Tuğrul elimden tutmuş beni gittiği yere beraberinde sürüklüyordu. Ne o hızını yavaşlatıyordu ne de ben onu durdurmak adına herhangi bir şey yapıyordum. Bu yolun sonunda ne yaşayacağımız belirsizdi. Artık ondan bebeği saklayamazdım. Ama ona kendimi eskiden olduğu gibi tümüyle de teslim edemeyeceğimi biliyordum. Içimde öyle bir yer kırılmıştı ki, o kırıkların üstüne basa basa yürümek sadece canımı daha fazla yakardı. Tuğrul'a doğru tekrar koşmak demek, bile isteye o kırıkların üstünde adım atmak demekti benim için. Peki ya ne yapacaktık? Bir bebeğimiz olacağı için sevindiğini gözlerine baktığım ilk an anlamıştım. Sonuçta o da benim gibi yıllardır bu bebeği bekliyordu. Evet, ona bu gerçeği söylemek istememiştim ama şimdi o gerçeği bilirken de yaşadığı bu sevinci elinden almayacaktım. Isted

