Dicle’nin anlatımıyla devam Cihangir’i hastanede bırakıp çıkmak içimi paramparça etti. Kapıdan her adım attığımda geri dönmek istedim. Sanki orada sadece onu değil, kalbimin bir parçasını da bırakmıştım. Arabaya bindiğimde camdan dışarı baktım, gözlerim doldu ama ağlamadım. Güçlü durmam gerekiyordu, en az onun kadar. Vedat ön koltuktan arkasına döndü, bakışları ciddiydi ama sesi yumuşaktı. “Yenge, istediğin an ara. Gece gündüz fark etmez. En ufak bir şeyde bile.” Başımı salladım. “Sağ ol Vedat abi,” dedim. Abi dememle yüzünde kısa bir duraksama oldu, ardından mahcup bir gülümseme belirdi. Belli ki bu hitap ona garip gelmişti. Mizgin’in o buyurgan, tepeden bakan tavrına alışmışlardı. Benim sesimdeyse ne tehdit vardı ne üstünlük… Sadece yorgun bir kadının samimiyeti. Konağın önüne

