Derslere başladık ilk bir kaç gün hevesli göründüler, sonrasında bölük pörçük gelmeye devam ettiler, umursamıyordum para onların parasıydı,
“Kaçıncı kez anlatıyorum, gerçekten dinleseniz öğreneceksiniz” Hiç birinin umurunda değildi, anlattıklarımı dinlemiyorlar, bir birleriyle saçma sapan konuşmalar yapıyorlardı, iyice kızmaya başlamıştım, Tunç arkadaşlarıyla yaptığı muhabbetten başını kaldırdı “Parasıyla değil mi kızım, ister dinleriz ister dinlemeyiz”
Diğerleri de onu onaylar gibi gülmeye başladılar, saygısızca söylediği sözlere değil gülmelerine sinir olmuştum. “Bana bakın, sizlere ders öğretmeyi ben istemedim, gelip siz yalvardınız ne biçim insanlarsınız, şimdiye kadar hiçbir şeyin sorumluluğunu almadığınız belli, sizin yerinizde olmak için deli gibi ders çalışan insanlar var. Bu okula nasıl girdiğinizi de anlamış değilim, üniversiteye girince her şeyin bittiğini kim söyledi ki size, derslerden kalmanız senelerinizin boşuna geçmesine neden olur. Gerçek dünyaya adım attığımızda hayat bizlere tolerans yapmayacak, iş aslanın ağzında. Belki sizlerin babalarınızdan dolayı işleriniz hazır olabilir, ama çoğu insanın böyle bir şansı yok.” Notlarımı topladım, henüz sinirim geçmemişti. “Ben sizinle daha fazla uğraşamayacağım ve bunu hepiniz için söylüyorum, dünyada ki hiçbir şeyin garantisi yok, babalarınızın parasına çok güvenmeyin bir anda işler tersine dönebilir, bitmeyecek sandığınız ayrıcalıklarınız bir an da son bulabilir, neden ailenizin zenginliğine güveniyorsunuz birey olarak sorumluluklarınızı alın, sonrası zaten sizin doğuştan gelen şansınız olarak kalsın”
Tunç ayaklarını masanın üstünden indirip dirseklerini dayadı “Kızma hemen, sende ne sinirli öğretmensin. Devam et hiç kimse ses etmeyecek” dedi kızlardan biri kıkırdadı. Tunç kıkırdayan kızın mini eteğinin altına elini soktu. Hepsi karşımda oluyor gördüğümü bilerek devam ediyorlardı. Paraya ihtiyacım olmasaydı bir saniye bile yanlarında durmazdım. Şimdilik sesleri biraz kesilmiş gibiydi, konuyu tekrarladım dışarı çıktım.
Birkaç gün sonra ders anlattığım gruba bir kişi daha katıldı, Serdar hoş yakışıklı bir gençti, sessizce dinliyor not alıp çıkıyordu.
****
Banu bir süredir aşırı makyaj, açık saçık kıyafetlerle okula gelmeye başlamıştı. Kızda ki değişiklik dikkatimi çekiyordu, bu işin içinde kesin erkek vardı. “Hayrola Banu ne bu saçlar makyaj bir yere mi gideceksin”
“Biraz bakımlı olmanın ne zararı var, ders verdiğimiz kızlara baksana”
“Sende bir şeyler var bana yutturamazsın”
Birilerinin duymasını istemiyormuş gibi sesini alçalttı “Senden saklayacak değilim, yeni çocuk var ya”
“Serdar’mı?” Doğru tahmin etmiştim bu kadar değişiklik durup dururken olmazdı.
“Evet, ondan hoşlanıyorum galiba”
Of en yakın arkadaşım altın oltalarının, altın çengeline yem olmaya heveslenmişti “Banu onlar bizim gibi değil, kızları kullanıp bıraktıklarını bilmeyen yok”
“Serdar hakkın da hiç kötü bir şey duymadım”
Bende henüz duymamıştım “Seni sevdiğimi biliyorsun canının acımasını istemem, sadece çok dikkatli ol olur mu?”
“Daha bir şey yok, bana çok güzel bakıyor”
Uyarımı yapmıştım gerisi ona kalmıştı…
******
Çok geçmedi birlikte dolaşmaya başladılar, şimdilik sorun yok gibi gözüküyordu. Sınavlar başladı, öğrencilerim en düşük puanları da alsalar geçtiler, elime yüklüce para geçmişti.
İlk işim evdekilere hediye almak oldu, dedeme gömlek, teyzeme güzel bir eşarp ve yelek, anneme elbise marketten de bolca alışveriş yaptım, eve geldiğim de getirdiklerimi taşımaktan yorgun düşmüştüm, ilk kazancımdı tatlı almayı da ihmal etmemiştim.
“Oy benim torunum bizi de düşünürmüş”
“Düşünmez olur muyum dedeciğim, senin ve teyzemin hakkını ömrüm boyunca ödeyemem”
“Bize gösterdiğin güler yüz ve çalışma azmin en büyük ödül seninle gurur duyuyoruz”
“Sağ ol teyzeciğim, sizleri çok seviyorum”
“Bizde seni çok seviyoruz kızım, bu yaz da bodruma gitmek ister misin, Şeyda geçen gün Yasemin gelsin odası onu bekliyor diye telefon açtı”
Tekrar bodruma gitmek ne güzel olurdu, o geceyi aklımdan çıkartamıyordum ya o da gelirse
“Yok dedeciğim bu yaz gitmeyeyim birkaç lise öğrencisine ders vermeye söz verdim, artı yardım sevenler derneğine durumu zor olan öğrencilere ders vermek için başvuruda bulundum haber bekliyorum”
“Aferin benim güzel kızıma sana da bu yakışırdı zaten, yüzün gibi ruhunda güzel senin”
****
Birkaç gün sonra haber geldi, on öğrencim olmuştu… Yaz boyunca tüm bildiklerimi onlara aktarmaya çalıştım, ruh halleri değişkendi, bazısı hırsla çalışıyor, bazısı kendini bırakmış halde oluyordu, hırslı olanlar durumlarının zorluğunu anlamış, çalışma hayatına atılabilmek için öğrenmenin gerekli olduğuna inanmış çocuklardı.
Kendini bırakmış olanlar yaşadıkları hayatın kendilerini küçük düşürdüğünü arkadaşları dershanelere gidip özel öğretmenler tutulurken fakirlikleri dolayısıyla yardıma muhtaç olmalarını hazmedemeyen çocuklardı, kolay değildi bende onların içinden gelmiştim, ders çalışmayı reddediyor ötekilerinde etkilenmesine neden oluyorlardı.
“Sizlerle bu gün ders yapmayacağız, yaşadığımız hayatın zorluklarından bahsedeceğiz, neden okumalıyız bu bizlere ne kazandıracak bunun hakkında konuşmak istiyorum, ilk kim söz almak ister”
Çalışkan çocuklarımdan biri parmak kaldırdı
“Anlat Ozan ne olmak istiyorsun?”
“Biz dört yıl önce Siirt’ten geldik, altı kardeşiz. Babam inşaatlarda çalışıyordu, durumumuz fena değildi geçinebiliyorduk, boya yaparken kurulan iskelenin yıkılması sonucu düştü omuriliği zedelenmiş, uzunca süredir yatıyor bir daha kalkabilir mi onu bile bilmiyoruz. Ortaokuldan sonra okumak istemedim ben ailemin üçüncü çocuğuyum abilerim ve babam kesinlikle olmaz sen çok iyi okuyorsun biz seni okuturuz ileride de sen bize yardım edersin dediler. Şimdi var gücümle çalışıyorum bir an önce okulumu bitirip aileme destek olabilmem için, tek hayalim yüksekokula gidebilmek kazanırsan doktor olup babam gibilere bakmak onları iyileştirmek istiyorum”
“Teşekkür ederim Ozan. Ya sen Zara konuşmak istemez misin?”
“Bizde doğudan geldik, içinizde en çok okumak isteyen benimdir herhalde. Köyde çevremizdekiler kızlarını okula bile göndermiyorlar, babam hastalıktan öldü, dedemlerin yanına gittik, dedem kız kısmı okuyacakta ne yapacak dedi, annem okumamı çok istedi, dedemlere karşı geldi beni ufacıkken evlendirdiniz okutmadınız kızıma karışamazsınız dedi. Dedem daha da baskı yapınca annem kardeşimle beni alarak İstanbul’a geldi, köylülerimiz vasıtasıyla bir apartmanda kapıcılık işi bulduk, tek isteğim annemin arzusunu yerine getirip meslek sahibi olarak onu rahat ettirmek, gece gündüz demeden çalışıyor, ben Öğretmen olmak istiyorum okutulamayan kız çocuklarını okutmak istiyorum”
“Perihan sıra sende”
“Babam trafik kazası sonucu öldü, annemle bir başımıza kaldık bir kardeşim daha var o da okuyor annem ikimize birden yetişemiyor, durumumuz çok iyi olmadığı için başvuruda bulundum matematikte biraz zayıfım, istediğim bölüme girebilmek için çok çalışmam gerekli, annemin rahat etmesi için okumam gerek”
“Kadir”
“Ben okumayı çok seviyorum, ileride bilgisayar mühendisi olmak istiyorum babam pazarcılık yapıyor okul bitince bende yardıma gidiyorum, annem hasta eve gidince de ona yardım ediyorum”
Sırayla neden okumak istediklerini anlattılar, sıra problem çıkaran çocuklara gelmişti,
“Hadi Muharrem bak arkadaşlarını dinledin sen neler diyeceksin”
Kızgındı “Ben bir şey söylemek istemiyorum” diyerek suratını astı,
“Esas senin konuşman gerekli, yardımımı reddediyor sınıfın düzenini bozuyorsun” diyerek ısrar ettim konuşursa düşüncelerini öğrenebilecektim, beklediğimi görünce bıkkınlıkla içini çekti.
“Buraya gelmeyi ben istemedim ablam zorla gönderdi, çok zor şartlarda çalışıyor. Başka kimsemiz yok, eniştem olacak herif her gece içki içip onu çalışmaya zorluyor. Hem fabrika da çalışıp hem de ev temizliğine gidiyor, elleri kıpkırmızı oluyor zayıflıktan ölecek gibi, hala inatla benim okumamı istiyor ben bir an önce çalışıp ablamın üstündeki yükü hafifletmek istiyorum, benim umudum sensin deyip duruyor. Ablamın benim için kendini harap etmesine dayanamıyorum” Gözlerinden yaşlar akıyordu daha fazla konuşmadan oturdu.
“Ya sen Emine neden okumak istemiyorsun”
“Nedenini soruyor musunuz, bıktım artık onun bunun eskisini giymekten, arkadaşlarımın dilenci diye alay etmelerinden. Okulumda ki kızlar bir giydiklerini bir daha giymiyorlar, fakirim diye benimle arkadaş olmuyorlar… Babam ille oku diyor, annem benimle temizliğe gelsin iş öğrensin, iki üç seneye kadar evlenir gider bize hayrı olmaz diyor, geceleri benim yüzümden kavga ediyorlar bir an önce çalışma hayatına atılıp elim para görsün bende diğer yaşıtlarım gibi giyineyim gezeyim istiyorum”
“Hepinizi dinledim, Muharrem ve Emine diğerleri neden okumaları gerektiğini anlattılar, şimdi ikinize birden soruyorum, okumazsanız ne olur, okursanız ne olur? İkinizde okumazsanız hemen çalışıp fakirlikten kurtulacağınızı söylüyorsunuz bu dünya da hiçbir şey kolay değil… Sizler özel çocuklarsınız aldığınız notlardan belli Allah size okumanız için yüksek beyin gücü vermiş. Çok kişi özel öğretmenler ve dershanelerle sizin geldiğiniz seviyeye gelemiyor, aileleriniz sizlerin okul başarılarınızdan memnun ki sizleri zorluyor, ben size demiyorum ki okuyunca hemen zengin olacaksınız para içinde yüzeceksiniz, meslek sahibi olmanız sizin ileride çok işinize yarayacak… Okumayan kişilerin çoğunluğu asgari ücretle zorluk içinde çalışırken sizler onlardan bir adım önde olacaksınız, işe yerleştirilmeniz daha kolay olur, çevreniz değişir kendi çocuklarınızı daha iyi şartlarda yetiştirirsiniz size verilen bu şansı iyi kullanmalısınız.
Muharrem senin ablan dişini tırnağına takmış sırf senin okuman için kendini paralıyor onu hayal kırıklığına uğratamazsın, buradan çıkınca ufak tefek işlerde çalışabilirsin kendi harçlığını kazanıp üstünde ki yükü azaltabilirsin, bunun için dernek başkanı Şahika Hanımla konuşacağım.
Bu sözüm senin içinde geçerli Emine okumazsan annenin dediği gibi birkaç sene sonra evlenirsin karşına nasıl birinin çıkacağı belli değil iyide çıkabilir kötüde çıkabilir bunu bilemezsin.
Evlensen bile çalışman gerekli, yaşadığımız dönemde tek kişinin çalışmasıyla olmuyor, neden bir öğretmen, avukat, işletmeci, doktor olup meslek sahibi bir kadın olarak hayat şartların daha iyi olmasın…
İkinizde bu söylediklerimi düşünün, çok zor zamanlar geçirdim aç yattığım günler oldu ben de bu dernekten yardım aldım şimdi sizlere yardım etmeye çalışarak birazda olsa borcumu ödemeye çalışıyorum, ileride sizlerde benim yerime geçerek yardıma ihtiyacı olan kardeşlerimizi değişik şekillerde destekleyeceksiniz.
Bu günlük bu kadar, gece iyice düşünmenizi istiyorum, biz zor durumda olan kişiler birbirimize destek olarak yükselebiliriz, fakirlik hiçbir zaman ayıp değil ama çalışmamak el açmak ayıptır. Hepinize son bir tavsiyem var her şeyden önce iyi bir insan olun, sizden zayıfları güçsüzleri ezmeyin, elinizden geldiği kadar yardımcı olun, sizden güçlü gördüklerinizin asla kölesi haline gelmeyin, para bir şekilde kazanılır, kaybedilen namus, onur bir daha yerine konulamaz, ikinizden de haber bekliyorum Şahika hanımla ona göre konuşacağım”
Diyeceklerimi demiştim gerisi onlara kalmıştı, sınıf düzenini bozmaya devam ederlerse onları ayırmaktan başka çarem yoktu.
******
Bir hafta sonra düzen sağlanmış, Muharrem ve Emine derslere katılmaya başlamışlardı, bende söz verdiğim gibi Şahika hanımla görüştüm hayırsever kişilerin yanında işe girmelerini sağladı.
Banu ile anca telefonda görüşebiliyorduk, Serdar’la arkadaşlıklarını ilerletmişler birlikte gezmeye başlamışlardı, arkadaşımın başına bir şey gelmesin diye dua etmekten başka çarem yoktu. Yaz çabucak bitmiş okul başlamıştı, dernekteki öğrencilerimle hafta sonu iki saat ders tekrarı yapmak için sözleştik…
Okula geldim ilk gördüğüm kişi Tunç oldu “Hoş geldin hoca, sen gittikçe güzelleşiyorsun”
Yılışık gülümsemesine sinir oluyordum “Ne istiyorsun Tunç cıvıklığın lüzumu yok”
“Sen niye bu kadar ciddisin, gülsen ölür müsün?”
“Gülünecek ne var ortada ciddi olmanın nesi yanlış” Gülüşmeler duyunca baktım, her zaman ki gruptu, bunlar bir işler karıştırıyorlardı.
“Gençsin çok güzel bir kızsın senin hiç eğlendiğini görmedim, hayat bu kadar ciddiye alınacak kadar uzun mu?”
“Hayat herkese adil davranmıyor, bazı kişiler başarılı olmak için çok çalışmalı, yaşamın uzun olup olmadığını bilemeyiz, geleceğimizi garantiye alıp sonra eğlenmeye başlamalıyız bu benim düşüncem, sana uymayabilir”
“Sen iste ben senin garantin olurum”
“Ne demeye çalışıyorsun?” Sormam bile hataydı sözlerinden ne diyeceği belliydi. Amacı ortaya çıkmıştı…
“Ben zenginim pederin yedi sülalesine yetecek kadar parası var, ev tutarım seni rahat yaşatırım, senden çok hoşlanıyorum birlikte olmak istiyorum”
“Satılıktır tabelası mı var üzerimde bu nasıl bir konuşma tarzı”
“Yaz boyunca aklımdan çıkmadın, birlikte yaşayalım anlaşırsak sana nikâh bile kıyarım yeter ki benimle ol”
“Sağ ol vallahi içim rahatladı, yarın hemen ev aramaya başlayalım, dur ya yarın çok uzak hadi bir otele gidelim bakalım benimle yatınca ne yapacaksın”
Yüzü sevinçle parlamıştı, “Senin de benden hoşlandığını anlamıştım zaten” der demez, sarılmaya çalıştı, koluna vurdum… “Geri zekâlı sen beni ne sanıyorsun, bu ne biçim düşünce tarzı nerdeyse iki senedir şu veya bu şekilde beni tanıdın sana o kadar kolay biri gibimi geldim, hayat şartlarım sizler kadar kolay olmayabilir, kendimi para için satacak kadar düşmedim.”
Kabul edileceğinden çok emin olan Tunç bir anda ne olduğunu şaşırmıştı, geride olan arkadaşları onun bu bozgununa kahkahayla gülüyorlardı, sinirle yanından uzaklaştım, paralarının gücüyle her istediklerini kolaylıkla elde edeceklerini sanan züppelere dayanamıyordum.
Biraz ileride Banu ve Serdar’ı gördüm birbirlerine sarılmış halde oturuyorlardı her zaman beni görünce yanıma gelen Banu geldiğimin farkında bile değildi, yaz boyunca bir telefon bile açmamıştı, yüzüme bile bakmıyordu “Selam Banu”
“Geldiğini görmedim, sen nasılsın?” derken bile samimiyetsiz olduğu o kadar belliydi ki.
“Kimseyi görecek halin olmadığı ortada, sen nasılsın Serdar?” İlk gördüğümde onlardan daha farklı diye düşündüğüm adam onlardan daha beter çıkmıştı “Biz çok iyiyiz değil mi aşkım”
“Evet sevgilim çok iyiyiz”
Serdar’ın yüzü avını kapmış yiyen timsah gibi keyifliydi, hiç utanmadan gösteriş yapar gibi Banu’nun açık yakasından elini içeri elini soktu. “Yapma Serdar görecekler” diyen Banu itiraz edip sevgilisinin elini göğsünden çekmeye çalışsa da başarılı olamadı. Banu’nun tepki verip kalkacağını düşündüm olduğu yerde oturuyordu, bir arkadaşımı hatta çok iyi niyetli arkadaşımı sırtlanlara kaptırmıştım. Çok yazık olmuştu…
“Görürlerse görsünler sen benimsin”
Serdar’ın yaptığı bu iğrenç gösteri midemi bulandırmıştı, kime neyi kanıtlamaya çalıştığını anlamamıştım, Banu’ya sınıfta görüşürüz diyerek yanlarından ayrıldım, çok geçmeden geldi. Arkadaşımın içine düşmüş olduğu bataklık beni fazlasıyla rahatsız ediyordu. “Sen ne yaptığının farkında mısın Banu”
Sırt çantasını çıkartıp sertçe sıranın üstüne koydu, sözlerimden hoşlanmadığını biliyordum, amacım onu biraz olsun kendine getirmekti “Ne yapmışım ben, birbirimizi seviyoruz âşık olmak günah mı?”
“Tabi ki değil, senin adına çok mutlu oldum ama yaptığı hareket hiç hoşuma gitmedi” Banu bakışlarını benden kaçırdı yüzü pembeleşti, arkadaşımın içinde ki masum kızın henüz ölmediğini bu yolla öğrenmek bile içimi rahatlattı.
“Rahat davranmayı seviyor ben engellemeye çalışıyorum kızıyor”
Biraz olsun eski Banu içinde bir yerlerde hatalı yolda olduğunun farkındaydı “Yaşadığınız aşkın sınırlarını siz daha iyi bilirsiniz, mutluysan sorun yok”
“Çok mutluyum, şimdiye kadar hiç olmadığım kadar mutluyum, tatil boyunca hiç ayrılmadık hep birlikteydik”
Kendince beni ikna etmeye çabalıyordu aslında ikna etmeye çalıştığı kendisiydi. Öğretmen sınıfa girince konuşmayı bıraktık. Yüz ifadesi mutlu değildi…
*****