3.BÖLÜM

1680 Words
## Gerçeğin Soğuk Yüzü Gözleri yakalanmanın verdiği o büyük korku ve panikle irice açılan Almira, arkasına doğru yavaş yavaş döndüğünde gözlerinden adeta alevler saçan Karan ile göz göze geldi. Bir an için korkudan dili tamamen tutulan genç kız, zorlukla yutkunmaya çalışarak, "Ş... şey, b... ben..." diye kekeledi. Almira’nın bu korkak ve suçlu hali Karan’ı daha da çileden çıkardı. Öfkeyle kükrercesine, "Sen ney, sen?!" diye bağırdı. Almira, Karan’ın bu sert bağırışıyla birlikte iyice panikleyerek ne söyleyeceğini şaşırdı: "Bi... biz Eliz'le seni... yani... biz sadece geziyorduk. Seni takip falan..." dedi ve hemen ardından sustu. Çünkü biraz daha konuşmaya devam ederse, yaşadığı o büyük korkunun etkisiyle her şeyi bir çırpıda anlatmaya başlayacağını çok iyi hissetmişti. Karan, sinirden iyice kısılan gözlerini Almira’nın üzerine dikerek dişlerinin arasından, "Elizzzzzzz!" dedi öfkeyle. Karan, tam gazabını kusmak için ağzını tekrar açacaktı ki, ormana beraber geldiği o kızıl afet, yani Buse birden büyük bir telaş içinde kulübeden çıkıp onlara doğru koşmaya başladı. Adeta eli ayağı birbirine dolanmış olan Buse, "Aman Allah'ım! Benim hemen gitmem gerekiyor, hemen!" dedi panikle. Karan, Almira ve Eliz’e duyduğu o kör edici öfkeyi bir kenara bırakarak şaşkınlıkla kıza döndü: "Hayırdır Buse, ne oldu? Niye gitmen gerekiyor?" diye sordu. Kızıl afet, yüzünde mahcup ve korku dolu bir ifadeyle, "Şey... Beni takip etmiş. Bu köye geldiğimi biliyor," dedi. Karan, o biçimli siyah kaşlarını iyice çatarak sordu: "Kim o?" Buse, saniyeler içinde bakışlarını Karan’ın delici gözlerinden kaçırarak oldukça kısık bir sesle, "Kocam!" dedi. "Kocam" kelimesini duymasıyla birlikte Karan’ın beynine adeta kan sıçradı. Öfkesi katlanarak büyürken, "Kocam mı?! Sen evli misin?!" diye adeta kükredi. Genç kadın, bu korkutucu kükreyiş karşısında içten içe feci şekilde tırssa da, yine de yavaş ve işveli hareketlerle Karan’a doğru bir adım yaklaştı: "Ben gerçekten çok üzgünüm, en başında söylemeliydim. Ama evli olmam bizim ilişkimizi etkilemez ki... Beraber çok ho..." Duyduklarıyla öfkeden gözü dönen Karan, kadının lafını sertçe yarıda keserek bu kez ormanı inletecek bir sesle bağırdı: "Elimden bir kaza çıkmadan hemen defol git buradan Buse! Benim evli bir kadınla asla işim olmaz! Defol!" Karan’ın geri dönüşü olmayan o korkunç öfkesini sezinleyen genç kadın, bu sefer tek bir kelime bile edemeden, sessizce arkasını dönüp oradan hızla uzaklaşmak zorunda kaldı. ### Kaçış ve Öfke Kadının arkasından büyük bir hayretle bakakalan Almira, Buse gözden kaybolur kaybolmaz başını tekrar Karan’a doğru çevirdi. Ve o anda, yine o ateş saçan, karanlık gözlerle burun buruna geldi. Karan, sinirden tek gözünü seğirterek genç kıza doğru büyük adımlarla yürüdü: "Şimdi hesap verme sırası sende, küçük cadı!" diyerek Almira’nın üzerine doğru yürüdü. Karan’ın bu tehditkar sözlerinden ve üzerindeki o ezici baskıdan iyice dehşete düşen Almira, korku içinde geri geri adımlamaya başladı. Ancak üzerindeki bu ağır korku dalgasına daha fazla dayanamayacağını anlayınca, ani bir refleksle arkasını dönüp tüm gücüyle kaçmaya başladı. Karan ise arkasından öfkeyle haykırdı: "Kaçabilirsin ama asla saklanamazsın küçük yalancı!" Karan, Almira’nın neredeyse iki katı büyüklüğünde ve oldukça iri yarı, güçlü bir adamdı. Bu yüzden onun hızlı adımları karşısında Almira’nın kaçışı çok uzun sürmedi; Karan sadece birkaç büyük adımda genç kızı kulübenin kapısının tam önünde yakalamayı başardı. Kolunun sıkıca kavranmasıyla korku içinde bir çığlık atan Almira, "Bırak kolumu Karan, benim hiçbir suçum yok! Ben istemedim! Ne olur bırak beni gideyim!" diye çaresizce bağırdı. Karan ise öfkeli bir alayla güldü: "Biliyorum! Senin gibi bir aptal zaten tek başına böyle bir işe kalkışamaz. Çıbanın başı o Eliz ve tabii ki tüm köylü! Bugün o lanet zımbırtının, o lanet kehanetin son günü, değil mi? O yüzden Eliz ve sen beni takip ettiniz. Tabii ya... İki gündür 'bizi gezdir' diye tutturmalarınızın hepsi koca bir hikayeydi!" Almira, duyduğu suçlamalar karşısında korkuyla başını öne eğerek kısık bir sesle, "Ben plan falan yapmadım..." dedi. Karan, genç kıza sinirle bakarken o yıkıcı, alaycı ses tonunu yine esirgemedi: "Zaten senin gibi bir aptal kendi başına plan yapamaz!" Bu sözler Almira’nın yüreğini bir kez daha derinden yaralamıştı. Ama artık Karan’ın onu her fırsatta böyle ezmesinden, sürekli bir aptal yerine koymasından bıkıp usanmıştı. İçinde biriken tüm o kırgınlık bir anda büyük bir cesarete dönüştü. Hızla kafasını yukarı kaldırıp doğrudan Karan’ın gözlerinin içine dik dik baktı: "Ben aptal falan değilim! Bana aptal diyemezsin!" diye avazı çıktığı kadar bağırdı. Almira hayatında ilk kez ona karşı böyle dişli bir tepki veriyordu. Bu beklenmedik çıkış Karan’ı bir an için şaşırtsa da, kızın kendisine sesini yükselterek bağırması öfkesini daha da körükledi. İri ve güçlü eliyle Almira’nın narin çenesini sertçe kavrayıp sıkarken, "Kes sesini küçük aptal!" diye kükredi. Fakat Almira bu kez kararlıydı; ne olursa olsun susmayacaktı. Çenesini sıkan o güçlü elden kurtulmaya çalışarak acıyla ve büyük bir sinirle bağırdı: "Kesmiyorum sesimi! Sensin aptal!" ### Kontrolsüz Şehvet Kendisine "aptal" diyen Almira’nın bu cüreti karşısında Karan’ın gözü tamamen döndü. Almira’nın tuttuğu çenesini büyük bir öfkeyle ve sertçe ileriye doğru itti. Aldığı darbeyle dengesini kaybeden Almira, sırtını kulübenin sert ahşap duvarına çarptı. Canı feci şekilde yanan genç kız, bir eliyle başını, diğer eliyle de çarpan sırtını tutarak acı içinde inledi: "Bırak beni!" Aslında Karan’ın niyeti de tam olarak buydu; ona son kez haddini bildirip, asıl suçlu olan Eliz ve köylülerden hesap sormak için oradan ayrılmaktı. Fakat birden, az önce elinin altında duran o çenenin inanılmaz yumuşaklığı ve sıkarken iyice belirginleşen, hafifçe aralanmış dolgun dudaklar, Karan’ın olduğu yerde çakılıp kalmasına neden oldu. Karan o an ne yaptığının, zihninin nereye sürüklendiğinin farkında bile değildi. Almira’nın çenesini sıkan eli yavaşça gevşedi; ancak geri çekilmek yerine, başparmağı genç kızın o sıcak, dolgun dudakları üzerinde yavaşça gezinmeye başladı. Almira ise neye uğradığını şaşırmış bir halde, önce Karan’ın dudaklarında gezinen eline, ardından da onun gözlerinin içine bakakaldı. Karan, elinin altındaki o yumuşak teni okşarken, parmak uçlarından başlayan garip bir karıncalanmanın yavaş yavaş koluna ve oradan da tüm bedenine yayıldığını hissetti. Bununla birlikte, karşısında duran bu kıza karşı içinde haddinden fazla, kontrol edilemez bir arzu uyanmaya başladı. Sanki beyni bir anda tamamen devre dışı kalmıştı. Senelerdir uyuz olduğu, her fırsatta aşağılayıp alay ettiği bu kıza karşı içinde, önüne geçilmesi imkansız, vahşi bir şehvet duygusu kabarmıştı. Karan içinden kendine lanetler okusa da, bedenini esir alan bu karanlık arzuya yenik düşerek Almira’nın dolgun dudaklarına sertçe yapıştı. Bir anda nefesi kesilen Almira, uğradığı bu şokla olduğu yerde kalakaldı. Ne onu üzerinden itebiliyor ne de deli gibi aşık olduğu adamın bu ani, yakıcı öpücüğüne karşılık verebiliyordu. Fakat Karan, Almira’nın dudaklarını sanki yıllardır bunun açlığını çekiyormuş gibi büyük bir açgözlülükle, adeta sömürerek öpmeye devam ediyordu. İçinde aniden alevlenen o durdurulamaz şehvetle birlikte, tek bir hamlede kulübenin kapısını açtı. Ardından Almira’yı kucağına aldığı gibi hızla içeriye taşıdı ve yer yatağının üzerine yatırdı. Karan’ın zihni ise hâlâ kendi içinde büyük bir savaş veriyor, durmaksızın kendine küfürler edip lanetler okuyordu: *"Ne yapıyorsun lan sen aptal herif?! Kes şunu hemen! Lanet olsun, o olmaz! Hakim ol kendine!"* fakat zihninden geçen hiçbir kelime, damarlarında çılgınca akan hormonlarına ve azgın duygularına söz geçiremiyordu. Almira için de durum farksızdı. Onu üzerinden itmek, bu karanlık kulübeden kaçıp kurtulmak istiyordu; fakat sanki görünmez, ağır zincirler bedenini bağlamış gibi eli kolu tamamen tutulmuştu. Karan’ı çok seviyordu, hatta onunla birlikte olacağı anı defalarca rüyalarında hayal etmişti. Ama böyle olmasını istememişti; böyle izbe, karanlık bir kulübede ve evlenmeden önce asla hayal etmemişti. Fakat ne kadar çabalarsa çabalasın, ondan kaçmayı bir türlü başaramıyordu. ### Kehanetin Pençesinde Karan ise kendini artık tamamen kaybetmiş bir durumdaydı. Elleri fazlasıyla amacını aşmış, hırsla önce kendi kıyafetlerini üzerinden söküp atmış, ardından da Almira’nın elbiselerini birer birer çıkarmaya başlamıştı. İkisi de o an ne yaptıklarına, bu gücün onları nasıl sürüklediğine asla anlam veremiyorlardı. Karan, Almira’nın bedenine sahip olurken, ikisinin de gözleri ardına kadar açıktı ve sadece sessizce birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlardı. Almira’nın gözlerinden sicim gibi yaşlar süzülüyordu. Tek bir kelime dahi edemiyor ama o nemli bakışlarıyla Karan’a durması, bu kabusa son vermesi için yalvarıyordu. Karan genç kızın bu çaresiz yalvarışını görüyordu, farkındaydı; fakat içindeki o azgın, vahşi duygular durmasına kesinlikle müsaade etmiyordu. Kesinlikle sevmediğini düşündüğü ve her zaman sinirlerini bozan bu kızdan bir türlü uzaklaşamıyordu. Sonunda, ikisi için de kesinlikle büyük bir kabusa dönen bu zoraki ilişki, Karan'ın boşalıp bitkin bir halde Almira’nın üzerine yığılmasıyla son buldu. ### Geriye Kalan Yıkım Kendini bir parça olsun toplayabilen Almira, nihayet o an üzerinde hissettiği o görünmez, ağır iplerden kurtularak kollarını hareket ettirmeyi başardı. Karan’ı tüm gücüyle üzerinden itti ve hıçkırıklar içinde ağlayarak, titreyen elleriyle kıyafetlerini üzerine geçirmeye başladı. Karan da aynı şekilde tamamen dağılmış bir durumdaydı. Kendi kendine, "Lanet olsun! Allah'ım ben ne yaptım... Aptal herif, aptal!" diyerek söyleniyor ve hızlıca kıyafetlerini giyiniyordu. Almira hıçkırarak ve sendeleyerek ayağa kalktığında, Karan hızla atılıp Almira’nın kolundan sıkıca yakaladı: "Üzgünüm! Gerçekten çok özür dilerim! Bak, ben anlayamıyorum bu nasıl oldu... Ben... ben kendime hakim olamadım! Yani isteyerek yap..." dedi. Fakat Karan’ın bu kendisini aklamaya çalışan sözleri Almira’yı daha da çok sinirlendirdi. Kolunu Karan’ın elinden büyük bir nefretle ve hızla çekerken, "Çek o pis ellerini üzerimden! Dokunma artık bana!" diye haykırdı ve Karan’a hayatında ilk kez tiksinir gibi baktı. Almira hıçkırıklar içinde hızla kulübeden dışarı çıkarken, Karan arkasından kendine duyduğu o korkunç öfkeyle yumruğunu kulübenin sert tahta duvarına geçirdi. Ardından derin bir pişmanlıkla başını yere eğdiğinde, yer yatağının üzerindeki o kırmızı lekeyi gördü. Başını iki elinin arasına alıp delirecekmiş gibi sıkan Karan, "Siktir!... Lanet olsun, bakireymiş!" diye acıyla bağırarak, hızla kulübeden çıkan Almira’nın peşinden dışarı fırladı. ### Dört Mevsim Bir Arada Ancak kulübeden dışarıya doğru sadece birkaç adım atmıştı ki, Almira’nın az ileride şaşkınlık ve dehşet içinde durmuş, etrafına bakındığını gördü. Karan da adımlarını yavaşlatıp kafasını kaldırıp etrafına baktığı anda, havadaki o inanılmaz garipliği hemen fark etti. Tüm ormandaki ağaçların yaprakları tamamen solmuş ve yerlere dökülmüştü; hatta dökülen yaprakların üzerinde, henüz yeni erimeye başlayan kar yığınları duruyordu. Ve bu kavurucu, sıcak yaz gününde hâlâ gökten ince ince, serin bir yağmur yağıyordu. İşin daha da tuhaf yanı, yerde bir yığın solmuş, ölmüş yaprak dururken, kafalarını kaldırıp baktıklarında ağaç dallarının hâlâ gür ve yemyeşil yapraklarla dolu olmasıydı. Sanki onlar o kulübede o karanlık 10 dakikayı geçirirken, dışarıda tüm doğa sapıtmış, dört mevsim aynı anda yaşanmıştı. Almira, hayret ve şaşkınlıktan yay gibi gerilmiş kaşlarıyla etrafı süzdükten sonra, büyük bir korkuyla yavaş yavaş arkasına, Karan’a doğru döndü. Tıpkı kendisi gibi şaşkınlık içinde olanları izleyen Karan’a bakarak kafasını iki yana inanamayarak salladı ve titreyen sesiyle fısıldadı: "Lanet... Ama... Ama bu nasıl olur... Ben... ben cad..." dedi. Ve tam o anda, ağaçların arasından Eliz'in heyecan ve umut dolu sesi yankılandı: "Almira! O cadı nerede?!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD