Bilgisayarın ışığı odayı maviye boyamıştı. Saatin kaç olduğunun önemi yoktu artık; rakamlar birbirine karışıyor, satırlar bulanıklaşıyordu. Gözlerim ekrana yapışmış, sanki orada cevabını aradığım bir şey varmış gibi davranıyordum. Oysa yoktu. “Sarya hadi yemeğe çıkalım, hadi kızım!” Selin’in sesi arkadan yankılandı ama ben duymadım. Ya da duydum da, duymamayı seçtim. Klavye tıkırtısına, ekranın soluk ışığına, kendi sessizliğime gömülmüştüm. Selin yaklaştı. Adımı bir kez daha söyledi. Sonra bir kez daha, daha yumuşak, daha endişeli bir tonda: “Sarya…” Tepki yok. Ancak koluma dokununca irkildim, refleksle başımı kaldırdım. Kulaklığı çıkardım. Sezen Aksu’nun sesi hâlâ yankılanıyordu kulaklarımda: ‘Yok olmaz erken daha, biraz geç kalın ne olur Hiç hazır değilim henüz Ne olur bahar

