4-Saklı Gerçeklerde Gizlenmiş Yalanlar

2540 Words
GERİ SAR. Yaşlı kadın belini tutarak eğildi, temizliği yeni bitirmişti ve bir an önce yemekleri yetiştirmeliydi. Bayan McCharty her zaman bunu yapıyordu. Maggie'ye son anda bir ton iş yüklüyor ve kısa sürede bitirmesini bekliyordu. Ama Maggie yaşlıydı, bunu kabul etmek istemese de kemikleri beyaz bayrak çıkartmış çoktan havada sallamaya başlamıştı. Michel için yiyecek bir şeyler hazırlayacaktı ama Bayan Hayley bunu duymuş gibi birden telefonla aramış bir ton talimatla birlikte sadece akşam için yemeklerin hazırlanmasını söylemiş ve Michel'in yemek kurallarına göre birlikte ailesiyle yemek masasında oturması hakkında bir ton konuşmuştu. Maggie bunu önemsemedi, çocuğunun karnı açtı. Michel'in öz annesi bile değildi, katı kurallarını genç kızın üzerinde bu kadar uygulamamalıydı. Bayan Hayley'den habersizce bir şeyler hazırlayıp söylediği bir sürü yemek talimatlarına rağmen Michel'in odasına bırakmıştı. Mutfakta bir sağa bir sola dönüp duruyordu. Eskisi gibi değildi artık, evin bütün işlerini yaparken zamanı yetmiyordu hiçbir şeye. Maggie sebzeler için üst raftan aldığı tabağı masaya yerleştirecekti ki arkasını döndüğünde karşılaştığı manzarayla tabak elinden kaymış ve yerde paramparça olmuştu. Yaşlı kadının kalbi artık kaldırmıyordu, gözlerini şaşkınlıkla kocaman açmış karşısında yarı çıplak kanlar içinde duran Ivan'a bakıyordu. "Tanrım, sen ne halt ediyorsun! " Maggie'nin sessiz ve titrek çıkışmasını Ivan umursamışa benzemiyordu, aslında hiçbir şeyi umursayacak durumda değil gibiydi. Maggie'nin karşısında bile dengesini zor sağlıyor sallanıp duruyordu. Maggie Ivan'ın çıplak koluna yapıştı ve hızlıca itmeye çalıştı ama Ivan hareket bile etmemişti. "Çık dışarı, defol burdan. Kız burada! " Ivan'ın boş bakışları Maggie'nin endişeli sözleriyle hafifçe canlanmış gibi kıpırdadı ve mutfak kapısından merdivenlere doğru baktı. Maggie Ivan'ın bakışlarını fark etmişti, eli zaten Ivan yüzünden kan içinde kalmıştı birde kırılan tabak yüzünden Michel uyanırsa ne halt edeceğini bilmiyordu. "Çık git buradan, uyanacak! " Maggie tekrar bir güçle genç oğlanı itti bu sefer şans ondan yana gibiydi, Ivan hareket ediyordu. "Neden bu haldesin? " dedi dişlerinin arasından sinirle yaşlı kadın. Ama Ivan gözlerini sadece merdivenlere dikmiş bir saniye bile ayırmıyordu. Maggie her yeri kanlı oğlanı ana salona çıkartarak çıkış kapısına kadar neredeyse getirmişti yaşlı kalbi boğazında atıyordu sanki. Ölümü bunlar yüzünden olacaktı, biliyordu. "Beni deli ediyor. " Yaşlı kadın Ivan'ın çatlak çıkan güçsüz sesine aldırış etmedi şuan tek bir düşüncesi ve hedefi vardı o da Ivan'ı Michel uyanmadan buradan çıkartmaktı. Yine de genç adamın gerçekten zayıf çıkan sesi çok kısa bir an Maggie'yi de şaşırtmış ve bakışlarını bir kaç saniyeliğine üzerine çekmişti ama bu çok kısa sürmüştü. Kadının bütün çabalarına rağmen Ivan'ı ittirmek git gide güçleşti. Genç oğlanın bakışları merdivenlerden kaydı ve yaşlı kadını buldu, kaşları çatıldı. Ivan gerçekten zorlanıyordu, ölecek gibiydi. Maggie nefes nefese kalmış sesiyle sinirle ittirmeye devam ederken söylendi. "Sende beni deli ediyorsun. Defol buradan. " Ivan'ın çatılan kaşları iyice derinleşti, göz bebeklerinin küçüldüğünü hissedebiliyordu neden bu aptal bunak onu anlayamıyordu? "Anlamıyorsun, beni çıldırtıyor. Delirecek gibi hissediyorum. " Ivan'ın dişlerinin arasından sinirle kustuğu kelimeler Maggie'yi deli gibi endişelendirmişti ama bunu belli etmedi. "Aptal olma, aciz bir aptal gibi davranıyorsun. Çık git burdan hemen! " Ivan sinirle yaşlı kadına döndü kendini kontrol etmekte zorlanıyordu, kolu bir bibloya çarptı ve kırılan parçalar etrafa saçıldı yine de bunu umursamadı. Eli yaşlı bunağın ince boynunu kavramak için neredeyse havalanacaktı, zayıf bir ses kulaklarını doldurana kadar. "Maggie? " Aynı anda ikisinin de bakışları merdivenlere yöneldi. Evet, evet Maggie bugün ölecekti nalları dikmesine ramak kalmıştı. Hızla Ivan'ın kanlı kolunu yakaladı ve onu banyoya soktu zaten sarhoş gibiydi küvete itterek peşinden perdelerini çekti ardından kapıyı hemencecik kapattı ve salona çıktı. Işık hızıyla hareket ediyordu sanki, koşarak mutfağa girdi ve elini hızlıca yıkadı. "Maggie? " Aynı hızla bir poşet kaptı ve ana salona çıktı ince terlikleriyle kırılan biblo parçalarını dolabın altına kakıttı. Genç kızın ayak sesleri artık merdivenlerde yankılanıyordu. "Maggie! " Maggie korkuyla son kez merdivenlere baktı, Michel'in korku dolu bakışları salonu tarıyordu. Yaşlı kadın saniyelerle dolabın arkasına geçerek saklandı. Michel mutfağa girmiş korkuyla etrafa bakıyordu, genç kız hızla arkasını dönmüş ve tekrar merdivenlere tırmanmaya başlamıştı. Maggie o sırada sokak kapısını açtı ve salona doğru döndü. Titrek bir nefes aldı. Kalbi patlayacak gibiydi. "Michel? " Koşarak boynuna atlayan genç kıza derin bir nefes alarak sarıldı. "Ne oldu? " "Sana bir şey olduğunu sandım!" Maggie derin bir rahatlıkla yalanına devam etti. Genç kız hiçbir şey anlamamıştı. "Bunu da nereden çıkardın? " "Mutfakta kan izleri vardı, yaralandın mı? " Yaşlı kadın bir an dona kaldı ne diyecekti hızlıca bir şeyler düşünmeye çalıştı. Ivan yüzünden kalbi dayanamıyordu artık, üzerindeki kanları yerlere damlatmış olmalıydı. Düşüncelerini savuşturdu ve bir yandan hafifçe gülümsedi. " Sadece domates sosu. Tabak bir an elimden kaydı. Endişlenme bu yaşta artık her şey zor. Benim yaşıma gel de görüşelim." "Beni korkuttun. Nereden geliyorsun? " Poşeti boşuna eline almamıştı yaşlı kadın, yine de söylediği yalanlar yüzünden kötü hissediyordu. Ama yalanlarda deneyimli olmak ve böyle bir durumla ilk defa karşılaşmıyor olmak Maggie'yi çok kısa bir an rahatlattı. Yine de vicdan azabı çekmesine engel olmadı. Hızlı adımlarla mutfağa girdi ve poşeti uzak bir kenara bıraktı. Dikkat çekici farklı bir hareket yapmamak için ekstra çaba sarf ediyordu. "Sadece markete gittim. Evde başka domates sosu yoktu, akşam yemeği için tavuk yapıyorum. " Michel yerdeki izlerin kan olduğunu anlayabilirdi, hızlı hareketlerle bulduğu bir bezle yeri silmeye başladı. "Bırak yardım edeyim, neden bu kadar acele ediyorsun? " Yaşlı kadın neredeyse korkudan ölecekti artık. Hızlıca elindekilerden kurtuldu ve sakin olmaya çalışarak Michel'e döndü. "Acele mi ediyorum? Ah, sanırım biraz gerginim. Bugün babanın misafirleri gelecek oldukça önemli insanlar olduğunu söyledi ve ben elime yüzüme bulaştırıyorum. " Michel bir an üzgünce kadına baktı. Ama Maggie nedenini anlayamadı. "Bırak yardım edeyim. " Genç kızın elini cam parçalarına uzatmasıyla Maggie korkuyla kızın elini itti. "O kadar da yaşlı değilim. Hala ellerim tutuyor küçük hanım, bana acıma. Ayrıca iğrenç kokuyorsun. " "Ne? " Hızlıca konuyu değiştirmişti ama hala telaşlıydı bunu belli etmemek için çok büyük bir çaba harcıyordu. Yaşlı kadının kalbi boğazında atıyordu. "Ter kokuyorsun, banyo etsen iyi olur. Misafirler bir saat içinde gelecekler. " "Pekala, gidiyorum ancak genç bayan bilmenizi isterim ki bir prenses asla kokmaz. " "Hadi ordan cadı. " Maggie derin bir nefes alacakken tekrar genç kıza baktı. Michel mutfaktan çoktan çıkmış banyoya ulaşmıştı. Bir an önüne dönse de aniden başından aşağı kaynar sular döküldü. Ivan! "Ne yapıyorsun? " Ani çıkışı genç kızı korkutmuştu ama Maggie şuan ondan daha çok korkuyordu. Genç kız Ivan'ı göreceği için değildi korkusu, Ivan'ın genç kızı göreceği içindi. "Banyo edeceğim. Kokuyordum unuttun mu? " Maggie hızla doğruldu ve Michel'in yarısını açtığı banyo kapısından içeriye karanlığa doğru baktı. Korkuyla Ivan'ın kanlar içinde çıkmasını bekliyordu ama beklediği olmadı. Hızlı davranarak tekrar konuşmaya başladı. "Neden odandakini kullanmıyorsun? Bende yemek yaptığım ve elime yüzüme bulaştırdığım için kirlendim. Banyo edeceğim. " "Tamam. " Genç kız kapıyı kapatınca Maggie derin bir nefes aldı. Ama Michel'e karşı tuhaf davranışları onu şüphelendirebilirdi. "Michel.." "Senin yaşlarında gençler de gelecekmiş, kaçmayı düşünme bile. " "Anladım. " Genç kızın somurtarak konuşması ve sert adımlarla odasına çıkmasıyla Maggie derin bir nefes daha aldı. Gerçekten bir gün ölümü bunlar yüzünden olacaktı. Biraz hap ve bir bardak su... Tuttuğum tepsinin elimden kayıp düşeceğini hissettim. Kulaklarım uğulduyor, duyduklarımı idrak etmeye çalışıyordum. Boş bakışlarımı diktiğim kapı aralığının önüne Maggie'nin geçmesiyle yavaşça kaldırdım. Yüzümde nasıl bir ifade vardı bilmiyorum ama Maggie kaşlarını çatmış endişeyle yüzüme bakıyordu. "Ne oldu? Neden içeri girmiyorsun? " Kısık çıkan sesiyle gözlerimi hızlıca kırpıştırdım ve toparlandım. "Hiç, hiç bir şey. "Kapıyı araladım ve içeriye girdim. Aaron elindeki ayıcığı kenara bırakmış ciddi bir ifadeleyle Gwen'i izliyordu. Onun aksine Gwen aniden odaya girmemle telaşlanmış eli ayağına karışmıştı. Gözleri beni buldu ve dikkatlice süzmeye başladı. Bir şeyler duyup duymadığımı anlamaya çalışıyordu ama ona istediğini vermeyecektim. İçecekleri kenara bıraktım ve sakince elime bir bardak aldım. "Asitli içecekler içiyor musunuz bilmiyorum. Eğer isterseniz meyve suyu da var. " Gwen rahatlamış bir ifadeyle samimice gülümsedi. Sinirlendiğimi hissettim. Aaron'un sözleri tekrar ve tekrar doldu kulaklarıma. Bence ölmesi en iyisi. Herkes için. Neden bu işi hepimiz için kolaylaştırmıyor? Biraz hap ve bir bardak su.. Tanrı aşkına bu insanlar kimdi böyle? Daha yeni tanışmamıza rağmen ölmemi mi istiyorlardı? Belki de onları yeni tanıyan sadece bendim. Babamın nasıl bir iş yaptığını ve bu insanlarla nasıl bir ilişkisi olduğunu mutlaka öğrenecektim. Odaya sis gibi çöken sessizlik durumu daha da tuhaf bir hale getirirken oturduğum bir köşede sadece kolamı yudumluyordum. Bu insanlar benden kibarlık beklemese iyi olurdu. Gwen üst üste attığı bacaklarını yavaş hareketlerle düzelterek oturduğu yerde hafifçe doğruldu. "Sanırım kabalık ediyoruz. Kendimizi doğru düzgün tanıtmadık.." Gwen'in sözleriyle bakışlarım ona dönse de Aaron Gwen'i umursuyor gibi durmuyordu. "Aaron ve ben öz kardeş değiliz. Bizi üvey kardeşler olarak düşünebilirsin, içinde bulunduğumuz duruma en iyi uyan tanım bu sanırım. " Kelimelerinde ki ima bana değil Aaron'aydı bakışları da kısa bir süreliğine onu bulmuştu zaten ama beyaz saçlı çocuk yine onu umursuyor gibi durmuyordu hiçbir şekilde göz teması kurmadı ama biliyordum dinliyordu. Gwen hafifçe boğazını temizledi ve gülümsemeye özen göstererek tekrar bana baktı. "Aslında gerçekten seninle yakın olmak istiyorum. " Gülümsemesine yavaşça karşılık verdim ama samimiyetten çok uzak bir tebessümdü. "Tabii, bende. " "Kaç yaşındasın? " Gwen'in tekrar gülümseyerek sorduğu soru sinirlerimi bozuyordu ona inanmıyordum yaptığı her hareket yapmacık bir oyun gibi geliyordu. "On sekiz. " Neden benimle yakın olmak istiyorlardı ki? Benden ne isteyebilirler? Belki de bütün dertleri paradır ve babam büyük bir oyunun içinde olabilir. "Daha küçük gösteriyorsun." Aaron'un sesiyle birden ikimiz de ona baktık ama o sadece bana bakıyordu. Yüzünden hiçbir duyguyu okuyamıyordum bu duygu hiç de yabancı gelmedi. O beyaz kafadan korkmak istemiyordum ölmemi neden istiyordu bilmiyorum ama göz temasında ona kaybetmeyecektim. Aynı onun gibi bende dikkatlice gözlerinin içine baktım. Gwen gittikçe ilginçleşen durumu düzeltmek için yine hafifçe öksürdü ama Aaron'un dikkatinde, şuan benim dışımda hiç kimse yoktu. Gwen tek eliyle uzun saçlarını geriye attırdı. "Biz seni kardeşimiz olarak göreceğiz, umarım sende bizi öyle görürsün. " Hafifçe gülümsedim, dalga mı geçiyorlardı? Bu bir şaka mı? Ağzımı açmıştım ki Aaron benden önce davrandı. "Kendi adına konuş, kardeşim. " Gerginlik ve tuhaflık katlanarak artıyordu sanki. Gwen sinir dolu bakışlarını dağınık beyaz saçlı oğlana yollarken aynı onun gözleri gibi benimkiler de sinirle ona kilitliydi. Buradan gerçekten hemen gitmelerini istiyordum. Hepsinin. Kapının açılmasıyla bakışlarımız o tarafa döndü. Ivan'ın hafif çatık kaşları ve dikkatle etrafı inceleyen gözleri önce Gwen de ardından Aaron da takılı kaldı. Sonunda duygusuz bakışları beni bulduğunda konuşmaya başladı. "Yemek için aşağı çağırıyorlar. " İlk ayaklanan ben olmuştum, ardından diğerleri de kalktı. Tuhaf sis bulutu biraz dağılmıştı, Ivan'ın yüzüne bakmadan yanından geçmeye özen gösterdim. Sabah ki olay hala yüzümü kızartıyordu ve tokat olayı, ona hala kızgındım. Herkese kızgındım. Bu ufacık kasabada aklı başında bir insan bile olmaz mıydı? Koridora çıktım ama peşimden gelen olmamıştı, yavaşça arkama döndüm. Ivan kapının iki tarafına da kollarını dayamış Gwen ve Aaron'un çıkışını engellemişti. Soru sorar gözlerle ona baktım. "Neden sen önden gitmiyorsun? Biz de biraz kardeş kardeş konuşacağız. " Cevabımı bile beklemeden kapıyı kapattı. Şimdi benim dışımda herkes odamdaydı. Bu durumun daha ne kadar rahatsız edici bir hal alabileceğini düşünmek istemedim. Ivan'ın kardeş iması affallamama sebep olmuştu. Konuşmalarımızı duymuş muydu? Doğrusu ne konuşacaklarını deli gibi merak ediyordum yine de bu işin içine daha fazla dahil olmak istemediğim için sessizce aşağı kata indim. Beyaz saçlı adam ve diğerleri çoktan masada yerlerini almıştı. Sadece odamda değil aşağıda da beni bekleyen bolca ruh hastası vardı. Babamın hafif tebessümlü yüzü ile misafire gösterdiği ilgi beni oldukça rahatsız ediyordu. Ona uymayan davranışları merakımı git gide körükledi. Sessizce masaya ilerleyip beyaz saçlı adamın koltuğuna uzak bir köşeye kuruldum. Kimseyle konuşmak istemiyordum sanki bugünkü insanlarla iletişim kurma kotam dolmuştu. Ama Hayley'nin rahat durmayacağını hesaba katmamıştım. "Diğerleri nerede hayatım? " Hayley'nin bana yönelttiği soru ile masadaki kısık muhabbet durmuş dikkatler bana çevrilmişti. "Birazdan gelecekler. " Hayley ince boyalı kaşlarını çattı. "Masada yemek birlikte yenmeli. " Oturduğum yerden sadece göz devirdim. Az sonra babamın ani çıkışı ile bir an korktum. "Ah, sonunda geldiler. Herkes geldiğine göre Bay Joseph, herkese afiyet olsun. " Yemek birkaç soru, komik olmayan ama Hayley sayesinde abartılı bir şekilde gülünen espiriler ve çatal kaşık sesleriyle bitmişti. Sofrayı Maggie ile birlikte toplarken diğerleri ana salona geçmiş koltuklarda muhabbet ediyorlardı. Elimdeki tabaklarla mutfağa girdim ve Maggie'ye doğru baktım. "Onları sevmedim. Babam ile nasıl bir işleri olduğunu biliyor musun? " "Üzgünüm tatlım genelde baban yaptığı işleri gelip bana anlatmaz. Tek bildiğim oldukça önemli insanlar oldukları ve.." Maggie bir an duraksadı bir süre yeri inceledi ardından temkinli adımlarla yanıma yaklaştı, kollarımın iki yanından kavradı. "Neden onları sevmedin? Onlarla iyi anlaşamaz mısın? En azından..o kız iyi birine benziyordu. " Kollarımı geri çektim. Onlarla iyi anlaşmak mı? Neden herkes onlarla çok uzun bir süre birlikte olacakmışız gibi davranıyordu ki? Babamla olan işleri bittiğinde gideceklerdi değil mi? "Neden iyi anlaşmalıyım? Hepsinin gitmesini istiyorum, babam nasıl bir iş yapıyorsa bu geceden sonra bırakabilir, iş için başka birilerini bulabilir. O insanlar şart mı yani? Onlarla iyi falan geçinmeyeceğim Maggie. " Omuzları yavaşça çöktü, üzgün görünüyordu. Tek eliyle kolumu tekrar kavradı ve sıvazlamaya başladı. "Yanında sonsuza kadar kalamam biliyorsun değil mi? Unuttun mu sana anlattığım hikaye- " Sinirlendim, şimdi bu hikaye de nereden çıkmıştı neden Maggie beni bırakacak gibi konuşuyordu? Sözlerini tamamlamasına izin vermedim. "Neden birden bire böyle söylüyorsun? Hikayenin o insanlara ne ilgisi var?" "Burda bir sorun mu var? " Hayley kapının eşiğinde durmuş içeriye bakıyordu. Başımı iki yana salladım, "Sorun mu? Sorunu yanlış yerde arıyorsun Hayley. Sorun içeride oturuyor. " Hayley kaşlarını çattı. "Terbiyeli davran. O insanlar babanın önemli misafirleri. Onun için olduğu kadar senin için de önemli. " "Neden bahsediyorsun sen? Neden benim için önemli olsunlar?! " "Bunu şimdi konuşmayacağız genç hanım, içeride önemli misafirlerimiz var ve sen terbiyeni takınacaksın." Hayley hızlıca mutfaktan çıkmıştı, topuklularının yerde çıkarttığı tok ses odalarda yankılanıyordu. Bir an önce şu insanlardan kurtulmak istiyordum. Bir de gelip ölmemi isteyen insanlara terbiyeli mi davranacaktım? Bu konuşma böyle bitemezdi, istediğini söyleyip öylece çekip gidiyordu. "Hayley!" Hızlıca peşinden gittim ama çoktan babamın hemen yanı başına, koltuğa yerleşmiş yapmacık gülümsemesini yüzüne takınmıştı. Babam kaşlarını çatmış bana bakıyordu, hızlı adımlarla odaya girmiş ve dikkatleri üzerimde toplamıştım. Babam Hayley'e ismiyle seslenmeme oldukça kızıyordu ve ben bunu sözde önemli misafirlerin önünde yapmıştım. Sinirlendiğini belli ederek kaşlarını daha da çattı. "Bir sorun mu var? " Bir sorun mu var? Bir sorun mu var? Neden herkes sorunu yanlış yerde arıyordu? Babamın tok sesi ve kızgın bakan yüzü beni inceliyordu, kendimi yaramazlık yaptığı için azarlanan küçük bir çocuk gibi hissettim. "Hayır, sorun yok. " Bakışlarımı indirdiğim yerden yavaşça kaldırdım. Gözlerime ilk takılan kişi Ivan oldu. Her zamanki gibi hiçbir duygu barındırmayan ifadesiz yüzüyle diğer herkes gibi bana bakıyordu. Odama gitmek için arkamı dönüyordum kimse umurumda değildi, odamdan çıkmayacaktım. Arkamı döndüm ama dönerken birkaç saniyeliğine gördüğüm ifade kısa süreli şaşırmama sebep olmuştu, sonunda sabrım taşmıştı. Aaron'un alayla kıvrılan dudaklarına ve küçümseme ile kısılan gözlerine baktım. Bu durumu komik mi buluyordu? Küçümseme ile dolup taşan bakışları midemi bulandırdı. Ses tonumu normal tutmaya çalıştım ve hafif bir endişeleyle konuştum. "Bir şey mi oldu Aaron?" "Hayır, neden olsun?" Dikkatle bizi izliyordu herkes özellikle Ivan gözlerini bir saniye ayırmıyordu gözlerimden. "Hastalıklı bir yüz ifaden var, istersen sana biraz hap ve bir bardak su getirebilirim." Kıvrılan dudakları şimdi düzelmiş yerini şaşkınlık almıştı. Odadaki hiçbir şey anlamayan bakışlar üzerimizde gezinirken ben gerekli mesajın gereken yere ulaştığından emin olmuştum. Yüz ifadesinin verdiği tatminiyetle hafifçe gülümsedim ama zaferim çok uzun sürmedi. Birden yükselen gümbürtüyle yavaş ama bir o kadar hızla arkama döndüm. Korku boğazımda nabız misali atıyordu. Maggie'nin yere yığılan bedenine doğru koştum. O an aklıma gelen ilk şey kelebeklerin ölüm uçuşuydu. Anlamsız biliyorum ama aramızda bilinen o hikaye gözlerimin önüne geldi. Her zaman dinlediğim, gerçek olacağına inanmadığım her zaman sadece dinleyeceğimi düşündüğüm o hikaye. Şimdi bana Ölüm uçuşunu anlatan kelebek, gözlerimin önünde ölümle son dansını yapıyordu. Geri Sar..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD