3. BÖLÜM (PART 2)

1490 Words
Alt kata indiğinde Nilay hemen yanına damlamıştı. "Ne oldu, patron seni neden çağırmış?" diye merakla sordu. Genç kız derin bir nefes alarak zoraki gülümsedi. Elindeki beyaz zarfı göstererek, "haftalığımı alamamıştım kovulmadan önce. Onu verdi." Arkadaşının başıyla onaylamasının ardından soyunma odasında aldı soluğu. Çantasının içine koydu parayı. Sonra bir detay düştü zihnine. Sabah evden çıkmadan önce annesinin çamaşır makinesinin bozulduğunu söylemesiyle ilgili bir ayrıntıydı bu. Hemen alnına hafifçe vurarak, "tabi yaa, ben nasıl unuturum bunu." diye kendi kendine söylendi. Hemen bir tamirci bulmalıydı. Patronunun maaşına zam yapması bir bakıma iyi bile olmuştu. En azından tamirciye verecek parası fazlasıyla vardı o zarfta. Rahatlıkla bozulan çamaşır makinesini yaptırabilirdi. Kendisi herhangi bir tamirci bilmediği veya tanımadığı için mahallesindeki her zaman alışveriş yaptığı marketi aramaya karar verdi. Hayrettin amcasını severdi. Ayrıca bir esnafı en çok başka bir esnaf tanırdı. Onun mutlaka bildiği bir tamirci vardır diye düşündü. Kısa bir konuşmanın ardından gönül rahatlığıyla işine devam edebilirdi. Çünkü ne tesadüftür ki Hayrettin amcası, marketin yanındaki boş dükkanı bir tamircinin satın aldığını söylemişti. Ona genç kızın adresini verecekti. Annesi de zaten izin günü olduğu için bugün evdeydi. Diğer taraftan bir kaç saat geçmişti ki, tamirci soluğu o adreste almıştı. Zile bastı, sakince açılmasını beklemeye başladı. Kısa sürede kapı Güneş'in annesi tarafından açıldı. "Merhaba abla. Beni Hayrettin abi gönderdi. Çamaşır makinesi tamiri için." Karşısındaki adam 30'lu yaşların başındaydı fakat müşteriye saygıdan 'abla' terimini kullanmıştı. Neyse ki kızı ona haber vermişti. Bunun bilincinde olarak, "evet kardeş, haberim var. Buyur geç." diyerek hemen adamın ayağına bir terlik çıkardı. İçeri girmesini beklerken aynı zamanda konuşuyordu. "Bu sabah durduk yere bozuldu. Su kaçırıyor. Bir bakıver şuna." Tamirci adam başını belli belirsiz sallayarak kadını takip etti. Şöyle bir makinenin sağına soluna baktı. Tamir çantasını açarak gerekli olduğunu düşündüğü bir kaç malzeme çıkardı. O sırada kadın da yarım kalan işini halletmek için mutfağa geçti. Otuzlu yaşlarının başında olan, kır saçlı adam makineyi tamir etmek için çok uğraştı fakat tamir olmayacak kadar bozulmuş olduğunu fark etti. Yaklaşık yarım saatten sonra pes etti. Tamir çantasını toplayarak salona, kadının yanına geçti. "Abla bu makine pert olmuş, tamir olmaz." Yaşlı kadın üzüntüyle dudaklarını büzerek, "eee, ne olacak peki?" diye sormadan edemedi. Adam omuz silkerek, "yenisi alınacak, başka yapacak bir şey yok." dediğinde kadının üzüntüsü ikiye katlandı. Alınacak demesi kolaydı. Peki nasıl alınacaktı? Bir makine kim bilir ne kadardı? Onu alacak parayı nereden bulacaklardı? Adam artık toparlanmaya başlarken, kadının telefonu çaldı. Kızı Güneş arıyordu. "Efendim kızım?" "Anne, ne oldu? Geldi mi tamirci?" Aldığı bu soruyla birlikte yaşlı kadın modu düşmüş bir şekilde derince soluklandı. "Geldi kızım, geldi de..." Devamını getirmeyen annesine karşı merakla, "de si ne anne?" diye sordu. Annesi derin bir nefes aldı. "Tamir olmazmış. Yenisini almaktan başka çare yokmuş." Bunu duyan genç kızın da yüzü düştü birden. O da annesiyle aynı şeyleri düşünmeye başlamıştı. Nasıl alınacaktı? İkisinin maaşını toplasalar bir çamaşır makinesi fiyatı bile etmezdi. "Tamam anne, ben bir çaresine bakacağım." diyerek telefonu kapattı. Ama sesi buna rağmen umutsuzlukla çıkmıştı. Nasıl halledecekti? Ve bütün bunları duymuş olan adam, ayakkabılarını giymesinin ardından evden ayrıldı. Dükkana geldiğinde ise çalan telefonuyla birlikte cebinden çıkarıp cevap vermesi bir oldu. "Efendim abi?" "Gittin mi oraya?" diye soran sese kulak verdi. Tamirci başını o görmese bile olumlu anlamda sallarken, "evet gittim. Şimdi yeni girdim dükkana." diye düşünceli bir sesle cevaplamıştı. Karşısındaki sesin bir buz kadar soğukluğuna ise aldırmadı. Zira onu çocukluğundan beri tanıyordu. O herkese karşı böyleydi. Onun karanlık bakışları kadar sesi de hep böyle soğuktu. Soğuk, ruhsuz ve duygusuz. "Bir kere de bir şeyleri ben sormadan anlatsan olmuyor mu?" Bu demir kadar sert sesle birlikte kendine gelen tamirci, "kusura bakma abi..." dedi. Derin bir nefes aldı. "Ben oraya gittim abi. İşin kısacası, yeni bir çamaşır makinesine ihtiyaçları var." "Seni oraya tamircilik yap diye yollamadım! Sen ne yapacağını iyi biliyorsun." Adam tabiki ne yapacağını biliyordu. Bu yüzden karşı hattaki adamı onaylamakla yetindi. Ve tekrar duydu O'nun sesini. "Ve şunu da unutma! Benim adımı veya lakabımı kullanmayacaksın. Benden haberi olmayacak!" Hiçbir cevap vermesini beklemeden telefonu kapatması bir oldu. Tamirci bakışlarını kapanan telefondan çekerek tam karşısında duran çamaşır makinesine çevirdi. Şimdi geriye tek bir şey kalıyordu. O da, bu yeni makineyi şüphe çekmeden onlara nasıl vereceğiydi. Patronun ise kesin emri vardı ki, ismini kullanmaması gerekiyordu. Diğer yandan genç kız da kara kara o makine parasını nereden bulacağını düşünmekteydi. Halini gören arkadaşı ise ne olduğunu sormuş, o da ona derdini anlatmıştı. Nilay'da üzülmüştü arkadaşına ama onunda elinden ne yazık ki bir şey gelmiyordu. Zira kendi durumu da pek iç açıcı değildi. Zaten durumu iyi olsa, o kafede çalışır mıydı? Okumayı tercih ederdi. Tıpkı genç kız gibi... Aslında hayat tercihlerden ibaretti ve her tercih bir cesaret hikayesiydi. Onlarında cesaretleri tam olarak buydu. Küçük bedenlerine büyük sorumluluklar yüklenmişti. ☀️☀️☀️ Genç adamın çok hatası olmuştu şimdiye kadar... Bunu asla inkar etmiyordu. Ders aldıkları da olmuştu, almaya vakit bulamadıkları da. Duydukları eğer doğruysa zaferleri de olmuş... Hatta ahını alanlar fatura ödüyormuş. 'İyi ki yapmışım' dediği şeyler de vardı, 'keşke' leri de... Şimdi ise yeni bir hayatı vardı. Yeni insanlarla, yeni yerlerde, yeni zamanda... Eskiler de var.. Ama çoğu eski yerlerde, eski zamanlarda. Geri döndürmek istediği zamanlar vardı, engellemek istediği başlangıçlar... Ama ne yazık ki yazdığı zamana bile geri dönemiyordu. Hayatından seneler çalan insanlar iyi ki çalmışlardı, iyi ki olmuşlardı hayatında. Çünkü büyütmüşlerdi O'nu... Hafızasından silmek istediği görüntüler, silemediği sözler de vardı. Duymamış olmayı denediği ama duyduğu... Kimilerinin gözüne sokmak istediği gerçekler vardı. Kendisinde saklı kalmasını doğru bulduğu... Ve hepsinin bir yeri, zamanı vardı içinde tuttuğu. Odaya, kendi odasıymış gibi giren adamla birlikte düşünceleri uçup giderken kaşları çatıldı. Elindeki fotoğrafa bakmaya bir son verip başını kaldırdı. "Hayırdır! Kapıyı tıklayacak bir elin yok mu senin!" Bu sert çıkışına rağmen karşısında dikilmeye bir son verip koltuklardan birine oturan yaşlı adam hafifçe sırıttı. "Hadi ama Karan. O kadar samimiyetimiz var seninle öyle değil mi?" Genç adamın kaşları yerine geçmemiş, çatıldıkça da çatılmıştı. "Niye geldin?" Yaşlı adam derin bir nefes aldı. Zira her gün bu adamın holdinginde, onun odasındaydı. Bunun farkındaydı. Ardından elinde tuttuğu fotoğrafı fark etti. Genç adam da onun neye baktığını anlayarak hala elinde tutmaya devam ettiği fotoğrafı önündeki dosyanın arasına koyması bir oldu. "O'nu... Takip ettiriyor musun?" Karan'ın bu soruyla birlikte bakışları normalleşti. Kimden bahsettiğini elbette ki anlamıştı. Kısaca, "evet!" diye yanıtladı. "Nasıl peki? Hala aynı yerde çalışmaya devam ediyor mu? Annesi nasıl, ne yapıyor? Mutlular mı?" Sıra sıra gelen bu sorularla birlikte genç adamın kaşları yine çatıldı. Öfkeyle karşısında oturan ve kendisine merakla bakan adama bakmaktaydı. "Şimdi mi geldi aklına?" Yaşlı adam derin bir nefes almadan yapamadı. "Şimdi değil... Her gün gelip sana onları sorduğumu biliyorsun." Karan, öfkeyle elini masaya vurdu. "Bunu kastetmediğimi biliyorsun!" Yaşlı adam elbette biliyordu ne demek istediğini, farkındaydı ama elinde de değildi. Sormadan yapamıyor, onları merak etmeden duramıyordu. Sessiz kalmayı tercih etti. Çünkü söyleyecek bir şeyi yoktu. O hatalıydı. Bunu kendisi de dahil herkes biliyordu. "Karan... Yapma böyle oğlum. Ben sadece onları merak ettiğim için geldim yanına. Cevap versen ne olur sanki?" Genç adamın yüzünde mimik oynamazken, o devam etti. "Hem, senden o evi takip ettirmeni ben istemiştim. Bana cevap vermek zorundasın!" Bakışlarına rağmen bir cesaretle kurmuştu bu cümleyi. Bu, genç adamı daha fazla öfkelendirdi. "Sen istedin diye mi takip ettirdiğimi sanıyorsun!" Zira o birileri istedi diye bir şey yapmazdı. Kendi istediği için yapardı. Ayrıca karşısındaki adam sadece evlerini gözlemesini istemişti ama o, genç kızı da adım adım takip ettiriyordu. Bu cevap yaşlı adam da bir merakı uyandırdı. Tek kaşını kaldırdı. "O zaman neden takip ettiriyorsun?" Bu soruyu sorarken Karan'ın gece gibi simsiyah olan göz bebeklerinin içine içine bakıyordu bir cevap beklercesine. Genç adam buna cevap vermedi. Hala aynı öfkeyle yaşlı adama bakmaktaydı. Bunun cevabını nasıl verebilirdi ki? Kendi içinde saklaması en iyisiydi. O hiçbir zaman duygularını kendisinden başkasına anlatmazdı. Ama bir gerçek vardı. Karanlık ve aydınlık kadar, gece ve gündüz kadar, ay ve güneş kadar bir gerçekti bu. O'ydu. Gerçeğin ta kendisiydi. İsmini uzun zamandır kalbinde sakladığı, aklında tuttuğu... Genç adamın uzun süren sessizliğinden faydalanarak gözlerini şaşkınlıkla açmış bulundu. "Yoksa sen. Sen ona..." Cümlesini yarıda kesen şey, onun öfkeli soluk alış verişiyle birlikte, "bu seni ilgilendirmez!" diye sertçe terslemesi bir oldu. Yaşlı adam birden ayaklandı. "Ben onun babasıyım!" diye hiddetlendi. Bunu duyan genç adamın bakışları alayla doldu. Sırıtması öyle çelişkiliydi ki, hem alaycı hem de öfke doluydu. "Babası olduğun şimdi mi aklına geldi!" Yaşlı adam onun sönmeyen aleviyle birlikte yerine sindi. Kabul etmeliydi ki, herkes gibi o da karanlıktan korkuyordu. Bunun için sesi değil, öfkesi değil, bakışları bile yetiyordu. "Onu ve annesini terk ederken aklın neredeydi! Yengemle evlenirken aklın neredeydi söyle!" Amcasıyla yengesi de yıllar önce sırf bu adam yüzünden boşanmışlardı. Bu adam iki aileye de zarardan başka bir şey vermemişti. Şimdi de kalkmış hangi cüretle onu sorardı? Aklı almıyordu. Haklılık payıyla sustu kaldı. Cevap veremedi. Zaten ne diyebilirdi ki? Bir süre sonra odayı bir telefonun zil sesi doldurdu. Genç adam masanın üzerinde duran telefonunun ekranına baktığında yabancı bir numara olduğunu gördü. Çatık kaşlarla daha fazla beklemeden yanıtladı. Duyduğu sesi ise daha önce duymadığına emindi. "Abimi öldürmenin cezasını vereceksin!" ☀️ DEVAM EDECEK... Evet... Yeni bir düşmanımız daha olduuu. Sizce bu düşman, bizim kıza zarar verebilecek mi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD