Efsun.
“Bırak beni! Devran bırak!”Avazım çıktığı kadar bağırmama rağmen kimse kılını bile kıpırdatmıyordu. Yine de susmadım.
“Eğer beni bırakmazsan sana yemin ederim seni mahkemelerde süründürürüm! Sen beni tanımıyorsun Devran! İndir beni çabuk! Eğer beni bırakırsan söz veriyorum adliyenin önünden bile geçmem!” derken hem tehdit ediyor hem de çözümünü söylüyordum. Yine cevap vermedi. Hızla yürürken beni omuzunda taşımaya devam etti. Ama sinirlendiğini hissedebiliyordum çünkü bacağımı tutan ellerinin baskısı artıyordu.
“Devran!” Diye tekrar bağırmamla aniden yükseldi.
“Ne var Efsun?! Devran! Devran! Kulağımı siktin! Ne var?! ” Birde utanmadan bana mı yükseliyordu bu?
Sırtına ardı ardına yumruklarımı geçirdim.
“Hayvan herif! indir diyorum iki saattir! İndirsene beni! Nesini anlamıyorsun? Hem sen bana kızamazsın çünkü ben haklıyım! Duydun mu beni Devran?!” Diye bağırdığımda ağzının içinden bir şeyler gevelediğini duydum. “Ağzının içinden konuşma! Bir şey söyleyeceksen yüzüme açık açık söyle!” Diye çıkıştığımda kalçama vurmasını beklemiyordum. Ciddi ciddi kalçama şaplak atmıştı.
“Ben senin yüzüne açık açık söyleyeceğim. Bekle sen, bekle Efsun.” Sesinde ki sakinlik tüylerimi diken diken etti.
“Devran… oğlum?” Diyen şaşkın bir kadın sesiyle başımı hafif kaldırdım ama kimseyi göremiyordum.
“Yardım edin lütfen!” Dedim kadının kim olduğunu göremesemde.
“Devran bu kim? Neden senin omzundadır?”
“Anlatacağım ana ama sonra,” deyip geçiştirirken merdivenleri çıkmaya başladı. Kadın geride kaldığı için görüş açıma şimdi girmişti. Kollarımı uzatıp yardım dileyen sesimle, “yardım edin nolur! Bu hayvan beni zorla alıkoyuyor!” Dediğimde kadının korkuyla yutkunduğunu gördüm. Devran hiç duraksamadan ilerlerken tüm gözler benim üzerimdeydi. Daha fazla onlardan yardım dilenmedim. Seyretmek dışında hiçbir şey yapmıyorlardı. Film oynuyor sanki? Bir polisi aramak çok mu zor?
Nihayet beni omzundan indirdiğinde birkaç saniye başım döndü. Geri geri giderken Devran düşmemem için belimden kavradı.
“Bırak!” Dedim sinirle. Elimle onu itip kapıya adımlamıştım ki sert kollarını yine belimde hissettim.
“Nereye gidiyorsun Efsun?”
“Allah'ım delireceğim şimdi!” Diye kendi kendime bağırırken Devran'a döndüm. “Delirtme beni adam! Sen beni burada zorla alıkoyuyorsun! Gidiyorum!” Diye açıklamamla güldü.
“Gidiyorsun demek,” derken kendi kendine hâlâ gülüyordu. Deli mi ne?
Sonra aniden kaşları çatıldı. Kapıyı kilitleyip anahtarı cebine koyarken oturmam için eliyle yatağı işaret etti. Tabiki de oturmadım. Küçük çocuklar gibi omzumu kaldırıp indirdim.
“Efsun!” Diye hırladı. Bu biraz korkuttu. Bu manyağın ne yapacağı belli değildi. Üzerime üzerime adımlarken geri geri adımladım.
“Gelme sakın. Bak babamın konağı hemen karşıda, bağırmamla herkesi yığarım buraya.” Diye tehdit etmemle dudakları tehlikeli bir şekilde kıvrıldı. Adama hiçbir şey işlemiyordu. Bildiğim bildik diyor başka bir şey demiyordu. Benden önce davranıp camları da kapattığında şimdi neyle tehdit edeceksin dercesine bana baktı. Yutkundum. Sakince düşünmem gerekiyordu. Elimi kaldırıp sakince, “benden ne istediğini söyle, iki medeni insan gibi konuşup halledebiliriz.” Dedim karşımda ki medeniyetten yoksun insana. Bu devirde zorla insan alıkoymak nedir ya?
Elimi görmezden gelip üzerime yürüdü. Bir adım geri attım, o da bir adım üzerime. Sırtım gardropla buluşan kadar bu böyle devam etti.
"Şimdi Efsun," dediğinde ellerini iki yanıma bastırdı. Bana kaçacak en ufak bir açıklık bile bırakmamıştı.
"Şimdi beni dinleyeceksin ve söylediklerimi asla aklından çıkarmayacaksın." Sesinde ki itiraz istemeyen tınıyla sinirlendim. Beni bu şekilde sindireceğini düşünüyorsa yanılıyordu.
"Seni dinliyorum," dedim buz gibi sesimle. Kehribar gözlerini gözlerime dikti.
"Fırat benim bacımı kaçırdı. Bu namus meselesi olduğu için ya kanla kapanır ya da karşı tarafın kızını almakla." Karşısında bir aptala anlatır gibi tane tane anlatıyordu. Çenesiyle beni işaret etti. "Sen eğer İnsan'ın kızıysan bu eve gelin geleceksin. Anladın mı?" diye sorunca kaşlarımı çatıp gözlerimi kıstım. Gelin gelecekmişim...
Çok bekler!
"Anladım anlamasına da Devran. Senin anlamadığın şu," dediğimde yüzüne yaklaştım. Dudaklarım alayla kıvrıldı. "Ben bu konağa gelin gelmek istiyor muyum? Asla! Ölsem yine de bu konağı geçtim bu şehre gelin falan gelmem ben! İstanbul'da ne nezih insanları reddetmişim ben, buraya mı kaldım?!" İstanbul'da ki taliplerimin beni acil bulması gerekiyordu. Soner hariç tabiki de.
Önüme düşen bir tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırdı.
“Öyle mi Efsun Hanım?” Derken sesi en az benimki kadar alaycıydı.
“Öyle!” Dedim kararlılıkla.
“Sana kötü bir haberim var.” Parmaklarıyla çenemden kavrayıp hafif kaldırdı.
“Benim karım olacaksın. Bu gerçeği şimdiden idrak etmeye bak. Çünkü kocan olacak adam nezih dediğin insanların yanından bile geçmiyor,” derken göz kırpıp geri çekildi. Kaşlarım havalanmış duyduğumu idrak etmeye çalışıyordum.
Benim karım mı olacaksın dedi o az önce.
“Kapat ağzını.” Sesinde ki alayla cebinden anahtarı geri çıkardı.
“Sen…” derken ne diyeceğimi bilmiyordum.
“Seni parçalarım Devran! Sen kim benim kocam olmak?” Bu medeniyetsizle evlenmek mi? Ölsem evlenmem!
Usulca anahtarı kilide yerleştirip çevirdi.
Kapıyı açmadan önce omzunun üstünden bana baktı. Baştan aşağı beni süzdü.
“Sen biraz fazla mı sinirlisin?” Derken tek sorunum buymuş gibi düşünmeye başladı.
Ardından eliyle odanın içinde kırılacak eşyaları gösterdi. “Sen bence biraz stres at. Hepsini kırıp parçalayabilsin. Müstakbel kocanın çok parası var, eşyaları dert etme.” Daha çok sinirlendim.
“Atıcam ben stres! Sen dur!” Deyip elime gelen ilk vazoyu kavradım. Ne yapacağımı anlamış olacak ki hemen odadan çıktı. Vazoyu attığımda son anda kapıyı kapattığı için cam vazo kapıya çarpıp kırıldı.
“Sen daha kime bulaştığını bilmiyorsun!” Diye bağırdım ardından.
“Zehir ederim sana bu dünyayı. Duydun mu Devran?!” Dediğinde kapının ardından güldüğünü duydum. Allah’ım delireceğim!
Hırsla odada volta atarken kapıya sarıldım. Kulpu indirdiğimde hırsla kapıya tekme attım. Kilitlemişti.
“Devran aç şu kapıyı!” Kapıya vurdum.
“Devran aç!” Ses yok.
“Adi herif! Medeniyetsiz öküz!” Kapının kulpunu yine indirdim ama açılmıyordu. Yumruğumu kapıya geçirdim. Ben sadece babamın kim olduğunu merak ettiğim için gelmiştim. Tüm bu başıma gelenler haksızlık.
“Tamam sakin ol Efsun,” deyip elimle yüzüme yelpaze yaptım. Bakışlarım kenarda duran beyzbol sopasına kayınca hırsla dudaklarımı dişledim.
Bunu sen istedin Devran efendi. Hızla bileğimde ki tokayla saçımı dağınık bir topuz yaptım.
“Sen daha kiminle dans ettiğinin farkında değilsin!” Diye bağırdım. Beyzbol sopasını kavradım. Pencerenin önüne geçtim.
Bismillah çekip sopayı cama indirdim.