Volkan
Temasları kurmak için Binbaşı rütbeme dek sırtımı dağda dayadığım kaç sağlam adam kaldı ise kapılarını tıklattım.
Kaç tane kaldı ise diyorum çünkü ağaç budar gibi budadılar.
2 hafta hızla geçti. Doğan ile benim de katkımla tam 12 özel kuvvet timi Albay Tahsinin aldığı özel izinle tatbikat bahanesi ile sınıra yakın bir bölgeye geçtik.
Komandolardan Deli Murat adlı üsteğmenin adını çok duymuştum ama tanışma şansım olmamıştı.
Binbaşı Korkut'un da iletişimde yardımcı olması ile Deli Murat'ı yakaladığımız teröristlerden aldığımız istihbarat yönüne devriye atmasını sağladık.
Plan basitti, Deli Murat ve timi keşifte sıcak temas kuracak, destek isteyecek, ona en yakın noktada tatbikat yapan biz de destek sağlayacaktık.
Tabi ki her şey düz beyaz kağıttaki gibi olmadı. Temas saati gelmesine rağmen bir türlü Destek çağrısı geçmiyordu Deli Murat'tan.
Herkes hazır beklerken Doğan " Bu işte bir bokluk var" dedi. Normalde kuruntu yapma lan derdim ama evet vardı, kokusu geliyordu.
"Komtanım ne yapıyoruz ?" dediğinde bir müddet düşündüm. Etrafı gözlemlerken dağdan bir taş yuvarlanma sesi geldi.
Onlarca adam taşın yuvarlandığı yere silahları doğrulttuklarında küçük bir çocuk gördük.
" Kumandan" diye sesi titreyerek yaklaşıyordu. " Dur " diye uyardı Doğan
" Ellerini kaldır bekle, üstünü aç "
Üzerinde patlayıcı var mı diye tedbirli davranıyordu. Çocuğun kıyafeti kan içindeydi. Türkçesi bozuktu ama anlaşılıyordu " masum ben masum kumandan, çatışma, pkk"
Üstünü tamamen soymuştu, üzerinde bomba falan olmadığına ikna olunca Selçuk yanına gitti. " komtanım Suriyeli bu!" deyip Arapça konuşmaya başladı.
" Komtanım beklediğimiz haber geldi" dediğinde halen aklım bize neden destek çağrısı yapmadıklarında kalmıştı. Askerlerden birisine " çocuğu koru, canın pahasına" diye üstünü çizdim.
O çocuk tatbikat noktasını neden terk ettiğimizin kanıtıydı, zira biz taş üstünde taş bırakmayınca bir açıklama isteyecekti bazıları.
Neden silah sesi duymadığımız ise çocuk konuşunca anlamıştık.
Murat üsteğmen ve timi belirlediğimiz noktadan çok farklı bir noktada ve biraz da dezavantajlı bir konumda müdahale etmişti, muhtemelen de sinyallerini kesecek bir sinyal kesici vardı.
"Komtanım burada işler biraz karıştı, bir gurup Komandoları pusuya düşürmüş, şimdi desteğe gidiyoruz. Her duruma karşı hava desteğine ihtiyacımız olacak. Sinyal kesici olduğunu düşünüyoruz, tam koordinatları size iletiyoruz" deyip cevap bekleyemeden sahra telsizinin başında bir asker bırakıp çıktık. Hatlar açık olmasına rağmen, karşıdan cevap sürekli gecikmeli geliyordu. Dönüyordu yine kirli bir oyun ama...
Uzak mesafe vardı ve toplamda 8 komando yüzlerce itin arasında kalmıştı. O yolu nasıl gittik, o mesafeyi nasıl koştuk bilmiyorum ama en sonunda uzaktan ıslık sesine benzer sesler duyduğumuzda Doğan rahat bir şekilde güldü " Çok şükür"
Karşılıklı ateş olması şu demekti, halen bizden yaşayanlar var ve çatışma sürüyor.
Asıl sorun o değildi, kaç kişi vardı bizden.
Uzaktan bir değerlendirme yaptığımızda durumu anlamıştık. Onlarca silah sesine karşın bizim çocuklardan 3 sıralı atış sesi geliyordu 2 posta devirdaimli.
" En azından 6 kişinin hayatta olduğundan eminiz" dedi Selçuk elinden geldikçe sakin tutmaya çalıştığı sesi ile. Tam hava desteği ne zaman gelir diye söylenirken telsizden o çağrı geldi " Komtanım hava desteği için izin çıkmadı"
" O ne demek lan?" dediğimde Doğan ile göz göze geldik. Yarbay Adnan Barış'ın sesini duyduk
" Bu piçleri öldürmek için illa hava desteği mi lazım, hadi bakalım şu piçlere gösterelim Türk askeri ile dans etmeye kalkışmak ne demek"
Emir açıktı. Taktiksel ilerleyip harekat ettiğimizde komandoları güçlükle de olsa bulundukları kıskaçtan çıkartmıştık ama sorun o değildi.
Sorun bu piçlerin sayısının bize söylenenin 3 katı oluşu ve şu ana dek örgütte hiç görülmeyen silahlar ekipmanlar ile ateş ediyor oluşlarıydı.
Söylemekten hoşlanmasam da durum aleyhimize dönmek üzereydi. Gözüm hemen Arda'yı buldu. "Çabuk sinyal alacağın bir noktaya ulaş. Albay Tahsin'e acil hava desteği istediğimizi ilet. Düşman unsurun çok kalabalık olduğunu ilet. Eğer olumlu sonuç alamazsak da hakkını helal etmesini söyle" dedim.
Bu söz bir nevi Suriye' den sonra gizli mesaj olmuştu aramızda. Durumun ciddiyetini anlatmanın en iyi yolu buydu.
20 dakika sonra
Elimizden geldikçe direniyororduk. Destek gelmemesi gibi bir durum söz konusu değildi ama birileri bile isteye desteği geciktiriyordu.
Koluna turnike yapılmış Üsteğmen Murat 'ın yanına geçip " Neden noktayı değiştirdiniz? " dediğimde yüzüme anlamayan bir ifade ile baktı
" Komtanım siz değiştirdiniz, bize sizden açık emir geldi " Bu cevapla Yarbay ile kısa süreli bir bakışma yaşadık.
Havada sis oluşmaya başlamıştı, artık helikopter desteği beklemek mümkün değildi. Bunu bahane edip hava koşulu uygun değildi diyeceklerdi.
Biz tedbirli davranırken bu piçler getirdikleri sevkiyattaki tüm silahları üstümüzden yağdırıyordu. Cenk yanıma geldi " Ben böyle işin amına koyarım, ulan ülkedeyiz ülkede, neden destek gelmiyor "
Hakim bir noktada olmamıza rağmen kuşatılmaya başlanacağımız açıktı. Başımızı çıkartamıyorduk yaylım ateşinden.
Bu da çevirmeye başladıkları anlamına geliyordu. " Pek hayalimdeki gibi olmadı" dedi Doğan bir sigara çıkartarak yaktı siper alıp.
Çaresiz değildik, yapabileceğimiz şeyler vardı ama bunların hepsi zaman kazanmaya yarardı, sağ çıkmaya değil.
Murat üsteğmenin kendi de dahil 4 askeri yaralıydı. 1 tanesinin durumu ağırlaşıyor, kan kaybından bilinci gidip geliyordu.
Mecbur kalıp doğrudan kan nakli yaptık, çok şükür bir şey olmadı ama turnikesini her gevşetmemizde takviye edilen kan da gidiyordu.
Doğan ile gözgöze geldik " Damar kopmuş" dedi Doğan. Demek istediğini anlamıştık. "dağlayalım, ya da turnikeyi birdaha gevşeme " dedi askerin bacağına bakarak.
2 türde de yaralı astsubayın bacağı gidecekti. Turnikeyi birdaha gevşetmesek de dağlasak da! Başka çare de yoktu. Öncelik askerimin hayatıydı.
Sis iyice çöktüğünde yakınızıma düşen korkunç bir füze atışı ile kulaklarımız çınladı, savrulduk...
Bir ton küfür eşliğinde kulak çınlaması, toz duman, kan... Cenk'ten yükselen küfürler ile doldu patlamadan sikilmiş kulağım " Füze ne lannn füze ne! o füzeyi sizin götünüzde patlatmayana Cenk demesinler "
Gözüm hemen etrafı taradı. " Herkes iyi mi, ses verin" kısa süren sessizliğin ardından ard arda cevaplar geldi ,inleme sesleri de beraberlerinde geldi.
Doğan nerden geldiğini anlayamadığım şekilde kendini siperimize atmış ve belini taşa yaslayıp uzanarak derin derin soluk aldı
" Bunların hepsi pkk değil, eğitimli askerler var "
" Ne demek o? " dediğimde yarbay söze girdi " Silahı kim kaçırıyorsa paralı asker tutmuş belli ki güvenmemiş bu piçlere "
" Komtanım silahları almak için bekleyenler kimse gelmeyince buluşma noktasından hareket edebilir, çaprazda kalabiliriz" dedi Haktan yüzbaşı.
"Artık bazı şeyleri kabul edelim " dedim gözlerimi komtanıma dikerek " Desteğe gelmiyorlar , gelmeyecekler. Çaprazda kalmadan beklemeyi sonlandırıp yapmamız gerekeni yapalım"
Yarbay bir süre düşündü " Bana ordun seni yalnız bıraktı komtanım, başımızın çaresine bakalım dediğinin farkında mısın binbaşı ?" dedi suratından binbir parçaya bölünmüş hayalkırıklığı dökülen yarbay Adnan Barış ve sonra bakışını karla sisin arkasında bir noktaya dikti
" Şunu unutmayın binbaşı, bizler yalnız değiliz" deyip gözünü ufuka dikip gülümsediğinde patlamadan çınlayan kulaklarımıza ritmik bir ses doldu.
Gözümü kısıp baktığımda bembeyaz sisin arasından 6 savaş helikopterinin geldiğini gördük. Böylesine bir havada bizim için gelmişlerdi!
Sonrası tam bir şenlik... ağır bir bombardımanına ardından kontrollü olarak ilerlerken o sesi duyduk " Türk Hava Kuvvetleri Pilot Kurmay Yarbay Ateş Sungur, biz daha ölmedik kardeşim" bizim Yarbayaydı bu söz.
" Ölmedik kardeşim, ölmedik" diye cevap verdikten sonra artık üstünlük tamamen bizdeydi.
Kısa süre içerisinde tüm temizliği yapıp leşlerin içine daldığımızda baştan aşağı siyah giyimli, ışid görünümlü beyaz tenli mavi gözlü cesetler ile karşılaştık.
Boyları, kasları... " Lejyonerler mi?" dedi Cenk yanıma gelerek ayağının ucu ile can vermiş leşin birisini ters çevirip yüzüne baktı.
" En son Suriye'de görmüştüm. Eğitim subayımız da Irak'ta gördüğünü söylemişti. Bir ara rapor düzenlemiştik, bu tip askerlerin nasıl yetiştirildiği, nereden temin edildiğini ama ülkemde böylesine bir sevkiyatı yapacak kadar ileri gidilebileceği hiç aklıma gelmezdi" dediğinde yarbay " Sınırları ateşe verdiler, her yer alev aldı, şimdi sıra asıl hedefi vurmakta. Daha görmediğiniz çok şey göreceksiniz. Hazır olmamız lazım" dediğinde herkes birbirine baktı kısa bir süre
" Neye komtanım?" dediğinde " Eğer bu işi sessizce bir yıl içinde halledemezsek yeni bir kurtuluş savaşı yazmaya" dedi omzuma teselli verircesine dokundu giderken.
Farkındaydık, bir felaket yaklaşıyordu... Peki biz bu kıyamete ne kadar hazırdık?