İyi kadınlar var. Değeri bilinmemiş, güzelliği fark edilmemiş. Yaralarını yaradandan başkasına bahsetmemiş. Sözlerini gözlerinden yansıtan, gücünü karakterinden alan, yaptığı fedakarlıklarla kimseye yaranamayan kadınlar... Geceleri göz yaşını yastığına akıtıp, sabah etrafa gülücükler dağıtan, omzundaki yüklerin ağırlığından başı önde yürüyen kadınlar... Makyaj yapmayı bir türlü beceremeyen, pencere kenarlarını, sade kahveyi, kuşları ve kelebekleri seven kadınlar...
Çocukluğuna dargın, gençliğine vurgun, içleri dışlarından yorgun kadınlar...
Ve bazı kadınlar...
Onlar bir başınadır. Hastalandığında, korktuğunda, kırıldığında, yorulduğunda... Ve kendi başına ayakta kalıp, tüm bunların geçmesini beklerler. Toz pembe hayal kuramaz onlar. Gerçek hayatta haklarına düşenden fazlasıyla haşırneşirdirler çünkü. Güç böyle kasırgalardan sonra gelir bulur onları. İmrenilen, özenilen kadın olurlar.
Ne garip...
Güçlü ama yalnız, imrenilen ama çoktan yorulmuş kadınlar.
Genç kız da bunlardan biriydi. Babası tarafından ne değeri bilinmişti, ne de bununla ilgili herhangi bir yarasını annesine veya bir başkasına anlatabilmişti. Kimse bilmiyordu ki, Güneş geceleri yatağına mutlu ve huzurlu girmiyordu. O ev... Ona babasını hatırlatıyordu. Onları bırakıp giden babasını. Ama gidecek başka evi olmadığı için elinden gelen bir şey de yoktu.
Genç kız her gece kendini kopan bir fırtına gibi hissediyordu. Çakan bir şimşek gibi. Daha iyi hissettiği bir gece hatırlamıyordu. Fakat en acısı da, sessiz çığlıklarını ondan başka kimse duymuyordu. Gündüzleri ise sanki her şey yolundaymış gibi, çok mutluymuş gibi etrafa gülücükler saçmasıydı en zoru. Kadınların temel kuralı da buydu. Güçlü görünmeye çalışıyorlardı her zaman. Gündüzleri mutluluk maskesi takıyorlardı yüzlerine. Fakat geceleri içlerinde kopan fırtınayı bir tek kendilerine saklıyorlardı.
Babasıyla ilgili bütün anılar o evde saklıydı fakat yine de onları atamıyordu. Bir çok kez denemiş fakat hep başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Kızların ilk aşkları hep babasıydı. İlk aşkı ise onu terk etmişti. Kim olduğunu bilmediği bir kadın için üstelik. Ona karşı ayrıdan bir nefret besliyordu ama yine de günün birinde babasının geri döneceğine dair bir umut tohumları vardı içinde. Böyle düşünmesi bile kendisine kötü hissettiriyordu fakat yine de engel olamıyordu. Ama biliyordu. Onlar bir daha bir aile gibi olamayacaklardı. Çünkü ne annesi, ne de kendisi asla onu affetmeyeceklerdi. Zaten o günden sonra da bir kez olsun ne aramış ne sormuştu. Bir kez olsun gelmemişti.
O henüz yirmibeş yaşındaydı fakat kendini bir yirmibeş yıl daha fazla yaşamış, elli yaşında gibi hissediyordu. Aslında bu durum yaşından değil, yaşadıklarından kaynaklanıyordu. Çünkü insana hayatı yaşı değil, ancak yaşadıkları öğretirdi. Genç kız yolun yarısını çoktan tamamlamıştı.
Aslında yolu yarılayan kadınlar, duygularını yaşamasını bilir. Davranışları sebepsiz değildir... Kalbi kırıldıysa eğer, ağlayışının sebebi erkeğin ona sunacağı sevgi değildir. Mutluysa kahkahalar atar, üzüntülerini arkasına sakladığı kahkahalardır bunlar. Fakat gülüşlerinin sebebi de asla dikkat çekmek değildir. Sadece güçlü görünmektir... Gerektiğinde üzgünse de omuz arayabilir, ama destek araması çaresizliğinden de değildir. Suskunsa illaki sebebi vardır, işte o zaman kendi haline bırakılması gerekir.
Yolu yarılayan kadınların hissiyatı kuvvetlidir... Aldatıldığını sezgilerini kullanarak gün ışığına çıkarırlar. Her gidiş kadını daha da kadınlaştırır. Gidenin ardından bakacak kadar hayatın uzun olmadığını anlamıştır.
Ve gizem, kadına en çok bu yaşlarda yakışır...
"12. masaya bakıver Güneş."
Patronun sesiyle birlikte düşüncelerinden sıyrılan genç kız başıyla hızlıca onaylayarak söylediği masaya doğru hareketlenmeye başladı. Düşünceleri de toz bulutu gibi uçup gitmişti bile. İki gün oluyordu işine geri döneli. Nasıl olmuştu o da bilmiyordu. Sadece Nilay kendisini aramış, patronun onu geri çağırdığını, işine geri dönebileceğini söylediğini söylemişti. Ama şunu da pekala biliyordu ki, patronu hangi sebepten kimi kovmuş olursa olsun asla geri çağırmazdı. Kendisini neden çağırmıştı?
Bu düşüncesini arkadaşı Nilay'la paylaştığında ise onun söylediği şeyle birlikte adeta dumura uğramıştı. Çünkü arkadaşı Güneş'e, "patron seni çağırmadan önce o karanlık bakışlı adam geldi yine. Zaten ondan sonra oldu ne olduysa. O gittikten sonra da benim yanıma geldi, seni işe geri çağırmamı söyledi bana." demişti. Bu cümle genç kızın aklında hala harfi harfine yerini koruyordu. Ama böyle bir şeye pek ihtimal de veremiyordu. Sonuçta onun diğerlerinden ne özeli vardı ki onu geri çağırıyordu? Evet çok sevinmişti. Eski işine kavuştuğu için çok ama çok sevinmişti ama yine de aklı soru işaretleriyle doluydu.
Patronun dediği masayla ilgilenmesinin ardından odasına çağırmasıyla birlikte üst kata çıkan merdivenleri yavaş adımlarla tırmanmaya başladı. Kendisini neden çağırdığına bir anlam verememişti. Odasının önüne geldiğinde ise kapıyı tıklattı. İçeriden duyduğu 'gir!' komutu ile kapıyı açarak girdi.
Sandalyesinde oturuyordu. Güneş onun karşısına geçerek beklemeye başladı. Patronunu bir türlü çözebilmiş değildi. Lakin kovulmadan önce çok sert ve otoriter iken, şu an hiç de öyle değildi. En azından kendisine karşı değildi. Daha nazik, daha sevecendi. Artık emir bile vermiyor, cümlelerini kibar bir tavırla sarf ediyordu. Hatta düpedüz rica bile ediyor denilebilirdi. Onu bu hale ne getirmişti? Bilmiyordu.
Nilay ve diğer çalışanlar da bu durumu fark etmişlerdi fakat bu onlarında bildiği bir şey değildi. Ama yine de Nilay kendi düşüncesini arkadaşına söylemeden yapamamış, "o adamla ilgisi olabilir mi?" diye sorgulamadan duramamıştı. Nilay'dı işte. Doğruluk payı olsun veya olmasın aklına ilk gelen şeyi söylerken buluyordu kendini. Güneş bu düşüncesini saçma, hatta deli saçması bulmuştu orası ayrı bir meseleydi. O anda direkt yapıştırmıştı cevabını.
"Saçmalama Nilay, onunla ne alakası olabilir? Ben adamı tanımıyorum bile, ayrıca onunda beni tanıdığından şüpheliyim."
Fakat elbette ki genç kız öyle sanıyordu. Evet Güneş, o adamı tanımıyordu. Ama genç adam, onun sandığından çok daha fazla şeyler biliyordu hakkında. Ve genç kız, işte bunu bilmiyordu.
Önüne uzatılan bir zarfla birlikte düşünceleri duman olup havaya karıştı. Anlamayarak patronuna baktığında, "bu nedir?" diye sordu.
"Senin haftalığın. Seni işten çıkardığımda paranı vermemiştim. Bu da o işte."
Evet, kovulduğu yetmezmiş gibi parasını da alamamıştı genç kız. Zaten bunun için de ayrıca dert yakınmıştı. Hafif tebessümle zarfı alarak kısaca teşekkür etti. Ardından odadan çıktı. Kapının önünde durup elinde tuttuğu beyaz zarfı açtığında oldukça fazla bir miktar karşılamıştı onu. Genç kızın kavisli kaşları hafiften çatıldı. 'Bir haftalık bu kadar etmemeli' diye düşündü. Parayı saymaya başladı. Bir süre sonra şaşkınlıkla önünde beklediği odaya doğru bakmaya başladı. Lakin kendi alacağından çok daha fazlası vardı zarfın içinde. Anlayamadı genç kız. Ve bir soru işareti daha eklendi zihnine.
Daha fazla dayanamadı. Odanın kapısını tekrar tıklattı. Zira hakkı olandan fazlası vardı ve o alması gerektiğini alsa yeterdi. Hakkı olmayan parayı istemiyordu.
"Nejat Bey." diyerek içeri adımını attı. Yaklaşık 50'li yaşlarına merdiven dayamış olan adam, başını önündeki bilgisayardan çekip kıza sorgu dolu bir şekilde çevirdi. "Ne vardı Güneş?"
"Nejat Bey burada benim alacağım paranın fazlası var." diyerek zarfı uzatan genç kızın önce elindeki beyaz zarfa sonra da yüzüne baktı. Ardından derin bir nefes aldı. Bu parayı bu şekilde O'nun vermesini istediğini tabiki söylemeyecekti. Çünkü kesin emri vardı.
"Senin maaşına zam yaptım çünkü."
Aklına ilk gelen bu olmuştu. Daha fazla sorgulamamasını umdu fakat karşısındaki çok eski bir çalışanıydı ve irdeleyeceğini biliyordu. O hakkı olandan fazlasını almazdı, bunu biliyordu. Anlamaya çalışacaktı. Zaten O da pek bir şey anlamamıştı. İki gün önce gelip, Güneş'i işe geri almasını söylediğinde hiçbir şey anlamamış, bunu ona sorduğunda ise sert bir tepki almıştı. En son da, "Ne diyorsam, onu yap!" diyerek son noktayı koymuştu.
'Ayrıca bundan sonra da ona çok iyi davranacaksın! Bir daha kovmayı aklının ucundan bile geçirme!'
Evet, son sözleri bunlar olmuştu. Hiçbir şey anlamamıştı. O'nun bu kızla ne işi olabileceğini düşünüp durmuştu fakat soruları elbette ki cevapsız kalmıştı.
"Ama nasıl olur? Yeniden işe başlayalı daha iki gün oldu."
Genç kızın şaşkınlıkla dolup taşan sesini duymasıyla birlikte düşüncelerinden sıyrıldı.
"O yüzden lütfen alın bu parayı. Benim fazlasına ihtiyacım yok." derken elinde tutmaya devam ettiği zarfın içinden kendi alması gerektiği parayı çıkartarak geri kalanını da patronuna uzattı. Ama o, parayı tabiki almadı.
"Olmaz..." dediğinde karşısındaki ki kızın oldukça şaşkın yüzüyle karşılaştı. Daha fazla açık vermemek adına Nejat Bey hafifçe gülümsedi. "O paralar senin. Ben sana çok haksızlık ettim. Pireyi deve yaparak küçük bir olayı büyüttüm, kaç yıllık çalışanımı işten kovdum..." duraksadı. Ayağa kalkarak derin bir nefes aldı ve devam etti. "O yüzden kendimi çok suçlu hissettim. Lütfen bu parayı kabul et, kendimi sana affettirmem lazım."
Bir süre patronunun yüzüne baktı. Nejat Bey ise tedirgindi ama belli etmemeye çalışıyordu. Bir şeylerden şüphelenecek diye ödü kopuyordu. Eğer şüphelenirse işte o zaman Karanlık'tan kurtulamazdı. Çünkü anında ondan bilir, onun bir açık verdiğini düşünürdü. Ve bu da, O'nun gazabına yakalanmak olurdu. İşte o zaman, bu Nejat Bey için bir felaket olurdu. Çünkü onun karanlığına yakalanan hiç kimse o aydınlığı zor bulurdu. Bunu istemiyordu.
Bir süre sonra Güneş'in yüzündeki tebessümü gören adam rahatladı.
"Peki o zaman, teşekkür ederim." dedi ve arkasını döndüğü sırada patronunun seslenmesiyle durdu adımları. "Güneş.."
Genç kız arkasını döndü, adamın gözleriyle buluşturdu mavilerini.
"Bu zam olayından kafedeki kimseye bahsetme olur mu kızım?"
Buna şaşırdı genç kız. Sadece ona mı zam yapılmıştı? Kimseye söylememesini isteyince aklına ilk bu ihtimal gelmişti. Bir soruyla daha dolup taştı zihni. Cevabı olmayan bir soru daha... Neden sadece ona zam yapılmıştı? Burada neler dönüyordu?
Yine de bunlara rağmen hafifçe gülümsedi. Daha doğrusu gülümsemeye çalıştı.
"Tamam, bahsetmem." diyerek çıktı odadan. Derin bir nefes alarak aşağıya inen merdivenleri teker teker indi. Bir türlü anlayamıyordu. Önce durduk yere kovulduğu işe geri çağrılmıştı, şimdi de durduk yere, üstelik daha henüz iki gün olmuşken maaşına zam yapılmıştı. He tabi bir de patronun kendisine çok iyi, hatta eskisinden çok daha iyi davrandığını es geçmemek lazımdı. Ve genç kız bu soruların cevaplarını bilmiyordu. Kimden öğreneceği ise muammaydı. Öğrenmeli miydi? Onu bile bilmiyordu.
DEVAM EDECEK...
Sizce patronun gizemi ne olabilir? Gerçekten de zam yapmış olabilir mi ( üstelik sadece tek bir çalışanına)?