Berdel olacak

1023 Words
Efsun. 4 gün sonra... Tam dört gündür bu şehirde isteğim dışında kalıyordum. Hâliyle bu dört günüm hiç istediğim gibi geçmemişti. Odamda tıkılıp kalmıştım; arada sadece dışarı çıkıyordum. O da fazla uzaklaşmayacak şekilde. O kadar berbat bir durumdu ki, ne yapacağımı bilmez bir haldeydim. Üstelik adının Ayten olduğunu öğrendiğim kadın da beni aramamıştı. Üç gün sonra babamın geleceğini ve beni arayacağını söylemişti fakat ne arayan ne de soran vardı. Beni arayacak diye bir de bir gün fazladan beklemiştim. Numarası da yok ki arayayım... O gün onun telefonuna kendi numaramı yazıp vermiştim. Sözde beni çaldıracaktı. Bu kadından iyice huylanmıştım. "Acaba beni başından savmak için mi yaptı?" diye kendi kendime konuşurken odanın içinde geziyordum. “Ama arayacağım dedi,” dediğimde koltuğa oturup düşünmeye başladım. O kadını dinlemek başından hataydı. Resmen beni kandırmıştı. Hızla ayağa kalktım. “Bende Efsun’sam bugün bu iş bitecek.” Valizimi toparlayıp odamda bir şey kaldı mı diye göz gezdirdim. Her şeyi toplamıştım. Son olarak telefonumu da çantaya koyduğumdan emin oldum. Yeni bir telefon vakasıyla uğraşmak istemiyordum. Dakikalar içinde otelden çıkışımı yaptırıp taksi çağırmıştım. Taksinin gelmesini bekleyene kadar da aldığım simiti kemiriyordum. Kan şekerim düşsün istemezdim. Nihayet taksi de gelmişti. Valizimi alıp taksiye yaklaştım. Taksici valizimi bagaja yerleştirken bende koltuğa yerleştim. “Nereye bacım?” “İhsan Acar'ın konağına,” deyip geriye yaslandım. Babamın konağına gidiyordum. Yeterince beklemiştim. Sadece kim olduğunu görüp geri dönecektim. Bu kadar uzaması saçmalıktı. Yola çıktığımızda radyoda Kürtçe şarkılar çalışıyordu. Hiçbirini anlamıyordum ama ritmi güzeldi. Hoşuma gitmişti. “Geldik bacım,” dediğinde bu kadar hızlı gelmeyi beklemiyordum. Sanırım ben Kürtçe müziklere çok dalmıştım. Parayı uzatıp, “üstü kalsın,” dedim. Üstelemedi. Hemen aşağı inip valizimi bagajdan çıkardı. Bu amca çok konuşkan değildi. Taksi hızla uzaklaşırken derin bir nefes alıp babamın konağına baktım. Büyük ahşap kapı açıktı. Kapının önü ise boştu. “Allaallah,” demiştim ki bir bağırma sesi duydum. Bir adam, “bıktım usandım senden!” Diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Valizimi sıkıca kavrayıp içeri girdim. Böyle izinsizde girmek içime hiç sinmiyordu ama… acaba yanlış bir zamanda mı gelmiştim? Bahçeye girdiğimde beni büyük bir kalabalık karşıladı. Bir olay mı var diye düşünmeden edemedim. Çok kalabalıktı. Ortada Ayten’i görünce biraz daha yaklaştım. Az önceki senden bıktık usandım diyen adam Ayten'e saldırıyordu. Biri de ona engel olmaya çalışıyordu. Çok yanlış bir zamanda gelmiştim. “Geri mi dönsem?” Diye düşünürken iki patlama sesiyle aniden çığlığı bastım. Çok korkmuştum. Tüm gözler üzerime çevrildiğinde valizimin sapını daha sıkı kavradım. “Efsun?” Adımın seslenilmesiyle gördüğüm tanıdık yüzle yutkundum. Diyar… Bakışlarım az önce silah sıkan adama kaydığında bu kez iki kez yutkunma ihtiyacı hissettim. Bu adam… takside ki adamdı. Herkes bana bakarken biraz gerildiğim için hafifçe öksürüp boğazımı temizledim. “Şey… ben sanırım yanlış zamanda geldim.” Çekingen gözlerle etrafa bakarken hangisi babam tek tek herkese baktım. Bakışlarım en son takside ki adamda durduğunda onun da gözünü kırpmadan bana baktığını gördüm. Bakışlarım bu kez silahına kaydığında hızla beline geri soktu. Üzerime üzerime yürüdü. Refleksle adımlarım geri gitti. “Burada ne işin var?” Sorusuyla ne söyleyeceğimi bilemedim. “Bayım çekilir misiniz? Ayten Hanım’ı görmeye geldim ben.” Deyip daha o adam yanıma gelmeden Ayten’in yanına koştum. Tam karşısında durdum. Çatık kaşlarla, “beni kandırdın. Kaç gün oldu hâlâ niye aramadın beni? İhsan Ağa üç gün sonra gelecek dedin.” Dediğimde bir ayağımı sertçe yere vurdum. Elimi dört yapıp Ayten'e uzattım. “Dört gün oldu dört gün!” “Gızım bir de hele sen beni niye ararsın?” Araya giren sesle başımı sesin geldiği yöne çevirdim. Gördüğüm adamla boğazım düğüm düğüm oldu. Nefesim yarım kaldı. Çok yaşlı değildi; kırk beş bilemedin elli yaşlarının başında olabilirdi. Saçlarında tek tük aklar vardı. Kendine iyi baktığı heybetinde, görüntüsünden belli oluyordu. Bana tanıdık gelen tek şey gözleri oldu. Yeşildi. Aynı benim gözlerim gibi. Bu adam şimdi benim babam mıydı? Ne bekliyordum ki? Titrek bir nefes verdiğimde ona gerçeği söylemekle söylememek arasında kalmıştım. “Hayde! Kimsin?” Silkinip elimi uzattım. “Efsun Çevik. Avukatım,” deyince uzattığım elime burun kıvırdı. “Yav bende bir şey var sandım. Sen geç şöyle. Mühim bir iş var, sonra gel gızım.” Umursamazlığıyla yüzüm asılmıştı. Kenara geçtim. Gerçeği söylesem beni bağrına basar mıydı? Saçmalama Efsun. Buraya kim olduğunu görmek için gelmiştim; gördüm ve şimdi de gitmem gerekiyordu. Ama ayaklarım yere çivilenmiş gibiydi. Gidemiyordum. “Ana bir şey yapsana!” Yerdeki çocuk yalvaran gözlerle Ayten’e bakıyordu. Az önce babam olduğunu öğrendiğim adam sabır çekerek yüzünü ovdu. “Daha ana yarım et diyor. Oğlum sen mal mısın? Anan sana nasıl yardım etsin?” Yerdeki genç ağladı. “Hiç kimseye bir şey olmayacak. Sen kaçır gerisini bana bırak dedi.” Şimdi tüm gözler Ayten'in üzerindeydi. Anladığım kadarıyla yerdeki çocuğun annesi Ayten’di. Babası ise benim babamdı. Kısacası bu kadın beni gerçekten kandırmıştı. Bana o gün kendini hizmetçi olarak tanıtmıştı. Ben de saf gibi inanmıştım. Hangi hizmetçi bu kadar altın takar ki? Bahçede ölüm sessizliğine gömüldü adeta. “Yapılacak bellidir.” Diyen takside karşılaştığım adamın sesiyle ürperdim. “Dicle ve Fırat ölecek. Ayten de azmettirici olarak cezasını çekecektir.” Sesi tüm bahçede yankılanırken kimseden çıt çıkmıyordu. Daha da kötüsü kimse buna karşı gelmiyordu. Burayla ilgili birkaç şey okumuş, duymuştum ama şu an bizzat şahitlik ediyordum. Bu devirde böyle şey mi olur ya? Şimdiden güzelim İstanbul'u özlemiştim. Babam başını tutarken, "Allah rızası için şu garıyı da öldürün. Ben izin veriyim, alın bunu da çeksin cezasını." derken Ayten'den gerçekten bıkmış gibiydi. Babamın sözleriyle Ayten'in kaşları çatıldı. Gözden çıkarılmak onu sinirlendirmişti. “Kan dökülmeyecek!” Ayten başı dik bir şekilde bir adım öne çıktı. Bakışları babamla az önce hüküm veren adamda mekik dokurken, “çünkü berdel olacak,” dedi. Babam sinirle elindeki tespihi sıktığında vurmak için Ayten'e bir hamle yaptı. “Salın beni yav! Şunun ağzını gözünü bir kırayım!” Az önceki adam yine vurmasına engel oldu. “Nasıl olacakmış berdel?” Bu adam kimdi bilmiyorum ama burada babamla beraber sözü geçen biri gibi duruyordu. Çünkü ikisinden başka kimse konuşmaya cesaret edemiyordu. “Yav Devran nasılı mı var? Birde soruyon mu? Yok! Öyle bir şey yok!” Diye babam bağırdığında o adamın adının Devran olduğunu öğrendim. Devran… Bakışları çok sertti. Babamı duymazdan gelerek Ayten'in karşısında dikildi. “Nasıl olacakmış o!” Ayten parmağını kaldırıp beni gösterdiğinde, “işte onunla. Efsun’la,” dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD