2. BÖLÜM (PART 1)

2249 Words
Bazen öyle bir an gelir ki, kaçmak istersin kaçamazsın. Yok olup gitmek istersin gidemezsin. Kendi içinde boğulur kalırsın. Acıların içinde kaybolursun. Ne yana dönsen efkarla dolarsın. İçin içini kemirir de, yine de bir şey yapamazsın. Alıp başını çekip gitmek istersin çok uzaklara... Yapamazsın işte, o lanet olası sevgi her bir hücrene işlemiştir. Kıyamazsın sevdiklerine. İşte bu yüzden bir tek kendine kıyar insan... Parça pörçük olur yüreğin, bazen dağılırsın. Yine de gülümsersin hiçbir şey olmamış gibi. Tüm her şey yerli yerindeymiş, yolundaymış gibi. Sessizliğe bürünürsün o küçücük dünyanda. Kimseler anlamaz seni, kimselere anlatamazsın derdini... Güneş bu düşüncelerle birlikte sonunda bedenini yatağından ayırmayı başarmıştı. Bugün bir ilk yapıp öğlene doğru kalkmıştı genç kız. Aslında çoktan uyanmıştı fakat yatağından çıkmak istememiş, uyuyormuş gibi yapmak istemişti. Üçüncü gündü. Tam üç gündür işe gitmiyordu. Gidemiyordu. Çünkü kovulmuştu! O gün... Bayılmasının ardından tek hatırladığı şey karanlık bakışlara sahip olan adamın onu kucağına almasıydı. Sonrasını bilmiyordu. Uyandığında kendini evde bulmuştu. Ertesi gün arkadaşı Nilay'ın yanına gelmesiyle birlikte her şey biraz da olsa netlik kazanmış, aklındaki soru işaretleri ortadan kalkmıştı. İsminin Karan olduğunu o gün yanındaki kadından öğrenmişti. O, genç kızı kucaklayarak arabasına bindirmişti. Nilay'da ikisinin arkasından gittiğinde arkadaşının yanındaki yerini almış ve şoför koltuğuna geçen adam arabasını sürmeye başlamıştı. Ne de olsa arkadaşını hiç tanımadıkları bir adamla yalnız gönderecek değildi. Nilay'dan hiçbir tarif istemeyip direkt Güneş'in evinin önüne kadar getirmişti onları. Başta çok şaşırmıştı genç kız. Arkadaşının evini nereden bildiğini sorgulayıp durmuştu kendince ama bunu ona dile getirmemişti. Zaten böyle bir şey büyük hata olabilirdi. Çünkü Karan denilen adam, yol boyu tek bir kelam etmemiş, büyük bir ciddiyetle de arabasını sürmüştü. Ayrıca bakışları desen çok, çok karanlıktı. Nilay çekinmişti o adamdan. Hatta arabada bile diken üstünde durmuştu fakat arkadaşını da bu hiç bilmedikleri ve tanımadıkları adamla aynı arabada yalnız bırakamazdı. El mahkum o da binmişti. Şöfor koltuğundan inip arka kapıyı açmış ve baygın olan genç kızı tekrar kucağına alarak evin kapısının önüne kadar getirmiş, ardından durup simsiyah irislerini arkasından kendisini takip eden genç ve ürkek kıza yöneltmişti. O sırada Nilay ise adama bakmaktaydı. Fakat onun bakışlarını bir süre idrak edememiş, daha sonra nerede olduklarını fark ettiğinde ise hemen Güneş'in ceplerini titreyen elleriyle hızlıca karıştırmaya başlamıştı. Neden ondan korkuyordu, hiçbir fikri yoktu. Büyük ihtimalle gözlerindeki o yoğun karanlık ifadeydi, onu bu kadar korkutan. Bir süre sonra arkadaşının cebindeki anahtarı çıkarıp kapı deliğine sokarak açmış ve geçmesi için ona yol vermişti. Güneş'in annesi Ayla Hanım şu an işte olmalıydı zaten. Şu an evde olmaması iyiydi. Genç adam, yavaş adımlarla kucağındaki kızı salondaki koltuklardan birine yatırmış, ardından sessizliğini bozmayarak evden ayrılmıştı. Daha da bir kere olsun Nilay'a değmemişti gözleri. O an içinde, bu adamın çok gizemli olduğunu düşünmeden edememişti. Dakikalar sonra arkadaşı yavaş yavaş uyandığında bu yaşananları ona da anlatmış, aynı sorular Güneş'in de aklından gelip geçmişti. İlk aklına takılan soru, bu karanlık adamın kendi evini nasıl bildiği olmuştu. Ama tabiki diğer sorular gibi bu da cevapsız kalmıştı. Şu an ise bu düşüncelerini bir kenara savurup kendini ılık bir duşun kollarına bıraktı. O günün ardından üç gün geçmişti ve genç kız ne yapacağını hala bilemiyordu. Üç gündür sadece bunu düşünmekteydi. Acilen başka bir iş bulması gerektiğini biliyordu. İnternetten sıkı bir iş arayışına çoktan girmişti fakat henüz istediği sonucu elde edememişti. Ne yapacağını kara kara düşünüyordu. O gün sırf açlığına yenilip bayıldığı için işinden olmuştu. Üstelik yıllardır da aynı yerde çalışıyordu. Aslında sorun bayılmak da değildi. Üzerine kahve dökülen kadın olayı fazla uzatmış, Güneş'in kovulmasını istemişti. Kibirli bir kadın olduğu her yerinden belliydi. Başka bir işe alışmak zaman alacaktı, bunun farkındaydı. Bugün dışarı çıkıp akşama kadar iş arayacaktı. Annesinin kazandığı para bir evi geçindirmeye yetmiyordu. Kendisi de bir an önce bir iş bulmalıydı. Hem o böyle boş boş evde durmaya alışık değildi. Hiç olmamıştı. Üzerine yazlık elbiselerinden birini giydi. Beyaz, çiçekli bir elbiseydi. Genç kız yaz mevsiminde en çok elbise giymeyi seven biriydi, ona çok da yakışıyordu zaten. Saçlarını da topuz yapmayı tercih etti. Çantasına da telefonunu ve cüzdanını koyarak odadan çıktı. Makyaj yapma gibi bir huyu yoktu zaten. Onun yüzü pürüzsüzdü. Kirpikleri maskaraya gerek olmayacak kadar kıvrıktı. Yanakları al, dudakları parlatıcıyı andıracak kadar pembeydi. Bütün erkekleri kendine hayran bıraktıracak bir güzelliği vardı. Ama Güneş, hiçbirini de umursamıyordu. Salona geçtiğinde annesinin bakışlarıyla buluştu gözleri. "Kahvaltı yap önce. Masayı daha toplamadım." Başını sağa sola doğru sallarken, "dışarıda yerim bir şeyler anne. Bir an önce gideyim ben." diyerek verdiği cevabın ardından annesinin çatılan kaşlarıyla karşılaştı. "Yine bayılmak istiyorsun sanırım! Tansiyonun var zaten. İnat etme de bir şeyler ye biraz." Derin bir nefes alan Güneş mutfağa doğru ilerledi. Masa olduğu gibi duruyordu. Çaydanlığı alarak aygazın altını açtı. Bir süre sonra ısınan çayla birlikte aygazı kapatarak çaydanlığı aldı ve masaya oturdu. Biraz peynir, biraz zeytin, helva, reçel, domates ve bir kaç tane de salatalık yerken aynı zamanda da çayını yudumluyordu. Bu sofranın bu kadar kalabalık olmasının sebebi kendisiydi. Maaşını aldığı gün bütün alışverişi o yapardı. Ne bulduysa doldururdu market arabasına. Çünkü çalıştığı yer çok işlek bir kafe olduğu için haliyle maaşı da epey fazlaydı. Bir daha öyle bir işi nerede bulacağını bilemiyordu genç kız. Annesi de faturaları ödemekle mükellefti. Yeteri kadar bir şeyler yediğini düşündüğü için masadan kalktı, duvardaki saate kısaca göz attığında öğlen 1'e geldiğini görmesiyle birlikte hızlıca mutfaktan çıktı. Masayı toplayacaktı aslında ama şu an buna zamanı yoktu. Çoktan gün ortasına gelmişti vakit. Ne ara iş bulup da eve gelecekti. Kapıdan çıkmak üzereyken annesinin sesiyle durdu. "Pazardan eksikleri de alıver." diyerek elindeki kağıdı kızına uzattı. Alması gerekenlerin listesini çıkartmıştı. Güneş, "tamam, alırım." dedi ve evden çıktı. Bugün çok işi vardı. İyi bir iş bulmalıydı. Ayrıca dönüşte mahallelerinde bugün kurulan pazardan annesinin istediklerini de alması gerekiyordu. ☀️☀️☀️ Kendini bildiğinden beri geçtiği yolları, edindiği tecrübeleri, yediği kazıkları, dibe vuruşlarını, ayağa kalkışlarını, depresyonlarını, yalnız kalışlarını, hayatına kattıklarını - katamadıklarını, aile sınavını, terk edişlerini, terk edilişlerini, bu dünyadan göçenlerini, bu dünyaya kazık çakanlarını, yalnızlık sınavlarını, insan ilişkilerini, gücünü, içsel çatışmalarını, emek emek işlediği ama doğru, ama yanlış karakterini, ödediği ve ödettiği bedelleri, yüklerini, biriktirdiği ya da hayatından çıkardığı insanları, ama giderek öğreteni, ama kalarak öğreteni, arkasında bıraktığı hüzünleri ve neşeleri düşünüyordu genç adam... Bundan sonrası da onu ne kadar etkilerdi, bilmiyordu. Adım adım ilerliyordu yıllardır aradığı adama. Annesini öldüren adama. Büyük holdingin içine o öfkeli adımını atmasıyla birlikte asansörlere doğru ilerlemeye başladı. Etraftaki çalışanlar onu gördüğünde kimse yanına yaklaşamıyordu. Bakışları bir buz kitlesini andırıyordu adeta. O katran karası gözlerde tek bir mimik oynamıyordu. Nereden bilebilirdi ki annesinin katilinin aslında tam dibinde olduğunu. Üstelik iş ortaklığı yapıyordu onunla. Yüzsüzce yıllardır nasıl yüzüne bakabilmişti? Bu ayrıntıyı babası nasıl atlamıştı? Asıl katilin tam diplerinde olduğunu bilmiyor muydu? Bu sorular kafasında dönüp dolaşıyordu fakat onun için cevaplar önemli değildi. O sadece canından çok sevdiği annesinin intikamını almak istiyordu. Lakin babasıyla birlikte yıllardır o katili arıyorlardı. Ve en sonunda bulmuşlardı. Babası şu an şehir dışındaydı. Bir iş için şehir dışındaki holdinglerine gitmek zorunda kalmıştı. Ve o, bir söz vermişti babasına. Bu sefer ellerinden kaçmasına izin vermeyecekti. Babasının dönmesini bekleyemezdi. Bu, katile kaçma fırsatı vermek olurdu ancak. Ama o fırsatı vermeyecekti bu sefer. Asansör durduğunda kapı açıldı ve düz koridor da aynı sert adımlarla ilerlemeye başladı. Bir kapının önünde durdu adımları. Aldı o sert soluklarından birini. Ve gitmeyen o öfkesiyle birlikte kapıyı açması bir oldu. Artık baş düşmanı olan adam koltuğuna yayılmış, rahatça oturmaktaydı. Kapının sert açılışından sonra bakışlarını hızlıca önündeki dosyalardan kaldırarak karşısındaki katran karası gözlere büyük bir korku ve tedirginlikle bakmaya başladı. Genç adam öfke dolu sessizliğini bozmadı. Tek bir kelime etmeden belinden silahını çıkardı, korkudan tir tir titreyen adama doğrulttu. "Karan! Dur oğlum ne yapıyorsun?" O bu soruya hiçbir cevap vermedi. Kapkara irisleri sadece adama odaklıydı. Düşündü bir an. Babası bu adama nasıl güvenmişti? Hiç mi şüphe çeken bir hareketi olmamıştı? Yıllar önceydi. Kendi yaşı yaklaşık 15 veya 16'ydı. Annesiyle birlikte büyük evlerinin büyük bahçesinde oturuyorlardı. Kendisi bahçede oyun oynarken annesi de çimenlerin üzerinde oturmuş oğlunu izliyordu. Babası ise üç günlüğüne şehir dışına gitmek zorunda kalmıştı işi gereği. O evde her şey yolundayken birden kapı çalmıştı gürültüyle. Annesi ayağa kalkıp açmaya gittiğinde bir takım adamlar girmişti eve. İki adam o 15 - 16 yaşlarındaki çocuğu tutup bahçeden çıkarmıştı. Sonrasını ise hatırlamıyordu genç adam. Sadece annesinin o bahçede önce bağırışlarını, ardından acı dolu çığlıklarını duyduğunu hatırlıyordu. Ve en son duyduğu iki el silah sesiyle her şey bitmişti. O gün orada söz vermişti. O her kimse, bulacağına dair kendine yemin etmişti. Çünkü o gün görmemişti katili. Ondan önce gelen adamlar kendisini tutmuş, evin herhangi bir odasına götürmüştü. Babasınında şu an burada olup annesinin intikamını nasıl aldığını görmesini isterdi fakat başka çaresi yoktu. O olmadan halledecekti işini. Şimdi katili bulmuşken kaçmasına izin veremezdi. Karan, hala silahı ona doğru tutarken başka bir yerden bir ses daha duydu. "Karan delirdin mi sen? Ne yapıyorsun?" Onun kızıydı. Ona da ayrı bir kin besliyordu zaten. O gün o kafede sırf üzerine kahve döküldü diye O'nun işten kovulmasına sebep olmuştu. Bu işi hallettikten sonra onu da halledip işine geri alınmasını sağlayacaktı. Karşısındaki adam boncuk boncuk terler dökmeye başlamıştı bile. Büyük ihtimalle ne için bu kadar öfkeyle geldiğini biliyordu. Bunca zamandır kendini iyi saklamıştı ama artık bu mümkün gibi görünmüyordu. "Sen annemi öldürdün!" Sesi bakışlarını tercüme ediyordu. Katil daha önce onda böyle bir ses duymadığına emindi. Ama o karanlıktı. Korkması gayet normaldi. Yıllar önceki o 16 yaşındaki çocuk değildi artık. "Hayır oğlum, dur beni dinle. Oturalım konuşalım bi. Yanlış anlaşılma var ortada." Onu biraz olsun sakinleştirmeye çalışıyordu, fakat başaramadığının da farkındaydı. Onun ki sadece boş bir uğraştı. Zaten cümlelerini bile zar zor toparlıyordu. "Kes lan sesini!" Kükremesiyle birlikte yerinde sıçraması bir oldu. Çok korkuyordu. Kendinden yaşça küçüktü, hatta babası en yakın dostuydu. Oğlu olacak yaştaydı fakat o yine de korkuyordu. Nasıl korkmasındı? Kimse, hiç kimse Karan'ın düşmanlığını kazanmak istemezdi. Herkes onu bilirdi, düşmanlarına yaptığı işkencelerini, sonra da hepsini nasıl öldürdüğünü bilirdi. O da biliyordu. "Bunca yıldır saklanmayı başardın! Ama eninde sonunda katilin sen olduğunu bulamayacağımızı mı sandın he!" Korkudan tir tir titremeye devam ediyordu. "Bir de bizimle birlikte annemin katilini arıyordun lan sen! Nasıl baktın yüzsüzce yüzümüze!" Sesi öyle korkutucu, bakışları öyle karanlıktı ki... Ne diyeceğini bilemedi yaşlı adam. Dili lal oldu, konuşamadı. Dudakları birbirine kilitlenmişti sanki. Şu an ne dese boş, ne dese anlamsızdı biliyordu. Çünkü o annesinin katiliydi. Annesini öldürdüklerinde geceydi. O günden sonra bir daha asla sabaha inanmadı. Zifiri karanlıkta büyüdü. Sessizliğin nasıl bağırdığını, bir bakışın bir kurşundan daha çok acıttığını orada öğrendi. İnsanlar ona, "Karan" dediklerinde, gerçekten kim olduğunu bilmiyorlardı. O, gölgeydi. Sokakların, silahların, öfkenin şekillendirdiği bir ruhtu. Ve hayatında hiçbir şey değişmedi. Ta ki... ... Güneş'e kadar. Karan için tehlikeli olan artık silahlar değil, Onun gülümsemesiydi. Deniz gözleriydi. Bütün düşüncelerini kafasından def etti. Şu ana odaklanmaya çalıştı. O adamın kızı, korkudan tek bir kelam edemiyordu. Şu an olayları kavramaya çalışıyordu. Karan'ın annesinin yıllar önce öldürüldüğünü biliyordu ama böyle bir şeyi babasından beklemezdi. "Sevdim oğlum, ben anneni çok sevdim." Karşısındaki pimi çekilmiş bir bombayı aldırmayan adamın gözlerine bakarak konuşuyordu. Bu söylediklerinin onun için hiçbir şey ifade etmediğini biliyordu fakat yine de devam etti. Kendi haklamaya çalıştı fakat ölen kadın, onun annesiydi. Hangi cümle veya hangi sebep bu durumu haklı çıkarırdı ki? "Ama o sadece babanı sevdi. Benimle değil onunla evlenmeyi seçti. Onun için o kadar şey yapmış olmama rağmen yine de beni değil babanı tercih etti. Onlar birbirini çok seviyorlardı..." yüzünden boncuk boncuk terler akmaya devam ediyordu, aynı zamanda da bu son cümlesiyle birlikte gözünden bir damla yaş o boncuklara eşlik etti. "Kıskandım oğlum. Onların birbirlerine olan sevgilerini, aşklarını çok kıskandım." Bu duydukları hiçbir işe yaramamış, aksine genç adamı daha fazla öfkelendirmişti. Annesini öldürdüğü yetmiyormuş gibi bir de ona olan sevgisini anlatıyordu. Onunkisi sevgi falan değildi. Takıntıdan başka bir şey olamazdı. Seven böyle yapar mıydı? Seven sevdiğini öldürür müydü? Eğer sevgi buysa, böyle sevgi olmaz olsundu. "Kes lan sesini!" Tükürürcesine konuştu. "Seviyormuş!" Bunu da sinirli bir alayla söyledi. Elindeki silahın tutuşunu sıklaştırdı. Hazır hale getirdi. Bunu gören yaşlı adam artık hiçbir kaçışı olmadığını anlayarak yenilgiyle gözlerini kapatmıştı. Kızı ise gözyaşları eşliğinde yine de şansını denemek istedi. "Karan yapma. Bari benim için yapma. O benim babam." Seğiren gözleri usulca katilden kızına doğru yöneldi. Öfkeyle soludu. "Senin için niye yapmayacak mışım lan! Kimsin sen he. Kimsin!" Bu kadının kendisine olan hislerinin gayet farkındaydı. Ama bu hisler karşılıksızdı. Onun kalbi tek bir kişi için atıyordu. Onun aklında tek bir kişi vardı. Ne kadar o bunu bilmese de... Ne kadar varlığından bir haber olsa da. Genç kız onu ilk o kafede görmüştü fakat belki de çoktan unutmuştu bile onu. Karan bununda farkındaydı, ama sevmekten bir an olsun vazgeçmeyecekti genç adam. İşte gerçek sevgi de buydu. Ona hiçbir zarar gelmesin diye uzaktan sevmekti asıl sevgi. Gidipte canını almak değil, ona can olabilmekti. Karan'dan duyduklarından sonra ağlamaya başlamıştı katilin kızı. Onu çok seviyordu, ama ondan duyduklarıyla canının yandığını hissetmişti. Genç adam tekrar gittikçe koyulaşan gözlerini silahın isabet ettiği kişiye yönlendirdi. "Bu adam senin baban olabilir..." dedi adamın kızına hitaben. Ve sürdürdü. "Ama benim annemi öldürdü!" öfkeyle tıslamıştı. Ve tetiğe basmak için daha fazla düşünmedi. Silahın sesiyle birlikte kadının acı dolu haykırışı doldurmuştu odayı. Karan, adamın yere düşen bedenine son kez baktıktan sonra arkasını döndüğü sırada, "baba!" diyerek, cansız bedenine koştu katilin kızı. Genç adam bunların hiçbirini de umursamadı. Kendini çok hafiflemiş ve üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyordu. Odadan çıktığında çoktan silahın sesiyle herkes oraya toplanmaya başlamıştı bile. Ama Karan gayet normaldi. Çünkü kimsenin polise haber vermeyeceğini, haber verenin de başına neler geleceğini biliyordu... Hatta, katilin kızı bile... Çünkü Onun rengi siyahtı. Çünkü siyah karanlığın rengiydi... Yalnızlığın rengiydi... Asaletin rengiydi... Sonsuzluğun rengiydi. En önemlisi de, sessizliğin rengiydi... Başkalarından saklanmanın, görünmez olup kaybolmanın en kolay yolu siyahtı. Siyah asla ihanet etmezdi. Saklardı. Gizlerdi. Kimseye vermezdi. O yüzden siyah, Karan'ın vazgeçilmeziydi... Karan, karanlıktı. Karanlığın rengi ise siyahtı. ☀️ DEVAM EDECEK... ☀️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD