uykusuz bir gece geçirdiği belli oluyordu. "Üç gündür bu haldesin, artık toparlanman gerek. Eve git, ben ve Hayley buradayız. Biraz dinlen ve bilmiyorum duş falan al. Yorgunluktan yine bayılacaksın. " Yavaş adımlarla sandalyeme geri döndüm, yüzüne bakma zahmetine bile girmemiştim. Yorgundum evet, üç gündür doğru düzgün yemek yemiyor uyumuyordum ama gitmek düşüncesi beni korkutuyordu, sanki eğer gidersem Maggie'yi bırakmış olacaktım ve o gidecekti sonsuza kadar. "Baban haklı, eve gitmeli ve biraz uyumalısın. Seni eve götürmesi için Ivan'ı çağırdım. Birazdan burda olur. " Hayley Ivan dediği zaman babam bundan oldukça rahatsız olmuş gibi kıpırdanmış ve başka bir tarafa dönmüştü. Geçen üç gün boyunca Ivan hastaneden bir an bile ayrılmamıştı ama içeriye de girmiyordu. Günün neredeyse tamamında dışarıda bekliyordu. Başta onun için endişelenmiştim dışarıda üşüyüp üşümediğini merak ediyordum ama sonra sadece boşverdim. Ruh hastası istediğini yapabilirdi. Endişelendiğim daha önemli şeyler vardı. "Gitmek istemiyorum. " Sesim bir ölüden farksızdı, cansız ve zayıf. Abby sürekli hastaneye uğruyordu ama sadece yanımda duruyor elimi tutuyor ve biraz konuşup gidiyordu. Hiç kimseyle konuşmuyor iletişimi minimum seviyede tutuyordum. Bu hallerim babamı endişelendirse de bunu düşünmüyordum. Maggie hakkında söyledikleri yüzünden ona hala kızgın ve kırgındım. Hayley ise daha çok şirketle ilgileniyor nadiren hastaneye uğruyordu bazen babamın da gitmesi gerekiyor ve burada yalnız kalıyordum dışarıda bekleyen Ivan'ı saymazsak. Derin bir nefes alıp uzunca verdim. Gözlerimin şişliği geçen üç günde daha da artmıştı. Ayağa kalktım ve ağır adımlarla yürüyerek tuvalete girdim. Babamın ve Hayley'nin arkamdan bir şeyler söylediğini duyabiliyordum. Hiçbir şeyi umursamıyor çok yavaş yürüyor bitik halde gözüküyordum. Aynanın karşısına geçtim ve bir kaç kez yüzüme su çarptım. Durumum acınasıydı, gözlerim ağlamaktan şişmiş uykusuzluktan mosmor olmuştu. Yanaklarımdan bile belli olacak derecede kilo vermiştim. Uykusuz dolaşıyor ruhsuzca ortalıkta geziniyordum. Ne zaman biraz uyumaya kalksam kabuslar peşimi bırakmıyordu. Maggie bir türlü aklımdan çıkmıyordu, her geçen gün geçmişi düşünüyor yaşadığımız anıları tekrar tekrar aklımdan geçiriyordum. Ona kızdığım onu üzdüğüm her saniyeden nefret ediyor, pişmanlıklarımda boğuluyordum. Telefonumun sessiz melodisi cebimde çalmaya başlayınca elimi cebime soktum ve kim olduğuna bıkmadan açarak kulağıma götürdüm. "Michel? İyi misin hala hastanede misin? " "Evet. " Abby de babam gibi davranıyordu beni yalnız bırakmamaya çalışıyor, depresyona girmemden ve aptalca bir şey yapacağımdan korkuyordu. "Senin için gerçekten endişeleniyorum bunu biliyorsun değil mi? Beni sürekli geri planda tutuyorsun. Benimle doğru düzgün konuşmuyorsun. " "Ben iyiyim Abby. Neden aradın? " Tuvaletten çıktım ve tekrar Maggie'nin odasının önüne doğru yürümeye başladım. "Yine kısa kestirip telefonu kapatacaksın değil mi? Beni gerçekten korkutuyorsun. Sadece unuttuğunu düşündüğüm için aramak istedim. " Dalgınca söylediklerini dinliyor yarısını duymuyordum bile. "Neyi? " "Bugün..Maggie'nin doğum günü. " Bir an sessizlik oldu. Koridorda durmuş öylesine bir yere dalmıştım. Maggie'nin doğum günü. Bugün. "Michel. Michel? " "E-evet? " "İyi misin ? Oraya gelmemi ister misin? Yalnız mısın? " Gözlerim istemsizce tekrar dolarken artık ağlamaktan yanıyor ve deli gibi ağrıyordu. Boğazımda bir yumrunun düğümlendiğini hissettim. Konuşmak için ağzımı açmıştım ki biri kulağımdan telefonu çekti. Refleksle arkamı döndüğümde Ivan telefonu kulağına götürmüş kaşlarını çatmıştı. "Gelmene gerek yok. Yalnız değil. " Ardından telefonu kapattı ve bana geri uzattı. Umursamazca telefonumu geri aldım ve koridorda yürümeye devam ettim. "Böyle davranarak sadece kendine zarar veriyorsun. Bu şekilde Maggie'ye yardımcı olduğunu mu sanıyorsun? " "Seni ilgilendirmez. " Adımlarımı hızlandırmak istiyordum ama her yerim ağrıyordu ve biliyordum ne kadar hızlanırsam hızlanayım zaten bana yetişecekti. Boşa enerji harcamamak için sadece yürümeye devam ettim. "Küçük bir çocuktan farksızsın. Zayıf, güçsüz, ilgiye muhtaç. İnsanlara nasıl yük olduğunu görmüyor musun?" "Kapat çeneni. Senin sorunun ne? " Neden birden bire üzerime geldiğini anlamıyordum, her zaman ki yerine bahçeye gitmeli ve orada beklemeliydi. "Kırıldın mı? Çenemi kapatınca kendini daha iyi mi hissedeceksin? Neden hala bir dadıya ihtiyaç duyduğunu biliyor musun çünkü hala küçük bir kızsın, tek başına yaşayamayacak ölümü kabullenemeyecek kadar küçük bir kız. " "Neden? Neden ölümü kabullenmeliyim, kimsenin öldüğü ya da gittiği yok neden kabulleneyim?! Zayıf yada güçsüz değilim. Birini sevmek zayıflık değildir aslında.. boşver. Sen sevgi ve ilgiden ne anlarsın ki? Gidip bir şeyleri kırıp döksene yaptığın başka bir şey yok." "Doğru. " Sinirlenmiştim ve şuan içimde tuttuğum ne varsa kusmak istiyordum. Özellikle de boğazımda düğümlenen yumruyu. "Aslında zayıf olan sensin, birini sevmek yada birinden sevgi görmek istemiyorsun çünkü korkuyorsun. Tek başına olmanın, ölümü kabullenmenin seni güçlü göstereceğini sanıyorsun ama yanılıyorsun. Çünkü asıl zayıflık budur. " Uzun zamandır ilk kez bu kadar çok konuşuyordum. Nefes nefese kalmış patlamanın verdiği etkiyle yavaş yavaş durgunlaşıyordum. Ivan'a baktım bağırıp çağırmasını tepki göstermesini bekliyordum ama beni her zaman ki gibi şaşırtmış sertçe yüzüme bakmakla kalmıştı. Mutlu değildi, kesinlikle değildi. Ama kızgın gibi de gözükmüyordu sadece biraz çenesi gerilmiş sert bakışları ve çatılmış kaşlar. Belki de kızgındı. "Yürü. " Kolumdan tuttuğu gibi beni çekmeye başlaması beni bir an affallatsa da sonunda direnmeye başlamıştım. "Ne yapıyorsun? Bırak kolumu. " Direnmem üzerinde herhangi bir etki göstermiyordu, normalde belki biraz yavaşlatırdım ama şuan bunu bile yapamıyordum en büyük sebeplerinden biri de uyumuyor ve yemiyor oluşum olabilirdi. "Kapat çeneni de yürü. " Direnmekten vazgeçip dediğini yaptım zaten bu durumda çok da fazla seçeneğim yoktu. Hastanenin çıkışına doğru ilerlediğimizi anladığımda ayaklarım tekrar fren yapmaya başlamıştı. "Gitmek istemiyorum. Maggie'nin yanında duracağım bırak! " "Maggie için yapabileceğin bir şey yok o yüzden sadece dediğimi yap. " Hastanenin kapısından çıkınca bedenimi bir panik sarmış kalbim korkuyla hızlanmıştı. Maggie'den uzaklaştığım her saniyede her adımda o ölüyordu sanki, onu yalnız bırakamazdım. Onu terk edemezdim. "Sana kolumu bırak dedim! Bırak! Derdin ne senin?" Bütün bahçenin bize baktığından emindim, Ivan beni zorla çektiği için birkaç adım önümde durmuştu, tehlikeli bir sakinlikle bana doğru döndü ve gözlerimin içine bakmaya başladı. Kolumu öyle bir sıkıyordu ki kan gitmediğinden emindim, sertçe beni iterek kolumu serbest bıraktı. İtmesinin etkisiyle kalçalarımın üzerine yere düşmüş dirseklerimle tutunmuştum.Canım oldukça acımıştı ama daha büyük bir sorunum vardı hava buz gibiydi ve sadece uzun kollu bir tişörtle duruyordum. Yine de korkmuyordum, Maggie'yi bırakmayacaktım. Tam bir gerizekalı gibi davranıyordu, sinir hastası manyak. "Gerçekleri duymak ister misin? " Hiçbir şey söylemeden yüzüne bakmaya devam ettim. "Aptalca davranıyorsun, ölümü bir an önce kabullensen iyi olur küçük kız, çünkü Maggie ölecek. " "Tıpkı babam gibi konuşuyorsun. İğrenç. " Gözlerinde ki sinir patlamasını görmüştüm. Hızla eğildi ve beni tek eliyle kolumdan tuttuğu gibi ayağa kaldırdı. Yüzü yüzüme çok yakındı ama ona sadece nefret ve tiksintiyle bakıyordum. "Babanın ne dediği umurumda değil, ben babam değilim söylediklerimi iyi dinle. Kendini o ölüme hazırla duydun mu beni? Çünkü Maggie öldüğünde sende yaşayan bir ölü olursan seni burdan alır götürürüm. Ailenin yüzünü unutana kadar da seni bırakmam. " Şaşkınlıkla gözlerine bakıyor yüzünde benimle dalga geçtiğine dair bir iz arıyordum. Ciddi bakışları bozulmamış gözleri gözlerime kilitlenmişti. Sinirle dalga geçer gibi güldüm. "Kendini ne sanıyorsun sen? Maggie'ye bir şey olsa bile..asla seninle gelmem. Ne olacağım da seni ilgilendirmez, hayatıma burnunu sokmaktan vazgeç." "Kendine ait bir hayatın olduğunu mu sanıyorsun? Hiçbir şey bilmiyorsun. " "Ne demek istiyorsun? " Cevap vermek için ağzını açıyordu ama biri ondan önce davrandı. Hayley topuklu ayakkabılarının üzerinde koşar adımlarla yanımıza kadar gelmişti bile. Her olaya böyle girişler yapmaktan vazgeçmeliydi. "Neler oluyor burda? Ivan sana Michel'i eve bırakmanı söylemiştim ama burada kavga mı ediyorsunuz? Onu eve götür dinlenmesi gerek. " Ivan sertçe kolumu bıraktı. Asi tarafı ortaya çıkıyor, gittikçe sinirleniyordu. Ona karşı nefretim git gide körükleniyordu. "Ne zamandan beri senden emir alıyorum Hayley? " Hayley duraksadı bu cevabı beklemiyor gibiydi. Bu beni oldukça sinirlendirdi babam da dahil herkes nasıl bir lise son sınıf öğrencisine boyun eğebiliyordu? "Ben emir vermiyor-" Hayley'nin aptal kıvırtmalarını dinlemek istemediğim için kolumu ovalarken içeriye doğru yönelmiştim bu kadar saçmalığa tahammül edecek ne halim vardı ve sabrım. "Ivan. " Yabancı ama bir o kadar tanıdık sesle arkama baktım.Bay Joseph denen adam bahçenin diğer ucunda duran siyah uzun bir arabadan inmiş yanımıza geliyordu. Ivan arkası dönük olduğu ve Hayley ile ilgilendiği için başta beyaz kafalı adamı fark etmese de adamın seslenmesiyle birlikte gözlerini sinirle diktiği Hayley'den kaldırmış hızla bana dikmişti. Tuhaf bakışlarını anlamazken gerilen vücudunu ve boynunda belirginleşen damarlarına bakıyordum. Ardından yavaşça arkasına dönmüş Bay Joseph'e bakmaya başlamıştı."Michel'i evine ben bırakacağım. " İlk kez Ivan'ın bu kadar gerildiğini görüyordum. Sebebini anlayamıyordum. Neden herkes beni eve götürme çabasına girmişti? Herkesin sorunları bitmiş tek dertleri beni eve bırakmak mı olmuştu? Zaten eve falan da gitmeyecektim bu gergin ortam ve bu adam da nereden çıkmıştı şimdi? Aslında benim fikrimin sorulmaması oldukça sinir bozucuydu. Ayrıca Ivan'ın babamın ve diğerlerinin gerçekten bu adamla nasıl bir ilişkisi vardı? Kim oluyordu da hayatımıza karışabiliyordu? "Hiç zahmet etmeyin zaten eve gitmeyecektim. " Hayley birden kolumdan tutarak beni bahçenin diğer tarafına çekti. Ivan'ın tuttuğu yerden kolumu kavramıştı ve canım yanıyordu. "Bay Joseph ile düzgün konuşman gerekiyor. Unuttun mu bu iş baban için çok önemli. Ayrıca eve gitmen ve uyuman gerekiyor, zombiye benziyorsun. " "Neye benzediğim umurumda değil ve o gün evde söylediklerin, bu insanların babam kadar benim için de önemli olduklarını söylemiştin, neden? " "Şimdi bunun sırası değil, eve git ve bir duş al dinlenip kendine gelmen gerekiyor. Maggie için odayı süsleyeceğiz, bugün doğum günü biliyorsun değil mi? Maggie için güzel şeyler giyinmek istemez misin? Eğer uyanırsa seni bu şekilde görmek istemeyeceğine eminim." Biraz duraksadım, Maggie için bir doğum günü kutlaması yapma fikrinden hoşlanmıştım. Hayley'nin sözleri ilk defa mantıklı geliyordu, Maggie uyanınca karşısında bu halde durmak istemezdim. Uyanacaktı değil mi? Hayley önden yürüyerek Bay Joseph'in yanına gitti ardından ben ilerledim. "Gidelim mi? " Bay Joseph'in sorusunu ve kendisini görmezden gelerek bahçenin diğer tarafında kalan arabaya doğru yürümeye başladım. Arabaya yaklaştıkça yanında birinin durduğunu gördüm. Gwen hafifçe gülümseyerek yanıma geldi. "Michel nasılsın? Geçmiş olsun gerçekten çok üzüldüm yani Maggie için. " "Teşekkür ederim. " "Böyle üşümüyor musun ? Hadi hemen bin. "Üzerimde Ivan'ın zorla sürüklemesi yüzünden sadece ince bir tişört vardı bu yüzden titriyordum. Arabanın sürgülü kapısı açıldığında Aaron içeride oturmuş büyük bir tablette oyun oynuyordu. Kafasını hafifçe kaldırdı, beni gördü ve tekrar oyuna devam etti. Benimle konuşmayacak gibi gözüküyordu ve bunun için ona minnettar olabilirdim. Gwen de arkamdan binerek sürgülü kapıyı sertçe kapattı. Camdan dışarıya hastane kapısına doğru baktım. Hayley hala beyaz kafalı adam ile ağzı kulaklarında konuşuyordu. Ivan onlardan biraz daha uzakta ayakta durmuş buraya bakıyordu. Arabanın camları koyu filmi olduğu için ve hastanenin girişinden oldukça uzak bir yerde durduğumuzdan beni göremediğinden emindim ama nerede olduğumu biliyor ve tam gözlerimin içine bakıyor gibiydi yada bunların hepsi benim uydurmamdı. Sonunda Joseph denen adam da arabaya gelip bindiğinde şoför hareket etti ama Ivan durduğu yerden hiç kıpırdamadı. Yol boyunca beyaz kafalı adam benimle konuşmak için çaba sarf etse de sorularının çoğuna kısa cevaplar verip gerisini de duymazdan geldiğim için sonunda pes etmiş ve konuşmaktan vazgeçmişti. Yedi yirmi dört siyah takım elbise ile dolaşması tuhaf olsa da üzerinde durmadım sonuçta babamda öyleydi. Evin önünde durduğumuzda kalbimde büyük bir yük vardı ve ben kapıya yaklaştıkça yüküm git gide arttı. Ağlamamak için direndim, göz yaşlarımı geri göndererek içeriye girdim. Boştu. Ev tamamen boş ve sessizdi alışık olduğum bir durum olsa da Maggie boş ve sıkıcı hayatımda ki tek sesti şimdi burada yoktu ve beni sessizlikle dolu bir karanlığa gömmüştü. Doktorun söyledikleri beynimde tekrar canlanırken üst kata odama doğru çıktım. "Bir çeşit tümör. Beyin kanseri de denilebilir. Bu yaşta ki hastalar için ameliyat riskleri çok yüksek olduğundan hiçbir doktorun ameliyatı kabul edeceğini sanmıyorum. Edilse bile masada kalma riksi oldukça fazla, kanser son aşamaya gelmiş ve kurtulması neredeyse imkansız. Size edebileceğim en iyi yardım uyanmasını bekleyerek son zamanlarını iyi geçirmesini sağlamaktır. " Kıyafetlerimi tek tek çıkarttım ve duşa girdim. Oyalanmak istemiyordum, sıcak su beni gevşetip rahatlatsa da Maggie'nin yanına gidecektim. Hızlı bir duş aldıktan sonra bornozumu üzerime geçirip çıktım. Kıyafetlerimi giymek için dolaba yönelmiştim ki kapı çalmaya başladı. Üzerimde sadece bornoz olduğu için hızlıca giyinecektim ama kapı öyle bir şiddetle yumruklanmaya başladı ki panik yapmama sebep oldu. Koşar adımlarla aşağı inerken bir yandan bornozumu sıkıca tutuyordum. Kapı deliğinden bakınca Ivan'ı görmek beklediğim en son şey denebilirdi. Kapıyı yavaşça araladım ama tek koluyla iterek kapıyı sonuna kadar açtı. Bu davranışları canımı sıkıyordu artık. Şimdi kapının tam karşısında gözleri önünde duruyordum sinirli olduğunu düşündüm ama öyle değildi bakışları önce beni süzdü ardından gözlerimde sabitlendi. Bense sadece şaşkınca ona bakıyordum. "Ben..emin olmalıydım. " "Ne? Neden bahsediyorsun? " Arkasını döndü ve yola doğru ilerlemeye başladı, sorumu görmezden gelmişti. Yağmur yağıyor olmasına rağmen bunu umursuyor gibi durmuyordu. Söylediğim sözler aklıma doluşurken vicdanımın kalbimi dürttüğünü hissettim. Sen sevgi ve ilgiden ne anlarsın ki? Aslında zayıf olan sensin, birini sevmek yada birinden sevgi görmek istemiyorsun çünkü korkuyorsun. Tek başına olmanın, ölümü kabullenmenin seni güçlü göstereceğini sanıyorsun ama yanılıyorsun. Çünkü asıl zayıflık budur. Kapıya doğru yaklaştım ve uzaklaşan Ivan'a baktım. "Ivan! " Durdu ama arkasını dönmemişti bir an ne diyeceğimi bilemedim, tereddütle konuşmaya başladım. "Benim ka-karnım aç. " ~ "Yemek yapabildiğini bilmiyordum. " Mutfakta duvara dayalı bir sandalyede oturmuş bir şeyler kesen Ivan'ın sırtını izliyordum. "Söylediğim gibi, hiçbir şey bilmiyorsun. " Neyi ima ettiğini anlayamadım, biz hastanede kavga ederken de hiçbir şey bilmediğimi söylemişti ama şimdi kast ettiği yeteneksizliğim miydi? Yoksa bilmediğim başka şeyler mi vardı? "Anlat o zaman. " "Anlatsam dahi anlamazsın, kalın kafalı. " Kaşlarımı çatarak ona bakmaya devam ettim. Hazırladığı tabağı önümde masaya koydu ve karşıma oturdu. Güneş nerdeyse batmak üzereydi, bu zamanlarda mutfağı seviyordum. Dikdörtgen şeklinde çok da büyük sayılmazdı mutfak tezgahı ve dolaplar uzun bir kenarda dizilirken tam karşısında şuan oturduğum tatlı bir yemek masası ve sandalyeler vardı. Hemen yan tarafında arka bahçeye çıkan bir kapı ve puantiyeli perdeleri olan büyük bir cam. Güneşin batmadan önce ki son zayıf turuncu ışıkları, camdan kırılıyor parkeleri ve bütün mutfağı kendisi gibi turuncuya boyuyordu. "Sen yemiyor musun? " "Aç değilim. " Yemeği yemeye başladığımda gerçekten ne kadar aç olduğumun farkında değildim. Birkaç senedir tanışıyor olsak da yemek yapabildiğini gerçekten bilmiyordum. Birden mutlu olmama rağmen o anılar girdi aklıma, huzurlu hissettiğim bir zamanda aklımın içinde dağılan gün batımı ışıklarını kesti siyah bir bulut. Üç yıl önce yaşananlar bedenimde ve zihnimde asla kaybolmayacak birer yaraydı. "Ne oldu? " Yemek yemeyi kesmiş elimde çatal ve bıçakla öylece masada ki desenlere dalıp birden durgunlaşmıştım. Bunu fark etmesini istemezdim, bu konu hakkında konuşmak istemiyordum ama kaçmak o gerçeği yok etmiyordu. "Hiç. " "Bana bak. " Ellerimdekileri bıraktım ve kollarımı kendime çektim, karşımda oturduğu için güneş ışıklarını arkasına alıyordu bense sadece hafifçe gözlerimi kıstım. Yavaşça başımı kaldırdım ve yüzüne baktım. Arkasına vuran turuncu ışık dağınık saçlarının arasına girmiş, farklı bir renk katıyordu sanki. Yüzüne düşen yarım ışık hatlarını belirginleştirmiş gözlerinin altını ve alt dudağıyla çenesinin arasını gölgede bırakmıştı. Gözlerimin içine dikkatlice bakıyor, yüz hatlarımı ezberliyor gibiydi. Beni anlamaya çalışıyordu. "Ne düşünüyorsun? " Gözlerimi kaçırmamak için oldukça fazla direniyordum. "Bence..artık konuşmamalıyız. " "Ne?" "Seni yanımda istemiyorum. " Affallamıştı, haklıydı da az önce rahatça konuşuyorduk değişken bir ruh halim vardı ve bu onu yoruyor olmalıydı. Ben bile kendimi anlamıyorken onun anlamasını beklemiyordum. O yalnızlığımın bir parçasıydı belki de bu yüzden ona şimdiye kadar katlanmıştım. Benim yalnızlığımda orada olduğu için. "Bu da nerden çıktı şimdi? " "Birden ortaya çıkan bir şey degil, hep vardı. Sadece bir gerçekti ve üzerini örtmem onu yok etmiyor. " "Aylık periyodunda mısın? " "Ne? Hayır! Anlamıyorsun. " "Anlat o zaman. " "Seni hayatımda istemiyorum. Neden konuşuyoruz neden birlikteyiz onu bile bilmiyorum. Hiçbir şey değiliz ve bana zarar veriyorsun. Sadece geçmiş değil bir yaram iyileşmeden diğeri açılıyor. Seni istemiyorum." Neden birden bire böyle söylemiştim bilmiyorum ama gerçekler bunlardı. Hissettiklerim bunlardı, artık zihnim belirsiz saçma ilişkileri kaldıramıyordu. Bana baktığını biliyordum, bakışlarımı kaçırsam da karşısında tuhaf bir hal alıyordu bu durum. Ayağa kalkarak mutfağın çıkışına doğru yürüdüm en iyisi kaçmaktı. Birden kolumdan tuttu ve beni kendisine doğru döndürdü, duvarla Ivan'ın iri bedeni arasında kalmıştım. Gözlerimi yerden kaldırmıyor ona bakmayı reddediyordum. "Göster bana. " Ne kast ettiğini anlayamamıştım, başımı hafifçe kaldırarak yüzüne baktım ama her zaman olduğu gibi yine hiç bir duygu yoktu. "Yaralarını, göster bana. " Bu sefer affallama sırası bendeydi, şuan ne istiyordu benden? Elleriyle nazikçe kollarımın iki yanından tutmuş beni duvarla kendi arasında tutuyordu. Neden bu konuşmayı ikimiz yalnızken yapmam gerekiyordu ki? "Gitmek istiyorum. Maggie'yi göreceğim. " "Söylediklerinden Maggie'yi kullanarak kaçmana izin veremem." Bir eli kolumu yavaşça bıraktı ve belimi tuttu şaşkınlığım iki katına çıkarken eli açık kalan tenimde hafifçe gezdi. Bu beni heyecanlandırmaktan çok kızdırdı. Yaramı biliyordu, iki kaburga kemiğimin çatlamasına sebep olmuştu şimdi de belime dokunarak ne yapmaya çalışıyordu? Yine de kızgınlığım, kalbimin çarpmasına bir an engel olamamıştı. Sadece bir an. "İzin ver onları senden sileyim. " "Hayır, silemezsin. " "Denememe izin ver. " "Silmeni istemiyorum, o yaralar sana olan öfkemi canlı tutuyor, sana olan nefretimi unutmamamı sağlıyor. " "Benden sonsuza kadar nefret edemezsin. " "Deneyeceğim. " Telefonumun sesi mutfağı doldururken hızlıca toparlandım herhangi bir cevap vermesine fırsat vermeden kollarının arasından çıktım. Telefon masada durduğu için arayan kişiyi görebiliyordum. "Hayley? " "Tatlım hemen hastaneye gelsen iyi olur! Maggie uyandı! " ~ "Perişan gözüküyorsun, ne kadar zayıflamışsın. Yeter artık ağlama buradayım. " "Seni seviyorum. " "Bende seni seviyorum. " Maggie'nin yanına uzanmış boyun girintisine saklanmıştım. Oda balonlar ve renkli yapay çiçeklerle süslenmişti. Maggie'den defalarca kez sözünü dinlemediğim ve onu üzdüğüm günler için özür dilemiştim. Gece sessiz geçmişti Maggie yorgundu ve diğerleri dinlenmesi için zaman tanıdılar, sonunda saat gece iki'yi gösterirken ben hala Maggie'nin başında oturuyordum. Bütün gece uyumadan onu izleyecektim ama ay ışığının kuvvetli parlaklığı gözlerime girmeye başladığında kıpırdanarak uyandım, içim geçmiş olmalıydı. "Michel. " "Maggie, ne oldu? Ağrın mı var? Hemşireyi çağırayım mı? " Işığı yakmak için ayağa kalkmıştım ki Maggie bileğimi tuttu. Oda sadece pencereden sızan ay ışığı ile aydınlanıyordu bu da onu görmemi biraz zorlaştırdı. Maggie birden panikle doğruldu ve kollarımı yakaladı, sertçe tutup kendine yaklaştırdı. O ağlıyordu.. "Özür dilerim, seni seviyorum. " "Neden ağlıyorsun? Beni korkutuyorsun." "Odama git, yatağımın altında gizli bir cep var. Orada küçük bir ilaç şişesi var onu al ve herkesten sakla kimsenin bulmasına izin veremezsin özellikle Ivan'ın. " "Neden bahsediyorsun? Neden Ivan? Ne ilacı? " Kafam allak bullak olmuştu, Maggie kendisinde değil gibiydi. Rüya mı görüyordu? Ne ilacından bahsediyordu böyle. "Şştt, Sessiz Kulelere git, Kywan'ı bul. Efrain Kywan Boswell ona şişeyi göster ve benim adımı söyle. O sana anlatacak. Seni seviyorum, seni çok seviyorum. " "Maggie.." Panikle kalktığı gibi yattığı yere tekrar düştü. Bayılmış gibi yığıldı, ipleri kesilmiş kukla gibiydi, artık karanlık odayı dolduran tek şey ay ışığı değil Maggie'nin duran kalbinin çıkardığı o ince sesti. ~ "Tatlım! Her şey için Üzgünüm. Üzgünüm. Üzgünüm. Seni seviyorum! " Hayley veya diğerleri hiç birini istemiyordum. Karanlık koridorlar canımı yaktı. Acı katlanılmazdı, ölüyordum. Fiziksel hiçbir şey olmasa da attığım çığlıklar bedenime ait değildi. Ruhumun acı feryatları kalbimde yankılandı. Sanki ruhumun direnişi buraya kadardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD