Genç kızın ayaklarına kara sular inmişti artık. Çok yorulmuştu. Ama aklına yatan bir iş bulamamıştı henüz. Umutsuzlukla mahallesine giriş yaptığında önüne çıkan ilk banka oturdu ve düşünmeye başladı. Ne yapacağını bilmiyordu. Nerede iş bulacağını bilmiyordu.
Aslında kendine çok kızıyordu genç kız. Zamanında onca insan savunmuştu, yanında olmuştu... Yeri gelmiş yardımlarına tek o koşmuştu, elinden ne geliyorsa yapmıştı. Şimdi etrafına bakıyordu da hiçbiri yoktu. Neye çabalamıştı, nelere koşmuştu haberi olmadan. Onlara koşarken bile düştüğünde ne yazık ki tek kalmıştı...
İleride duyduğu pazarcıların sesiyle birlikte düşüncelerinden sıyrıldı. Neredeyse unutuyordu. Daha pazara gidip annesinin istediklerini alması gerekiyordu. Bu yorgunluğuna rağmen yapacak başka bir şeyi yoktu. Genelde meyve sebzeleri pazardan alırlardı ve bugün listedekileri almazsa bir hafta bekleyemezlerdi. Ne de olsa haftada bir gün kuruluyordu bu pazar. Derin bir nefes alarak yorgun bedenini banktan kaldırdı ve yorgun adımlarını da pazara doğru ağır ağır yönlendirdi.
Pazardaki alışverişini de tamamlamıştı sonunda. Domates, Salatalık, yeşil biber, marul... Ve daha bir çok şey vardı listede. Biraz da meyve almıştı. Hepsinden azar azar aldığı için de eve kadar taşımak onun için kolay olacaktı. Zaten iki kişilerdi. Fazlası anca ziyan olurdu onlar için.
Yorulmuş bedeniyle birlikte eve doğru yavaş adımlarla yürürken bir sarsıntı hissetti genç kız. Yanından geçtiği adamlardan biri kıza sertçe çarpmış, ve elindekiler de yere düşerek dökülmüştü. Sinirle onlara baktığında umursamadan yollarına devam ediyorlardı. Ama genç kız umursamamazlık yapmayacaktı.
"Dikkat etsenize be, kör müsünüz?"
Adamlar duydukları sesle birlikte arkalarına döndüler.
"Etmezsek ne olur?" dedi aralarından biri. Aynı zamanda da kızı alıcı gözüyle baştan aşağı süzmekle meşgullerdi. Genç kız onlara son kez öfkeyle baktıktan sonra yere eğildi ve düşenleri toplamaya başladı büyük bir hırsla. Bir bu eksikti. Zaten çok yorgundu. Bir an önce eve gitmek istiyordu. Ama gel gör ki başına bu sefer de nasıl bir aksilik gelmişti. Zaten başı hiç aksiliklerden kurtulmuyordu.
O yerdekileri toplarken, serseriler de hala gitmemişlerdi. En son toplama işi bittiğinde doğruldu ve onlara yine büyük bir sinirle baktıktan sonra yoluna devam etmeye niyetlenmişti ki, birinin kolundan tutmasıyla birlikte durup çatık kaşlarıyla ona baktı. "Bıraksana be kolumu!" diyerek kolunu bir hışımla ondan kurtardı. "Sebep olduğum bu şeyi düzeltmeme izin ver. Gideceğin yere kadar bırakalım seni."
Kıza bakarak alttan alttan sırıtıyorlardı. Amaçlarının asla yardım olmadığı uzaktan bile belli oluyorken, elbette genç kız bunlara pabuç bırakmadı.
"İstemez!" diyerek yürümeye başlamıştı ki, aynı kişi önünü kesti. "Hadi ama, inat etmeyi bırak da ver poşetlerini." derken kızın elinden poşetleri almaya yeltendiği sırada başka bir taraftan bütün olayı başından beri izlemiş olan adam, "rahat bırakın kızı!" diyerek onlara yaklaşmaya başladı.
Serserilerden biri, "sende kimsin?" diye öfkeyle sormasının ardından meydan okuyan bir şekilde üçü birden o adama yaklaştı cevap olarak. Bu meydan okumayı anlayan adam kendisine yönetilen soruyu, "sizin ecelinizim!" diye yanıtlayarak az önce kızı kolundan tutan adama kafayı gömdü. Diğer ikisi de harekete geçtiğinde birine yumruğunu sallarken, diğeri de onun arkasından yaklaşarak adamı mengene gibi sarmıştı. Hemen ayağını arkasındaki adamın ayağına doladığında haliyle bu hareketi beklemeyen serseri, adamın boynundaki ellerini hafifletmek zorunda kaldı.
"Gel bakalım buraya." diyerek dirseğiyle de adamın gövdesine vurdu ve onu etkisiz hale getirerek yakasından tutup kafasını burnuna gömdü. Büyük ihtimalle kırılan burnunu tutarak geriye doğru bir kaç adım sendelediğinde, üçüne birden "kaybolun lan şimdi! Bir daha görmeyeyim sizi bu mahallede!" diye öfkeyle bağırdığında çoktan toz olup gitmişlerdi.
Adamın bakışları genç kızı bulduğunda kısa çaplı bir şokun etkisinden ancak çıkabildi. Kıza hayranlıkla baktığının bile farkında değildi o an. Kumral saçları ve ela gözleriyle dikkat çeken bir yüzü vardı adamın. 30'lu yaşlarında genç bir adamdı fakat genç kız bunu umursamadı.
"Merhaba. İyi misiniz?" diye sormayı akıl etti.
Kısa bir sessizliğin ardından cevap veren Güneş, "iyiyim, teşekkürler." diyerek ilerlemek için ilk adımını atmıştı ki, adamın sesiyle durmak zorunda kaldı. "Aman böylelerine karşı çok dikkatli olun. Her zaman ben olamayabilirim."
Genç kızın değişik bakışlarıyla karşılaşınca, "yani, mahallemizin kızına bir şey olsun istemeyiz." diye düzeltti cümlesini.
Güneş üstün körü bir şekilde başını sallayarak tekrar bir adım daha atmıştı ki, onun sesiyle tekrar durduğunda bu sefer bıkkınlıkla bir nefes almıştı.
"Bu arada ben Cemal. Uzun zamandır elimde olmayan sebeplerden dolayı buralarda yoktum ama artık buradayım. Mahallemizi böylelerinden kurtarmayı kendime bir görev biçtim." hala hayranlıkla bakmaktaydı kıza. Güneş bunları umursuyor gibi görünmüyordu.
O sırada başka bir taraftan yaşlı bir kadının sesi girdi araya.
"Cemal, sen ne zaman çıktın oğlum cezaevinden?"
Cemal kendisine yöneltilen soruyla birlikte sinirle o kadına bakmaya başladı. Genç kız ise, "iyi günler." diyerek hemen oradan uzaklaştı.
Pazardan sonunda çıktığında direkt evin yolunu tuttu. Lakin şu an tek istediği buydu.
**********
Güneş’in bu sahnedeki tavrını nasıl yorumluyorsunuz? Sizce temkinli davranmakta haklı mıydı?
Siz olsanız Cemal’in gözündeki o 'hayran bakışı' na güvenebilir miydiniz?