Devran.
İhsan'ın konağının kapısın önünde adamlarımla duruyordum.
"İhsan ağa! Çık lan dışarıya!" Silahımı havaya kaldırıp iki el ateş ettim. Çok öfkeliydim. Bu öfkemin tek sebebi ise Dicle'nin kaçması değil ölecek olmasıydı. Kardeşimdi, kanımdı, canımdı, evin en küçüğüydü. Dicle için yapmayacağım şey yoktu ama bu yaptığının sonuçları çok büyüktü. İhsan'ın kızı olsa berdelle bu işi çözerdik ama yok...
Onun bir kızı yoktu.
"İhsan ağa!" diye bir kez daha bağırdım. Necmettin’i kenara itip kapıya ayağımı geçirdim. Ahşap, büyük kapı gürültüyle açılırken silahımın namlusu yerde içeri daldım.
"Sabah sabah bu ne hadsizlik Devran!" diye bağırırken İhsan ağa da karşıma dikildi.
"Ağa. Devran ağa diyeceksin." Diye düzelttim önce.
Homurdanarak bir bana bir de arkamdaki adamlara baktı.
"Hayırdır. Bunca adam kapımda işin vardır, Devran ağa?" Ya salağa yatıyordu ya da gerçekten bilmiyordu.
"Oğlun Fırat, bacımı kaçırmış. Bunun ne demek olduğunu biliyorsun değil mi?" Gözlerini kıstığında başını Ayten'e çevirdi.
"Ayten bunun dili ne söyli?! Fırat daha küçüktür. 22 yaşında çocuk ne bilsin kız kaçırmayı!" Ardından konağa döndü. "Fırat! Avluya çık oğlum! Fırat!" Bekledi. Onunla beraber bende bekledim. Hiçbir şeyden haberi olmadığı belliydi ki olsa da böyle bir şeye asla izin vermezdi. Fırat dışında avluya herkes çıkmıştı ama Fırat yoktu.
Ayten panikle araya girdi. "Ağam bir yanlışlık vardır. O Devran'ın bacısı değildir."
İhsan sakinleşmek için gözlerini kapattı. Elinde ki tespihi sıkarken derin derin nefesler aldı.
"Sen... sen nereden bileceksin Ayten?" Sorusuyla bende Ayten'e baktım. Dicle’nin olmadığına çok emin konuşuyordu.
Gözlerini kaçırıp, "nereden bileyim ağam? Fırat daha küçüktür. Kız kaçırmayı nereden bilsin." dediğinde yalan söylüyor gibiydi. Sakladığı bir şey vardı.
"Fırat!" İhsan ağa bir kez daha bağırdığında başka bir ses duyuldu.
"Geliyorlar ağam!" Bakışlarımız aynı anda kapıya döndüğünde Fırat önde Dicle arkasında bize doğru geliyorlardı. Başları eğikti. Şu görüntüden sonra kendimi tutamamıştım. Fırat'ın yüzüne yumruğumu geçirmiştim. Kimseden çıt çıkmıyordu. Dicle ağlıyor, Fırat da yerdeydi.
İhsan ağa da yanıma geldi.
"Fırat?" dedi hayretle. "Oğlum sen ne ettin? Bunu bize nasıl ettin Fırattt?!"
Fırat yerde acıyla kıvranırken, "baba biz birbirimizi seviyoruz," dedi. Bir tane daha geçirecekken Diyar önüme geçip engel oldu.
“Abi dur gözünü seveyim. Çocuk zaten incecik bir şey; bir tane daha geçirsen kemikleri kırılır.”
Yaşına başına bakmadan seviyoruz diyordu şerefsiz. Sen sorumluluk alabilecek yaşta mısın şerefsiz?!
"Lan neyine güvendin lan!" Bağırırken silahımı Fırat'a salladım. "Neyine güvendin oğlum?!" Kafayı yemek üzereydim. Kaçmak yerine birde konağa geri dönüyordu. Bu kadar neyine güveniyordu? Bilmiyor mu bu işin sonu ölüm?
Sustu. Cevap vermek yerine Ayten'e baktı.
"Bu durumda yapılması gereken bellidir ağalar. İhsan ağanın benim bildiğim hiç kızı yoktur. Geriye tek yol vardır; kan... kan dökülecek." İhsan'ın kardeşi Hasan'ın sesi bahçede yankılanırken silahın kabzasını daha çok sıktım.
"Ana!" Fırat korkuyla anasına baktı. "Ana bir şey yapsana!"
İhsan ağa sabır dinlenerek elindeki tespihle Fırat'ın kafasına ard ardına vurdu.
"Lan oğlum! Kız kaçırmak senin neyine! Neyine neyine! Senin bacın yoktur! Kaçırırken anana mı sordun da anandan yardım istiyon?!”
Fırat başını tutarken, “anama sordum!” Deyince İhsan ağanın eli havada asılı kaldı.
“Sen ne dedin ne dedin?!” Adam şoka girmişti. Bende çok şaşırmıştım.
Ayten panikle araya girdi.
“Ne söylediğini bilmez ağam. Götürün bunları.” Bu hâli bile bir şeyler çevirdiğinin kanıtıydı.
Fırat'ın yanına diz çöktüm. Tetiği çekip alnına dayadım.
“Dökül Fırat. Eğer konuşmazsan bu tetiği çekerim.” Dedim dişlerimin arasından. Ne dönüyorsa bunu öğrenmen gerekiyordu.
Şakağına değen metalle irkildi. Tüm vücudu titrerken kekeledi.
“A- anam… anam dedi ki,” deyince Ayten yine araya girdi.
“Ben bir şey demedim ağam, yalan söyler. Kendisine günah keçisi arar.”
“Sen sus!” Diye bağırdım. İkide bir araya girip çocuğun konuşmasına engel oluyordu.
“Yalan söylemiyorum. Bana dayımın kızını kaçırmamı söyledi, hatta hiçbir şey olmayacağını da.” Ayten öfkeyle araya girdi.
“Ben sana dayımın kızını kaçırcan dedim. Devran'ın bacısını değil!” Burada tam olarak ne dönüyordu?
“Niye sevmediğim birini kaçırayım ana? Sen bir şey olmayacak deyince ben de sevdiğim kızı kaçırdım.” İhsan ağa duyduklarını idrak etmeye çalışırken ben de tam olarak neyin döndüğünü anlamaya çalışıyordum. Davut’un kızını kaçırsa bile tek kurtuluş berdel…
Bu işi başka türlü halletmesi imkansız. Neyine güvenip de Fırat'dan böyle bir şey ister?
“Ayten sen ne dedin ne dedin?” İhsan ağa sonunda yaşadığı şoku atlatmıştı.
Yeşil gözlerini Ayten'e dikerken gözü dönmüş gibiydi. “Bıktım usandım senden! Allah senin belanı versin Ayten! Çocuğun aklına sen mi girdin Ayten?! Yerin yedi kat dibine gir Ayten! Ömrümü yedin Ayten! Ömrümü!” Diye bağırırken kardeşi araya girmiş Ayten’i dövmesin diye İhsan ağaya engel olmaya çalışıyordu. İhsan ağa, Hasan’ın omuzlarını üstünden, “Allah’ıma kitabıma seni boşayacam!” diye bağırırken Ayten ağlamaya başladı. “Ağam bildiğin gibi değildir! Bu çocuk yanlış yapmış, benim dediğimi yapsaydı bir şey olmayacaktı!”
“Nasıl olmayacaktı?! Kendini mi verecektin?!”
Ayten sustu. İhsan ağa bağırdı, Ayten ağladı, Hasan engel olmaya çalışırken bahçede büyük bir kargaşa çıktı.
Silahımı havaya kaldırıp iki el ateş ettim. Patlamanın sesiyle herkes put kesilirken çığlık atan bir kadın sesi duydum. Hızla arkamı döndüğümde onu gördüm; Efsun’u.
Elinde küçük bir valizle korkuyla burada olanları izliyordu.
Tüm bakışlar onun üzerine döndüğünde valizin sapını daha çok kavrayıp bir adım geriledi.
“Efsun!” diyen Diyar'ın şaşkın sesiyle başımı çevirdim. Bu ikisinin tanışıyor olmasına şaşırmıştım. Ama en çok şaşırdığım Efsun'un neden burada olduğuydu?