AZAT
Saat akşam 21.30’u gösterdiğinde yanıma on adam alarak kulüpten çıktım. Trafik yoğunluğunu hesaba katarak biraz erken giderdim. Şarjımın azaldığını fark ettim ama idare ederdi. Ataşehir ‘de ki depoya vardığımda teslimata beş dakika vardı. Sıkı ağaçların olduğu alanda deponun girişi net görünüyordu. Gözlerim Levent’i direk buldu. Yanında beş kişi vardı. Siyah SUV un yanaştığını görünce teslimatın başlayacağını anladım. Adamlarıma işaret verdim. Onlardan önden ilerlediğinde bunun bir tuzak olduğunu fark etmekte geç kalmıştım. Beş adamım mayına bastığı gibi paramparça oldular. Biraz daha yakın mesafede olsaydım zarar görebilirdim. Silah sesleri bir anda arttı. Kendimi deponun girişine yakın bir duvarın arkasına geçerek siper ettim. SUV dan çıkan dört kişi daha Levent’e katılınca zayıf duruma düşmüştük. Resmen ava giderken avlandık. İki silahımı da elime almış art arda sıkıyordum. Ben Azrail’im ne pes ederim ne de kaybederim. Çatışma yaklaşık on dakika devam etti. İki tarafında adamları teker teker ölmüştü. Sadece Levent ve ben vardık. Kaçmaya çalıştığını fark ettiğimde hızla içeri girdim. Kolonun arkasına siper alıp bana sıkmaya devam etti.
‘‘Ulan puşt buradan çıkışın yok. Sıkıcam lan senin kafana. Ben bitti demeden bitmez. Karşında Azrail var!’’
Levent iti gülmeye başladı. Manipüle etmeye çalışıyordu. Ama ben yemezdim.
‘‘Hiç sanmıyorum Azrail. Bugün geberip gideceksin. Sen ava geldin ama avcının kim olduğunu öğrenememişsin.’’
Bu şerefsiz kolonun arkasından çıkmaz. Hedef şaşırtmak lazımdı. Şarjör değişim sesini duyar duymaz yön değiştirdim. Sağ tarafından yirmi metre mesafeden karşısına çıktığımda aynı anda tetiğe bastık. Levent önce davrandığı için karnımdan giren kurşun dengemi kaybettirdi. Benim kurşunum sol omzuna girmişti. Yere düştüğümde Levent kaçıyordu. Kalkıp peşinden gidecek gücü toplayamamıştım. Ne kadar süre geçti farkında değildim ama uzun bir süre olmamıştı ki deponun girişinde ayak sesleri duydum.
‘‘Yardım edin!’’
Mahallenin çocuklarından diye düşünürken karşıma bir kız çıktı. Bir an afalladım. Beyaz tenli, kumral, yeşil gözlü hemen hemen Bade’nin yaşlarında bir kızdı. Çok güzeldi. Saçları beline kadar uzanıyordu. Üzerinde neon yeşili ceket pantolon takımı vardı. Etrafta bekleyen adamlar olabilirdi. Tehlikeye girsin istemiyordum. Buradan gitmeliydi.
‘‘Beni Bırak.’’ Dedim ama dinlemedi.
Bir anda silah sesleri ve araba sesleri duyuldu. Belli ki Levent denen şerefsiz beni öldürmeleri için adam göndermişti. Benim yarım kadar olan kadın sesleri duyar duymaz bana destek vererek ayağa kaldırdı. Zorlukla depodan çıktık. Karnıma bastırdığım kurşun yarası kanamaya devam ediyordu. Biraz ilerde arabası olduğunu söyleyerek oraya doğru yönlendirdi. Neyse ki kimseye yakalanmadan araca ulaştık. Ulan birde bana hastane demez mi? Sinirim iyice tepeme çıktı. Beykoz’da ki evime gidecektim.
‘‘Bu gördüklerini unutacaksın küçük kız. Yoksa senin hayatını kaydırırım!’’
Kadınlar erkeklerden daha tehlikeli ve daha kolay satın alınır. Ben uyarımı yapayım da kafasına sıkmak zorunda kalmayayım.
‘‘Büge.’’ Dedi.
‘‘Anlamadım.’’ Dedim bende.
‘‘Küçük kız değil. Adım Büge.’’
Yüzüne bir an dönüp baktım. Normalde başkası olsa çığlık çığlığa bağırır kaçar. Değişik bir kız. Hem beni kurtarıyor hem de bana dikleniyor. Sikerim atarını demek vardı da neyse.
‘‘Azat.’’ Dedim.
‘‘Biliyorum. Seni bilmeyen mi var?’’ dedi.
Yok tabi. Yer altı lideriyim. Azrail’in hem kendisi hemde sahibiyim. Telefonumu çıkardım. Neyse ki kapanmamıştı. Polat’ı aradım.
‘‘Kardeşim sevkiyata gitmişsin lan insan haber verir amına koyayım.’’
‘‘Sevkiyat yok tuzağa gitmişiz. Karnımdan vuruldum. Bizim doktoru al benim eve gel.’’
Cam kırılma sesi ve küfür aynı anda geldi.
‘‘NE DİYORSUN LAN NE VURUMASI! Bu puşt canına mı susamış! Kapat geliyorum hemen.’’
Polat telefonu kapattığında yan tarafımda oturan kadını izledim bir süre. İnce beline zıt iri kalçaları ve iri göğüsleri dikkat çekiyordu. Ona baktığımı fark etti ki yüzüme baktı.
‘‘Maşallah bir doyamadın sende.’’
Neye doyamamıştım anlamadım?
‘‘Ne diyorsun kızım neye doyamamışım?’’
‘‘Sabahtan beri gözünle yedin be birde neye doyamamışım diyorsun? Hiç mi kadın görmedin hayatında.’’
Kahkaha attım. O an ben bile şaşırdım kendime. Uzun zamandır kahkaha atmamıştım.
‘‘Her gece senden kaç tanesi altımda inliyor haberin var mı? Kemerimi çözüp sikimi yalamak isteyen onlarca kadın var. Senin gibi küçük memeli kalçasına vurunca ses gelmeyen kadınlar ilgimi çekmiyor.’’
BÜGE
Lan bu benim göğüslerime mi bakıyor? Pis sapık. Bir an kendimi süzdüm. Bence göğüslerim ve kalçamda gayet dolgundu.
‘‘Ağızında amma pis be senin. Hayatını kurtardım teşekkür edeceğin yerde söylediklerine bak. Pislik.’’
Yüzüme bir an öyle bir dönüp baktı ki susup kaldım. Büge kızım kendine gel. Adam mafya bir de atar gider yapıyorsun.
‘‘Beykoz’a geldik artık tarif edecek misin?’’
Sesimde sanki kıçıma kaçmıştı. O bakıştan sonra normal. Adam zannedersin Azrail olmuş canımı almaya gelmiş. Evini tarif ettiğinde yarım saat sonra ormanlık alanda bir villanın önüne gelmiştik. Etrafımızı bir anda adamlar sarınca çığlık attım.
‘‘Bağırıp durma kafamı siktin. Benim adamlarım onlar. Hadi in.’’
Oha… Çüş… bir de evine mi girecektim. Pislik iki dakikada benimde ağzımı bozdu.
‘‘Yok benim eve dönmem gerekiyor. Ev arkadaşım çok merak etmiştir. Sana geçmiş olsun.’’
Alnı terlemiş biraz halsiz düşmüştü ama o güçlü ve acımasız duruşu silinmemişti.
‘‘Birine tek kelime etmeyeceksin küçük kız. Kulağıma gelirse kafana sıkarım yazık olur.’’
Gözlerim irice açılmış bir şekilde Azat’a baktım. Şurada kafama sıksa gömse kimsenin ruhu duymaz. Korkudan bir an bacaklarım titredi.
‘‘Kimsenin işiyle ilgilenmem ben. Zor durumdaydın yardım ettim hepsi bu.’’
‘‘İyi. Umarım öyle olur.’’
Adamları kollarından destek verip villanın içine götürdüler. Arabamı çevirip geldiğim yolu geri dönerken yüzünde sert bir ifadeyle araba kullanan bir adam vardı. Yan koltukta bir adam daha oturuyordu. Sanırım yanımda aradı Polat dediği adamdı bu. Acaba bu adamda mafya mıydı? Ayy tövbe tövbe sanane Büge. Yürü git evine. Daha Sedef’e hesap vereceksin.
Sonunda evin önüne gelmiştim. Arabamı park ettiğimde saat gece yarısıydı. Çantamı alıp arabadan indim. Evin kapısını anahtarla açıp içeri girdiğimde Sedef hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
‘‘Sedef!’’
Başını kaldırıp yüzüme baktığında gözleri kızarmış ve şişmişti. Sesimi duyar duymaz bana doğru ayağa kalkıp koştu. Kollarını bana sardı.
‘‘Büge neredesin sen! Öldün sandım ya öldün sandım! Silah sesleri sırasında telefonun kapandı ne hale geldim biliyor musun! Çok şükür iyisin’’
Sımsıkı sarılarak karşılık verdim. Bizim ailemiz yine bizdik. Bir annemiz, babamız, kardeşimiz yoktu. Sedef ve ben birbirimize aile olmuştuk. Söz konusu hangimiz ise diğerimiz çok hassas oluyordu.
‘‘Canım kardeşim, arkadaşım iyiyim merak etme. O an şarjım bitti. Sana haber veremedim. Hemen git elini yüzü yıka çünkü neler olduğuna inanamayacaksın. Sakinleş anlatacağım.’’
Benden ayrıldıktan sonra ellerinin tersiyle burnunu sildi. Gözlerini de sildikten sonra yeniden yüzüme baktı.
‘‘Bir yerine bir şey olmadı ya gerisinin canı cehenneme!’’
Gözlerimi kısarak yüzüne baktım. Bende hala yaşananların şoku içindeydim. Ama Sedef bu kadar kötü olmuşken sakin kalmalıydım. Masanın üzerinden bir bardak su aldı. Suyu tam yutmak üzereyken;
‘‘Azat Kozanoğlu desem? Yine de dinlemez misin?’’
Ağzındaki suyu olduğu gibi üstüme püskürttü. Bu hareketine resmen kahkaha attım. Acınacak halime gülüyordum ya o da ayrı meseleydi.
‘‘Ohaaa bir dakika… Azat Kozanoğlu mu? Şu mafya olan ama gecelerin bekar playboy u? Kızların resmen tek gece olsa bile sevişmek için sıraya girdiği yakışıklı, esmer ve mavi gözlü adam! Dalga mı geçiyorsun? Ne alaka kızım???’’
Evet Sedef her zaman abartılı şoklar yaşar seksen tane soruyu aynı anda sorardı. Bu halleri beni en çok güldüren tarafları tabi.
‘‘Tam olarak ondan bahsediyorum. Bu gece onun hayatını kurtardım. Sonra da evine götürdüm. Karnından vurulmuştu.’’
Sedef’in şuan gözleri ne kadar açılabiliyorsa o kadar açılmıştı. Duyduklarından sonra donup kaldı. Kısa sürede kendine geldi Allahtan.
‘‘Ne vurulması ne evi kızım. Otur şuraya baştan anlat. Oha ya neler olmuş olaylara gel!’’
Kıkırdadım. Aslında bir yerde korkmuştum ama aksiyonlu geçmişti. En başından ne var ne yok hepsini anlattım. Azat’ı nasıl bulduğumu, nasıl çıkardığımı, evine nasıl götürdüğümü ve konuşursam kafama sıkacağını söyleyerek tehdit ettiğini... Arabadaki pis konuşmalarından bahsetmedim. Hatırlayınca bir an yüzüm kızardı. Pislik resmen göğüslerime bakmıştı. Bir de üstüne utanmadan neler neler söyledi.
‘‘Vay bee… Aksiyona bak. Acaba bu adamı vuran düşmanlarından biri miydi? Hey bir dakika senin yüzün kızardı. Ne saklıyorsun çabuk söyle!’’
Tabi ki beni en iyi tanıyan insan Sedef’ti. Mimiklerimden hemen anlardı. Teslim olmuş gibi iki elimi havaya kaldırdım.
‘‘Offf… tamam anlatıyorum. Şimdi ben bunu arabada evine bırakırken bakıp bakıp duruyordu. Bende dedim ki sabahtan beri gözünle yedin be birde neye doyamamışım diyorsun? Hiç mi kadın görmedin hayatında. Bana ne derse beğenirsin? Her gece senden kaç tanesi altımda inliyor haberin var mı? Kemerimi çözüp sikimi yalamak isteyen onlarca kadın var. Senin gibi küçük memeli kalçasına vurunca ses gelmeyen kadınlar ilgimi çekmiyor.’’
‘‘Neeeee??? Çüşş yani adama bak.’’
‘‘Pislik işte. Banane onun kemerinden şeyinden. Sinir oldum. Mafya ama burnu havada şerefsizin teki işte.’’
‘‘Tamam boşver ya. Bir daha nerede göreceksin zaten. Aman diyeyim bak bir yerde falan anlatma. Pelo da bilmesin ne olur olmaz. Unutalım gitsin.’’
‘‘Şuan tek ihtiyacım olan duş almak ve uyumak. Başka bir şey istemiyorum.’’
‘‘Tamam bebeğim. Sana bir şey olacak diye çok korktum lütfen bir daha beni korkutma olur mu?’’
‘‘Özür dilerim… bir daha olmaz merak etme.’’
Ayağa kalkıp bir güzel sarıldım arkadaşıma. Odama geçtiğimde derin bir nefes alıp verdim. Bir an aklım Azat’a kaydı. Kollarındaki kaslar kafam kadardı. Geniş ama üçgen vücudu, Kaslarının gömleğini zorlayışı… Haydaaa düşündüğüm şeylere gel. Büge kafayı yedin kızım sen. Gir duşuna yat Allah aşkına arsız arsız neler düşünüyorsun. Kıyafetlerimi çıkarıp kirli sepetine attım. Sıcak suyun altına girdiğimde tüm vücudum gevşemişti. Şampuanı saçlarıma sıkıp köpürttüm. Bir güzel temizleyip duruladım. Lifime en sevdiğim ve asla vazgeçmediğim vanilyalı duş jelimi sıktım. Vanilya kokusunu yıllardır kullanırım. Duş jelim ve parfümlerim hep vanilyalı olur. Vücudumu lifledikten sonra çok daha rahatlamıştım. Köpüklerimden arınıp duş kabininden çıktım. Bornozumu sardıktan sonra saçlarımı kuruladım. Tarayıp kuruttuktan sonra iç çamaşırlarımı ve pamuklu askılı şort takımımı giyindim. Yatağıma uzanmamla farkına varmam bir oldu. Lan benim telefonum yok! Hemen kalkıp çantama baktım ama orada yoktu. Salona geçtim ne masada ne de koltukta hiçbir yerde bulamadım. Anahtarlarımı alıp aşağıya indim. Arabanın bakmadık yeri kalmadı ama telefonum yoktu. Kahretsin! Deponun orda düşürdüm kesin. Gidip bir daha oraya bakamazdım. Bir süre oradan geçmeyeceğime eminim. Yeni telefon, yeni hat şart oldu. Pes bir nefes alıp verdim. Odama girdiğimde yatağıma tekrar uzandım. Gece boyunca dönüp durdum yatakta. Ne kadar gözlerimi kapatsam da, karnına bastırdığı kanlı eliyle Azat’ın yüzü zihnimden silinmiyordu. O sert bakışları, tehdit dolu sözleri… ama bir o kadar da güçlü duruşu. Nedenini bilmiyorum ama içimde tuhaf bir kıpırtı vardı. Sanki korkuyla merak birbirine karışıyordu. İçimden bir ses, onunla yolumun yeniden kesişeceğini söylüyordu. Sedef’in odasından hırıltılı nefesler geliyordu, demek ki sonunda uyumuştu. Kalkıp balkona çıktım. Gece rüzgârı saçlarımı savurdu. Şehir sessiz görünüyordu ama ben biliyordum. Yeraltında başka bir hayat akıyordu. Kurşunlar, ihanetler, kan… ve o dünyanın merkezinde Azat Kozanoğlu vardı. Benimse sıradan bir hayatım… işim, arkadaşlarım, küçük hayallerim. Karşılaşmamız bir an için kader gibi görünüyordu bana. Ben hayatımda her tanışıklığın, her olayın bir ders bir tecrübe olduğuna inanıyorum. Azat Kozanoğlu belki bir şekilde hayatımda olacaktı. Bu filmin sonu kötü bitecekti. Mafya bir adamın hayatımda çiçek bahçesi açtıracak hali yok ya? Sanki bir bedel, bir ders gibi… ama ben o dersin ne olduğunu çözememiştim. Yatağıma geri döndüm. Saat gece 03.00’ı gösterdiğinde güç bela uykuya dalmayı başarmıştım.