Dicle Kaçmış

906 Words
Devran. "Sabah sabah belanı benden bulma," diye söylenerek Hejan'ı arkamda bıraktım. Bir gün elimde kalacaktı ya, hayırlısı. Avluya çıktığımda Raşit beni görür görmez yanıma geldi. Elinde mavi bir dosya vardı. Raşit, yanımda çalışırdı. Dürüst, güvenilir çocuktu. Bende kendisini severdim. Çok şükür bu güne kadar bana yanlışını görmedim. "Ağam benden istedikleriniz." Elinde ki dosyayı bana uzattığında sorgulayıcı bakışlarla Raşit'e baktım. "Bu ne?" "Ağam dedin ya Efsun Çevik'i araştır. Bizim otelde kalıyor. Hatta uçak biletine kadar iptal ettirdin." Uzun gereksiz açıklamasıyla kaşlarımı çattım. Elinde ki dosyayı alırken açıklamaya devam etti. “Kadın dört gündür otelden bir yere çıkmıyor. Çıksada çok uzaklaşmıyor. Ağam sen bu kadına neden taktın bu kadar?” Dosyayı açıp Raşit’in neler bulduğuna baktım. Aslında takmazdım ama o gün İhsan’ın konağında Ayten’le konuşurken görmüştüm onu. Ayten çok tehlikeli bir kadındı; İhsan’la berdelle evlenmişti. Fakat Efsun'un İhsan’la olan bağlantısını merak ediyordum. Tek isteğim İhsan’a karşı kullanabileceğim küçük bir açık, koz… O arsanın diğer yarısını ona bırakmaya hiç niyetim yoktu. Zamanında İhsan’ın babası benim dedemi kandırıp arsanın diğer yarısına konmuştu. İhsan’a sorsan, “senin dilin ne söyli! Benim babamla senin deden ortak aldı bu arsayı,” der. Aynen böyle derdi. Fakat öyle değildi. Hızla Efsun’un bilgilerine göz gezdirirken, “İhsan’la ne alakası varmış?” diye sordum. “Bir alakası yok ağam. Kız avukatmış ama henüz mesleğini yapmıyor. Ayrıca babası da Türkiye’nin en büyük iş adamlarından. Ama annesi,” dediğinde aklına gelenle heyecanlandı. “Annesi Hülya buralıymış. Babası geçmişte İstanbul’a taşınmış.” Nedense içimden bir ses sadece bu kadarıyla sınırlı olmadığını söylüyordu. Anlarız. Nasıl olsa bir süre daha gitmesine izin vermeyeceğim. “Ama ağam ben sana bir şeyi söylemeyi unuttum,” dediğinde başımı çevirip Raşit’e baktım. “Efsun Hanım, bugün otelden çıkışını almış. Sanırım gidecek.” Bu detayı daha önce haber vermediği için sinirlenmiştim.Yumruğumu sıkıp Raşit’in üzerine yürüdüm. “Git nerede olduğunu bul bana. Çabuk! O kadın Mardin'in topraklarından çıkamayacak.” O gün gitmesin diye uçak biletini iptal ettirmiş, üstüne tüm seferleri de satın almıştım. İçeride adamım olduğu için Efsun ileri ki seferlerde bilet alırsa haber verecekti. Raşit koşar adım uzaklaşırken dosyayı sinirle kaputunun üzerine çarptım. Kaçarcasına gitmesine bir anlam veremiyordum. Kesin bir şey vardı. “Devran?” Hejan’ın sesiyle düşüncelerimden sıyrılıp yüzümü sinirle ovdum. Üstünü başını giymiş karşıma öyle çıkmıştı. “Ne var yine Hejan? Ne var?” diye sinirle sordum. Yüzünde mahcup bir ifadeyle, “kusuruma bakma ağam. Düşüncesizlik ettim. Bir anda saç telini görünce yanlış anladım.” dedi. Hâlâ o mevzudaydı. “İyi git Hejan. Bir daha benimle konuşurken ağzından çıkan her söze dikkat et. Yoksa ben sana öğretirim; nasıl evlendiğimizi hatırlatarak.” Uyarımla gözlerini kaçırdı. “Bir daha olmaz ağam.” Karşımda dikilmeye devam etti. Nasıl biri olduğunu bilmesem bu hâline belki inanırdım. Tekrar Efsun’un dosyasını açtım. Son sayfada vesikalık bir fotoğrafı vardı. Fotoğrafını incelerken dört gün önceki karşılaşmamız aklıma geldi; çok konuşuyordu. Susmak bilmeyen bir çenesi vardı. Çok da sinirliydi. O gün beni taksici sanmasını saymıyorum bile. Raşit araçları o gün toptan bakıma götürmüştü. Muayene günleri yaklaştığı için aradan çıksın istemişti. Bana da o gün araç lazım olunca arkadaşının taksisini getirmişti. Acil işim olduğu için aracı alıp Diyar’ı beklemiştim ama beyimiz geç kalkmaya alışkın biri olduğu için beni dakilarca bekletmişti. Zaten sinirliydim birde üstüne Efsun denen deliyle tanışmıştım. Güzel olduğu kadar tam bir deliydi. Evet, gerçek bir deli olduğunu düşünüyorum çünkü o hareketlerinin başka hiçbir açıklaması olamaz. Ama bu güzel olduğunu da değiştirmiyordu. Tam olarak kafamda böyle bir karışıklık yaratmıştı. İlk dakikadan beynimi sikmiş, tüm algılarımı kapatmıştı. Dakikada yüz kelime konuşacak potansiyeli vardı. Öyle değişik bir şeydi. Bakışlarım yüzünde oyalandığında istemsiz dudaklarım kıvrıldı. O gün ilk dikkatimi çeken kızıl saçlarıyla, ay gibi beyaz teni oldu. Teni o kadar pürüzsüzdü ki insanın dokunmak isteyeceği cinstendi. Giydiği kıyafetten bahsetmek bile istemiyorum; yüzü kadar bacakları da pürüzsüzdü. Güneş tenine hiç uğramamış gibiydi, uğrasa da tenini yakmaya kıyamamış gibiydi. Bir de en çok dikkatimi çeken gülümsemesi olmuştu. gülümsediğinde sol yanağında tek bir gamzesi vardı. Emin olmak için diğer yanağına da bakmıştım ama yoktu. Allah onu yaratırken birini unutmuş gibiydi, ya da sen zaten çok güzelsin bir tane sana yeter demiş gibiydi. Bilmiyorum her şekilde çok güzeldi. “Ağam?” diyen Hejan’ın sesini duyduğumda hâlâ gitmemiş olmasına sinirlenmiştim. Tam ona yeniden kızacaktım ki konakta bir feryat yükseldi. Bu anamın sesiydi. Koşarak konağa girdim. Konağın içinde anamın sesi yankılandıkça endişem artıyordu. Bir şey olmuştu. İçeri dalar dalmaz Diyar da endişeyle yanıma geldi. “Abi,” derken nasıl söyleyeceğini bilmiyordu. “Ne oldu Diyar? Ne bu yaygara?” Sorumla herkes korkuyla bana baktı. Meryem bir adım öne çıktığında, “ağam…” dedi çekinerek. Meryem amcamın kızıydı. Sabırsızca, “biri ne olduğunu söyleyecek mi artık?” diye sordum. Kimse konuşmadıkça sakinliğim yerini öfkeye bırakıyordu. “Dicle kaçmış ağam.” Meryem’in sözü tokat yemişim gibi yüzüme çarptı. Diclem yapmaz asla. Başımı hızla iki yana salladım. Bir yanlışlık olmalı. “Dicle yapmaz öyle şey. Bir yere gitmiştir, gelir birazdan,” dediğimde Meryem elime bir kağıt uzattı. Düşündüğüm şey olmasın. Dişlerimi sıkarak Meryem’in elinde ki notu aldım. Okuduklarımla donup kalmıştım. Notta Fırat Acar'la kaçtığı yazıyordu. Ne demek İhsan’ın oğlu Fırat?! “Diclem!” Annemin feryadıyla kara kara düşünmeye başladım. “Öldürecekler kızımı!” Anam feryat figan ağlarken diğer aile üyelerinden ses çıkmıyordu. Çıksa ne olur ki? Yapılacak hiçbir şey yoktu. İkisi de ölecekti çünkü İhsan’ın bir tane bile kızı yoktu. Bu işi ancak kan çözerdi. Elimdeki kağıdı buruşturup yere attım. Bu topraklarda töre ne derse o’ydu. Kardeşim bile olsa bunu yapmak zorundaydım. “Diyar!” diye bağırdım çaresizce. “Adamları topla. İhsan’ın konağına gidiyoruz.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD