“Karım hiçbir yere gitmiyor.” Cesur’un sesi, sanki taş duvarlardan yankılanarak içime çarptı. O kadar emindi, o kadar kararlı söylemişti ki...Bir an, içimdeki bütün umut kırıntıları birer birer söndü. Annem dişlerini sıktı, gözleri dolu dolu öfkeyle parladı. “Ben kızımı bir adama kuma gitsin diye büyütmedim!” diye bağırdı.Sesi avlunun taşlarında yankılandı, herkes donup kaldı. Demek biliyordu… Annem, kuma gideceğimi biliyordu. Kesin o iğrenç Faik söylemişti. Kuma... O kelime, ilk kez kendimden tiksinmeme neden oldu. Zorla evlendiriliyordum; bunun yasını tutarken bir de “kuma” olmanın ağırlığını düşünmek istememiştim. Gerçek karısı olsam da, ikinci karısı olsam da fark etmezdi. İkisinin de anlamı aynıydı: tutsaklık. Annem saçlarını sinirle kulak arkasına itti, nefesini dengele

