Karan Kandemir... Telefonun diğer ucundan gelen sesi duyduğunda kaşlarını çattı. Öfke, içinde sessiz ama keskin bir şekilde büyüyordu. Nefesi sert, gözleri soğuk ve delip geçen bir bakışla dolmuştu. Sanki tüm dünya duracak, sadece o ve karşısındaki kişi kalacaktı.
Karşı hattan duyduğu kalın ses ve söyledikleriyle birlikte kaşları daha nasıl olabiliyorsa çatıldı. "Sen kimsin!"
Ve cevap gecikmemişti.
"Bir kaç gün önce holdinginde, yeğenimin gözü önünde öldürdüğün adamın kardeşiyim!"
Genç adamın aklına birer birer üşüştü anılar. Son bir kaç gün önce, bir kişiyi öldürmüştü ve o da ölümü hak edenler arasındaydı. Annesinin katilini göz yuma yuma daha fazla yaşatacak değildi.
"Bu boş tehditlerini başkasına sakla!" sesi bir demir kadar sert ve bakışları kadar da karanlıktı.
"Ben ödeşmeyi çok severim Karan Kandemir!"
Genç adamın yüzü alaylı bir ifade aldı. Soğukça sırıttı.
"Benim böyle tehditlere karnım tok! Beni kiminle tehdit edebilirsin ki sen! Annemle mi, babamla mı..? Benim bir ailem bile yok. Haliyle kaybedecek bir şeyim de yok!"
Nasılsa babası şehir dışındaydı ve o kendini pekala koruyabilirdi. Bunu biliyordu. O yüzden içi rahattı. Babası dışında da ailesinden geriye kimse kalmamıştı.
Karşı hattan gelen kahkahayla birlikte düşünceleri son buldu.
"Emin misin... Karan Kandemir!"
Kaşları bu sefer çatıldı adamın. Neyden veya kimden bahsediyordu? O'ndan bahsediyor olamaz diye düşündü. Sadece kendi yüreğinin bildiği o ismi kastediyor olamazdı. 'Kaybedecek bir şeyim yok' derken, o bütün bunların dışındaydı.
"O'nu kaybetmeye göze alıyorsun yani he, Karan Kandemir!"
Genç adamın elleri yumruk halini aldı.
"Kimden bahsediyorsun? Açık konuş!"
"Hadi ama Karan, artık şu sırrını açığa çıkarma vakti gelmedi mi sence de.? 'O' diyorum. Gerçekten kaybedecek bir şeyin yok mu sence de..."
Karşı hatta ki sesin derin bir nefes aldığını duydu. Ardından alaycı sesini...
"Immm, neydi adı... Hah, Güneş Soylu."
Genç adam hali hazırda ki yumruk yaptığı elini sıktıkça sıkmaya devam etti. Öyle ki, parmak buğumları belirginleşmeye başlamıştı.
O'nu herkesin, her şeyin dışında tutmuştu şimdiye kadar. Kalbinde bir sır gibi saklamıştı. Şimdiye kadar karşısına çıkmama sebebi de buydu zaten. Ama şimdi, bu sırrı açığa çıkmıştı. Nereden, nasıl öğrenmiş olabilirdi? O kadar da iyi sakladığına emindi ki oysaki. Gerçekten de bir sır, nereye kadar tutulabilirdi? Nerede açık vermişti? Bunları düşünmekteydi genç adam.
Onu kaybedemezdi.
'Kaybedecek bir şeyim yok' derken onu bildiğini bilmediği için böyle söylemişti.
Genç adam öfkeli siyahlarını, karşısında kendisini merakla izleyen adama odaklamıştı. O da ortada neler döndüğünü merak ediyordu, ki bakışları da bu merakını ispatlıyordu. Seğiren gözleri ise bir şeye çok öfkelendiğini gösteriyordu. Dikkatle genç adamı incelemekle, tepkilerini ölçmekle meşguldü.
Karan öfkeyle soluklandı. Yumruk olan elini masaya sertçe vurdu.
"Eger O'nun kılına dahi zarar gelirse, sana bu dünyayı dar ederim anladın mı lan beni!"
Karşı hattaki adam bu öfkeli soluklara ve şu an bakışları kadar emin olduğu bu sese kayıtsız kalamadı. Korkuyor muydu? Belki. Çünkü Karan Kandemir'in gücünü biliyordu. Ama o da ne olursa olsun kafasına koyduğunu yapacaktı. Çünkü o, abisinin katiliydi.
Abisinin katili olan bu adama daha fazla meydanı bırakmaya niyeti yoktu.
Bu düşüncelerle birlikte derin bir nefes aldı. Korkusunu sesine yansıtmamaya özen göstererek, "göreceğiz Karan Kandemir! Göreceğiz. Sadece bekle ve gör!" diyip suratına telefonu kapattı.
Genç adam büyük bir öfkeyle elindeki kapanan telefona bakarken, bakışları da çoktan karanlıklaşmıştı.
Karan Kandemir, geceydi.
Duygusuz olan duyguları da geceleri ayın kapladığı gökyüzü gibiydi. Karanlık, kapkaranlık.
"Ne oldu, neye öfkelendin bu kadar?"
Öfkesinden gram eksilmediği halde daha fazla dayanamamış, sormuştu bu soruyu. Karan'ın öfkeden siyaha bürünmüş gözleri karşısındaki adamı buldu. Ve ruhsuz bir sesle cevapladı sorusunu.
"Kızın... Kızının canı tehlikede!"
Genç adamın öfkesi dinmedi. Aksine, artmaya devam etti. Öfkesi kordan bir alevi andırıyordu adeta. Bakışları ise karardıkça kararıyordu. Ona bir zarar gelmesine asla izin vermeyecekti. Bu yolda kendi canını ortaya koyması gerekiyorsa da, koyacaktı. Ama 'O' yaşayacaktı. Ölmesine izin veremezdi.
Karan'ın kurduğu bu son cümlesinden sonra yaşlı adamın da kaşları çatıldı. Elleri yumruk halini aldı. Gözleri koyulaşmaya başladı. Ve bilmiyorlardı ki, iki adamında aklından aynı şeyler geçiyordu.
**********
BÖLÜM SONU.
DEVAM EDECEK...
Sizce Karan bu sefer gerçekten geç mi kaldı?
Sizce Güneş şu an gerçekten güvende mi?