12- Geçmiş Gelecek Araf

3083 Words
Geri Sar. Karanlık odada duyabildiğim tek ses yavaş ama derin nefeslerim ve saatin rahatsız edici tik tak'larıydı. Ellerimle saçlarımı avuçlayarak geri taradığımda terlediğimi hissettim. Vücudum güçsüzleşmiş, ne kadar uyursam uyuyayım bitkin hissetmeme neden oluyordu. Gördüğüm rüyanın etkisi hala kalbimde asılı kalmış öylece sallanıyordu. Ağırlığı hala üzerimdeydi. Annemin gözlerini görmüştüm, sıcak gülümsemesi yüzünde yerini alırken kalbim özlemle burkuldu. Onu özlüyordum. Onu özlemediğim, eksikliğini hissetmediğim tek bir gün bile yoktu. Zihnimde git gide silikleşerek kaybolan yüzünü anımsamaya çalıştım. Annemin yüzünü unutuyor olmak ruhumu incitiyordu. Yorganı üzerimden iterek kalktım, çıplak ayaklarım parkeye değdiğinde soğukluğu iyi gelmişti. Sadece eşofman ve askılı siyah bir atlet giymeme rağmen yanıyor gibi hissediyordum. Ev sıcaktı ve bedenim yanıyordu. Belki de hala rüyanın etkisindeydim. Biraz daha dikkatli dinlediğimde yağmurun yağdığını anlamıştım. Çıplak ayaklarımı zemine tamamen bırakarak pencereye doğru yürüdüm. Perdeleri sonuna kadar sıyırdığımda ıslak orman kokusu odaya doldu. Soğuk olmasını bekliyordum ancak hafif soğuk esinti zayıf bedenimi titreterek kendine getiriyordu. Hafifçe çileştiren yağmur ara ara hızlanıyor bazen yavaşlıyordu. Pencereyi braz daha aralayarak derin bir nefes aldım, gözlerim baş ucumda duran dijital saate takıldığında yatağa doğru ilerledim. Kırmızı parlak rakamlar bana bakıyordu. Ay ışığı odama yansırken parkelerin ve dağınık yatağımın arasına sızıyor, duvarlarımda süzülüyordu. Bu gece beklediğimden daha sessiz ve huzurluydu. Saat gece iki sularını gösteriyordu, battaniyeyi tekrar açarak içine girmeye hazırlandığımda huzurlu sessizliği bozan yabancı bir gürültü kulaklarımı doldurdu. Net olarak duyamamıştım ama merak uykudan daha cezbedici görünüyordu. Zaten uyusam da annemle ilgili hatırladığım her şey zihinime doluyor, hatırlayamadıklarım canımı yakıyordu. Onu görmek her ne kadar canımı yaksa da hiçbir acı bu kadar güzel olamazdı. Kapıya doğru yürüdüm ve sessizce kapımı araladım, sesler alt kattan ve babamdan geliyordu. Konuşma sesleri oldukça boğuk ve anlaşılmaz çıkıyordu. Bir adım daha yaklaşarak dikkatlice karanlığa kulak kabarttım. "Sen ne düşünüyorsun? Uygun mu?" Yine aynı şeyi yapıyordu, annem öldüğünden beri iş kolik olmuştu ve öncelikleri değişmiş gibi gözüküyordu. Anlaşılan yine şirket işlerini eve getirmişti dışarıda bütün bir gün çalışmak yetmezmiş gibi bir de gece çalışarak sandalye üstünde sabahlayacaktı. Maggie olmasaydı nasıl dayanırdım bilmiyorum. Babamın diğer bütün geceler ve gündüzler gibi yine sabaha kadar çalışacağını anlayınca odama dönmeye karar verdim. Artık telefon görüşmelerini daha sessiz yapmalıydı. Kapımı kapatmak üzereyken yabancı bir ses doldurdu kulaklarımı. "Bilmiyorum, bu işlerle ben ilgilenmiyorum. Benim ilgi alanımı biliyorsun." Kulaklarımı karanlığa doğru kabarttım ve dikkatlice dinlemeye koyuldum. Hiç duymadığım kalın ve soğuk bir sesti. Genç birine ait olduğu belliydi ancak bu saatte evimizde bir yabancının ne işi olabilirdi? Her ne kadar şirket meselesi olursa olsun babam yabancılarla işlerini ev dışında halletmeliydi. Babam yine ne karıştırıyor olabilirdi bilmiyorum ama bu durum hoşuma gitmemişti. Yine o aptal sekreteri ile ilgili magazin haberleriyle mi uğraşıyordu? "Bu iş ne kadar sürecek?" "Ne kadar lazımsa." Kapıyı daha fazla aralayarak odamdan çıktım, parkeler de yürürken çıplak ayaklarım sayesinde ses çıkartmasam da merdivenlere kadar geldiğimde babamın gözleri aniden beni bulmuştu. Bu kadar yakınımda ayakta durduğunu tahmin edememiştim. "Michel." Hazırlıksız yakalandığım için bir an dona kaldım. Babamın merdivenlerin yakınında olduğunu göremediğim için içimden bir küfür savurdum, ayaklarım otomatik olarak arkaya doğru döndüğünde odama geri kaçmayı düşünüyordum ama sesi beni olduğum yerde durdurmuştu. "Dur lütfen, tanışmanı istediğim biri var. Buraya gel." Tanışmak mı? Merak duygusu çekildiği köşeden tekrar ayaklanmaya başladığında bende babama doğru dönmüştüm. Her ne olursa olsun bu durum saçma geliyordu merak etsem de iyi bir şey olmadığını içten içe biliyordum. Gecenin ikisinde neden evimizde birileri vardı anlayamıyordum. Merdivenleri tek tek inmeye başladığımda çatılan kaşlarımla salonu incelemeye koyuldum, attığım her adımda salon görüş açıma giriyor yabancıyı gözlemleme fırsatı sunuyordu. Siyah deri ceketi yağmur yüzünden ıslanmış geniş omuzlarından aşağı süzülüyordu, pantolonunun altına giydiği siyah botları dışarıda ki çamura rağmen oldukça temiz olması dikkatimi çekti. Ayakkabılarını çıkartma zahmetinde bulunmamıştı anlaşılan. Aşağı doğru yatmış koyu kahve saçları ıslandığı için ensesine yapışmış, hiç de kısa olmadıklarını gösteriyordu. Merdivenlerin son basamağına kadar geldiğimde durdum. Yabancı beni görme zahmetine bile girmiyorken tanışmak için ayağına gitmeyecektim. Arkası dönük kişi bana doğru döndüğünde onu dikkatle inceliyordum. Aşağı yatmış saçları koyu kahve değil kumral olmalıydı, ıslandığı için rengi değişmişti. Hafif köşeli bir yüze sahipti ve geniş dudaklara, ruj mu sürmüştü yoksa dudakları gerçekten mor renk miydi? Belki de vişne çürüğü.. Benim gibi o da baştan aşağı gözlerini üzerimde gezdirmiş sonunda gözlerimde takılı kalmıştı. Bana bakması git gide rahatsız edici bir hâl alırken babama doğru döndüm. "O kim? Neden gecenin bir yarısında burada?" "Ben getirdim önemli bir mesele için, ayrıca onun bir adı var-" "Ivan." Gözlerim tekrar sözlerin sahibine döndüğünde bana bakmayı sürdürdüğünü anlamıştım. Ne yapmamı bekliyorlardı? Ivan. Bizden ne istiyordu? "Memnun oldum." Memnuniyetsizce söylediğim sözler Ivan'ı gülümsetmişti bu daha çok sinirlerimi bozuyordu. Dişleri ne kadar beyazdı.. Kendi adımı söyleme gereği duymamıştım babam zaten bunu benim yerime yapmıştı. Babama hesap sorma isteği git gide içimde büyürken kendimi tutamadım ve ona döndüm. "Bu işin benimle ne alakası var?" Babam ellerini kavuşturdu ve gülümseyerek bana baktı, neler döndüğünü anlayamıyordum bu gerçekten sinir bozucuydu. Babamın gülümsemesi kesinlikle beklediğim bir şey değildi. Yaptığım saygısızca konuşma yüzünden sertçe uyarılmayı ardından odama gönderilmeyi bekliyordum ancak o gülümsemişti. "Ivan da bu sene liseye gidiyor, ortak bir iş yaptığımızı düşünebilirsin. Artık sık sık görüşeceğiz bu yüzden onu tanımanı istedim." Hiçbir şey söylemedim gözlerim tekrar Ivan'ı bulduğunda o da gözlerini babamdan çekerek bana baktı, tuhaf bir ortam vardı ve ne diyeceğimi bilemiyordum. Saniyeler geçmesine rağmen bana saatler gibi geliyordu. Bakışlarını ilk kaçıran ben olmuştum, babam üzerinde ki ceketi çıkarttı ve ofisine doğru yürüdü. Ofisine girdiğinde kapıyı açık bıraktığı için masanın üzerinde duran kağıtları karıştırdığını görebiliyordum. Neden bizi yalnız bırakıyordu ki? Saat gecenin bir yarısıydı ve uyku gözlerimden akıyordu. Yavaş adımlarla arkamı dönmeye başladığımda tek düşüncem Ivan'ı bir daha görmek zorunda olmamaktı okulda birkaç kez rastlayacağım bir yabancı olarak kalması yeterliydi ayrıca nasıl yaşıt olabilirdik ki? Oldukça büyük gösteriyordu. Ayrıntıları es geçerek merdivenleri çıkmaya başladım, iyi geçinip geçinmemek umurunda değildi arkadaş edinmek dikkatimi çekmiyordu. Nasıl geldiysem öyle devam edecektim, yalnız. "Michel." Durdum ama arkamı dönmedim. Adımı onun ağzından duymak bir an tuhaf gelmişti, aslında sadece bir yabancıydı ama tuhaftı işte. Umarım bir daha karşılaşmazdık hayatımda ki insan sayısını en aza indirmek istiyordum ve ben daha hayatımdakileri çıkartmaya çalışırken yabancılara yer yoktu. "Annene daha çok benziyorsun." Gözlerim uykunun mahmurluğuyla kısık duruyordu, kelimelerin ağzından dökülmesiyle kocaman açılmış bakışlarım şaşkınlıkla onu bulmuştu. İşte şimdi kesinlikle dikkatimi çekmişti. Ona karşı hissettiğim rahatsızlık gitmiş yerini korkuyla karışık merak duygusu almıştı. Onun hakkında soracağım binlerce sorudan ilki beynimde merakla ve biraz da tedirgince uyandı. Ivan'ın annemle nasıl bir bağlantısı vardı? ~ Efrain Kywan. Maggie'nin güvenmemi istediği kişiydi. Ona gitmemi ve Maggie'nin adını söylememi istemişti, o bana her şeyi anlatacaktı. O kimdi? Maggie ile nasıl bir bağlantısı vardı gerçekten bilmiyordum ve bu kalbimi parçalamaktan başka bir işe yaramamıştı. Maggie'yi aslında ne kadar da az tanıyor olduğumu, her şeyi bildiğimi sanıyor ama hiçbir şey bilmediğimi görüyordum. Hayatımda bile hiç duymadığım yabancı bir isim bana bütün gerçekleri anlatacaktı peki ya benim yaşadığım gerçekler tamamen yalandan ibaret miydi? Ivan'ın öğrenmemesi ve asla bulmaması gereken bir sır vardı ve bu sırrı bilen biri Efrain, Ivan'a yardım ediyordu ama neden, nasıl? Eğer her şeyi biliyorsa Ivan neden bilmiyordu? Yoksa biliyor muydu? Bir bataklıkta gibi hissediyordum, eğer cevapsız soruların peşine düşersem her şeyin açığa çıkacağını düşünmüştüm ama ben kovaladıkça sırlar ve gizemli cevapsız sorular, attığım her adımda vücuduma dolandı. Her sorunun arkasında aradığım cevabı bulmak yerine bulabildiğim tek şey daha çok soru oluyordu. Nefes alamayacak gibiydim, şimdi söylediklerini biraz daha iyi anlıyordum. Ivan haklıydı, hiçbir şey bildiğim yoktu. Kendi alemimde kendi içimde öylece yaşıyordum. Karar vermiştim ya bu gizemler çözülecekti ya da ben bu gizemlerle bataklıkta kaybolup gidecektim. Tanıdığımı sandığım insanları aslında hiç tanımıyor olmak istemiyordum. Korkuyordum, bir yalanla yaşıyor olmaktan. Sonja elimi tuttu ve hafifçe sıktı. Bakışlarımı yerden ona çevirdim. Gözlerini bir süre yüzümde gezdirdi. "Bir şey oldu değil mi? Söylemiyorsun." "Hayır, sadece Maggie'nin mezarına gittik." Sonja kararsızca gözlerime baktı. Yüzümü okumaya çalışıyor iyi olup olmadığımı merak ediyordu. "O zaman neden bu kadar durgunsun? Ne düşünüyorsun?" "Kızgınım.." derin bir nefes aldım ve elimi Sonja'nın avuç içinden yavaşça çektim. İki elimle saçlarımı geriye doğru ittikten sonra gözlerine baktım. "Babam Maggie'nin eşyalarını attı. Hepsini." "Attı mı?" "Evet. " Sonja bir şey söylemeden öylece baktı. Babama kızgındım, Ivan'a kızgındım, Hayley'e kızgındım en çok da kendime kızgındım.. Aidan odamın kapısını açtı ve başını yavaşça içeri uzattı. "Michel, baban seni çağırıyor." Derin bir nefes daha alarak içimde tuttum. Babamla normal olamazdık artık olmazdı. Belki dışarıdan her şey normal gibi gözüküyordu, kısmen de öyleydi babamla konuşuyor hatta bazen gülüşüyorduk ama asla tam olarak eskisi gibi değildik ve biliyordum ki asla da olamazdık. Annem olmadan olmazdı.. Onunla konuşmak istemiyordum, yine de yavaşça yataktan kalktım ve merdiven korkuluklarına tutunarak inmeye başladım. İkinci bir kaza yaşamak istemiyordum bunu vücudum bile kaldıramazdı. Bacağım biraz daha iyiydi ama hala ağrıyordu. Hizmetlinin getirdiği ağrı kesicilerin de pek faydası olduğu söylenemezdi. Aslında artık ona hizmetli dememliydim adını öğrenmiştim yine de Maggie'nin yerini almasını istemiyordum. Nancy merdivenlerin başında beni görünce tek elini havaya, beni tutmak için hazırda bekler gibi kaldırdı. "İyiyim Nancy, kendim inebilirim." "Tamam ama dikkatli olun." "Olurum." Merdivenleri inince babamın ofis olarak kullandığı küçük odaya yöneldim, kapıyı tıklatarak içeriye girdiğimde babamı o şekilde görmeyi beklemiyordum. Elindeki kadehte parlayan sarı turuncu renkte karışık viskiye baktım. Balvenie yazan şişeyi aldı ve parlak sıvıyı bardağın içine ekledi. Alkol kullandığını biliyordum ancak bunu benim önümde yapmazdı. Bir iş yemeği bile olsa ben varken içtiğini görmemiştim şimdiye kadar. Hayley ve babam arasında bir şey mi olmuştu? Yaklaşık bir saat önce birlikte yemek yemişlerdi şimdi ise ikisi de bir yana dağılmış çalışıyordu. Hayley'nin nerede olduğunu merak ettim. Odamdan uzun bir süredir çıkmamıştım, acaba gitmiş miydi? Umarım yarın ki planı eline yüzüne bulaştırmamıştır. Babamın masasının arkasında duran saate kaydı gözlerim. On iki otuz üç.. "Baba?" Başını dalgınca kaldırdı, iki parmağının arasında okşadığı viski bardağını avuç içine alarak bir yudum daha aldı. "Geç otur." Dediğini yaptım, ciddi görünüyordu ve bu endişelenmeme sebep oldu. Vücudum istemsizce gerildi ve gergince beklemeye başladım. "Annenin ölümünden sonra seni yalnız bıraktığımı biliyorum.." Sözünü keserek şaşkınlıkla konuştum. Birden bire annemle ilgili konuşuyordu. Annemin ölümünden beri babam asla bu konuyu açmamıştı. Açmaya çalıştığımda ise sertçe kapatmamı sağlamıştı. "Bu da nereden çıktı şimdi?" "..sadece dinle." Oturduğu yerde doğruldu ve viski bardağını alarak dibinde kalanı tek dikişte bitirdi. "Olması gereken bu değildi. Annenin ölümünden sonra sen daha cesurdun, sana bakması yanında olması gereken kişi bendim ama ben seni yalnız bıraktım." Sessizce iç çekti, şaşkındım ne hissedeceğimi bilemiyordum babamla, annem konusunda açık olarak daha önce hiç konuşmamıştık üstü kapalı kısa konuşmalar olmuştu ama bu sefer konuyu açan kendisiydi. Bu tavırları ve sözleri affallamama sebep oluyordu. Kalbimdeki bir boşluğun acıyla sızladığını ve yavaşça burkulduğunu hissettim. "Ne söylersem söyleyeyim hiçbir şey telafi olmayacak ve biliyorum ki sözlerim sana bahane gibi geliyordur.." "Evet öyle geliyor." Dedim birden bire. Aslında göz yaşlarımı zor tutuyordum. Sanki babama olan kızgınlığım istemsizce ağzımdan dökülü vermişti. Hafifçe gülümsedi, dudakları biraz aralandı ve dişleri gözüktü. Yaşlı yorgun gözleri gecelerdir uykusuz kaldığını gösterir gibi kızarmıştı. "Biliyorum..biliyorum. " Viskisini tekrar doldururken ayağa kalktım. Burada oturup annem hakkında ve babamın geçmiş pişmanlıklarını o viskisini yudumlarken konuşmayacaktım. Zaten benim önümde içmesine ve annemden bahsetmesine bakılırsa sarhoştu. Bunlar babamın ayık kafayla söyleyeceği şeyler değildi. Kapıya kadar gittim, elim henüz kapı kulpunu tutmuştu ki çatlayarak çıkan sesi acı çekiyor gibi çıkmıştı. "Özür dilerim Michel. Her şey için üzgünüm. " Boğazıma bir yumrunun oturduğunu hissettim, nefes almak istiyordum. Konuşmak ve belki de bağırmak istiyordum ama hiç birini yapamadım. Arkamı dönmemiştim sesimin çatlamamasına dikkat ederek yutkundum. "Neden? Neden birden bire özür diliyorsun?" "Bunu başka nasıl yaparım bilmiyordum, karşında böyle durduğum için üzgünüm. Benim için de kolay değil." Kafayı bularak konuşmak daha basit geliyordu çünkü o da biliyordu ki beni yalnız bıraktığında aramızda ki bazı şeyler bitmişti ve bunları konuşmak ikimizin de yapmak istediği şeyler değildi. Görmezden gelerek, sorunlarımız yokmuş gibi davranmak daha kolaydı. "Annenin yokluğunu senin kadar bende hissettim ve bizi bıraktığı için ona kızdım. Kendimi işlerime vererek unutmayı seçtim ama farkında olmadan seni yalnız bıraktım." Göz yaşlarım akmamak için büyük bir savaş veriyordu. Onun karşısında güçsüz görünmek istemiyordum, kızgındım ve bundan güç alarak konuşmaya çalıştım. "Annemin öldüğü gün ben yalnızca annemi değil seni de kaybettim. " Annemin ölümü beni tamamen yetim bırakmıştı. Baba kız ilişkimiz hala vardı ama eksikti işte. " Bu konuşma.." Boğazını temizledi ve oturduğu yerde dikleşerek yüzüme baktı, sesi artık daha net çıkıyordu. "...birden bire çıkmadı. Yapmam gereken bir şeydi ve söyledim işte. Her şey için üzgünüm." Hayal kırıklığı tekrar boğazımda düğümlenirken hareket edemedim. Az önce ki duygusal adam gitmiş yerine baştan savma konuşan biri gelmişti sanki. Belki de başından beri duygusal adam hiç olmamıştı. Babamı seviyordum ve biliyordum ki o da beni seviyordu ama annemin ölümü benden çok onu değiştirmişti. Ailesine düşkün o adam gitmiş yerine iş kolik eksik, korkak bir adam gelmişti. Söylemek istediğim çok şey vardı ama hiçbiri ses tellerime ulaşma çabası göstermiyordu belki de onlarda farkındaydı ki söyleyeceğim her söz boşunaydı. Ne diyebilirdim ki? Teşekkür ederim mi? Kapıyı açtım ve sessizce odadan çıktım. İçtiği için kafası yerinde değildi kızına karşı vicdan yapmış olmalıydı. İlk defa içmiyordu birden bire annem konusunu neden çıkarmıştı bilmiyorum ama ben özür falan istemiyordum. Hiçbir şey değişmemişti ve değişmeyecekti neden aynı şekilde devam etmiyorduk ki? Neden sorunlarımız, konuşacaklarımız ve kırgınlıklarımız yokmuş gibi devam etmiyorduk? Yavaş adımlarla banyoya girdim. Böyle basit bir şey için ağlamayacaktım. Suyu sonuna kadar açtım ve dolan küvetin içine girdim. Düşünmek istemiyordum kafamı farklı yönlere dağıtarak oyalandım. Duştan çıktığımda saat gece yarısını geçmişti. Sonja ve Aidan çoktan uyumuş olmalıydılar. Yarını hayal ettim, festivale gidecektik ve sonunda bir şeyler yapacağım için heyecanlıydım. Babamı düşünmeyecektim, artık değil. ~ "Uyan bakalım. Sabah oldu." Nancy'nin sesi bana hala yabancıydı. Yine de artık daha iyi hissediyorum, sanki bazı şeyler kolaylaşmıştı. "Kalktım bile." Yatakta doğruldum ve dolaba yöneldim. Bugün büyük gündü, festivale gidiyorduk bu yüzden yataktan kalkmak zor olmamıştı. Böğürtlen festivali olduğundan bende dizlerimin üzerinde biten vişne rengi dantelli elbiseyi giyerek saçlarımı serbest bıraktım. Ayna da kendimi incelerken gülümsediğimi fark ettim. Gerçekten mutlu ve heyecanlı hissediyordum, bu duyguları hissetmeyeli ne kadar olmuştu? Aşağı indiğimde Sonja sıkkın bir yüzle yere bakıyordu. "Ne oldu?" Tam cevap verecekti ki canının sıkkın olmasının sebebi mutfaktan içeriye girdi. "Ivan." Tek kaşını kaldırarak bana baktı. Neden evde Ivansız bir günümüz yoktu? "Neden buradasın?" Yoksa babam festivale gideceğimizi Ivan'a söylemiş miydi? Ivan gelecekse ben yoktum. Ivan farklıydı hala dost mu düşman mı çözememiştim ve bu tehlikeliydi. Nasıl bir ilişkimiz vardı bilmiyorum, ona zarar gelmesini istemiyordum ama ona güvenmiyordum. Birbirimizden uzak olmamız bulduğum en iyi çözümdü ama o bunu yapmıyordu. "Neden bu kadar umurunda? Eskiden bu kadar çok sormazdın. Ne değişti?" Haklıydı, evime girip çıkmasını umursuyor değildim. Benimle bir iletişimi olmadığı sürece sorun yoktu. Ancak Sonja ve Aidan buradaydı. Benim canımı sıkmasını umursamıyor olsam da onları önemsiyordum. "Hiçbir şey değişmedi. " Umursamadan yürümeye başladım. Aklımda festival yerine nasıl gideceğimiz vardı. Ne yazık ki ehliyetim yoktu. "Sana ne dedi?" "Ne?" Ivan yine neden bahsediyordu bilmiyorum o her zaman kafamda yeni soru işaretleri oluşturuyordu. "Yeni gelmedim, dün akşam baban gecenin bir yarısı ağlayarak beni aradı. Ne konuştunuz?" "Ağlayarak seni mi aradı?" Şaşkınlıkla boğazımda dizilen kelimeler nefesimi tıkarken öylece kalakaldım. Babam ağlamış mıydı? Kafasını onaylar şekilde salladığında şaşkınlığım sesime yansıyordu. "Ne-neden? Bir an düşündüm, aptalca mı davranıyordum? Annemin ölümünden sonra kendimi tamamen kapatmıştım normalde de pek arkadaşım yoktu ama artık kimsesiz kalmıştım, bu benim acıyla baş etme yöntemimdi. Belki de babamın ki de çalışmaktı, kafasını dağıtıyor annemi düşünmüyor olabilirdi. Kalbimin acıyla sızladığını hissettim belki de o da geceleri başını yastığa koyduğunda annemi özlüyor ve sessizce ağlıyordu. Beni yalnız bıraktığı için ona kızgındım, tek başıma kalmıştım. Ama şimdi düşününce ona ördüğüm duvarlar yüzünden hem sevdiği kadını hem de beni kaybetmiş artık tamamen tek başına kalmış olabilirdi. "Sana ne dedi?" Ivan soran gözlerle sertçe gözlerime bakıyordu. "Özür diledi, üzgün olduğunu söyledi.." "Neden?" "Beni yalnız bıraktığı için." Sonja dakikalar önce mutfağa giderek bizi yalnız bırakmıştı. Olgun ve düşünceli oluşunu seviyordum babamın ağladığını ve annem hakkında ki konuşmaları duymasını istemiyordum. Kız kardeşim gibi olsa da çekiniyordum. "Maggie'nin eşyalarını atmadım." "Ne?" "Baban onlardan kurtulmamı istediğinde yine içmişti, kızacağını biliyordu ama tekrar aptalca bir şey yapacağından korktu. Ben de söylediğini yapmadım, sadece yaptığımı sanmasını sağladım." Kafam karışmıştı. Neye odaklanacağımı şaşırmıştım, yani Ivan Maggie'nin eşyalarını atmadıysa bulmamı istediği sırrı çözebilmek için geç değildi. "Neredeler?" "Kilerde-" "Nerede hangi kiler?" Heyecanla telaşıma hakim olamıyordum bu durumun Ivan da şüpheye sebep olmasını bile umursayamadan. "Burada, bir kat altında duruyor." Ne yani Ivan eşyaları götürmemiş aksine birde evin içine mi saklamıştı? "Ama dışarı çıkarttığını gördüm ve-" "Öyle sanmanı istedim böylelikle eşyaların peşine düşmeyecektin." Eşyaların peşine düşüp düşmememi neden umursuyordu ki? Birkaç parça eşyadan ibaretti. Belki de bütün bunları babamın yüzünden yapıyordu. "Neden bunu bana şimdi söylüyorsun?" "Hemen söyleseydim Maggie'nin eşyalarını geri taşırdın, zaman geçmesi gerekiyordu ki baban ikna olsun." Tâbi ki her şey yine babamın başının altından çıkıyordu daha fazla Ivan ile konuşarak vakit kaybetmek istemediğimden koşar adımlarla kilere indim. Tozlu kapı gıcırdayarak açıldığında gözlerimin toz yüzünden yandığını hissettim. Toz tabakası yüzüme rüzgar gibi çarptığında boğazımın gıdıklandıklanmıştı. Işığı bulduğumda işim kolaylaşmıştı şeffaf naylonlar ile örtülü eşyalara baktım. Kiler, duvarın üzerinde küçük bir pencereden giren ışıkla aydınlanıyordu. Yere vuran güneş ışığı bütün tozları açığa çıkartıyor etrafımda uçuşmalarını izlememe olanak sağlıyordu. Maggie'nin bütün eşyaları plastik poşetlere sarılmış, karanlık kilerde terk edilmişti ve içimde ki ses onu arkamda bırakıp unuttuğumu fısıldıyordu. Canım yandı. Acele hareketlerle Maggie'nin yatağını buldum, plastik örtüleri kaldırarak baktım. Kalbimin acıyla sızladığını hissettim ama bunun için vakit yoktu ne bulacaksam Ivan'ın bilememesi gerekiyordu ve daha fazla oyalanarak bu fırsatı da kaçırmak istemiyordum. Ellerimle yatağı yoklamaya başladığında herhangi bir göz yada çıkıntı arıyordum. Ellerimi çekmek üzereyken fermuarın elime takılmasıyla bakışlarını oraya döndürdüm. O kadar saklıydı ki dokunmasam asla göremezdim. Fermuarı aşağı doğru çekmeye başladığımda merdivenlerden yükselen ayak sesleri kalp krizi geçirmeme sebep oldu. Sonunda fermuarı sonuna kadar çektiğimde bulduğum tek şey hiçlikti. Boştu tamamen boş, ellerimi defalarca o küçük cepte gezdirmeme rağmen Maggie'nin söylediği o şey yoktu. Delirecek gibi hissediyordum benden başka Maggie'nin sırrını bilen biri var mıydı? Nasıl olur da onu bulamazdım bu ölmeden önce Maggie'nin son sözleriydi ve ben her şeyi elime yüzüme bulaştırıyordum. Ivan benden önce bulmuş olabilir miydi? Belki de babamdı, amacı Maggie'nin eşyalarından etkilenmem değil sakladığı sırrı bulmamam için olabilirdi. Düşüncelerim gittikçe paranoyaklaşmama sebep oluyordu. "Michel." Hızlıca arkama döndüğümde Maggie'nin yatağını kapatmaya fırsatım olmamıştı, yakalanma korkusu boğazımda nabız gibi atarken birazdan gelecek olan 'burada ne arıyorsun?' sorusuna yalan bir cevap arıyordum ama yalan söylemekte iyi değildim, özellikle en gerekli olduğu zamanlarda. Aidan'ın bakışları beni merakla incelerken içime bir rahatlama süzülmüştü, Aidan'ı atlatabilirdim ama Ivan'a söyleyeceğim hiçbir yalan onu burada ne aradığıma ikna etmezdi. "E-Efendim?" "Telefonun çaldı." "Tamam geliyorum." Naylonu hızlıca kapatırken Aidan'ın hala beni izlediğini farkettim tekrar arkama baktığında bir şeyler doğru değil gibiydi. Ben sormadan o boğazını temizleyerek konuştu. "Telefonun çaldı ve bende açtım." Bunu mu sorun ediyordu yani? Babamın aksine odama izinsiz girilip girilmemesini ya da telefonumun açılmasını o kadar da umursamıyordum. Saklayacak, gizli sırları olan bir hayat yaşamamıştım bile. "Sorun değil Aidan zaten özel bi-" "Arayan Abby'di."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD