Gecenin karanlığında her şey sessizdi ama Karan’ın içinde fırtınalar kopuyordu. Sokak lambalarının sönük ışıkları, gölgelerin arasında kayboluyordu. Gece, onun en sadık dostu, en güvenilir yoldaşıydı. Kimseyi çekmek zorunda olmadığı bu yalnızlık, kalbindeki öfkeyi ve tutkuyu daha da keskinleştiriyordu. Her adımında gölgelerle bütünleşiyor, her nefeste öfkesini bir damla daha büyütüyordu. Ve işte o an, önünde bir depo, içinde sevdiğine zarar verenler… Karan için tek seçenek vardı; adaletin karanlık yüzünü göstermek.
Ve Karan, oldu olası sevmişti geceleri. Bu dinginliği, bu sakinliği ve hiç kimseyi çekmek zorunda olmadığı şu yalnızlığını hep sevmişti. Ne yapmacık gülüşler, ne yüzlerden sarkan maskeler, ne de birbirini çekiştirmeler yorardı ruhunu böylesi gecelerde. Gökyüzünde yıldızlarını, yatağında rüyalarını... Ve geceye kapanmadan gözleri, dilinden süzülen sözlerini hep sevmişti.
Genç adam gecenin karanlığında sert adımlarla önündeki depoya doğru ilerliyordu. Adamlar iki yandan da kapalı olan deponun kapısını açmışlardı.
"Serkan içeride mi?" diye buz gibi sesiyle sordu. Adamlardan biri başıyla onaylarken, "evet abi, içeride. O itler de içeride." diyerek yanıtladı. Buraya ne için geldiği belliydi. Ne yapacağı belliydi. Hiç dinmeyen öfkesi ve sert adımlarıyla birlikte deponun içine girdiğinde tam karşısındaydı sevdiğinin canına kasteden soysuzlar.
"İşte abi, bahsettiğim şerefsizler bunlar!"
Karan'ın gözleri karardı. Siyahları geceye büründü. Seğiren gözleriyle birlikte o ikiliye doğru yavaş ama karanlık bakışlarıyla ilerlemeye başladı. O sadece geceleri görünürdü. Sadece geceleri ortaya çıkardı. Çünkü o karanlıktı.
İki adam karşılarındaki adamın bakışlarını görür görmez çoktan korku bedenlerini ele geçirmişti bile.
"Abi ne olur affet bizi. Söz bir daha karşısına bile çıkmayız." dedi aralarından biri. Ama genç adam bunu duymadı bile. Hala yerinde sabit bir şekilde durmuş, karşısındaki öfkeden tir tir titreyen ikiliye bakmaktaydı. 'O da böyle korkmuştur kesin' diye düşündü bir an. Bu düşünce onu daha fazla öfkelendirdi. Siyah harelerinden alevler eksik olmuyordu. Öfkeli siyahlarını kısıp hızlı adımlarla yaklaşarak birine sert bir yumruk atmasıyla birlikte acı bağırışı depoda yankılanmıştı. Diğerinin de yakasına yapıştı. Öfkeyle tıslayarak konuştu. "Ona nasıl dokunursunuz lan siz!"
Ve ona da kafa atmasıyla adam neye uğradığını şaşırmıştı. O kızı sıkıştırdıklarına çok pişman olmuşlardı. Eğer arkasında böylesine sağlam birinin olduğunu bilselerdi, yaparlar mıydı?
"Kimsiniz lan siz! Kimin köpeklerisiniz ! Söyleyin çabuk!"
Bunu sorarken adamın yakasına bir kez daha yapışmıştı. Sessizliğini korumaya devam eden adama karşı öfkesi ikiye katlandı. "Kimsiniz dedim!"
Bu adamların ölümü öyle kolay olmayacaktı. Önce kimin adamı olduklarını öğrenmesi lazımdı. Ölüm sonraki işti.
Hala ikisinden de hiçbir cevap gelmezken, arkasında elleri ceplerinde olanları izleyen Serkan'ın sesi duyuldu.
"Onun öfkesiyle karşılaşmak istemezsiniz! O yüzden bir an önce cevap verseniz çok iyi edersiniz!"
Karan'ın öfkesine öfke eklendi. Seğiren gözleriyle ve koyulaşan irisleriyle yakasından tuttuğu adamı geriye doğru savurdu sertçe. Belinden silahını çıkardı. Hazır hale getirdi ve anında o ikisini isabet aldı.
"Cevap verin lan bana!"
Silahı görmeleriyle birlikte korkuları arttı. Her ikisi de gözlerini kocaman açarak bakmaya başladı. En sonunda biri korkuyla zor da olsa cevap verebilmişti.
"Kimsenin adamı değiliz abi. Biz - bizim sadece pa - paramız yoktu. Her zaman herkese yaptığımız bir şeydi." cümlesi bitince soluklanmayı ihmal etmedi. Karan elindeki silahı beline yerleştirerek o konuşan adamın üzerine yürüdü ve sol gözüne yumruğunu yapıştırdı.
"O herkes değil! Bunu aklınızdan sakın çıkarmayın!" ardından Serkan'a bakarak, "bunları depoda tutmaya devam et. Ayrıca ikisini de araştır bana. Gerçekten biri için çalışıyorlar mı çalışmıyorlar mı öğren!" diye emirlerini sıralarken katran karası bakışlarını tekrar o ikisine yöneltti ve devam etti.
"Ondan sonra bakacağım bunların icabına!"
Ve diğerine de yumruğunu attıktan sonra deponun çıkışına doğru yürümeye başladı. "Emredersin abi." O sırada sağ kolu Serkan'ın sesini de duymuştu.
O telefon konuşmasından sonra eskisinden daha fazla diken üstündeydi. Kendisi önemli değildi ama O'na bir şey olacak diye aklı çıkıyordu. Bu adamların haberini alır almaz da, annesini öldürdüğü için intikamını aldığı katilin kardeşi sanmıştı. Bu işin arkasında o olduğunu düşünmüştü. Ve biliyordu ki, Serkan bunu kısa sürede araştırıp dosyayı da önüne getirirdi. Sağ koluna güveniyordu.
'Sana bir şey olmasına asla izin vermem!' diye mırıldandı kendi kendine. Bütün endişesi onun içindi. O adam nasıl olmuştu da bir sır gibi sakladığı zaafını öğrenmişti? Bilemiyordu. Mutlaka farkında olmadan bir yerde açık vermişlerdi. Yoksa ki öğrenmesinin başka yolu yoktu.
Başını yukarı doğru kaldırarak dolunayın ve yıldızların kapladığı simsiyah gökyüzüne bakmaya başladı. Şu an bulundukları yerde tek bir ışık huzmesi yoktu ve bu aydınlık, havadaki dolunaydan geliyordu. Yıldızlar ise adeta ona eşlik ediyordu. Genç adam en çok da gecenin bu karanlığını seviyordu.
Karanlık gecelerde dışarıda pek insan olmazdı. Hele ki onun etrafında hiç olmazdı. Ama Karanlık; onun en kalabalık yalnızlığıydı...
"Abi..."
Serkan ona seslenerek daha fazla yaklaştı. Genç adam ona dönmedi. Başını gökyüzünden indirdi. Karşısına doğru ifadesizce bakmaya başladı.
"Zor olmuyor mu böyle abi?"
Kendisine yöneltilen soruyla birlikte bu sefer bakışlarını buluşturdu onunla. Anlamadığı soruyla kaşlarını çattı. Bu bakışın sebebini anlayan adam, sorusunu daha açıklayıcı şekilde sordu.
"Yani, onu böyle uzaktan sadece takip etmek ve ettirmek. Onu uzaktan korumaya çalışmak..."
Karan'ın bakışları değişti. Siyahlarını ondan çekerek tekrar aynı noktaya bakmaya devam etti. "Ne yapmamı isterdin?" Öyle bir şekilde cevap olarak sormuştu ki, alaycı desen değildi, öfkeyle desen değildi.
"Karşısına çık." bunu çok normal bir şeymiş gibi söylemişti. Karan tekrar siyahi bakışlarını ona yöneltti. Kaşlarını yine çatmıştı.
"Bu o kadar kolay mı!" derin bir nefes aldı.
"Hem, ne diyip de çıkacağım ben onun karşısına!"
Son söylediği bir soru cümlesi değildi. Cesareti olmadığından çıkmıyordu karşısına. Onda o cesaret fazlasıyla vardı fakat onun hayatı karanlıktı. Karanlığına Güneş'i hapsedemezdi. O, geceydi. Gecesine gündüzü karıştıramazdı. O zaman tam bir felaket olurdu. Her şey, O'nun güvenliği içindi.
Bu son söylediklerine karşı Serkan cevap vermedi. Omuzlarını silkti. Bakışlarını düşürdü. Karan, sağ kolunun omzuna iki kere vurdu.
"Acı çekmiş hiç kimse, artık eskisi gibi değildir!"
Genç adam da değildi. O annesi öldürüldüğünden beri eskisi gibi değildi. Annesinin katilini öldürüp intikamını almak bile soğutmamıştı içini.
"Ve ayrıca..." dedi adam. Derince soluklandı. "Ne zaman birine duygularını belli edersen, o zaman onu kaybedersin!"
Ve genç adam, onu kaybetmek istemiyordu. Eğer onu kaybederse işte o zaman, kendisi de bu dünyadan yok olmuş demekti. Onu kaybetmektense, böylesine uzaktan sevmeyi tercih ediyordu. Bu şekilde varlığından bir haber olması çok daha iyiydi. En azından araya kayıplar girmezdi.
Kaybetmeler, geç kalmalar, pişmanlıklar içinde ve, "ne yaptım ben" demelerle geçiyordu hayatlar. Keşkeler uçurtma uçuruyordu sürekli beyinlerde. "Daha iyisi vardır" diyerek yanındaki en iyiler kaybediliyordu. Sonrası ise geri dönüş çabaları... Ama ne yazık ki, mezara dikilen çiçek öleni diriltmiyordu artık. Genç adam da annesinden sonra sevdiği birini daha kaybedemezdi.
Son cümlesinden sonra büyük adımlarla arabasına doğru yürüyerek binmişti. Sağ kolu Serkan ise hala olduğu yerden kendisine doğru bakmaktaydı. Onun karşısına çıkmak kadar kötü hiçbir fikir yoktu. Ama hayat bu ya; belki de kendi elinde olmayan sebeplerden dolayı karşısına çıkmak zorunda kalacaktı. Çünkü hayat, sen planlar yaparken başına gelenlerdi.
Derin bir nefes alarak beynindeki düşüncelerle birlikte arabayı çalıştırıp sürmeye başladı.
Uzaktan sevmek diye de bir gerçek vardı. Bunu ise sadece yaşayanlar bilirdi. Sevmek dokunmak demek değildi. Öpmek koklamak değildi. Sadece bir resmine bakıp onun her zerresini ezberleyecek kadar sevmekte vardı. 'Bir gün belki kavuşuruz' umuduyla buluşma senaryoları yazmakta vardı geceler boyu... Sadece bir kere sarılabilmenin hayaliyle uykuya dalmak, onu içinde, en derinlerde hissedebilmek vardı mesela.
Ama genç adam şunu biliyordu ki, şimdi onun karşısına çıkmanın ne yeri ne de zamanıydı. Oysaki şu an, onun adı gibi güneş kadar sapsarı ve karanlıkta bile parlayan saçlarının kokusunu içine çekmek için nelerini vermezdi.
☀️ DEVAM EDECEK...
Sizce Karan doğru mu düşünüyor? Onun güvenliği için uzak mı durmalı? Yoksa karanlığına onu da mı çekmeli?