Efsun.
Ayten’in neden beni gösterdiğini anlamıyordum. Tüm bakışlar yine bana döndüğünde Devran'ın bakışlarını hiç sevmemiştim.
“Nasıl?” Derken gözlerini kısıp bana daha dikkatli baktı.
“Efsun Çevik!” Diye adımı haykırırken babama döndü. “Senin öz kızındır ağam!” Herkesten hayret nidaları yükselirken gözlerim irice açıldı. Bu kadın neden bu gerçeği bağırarak ilan ediyordu?
Babam şaşkınca duyduklarını idrak etmeye çalışıyordu. “Sen ne diyon Ayten?” Biri şu Ayten'i sustursun!
“Ağam…” dediğinde neresinden çıkardığını bilmediğim bir kağıdı babama uzattı. “Bu kız dört gün önce geldiğinde senin kızın olduğunu söyledi. Bende emin olmak için DNA yaptırdım. Senin kızınmış gerçekten.” Tüm olanları anlatırken babam elindeki kağıdı çekip aldı. Çatık kaşları okuduklarıyla düz çizgi oldu. Elleri titriyordu. Bana baktı.
“Sen benim gızımsın?” Derken benim de onaylamamı bekliyordu. Buradan sonra inkar edemezdim. Hiç böyle hayal etmemiştim. Başımı salladım. Yanıma gelip sımsıkı sarıldı. Öyle bir bağrına bastı ki, bu kadarını ben bile beklemiyordum.
“Gızımmm!” Saçlarımı okşayıp, derin bir nefes çekti içine. Yabancı olduğum bu duyguyla ne tepki vereceğimi bilemedim. Ellerim havada asılı kalmıştı. Geri çekildiğinde bu kez gözleri heyecanla parlıyordu.
“Anan kimdir senin?”
“Hülya-” dememle bu kez mutluluğu arşa çıktı.
Elleriyle saçımı gösterdi.
“Kızıl Hülya mı? Gözleri kahverengi, boyu bu kadar. Çenesinde ben vardı bir tane. O mu?” Yıllar geçmesine rağmen bu kadar ayrıntı hatırlaması normal mi?
“Evet o.” dedim afallamış sesimle. Aradan yirmi altı yıl geçmişti. Her ayrıntısına kadar hatırlaması…
“Saçmalama Efsun!
Demekki adamın hafızası iyi,” diye kendimi ikna ederken beni şaşırtacak diğer soruyu sordu.
“Anan nerededir? O da geldi senle?” Kızı bendim ama tüm ilgi odağı şu an annemdeydi.
“Gelmedi,” dedim tersleyerek. “Gelmeyecek de. Annem evli benim. Kocası var onun.” Aklından ne geçiriyorsa hemen bunu unutmalıydı. Söylediklerimi duymazdan geldi.
“Hele geç içeri.” Elini omzuma koyup konağa yönlendirmişti ki Devran'ın sert sesiyle ikimizde durmak zorunda kalmıştık.
“Nereye İhsan Ağa! Burada bir mesele var!” Bağırmasıyla babamın arkasına sindim.
Babam omuzlarını dikip Devran'ın karşısına geçti. Elinde ki tespihi Devran'ın omzuna birkaç kez vurdu.
“Çözeriz hele de Devran. Ne bu acele? Sonra gel. Gızımla konuşacaklarım vardır.”
Devran'ın gözleri karardı. Çenesini öfkeyle sıktı.
“Gelemem! Sen beni aptal mı sandın?!” Diye kükrerken babam daha çok sinirlendi.
“Senin derdin nedir Devran?!”
“Derdim ne öyle mi? Oğlun bacımı kaçırır, azmettiricisi karın çıkar, sonra bir anda ortaya bir kızın çıkar!” Dediğinde gözleri beni buldu.
“Sen beni aptal mı sanıyorsun İhsan ağa? Unuttun mu bu topraklarda herkes sana çakal İhsan diyor. Boşuna almadın o lakabı. Bu kız senin kızın değil.” Sesi kendinden emin ve netti. Benim babamın kızı olmadığıma hatta kendisine karşı oynanmış bir oyun olduğunu açıkça iddia ediyordu.
Babam yumruğunu kaldırdı ama vurmadı.
“Bu benim gızım Devran. Ve en mühimi; benim berdele verecek bir gızım yok! Şimdi var git yoluna.” Berdel dediği şey benim kitaplarda okuduklarım olamaz değil mi? Çünkü orada kızı karşı tarafa veriyorlardı; istemeden verilen kızlar, susturulan hayatlar, kader diye yutturulan esaretler… Nefesim daraldı. Ben buraya sadece babamı bulmaya gelmiştim.
Kalbim korkudan hızlandı. Ben neyin içine düşmüştüm?
“Ne demek yok?!” Devran babamın yakasını tutup kendine çekti. “Bu kız senin öz kızınsa oğlunun ölmesine göz mü yumacaksın?!” Babam gözlerini kapatıp sabır çekerken yakasını Devran'ın elinden kurtardı.
“Onu yapmadan önce düşünecekti oğlum. Hem benim altı oğlum vardır. Biri kana gitsin, ne olacak? Acısını bağrıma gömerim. Hem bu sayede bir aptalın lafıyla hareket etmezler. Benim berdele verecek gızım yoktur. Az önce karar verildi. Sen verdin Devran.” Babamın sözleriyle yutkundum. Buranın adetlerini bilmiyorum ama şu an beni koruduğunu görüyordum. En önemlisi hissedebiliyordum.
“Ne belli senin kızın olduğu!” Diye bağırırken Ayten'i işaret etti. “Bu kadının bir oyun yapmadığı ne belli İhsan ağa!” Devran'ın sözleriyle babam düşündü. Sonra kendinden emin bir sesle, “bu benim gızım, DNA’ya gerek yoktur çünkü ben kendimi bilmem mi yav. Zamanında Hülya’yla bir şeyler oldu. Zamanı da tutuyor hem.” Dedi. Devran sinirle volta atarken aniden durdu.
“Sen bir gelsene benle!” Sesinin ağırlığıyla içime bir şey oturdu sanki. Babam gitmekle gitmemek arasında kalırken en son çareyi Devran'ı dinlemekte buldu. Beraber uzaklaştılar. Fısıltılar artarken ilk kez kendimi bir yerde rahatsız hissetmeye başladım. Hızla valizimin sapını kavradım. Gittim gittim yoksa bu işin sonu boktu. Kaçarcasına valizimi sürüklerken, “Efsun!” diyen Diyar'ın sesiyle adımlarımı daha da hızlandırdım.
“Efsun dur!” Önüme geçti. Gitmemem için kapıları kapattırdı.
“Çekil Diyar!” Diye bağırdım panikle. Çekilmedi.
“Üzgünüm ama ne olduğunu öğrenmeden seni salamam. Eğer seni bırakırsam abimin gazabından kurtulamam. Durum çok ciddi Efsun. Bir ne olduğunu anlayalım söz çekileceğim yoldan.” Söyledikleriyle kan beynime sıçradı.
“Çekil Diyar! Bir daha söylemeyeceğim!” Yine çekilmedi. Hatta gitmemem için bileğimden sıkı sıkı tuttu.
Bileğimi kurtarmaya çalışırken, “bırak!” Diye bağırdım. Tam o an da Devran'ın sert sesi araya girdi.
“Diyar bırak Efsun Hanım’ı.” Devran'a döndüm. Arkasında babam vardı. Ne konuştular bilmiyorum ama babamın yüz ifadesi hiç hoşuma gitmemişti. Ne konuştuklarını da sormak istemiyordum. Tekrar valizimin sapını kavradım.
“Bana müsaade artık. Benim buraya gelme amacım sadece senin kim olduğunu öğrenmekti. Gördüm şimdi de gidiyorum.” Deyip arkamı dönmüştüm ki Devran'ın, “gidemezsin!” diyen sesini duydum. Ne demek gidemem?
Onu duymazdan geldim. Valimizi sürükleyerek birkaç adım attım.
“Gidemezsin diyorum duymadın mı?!” Devran önüme geçmişti. Onunla konuşmadım. Yönümü sağa çevirip yoluma devam ettim. Bu kez yine önüme geçti. Sola döndüğümde de yine aynısı yaptı.
“Çekilsene be adam!” Diye bağırdım en sonunda. “Benim gitmem gerekiyor. Tamam mı çekil!” Cevap vermedi ama bakışları sertti. Ona bağırılmasından hoşlanmıyordu. Elimin altında ki valizi alıp Diyar’a gönderdi.
Ardından hiç uyarı bile vermeden beni omzuna attı.
Baş aşağı yere bakarken panik tüm bedenimi sarmıştı.
“Ne yapıyorsun?! Bırak! Biri bir şey yapsın! Polisi arayın! Dağ başımı burası!” Sırtına yumruklarımı geçirirken hiç etkilenmiyordu.
“Konuştuğumuz gibi İhsan ağa! Eğer senin kızınsa berdel olacak! Ben gerçeği öğrenene kadar ise kızın benim konağımda kalacak. Ayten'e güvenmiyorum, bir oyunda olabilir,” dediğinde başımı kaldırıp babamın itiraz etmesini bekledim ama hayır… itiraz falan etmedi. Devran ona ne dediyse kabul etmişti!
Ayten hemen araya girdi.
“Sizde beni iyice şey bellediniz. Oyun falan yok. Benim amacım dayımın kızıydı ama şans senin bacına çıktı Devran.” Derken üstten üstten Devran'a konuşuyordu.
“Sen sus!” Diye babam Ayten'e atıldığında bu kez kimse araya girmedi. Kolundan mengene gibi sıkarken elinde ki tespihi yüzüne salladı. “Senin defterini içeride düreceğim ben! Geç içeri!” Ayten koşarak içeri girdiğinde babam tekrar Devran'a seslendi.
“O sonuçlar çıkana kadar kalacak. Ben eminim o benim gızımdır. Ama sen de emin ol diye bir şey demiyorum.” Dediğinde bu kez sesi genizden gelen bir hırıltı gibiydi. “Bu sürede gızımın tek bir saçının teline zarar gelirse seni yakarım Devran! Harbi yakarım!” Beni bu adamla gönderiyordu! Az önceki gibi engel olmuyordu.
Devran babama döndüğünde babam görüş açımdan çıkmıştı.
“Merak etme, sen sözünde dur yeter.” Deyip hızla yürümeye başladı. Resmen beni götürüyordu. Yürürken Diyar'a seslendi.
"Fırat'la Dicle'yi de alın! Gerçek ortaya çıkana kadar kapalı kalacaklar!" Beni de mi kapalı tutacaktı?
“Bırak beni! Devran bırak! Ben sandığınız kişi değilim! Ayten'in bir oyunu! Ben avukatım!” Durması için her şeyi söyledim ama yine durmadı.