Ufuk bütün sosyal paylaşım sitelerine tek tek yazdı "Reyyan Korkmaz" adını.Kızın hiçbir platformda tek bir hesabı dahi yoktu! Muhafazakar insanların bu f*******: gibi vızırtılarla çokça meşgul olduğunu biliyordu halbuki! Reyyan onlardan değil miydi yani? Gazetede ki odasında bir süre daha adına araştırma yaptıktan sonra çıktı Ufuk, bir kaç mekan gezip araştırma yapması gerekiyordu. Reyyan Korkmaz'a ulaşabilecek tek yerin ise Kapalı Çarşı olduğu aşikardı.
***
Reyyan dükkanında ki tek bilgisayarda arama motoruna Ufuk Gülen yazdığında karşısında çıkan başka Ufuk Gülen'lerden sıyrılıp aradığını kısa sürede buldu. Adamın kendisine çok zıt düşüncede bir gazete de köşe yazarlığı yaptığını, aynı zamanda da bağlantılı bir kanalda hafta sonu yayınlanan bir gezi programı yaptığını böylece öğrendi. Ne şehirleri geziyordu, ne de ülkeleri. İstanbul da bir kaç sokakta yaptığı bir röportajı karşısına aldığı uzmanlarla tartışıyordu. Programa tartışma programı diyenlerde oluyordu ama Ufuk Gülen adına "Gülen ile Gezi!" deyince, herkes programdan gezi programı olarak bahsediyordu. Programda ki fotoğraf karelerinde takım elbiseli olduğunu gördüğü oldu Reyyan'ın ancak gene de çoğu kez sakallıydı adam. Bir kaç araştırma daha yaptığında çıplağa yakın kadınlarla fotoğraflarını gördü. Çıkan aşk haberlerini yalanladığı magazin haberleriydi hepsi. Çok popüler bir adam olmakla birlikte yaptığı programın reytingleri iyi, çalıştığı gazetenin tirajı yüksekti. Resmen ünlüydü! Ün, çıplak kadınlarla istediğini yaşamaktıysa Reyyan ünün Ufuk'a hiç yakışmadığını söyleyebilirdi. Onları kıskanmak gibi bir gaflete düştüğünü hissettiği an bilgisayarın ekranını kapadı, sonra da dolabından çıkardığı cevşeni okumaya başladı.
Doğru olmayan bir şey yaptığını, okuduğu Allah kelamlarının arasında bile onu düşünerek anlamıştı Reyyan. Ufuk Gülen kötü huylu bir tümör gibi tekrar yayılıyordu hücrelerine.Yıllar önce çocuk hali ile buna izin vermişti, şimdi biraz daha büyümüşken, bir adama verilmiş sözü varken bunun olmasına mani olması daha kolay olmalıydı.
Kolay değildi...
Cevşen'i kaldırdı.
Bilgisayar ekranını tekrar açıp, açıkta kalan sayfalardan bir videoya tıkladı. Az sonra Ufuk Gülen'in kendine güvenen bakışları ve kendinden emin sözleri ile programı sunmaya başladığı anların kaydı oynamaya başladı. O kadar çok konuşuyordu ki, bir an program saati boyunca sadece kendisinin konuşacağını sanmaya başladı Reyyan. Tam on beşinci dakika da aldı ilk konuğunu Ufuk. Mini etekli uzman bir çocuk doktoruydu gelen kadın. Sözde popüler olmuş kitapları vardı ama Reyyan kadının adını ilk kez duyuyordu. Belki de kendisinin pek de çocuk kitaplarına ilgisi olmadığındandı. Yirminci dakika da ise, bir pedagog davet etti Ufuk, iki konuğu ile ilgili sohbete başladığında, sohbetin aralarına sıkıştırdığı kendi gezilerinde mevzuya dahil konulardan yaptığı röportajları dahil ediyor sonra röportajlarla ilgili konuşmaya devam ediyorlardı. Her iki doktor da Ufuk'a saygı duyuyor gibilerdi, Ufuk da onlara aynı kibarlıkta davranıyordu ama sanki daha çok patron gibiydi. Tam elli dakika boyunca gözünü kırpmadan baktığı programı bölen ise kapıda ki filli zilin sesi oldu. Reyyan, bilgisayar ekranını hızla kapadı ve yüreği ağzında fırladı ayağa. Karşısında Ufuk vardı! Adam, kızın suratının pancar misali kızarmış olduğunu, az evvel korku ile bilgisayarı kapadığını görmüştü ama tam olarak neye bu kadar heyecanlandığını anlamadı. Bir an kızı porno izlerken basmış olacağını düşünse de, bundan vazgeçti. Örtülü kızların bastıramadığı duyguları olup olmadığını düşünmek istemedi. Zira, porno kültüründen nefret ederdi ve bu durum asla Reyyan'a yakışmıyordu.
"Hoş bulduk." dedi alaya alarak Ufuk ilk cümlesini nihayet kurduğunda. Reyyan, kendini halen toparlayamamışken:
"Neden geldiniz?" diye sorunca bir an söylediğinden pişman olup eliyle ağzını kapadı. Ayıp etmişti! Sadece bir gün aralık bırakıp ikinci gün gelen adamın sürekli gelmesinden korktuğunu bu şekilde ifade etmesi pek doğru olmamıştı.
"Seni görmeye geldim."
Ufuk, çok daha açık sözlüydü... Bu defa yeşil parkesi de beresi yoktu üzerinde. Spor bir şişme mont, postal tarzı botlar, kareli oduncu bir gömleğin yakasını gösterirken, koyu renk kotu üzerine tas tamam olmuştu. Küpesi vardı, kesilmemiş sakalları da duruyordu. Sünnet için sakal bırakmadığı aşikardı, öyleyse neden hep kirliydi ki yüzü.. Saçları da gelişigüzel taranmamış gibiydi. Zaten oldukça da uzun... Neredeyse ensesinden dökülüyordu! Neredeyse!
"Gelebilir ve görebilirim herhalde değil mi? Biz eski dostuz!"
Dostluk lakırdısının yerli olduğunu düşündü Reyyan. Bu adam çok akıllıydı! Az evvel doktorları da köşeye sıkıştırıp durmuştu zaten.
"Tabi..." diyebildi sadece Reyyan! Ufuk, teklifsiz oturdu tabureye, montunun fermuarını açıp sehpada duran iki dergiye baktı. Birisi Fatih Belediyesinin Kapalı Çarşı kapaklı dergisiydi, diğeri de bir çini sanatı severleri ilgilendiren düşük matbaa masraflı bir şeydi. Her ikisinin de sayfalarını şöyle bir çevirirken Reyyan'ın mutfaktan geldiğini duydu. Ne zaman gitmişti bu kız? Küçük ayakları ne kadar da sessizdi?
"Size çay getirdim."
Memnuniyetle kabul etti Ufuk çayı, bardağı eline aldı; "Hep mi taze çayın var senin?" diye sordu tebessümle. Başını olumlu mana da salladı Reyyan, kendine de bir bardak getirmemişti. Yerine geçti. Kapalı bilgisayarı kasa tarafına çekti sonra da:
"Siz televizyon programı yapıyormuşsunuz." dedi.
Ufuk, az evvel içeri girdiğinde duyduğu sesin kendine ait olduğuna emin oldu işte o an...
"Evet yapıyorum, izledin mi?"
"Pek değil!"
Küçük yalancı!
"İzlersen düşüncelerini öğrenmek isterim."
"Faydalı bir programa benziyor."
"Televizyonda onlarca faydasız olanı varken doğru olanı yapmaya çalışıyorum. "
Beğendiğini söylemekten kaçındı genç kız. Lüzum yoktu! Adama beğenilerini sunması yersizdi! Gelme demesi, karşıma çıkma demesi yerine saçmalamış olurdu sadece.
"Eee parmağın iyi mi?"
Bunu sorarken kendi baş parmağını gösterip öne arkaya sallamıştı Ufuk. İstemsizce güldü Reyyan! Bir erkeğe gülmek ne kadar da olmaması gerekendi. Gene de mani olamamıştı işte...
"Parmağım iyi."
"Sevindim... "
Ufuk kıza dikkatle bakıyordu, kız ise ona ürkek... Gene o ipek eşarplarından birini takmıştı. Kaç tane eşarbı vardı; kaç tanesi bu kadar parlak ve güzel görünüyordu merak etti Ufuk. Bu defa rengi koyuydu eşarbının, gözlerinin laciverdini almıştı sanki kendi boyasının rengini bırakıp... Güzeldi Reyyan! Hiç dokunmak istemeyeceği kadar saf, hep dokunmak isteyeceği kadar arzulanılası... O peşinde dolanan manken kızlardan değildi... Kesinlikle değildi! Soyunarak kendini elde etmeye çalışanlarla onu kıyasladığına inanamıyordu.
"Kaç tane var onlardan?"
Reyyan, adamın işaret ettiği noktayı yanlış algıladığını düşünüp sordu:
"Nelerden?"
"Başına örttüğünden diyorum kaç tane var?"
Reyyan, gene tutamadı gülmek isteğini... Böyle şaşkınlıkları yıllar önce de yapardı ama şimdi az evvel izlediği programın sunucusu profilinde ki ayaklı karizmayı farklı kılıyordu şu haller. Gülüşünü eli ile gizlerken:
"Ne yapacaksınız sayısını?"
"Merak ettim."
"İlginçsiniz gerçekten... Kaç erkek merak eder acaba böyle şeyleri?"
Gülmesine mani olmak istiyordu Reyyan, sanki imkansızdı.
"Ne var bunda gülecek ki, mesela sen şeyi merak edebilirsin; ımm!" biraz düşünürken Ufuk kıyaslayacağı maddeyi buldu, heyecanla: "Küpemi!" diye ekledi. Reyyan'ın gözleri istemsizce adamın küpesine kayacakken kendini men etti bundan ve: "Hiç merak etmiyorum." diye ekledi.
"Etmiyor olabilirsin ama ben merak ediyorum. İlginç olduğumdandır belki de... Kaç tane var hadi söyle?"
"İnanın saymadım Ufuk Bey, kaç tane var? Var işte!"
"Bana hep Ufuk Bey mi diyeceksin?"
Hep derken?
Hep mi görüşeceklerdi?
Kaç kez tekrara binecekti şu haller!
Gülüşü kesildi Reyyan'ın! Ciddi bir tavırla yüzünü astı ve: "Siz benden büyüksünüz." dedi.
"Abi de olmadı daha samimi!"
Abi...Reyyan ölse ona abi demeyecekti... Ne abisiydi canım? Abi diye akraba kadar yakın bulduğuna derdin, abi diye ailenin bir parçasından olan büyüğüne derdin... Abi de ne alakaydı?
"Şaka yapıyorum sakın abi falan deme, kendimi on gün toplayamam. Zaten yaş kompleksim var."
"Sahi yaş kompleksiniz mi var?"
İşte en çok da şu şaşırmış inançlarını seviyordu Ufuk bu kızın! Nasıl da kanıyordu bir sözüne...
"Olmaz olur mu? Yaşlanmaya engel olamıyor insan. Oysa her şeye gücü yeterken."
"İnsan acizdir Ufuk Bey, neye engel oluyor ki... Siz sadece yaşlılık kısmına takılmışsınız ama daha ciddi meseleler var engel olunulamayan."
"Ne gibi?"
Mesela duygular dese Reyyan! Hayır bu kadar aciz değildi insan, aciz olan kendisiydi... İnsanlara çamur atmayacaktı.
"Mesela, ben dün buraya gelmemek için kendime mani oldum ama bugün olamadım. Bir yanım sürekli seni görmemi söylüyor. O bir yanım engel olunamayan tarafım herhalde... Zaman gibi beni sürükleyip götürüyor da hey sende kimsin diyemiyorum."
"Bence buraya gelmeniz çok da doğru değil zaten."
"Doğru olmasa iyi olur çünkü çok uzak. Köprü trafiğine takılmayayım diye metrobüse binmek düpedüz yorucu, vapurla geçsem bu sefer taksi Eminönü'nden buraya gelene kadar trafiğe bin bir türlü sayıyorum."
"İstanbul'un gerçeği trafik."
"Ben alışık değilim. Bir çok yere yürürüm. Aracımı, sadece sabah gazete binasına giderken kullanırım. Gün için de gideceğim yerlerin planı bellidir, gene de metroyu kullanırım, ya da dediğim gibi yürürüm. Trafik stresi tetikler; dolayısıyla hastalıklara temel neden... Ah sizin ilçe olacaktı ki, her yere adımlayacak uzaklıkta... İnsan yaşlanmazdı orada..."
"Orada da makam şoförünüz vardı ama..."
"Vardı ama gene de biliyorsun çoğu kez yürürdüm ben."
"Bence İstanbul'dan gidin, şöyle sakin bir ilçe bulalım size. Yazarlık falan yapın. Köşe yazarlığından farklı mesela, şu zamanın hızlı akışına ilişkin falan teoriler üretin."
"Çok tatlısın Reyyan ya, bula bula bunu mu buldun?"
Bir an mahcup oldu Reyyan. Yanlış bir laf etmiş olmalıydı. Yoksa 'tatlısın' demek zorunda kalmazdı Ufuk. Bu kelime biraz ayıp mıydı? Emin olamadı Reyyan!
"Hadi hadi utanma, bu söylediklerin benim emeklilik hayalim."
"Emeklilik hayaliniz de mi yalnız?"
"Kim olacak ki yanımda?"
"Aileniz?"
"Annem babamdan kurtulursa gelir belki ..."
Babasından kurtulmak ne demekti acaba? Sorsa ayıp eder miydi?
"Sizin kardeşiniz yok mu?"
"Kardeşim var! Bir kız kardeşim var, benden bir buçuk yaş kadar küçük."
"Adı ne?"
"Umut."
"Umut kadın ismi mi?"
"Bilmem, bizimkiler öyle demişler kadın ismi olmuş."
"Ne iş yapıyor kız kardeşiniz?"
"Doktor."
"Öyle mi? Ne doktoru?"
"Jinekolog."
"O da mı yalnız?"
"Evli o. Daha sıradan hayatı olan bir kadın. Bir kocası, beş yaşında bir kızı var. "
"Ne güzel, biliyor musunuz ablam da bebek bekliyor. Bir oğlu olacak onun da."
"Ablan... Evet ablanı hatırlıyorum. Mutlu mu hayatından?"
"Evet, mutlu! Mutluluk biraz da bizim elimizde değil mi? Hani şükretmeyi bilsek mutlu da olacağız sanki."
"Şükretmek... Sen ne için şükrediyorsun mesela Reyyan?"
"Sağlığım için."
"Başka."
"İşim için."
"Bu kadar mı?"
"Daha vardır ama ilk aklıma gelenler... İnsanın sağlığı yerinde ise, bir de helal kazanıyorsa bence kafi... Ailemde yanımda, sağlıklı ve mutlular. Başka da beklentim yok."
"Peki eşin olacak adam için de şükrediyor musun?"
"Eşim olacak adam."
"Kerem'di değil mi adı?"
"Siz neden hep onu soruyorsunuz?"
"Merek ediyorum sana ne kadar layık bir adam?"
"Sizi tanıştırmak isterdim ama Kerem Bey için bu tanışma çok münasip karşılanmayabilir. O da tıpkı bazı hususlarda babama benzer."
"Ona bey mi diyorsun?"
"Dil alışkanlığı."
"İlginç!"
"Bence değil, annem de babama hep bey dermiş. Ben hatırlamıyorum ama ablam öyle der. O da eşine ismi ile hitap etmek istemez. Bence kadın her zaman kocasına saygı duymalı der."
"Erkek da karısına hanım demeli o zaman."
"Elbette karşılıklı, ama illa ki karşılığı yok diye geri çekilmek doğru değil."
"İlginç."
"Hangisi..."
"Karı koca samimi olur bildiğim."
"Samimiyet dilde değil ki gönüldedir Ufuk Bey... İnsanın dili ile nasıl hitap ettiğinin bir anlamı yok. Ama kalbi yakın hissediyorsa kendini..."
"Dili de eşlik eder bence."
"Belki de... Henüz biz nişanlanalı çok olmadı."
"Öyle mi? Belki de samimi olacağız diyorsun."
Dudaklarını büzdü Reyyan... Bilmiyordu! Belki de samimi olamayacaklardı hiçbir zaman... Hep bir mesafe de birbirlerine saygı duyan, iki insan olacaklardı. Çocukları hep birbirlerine saygılı olan anne babalarından bahsedecekler, ikili ilişkileri bu pencereden yoracaklardı. Bilmiyordu Reyyan neler olacağını kestiremiyordu.
"Belki de o zaman ben seni kıskanırdım."
Sorgulayarak baktı Reyyan... Ne demekti bu?
"Düşünsene bir adama sarıldığını görmüş olsam, ya da heyecanla adını zikrettiğini... Kıskanırdım kesin! Belki falan değil! Haset herifin tekiyimdir ben zaten. Benim olmadı ise kimsenin olmayacak derdim."
Ne diyordu böyle Ufuk! Nasıl hislerini böyle alenen... Hisleri neydi ki? Bu sözler kafi miydi anlamaya?
"Ayıp ediyorsunuz."
"Yok yahu, ayıp edecek bir şey söylemiyorum. Benden sana zarar gelmez merak etme. Sadece, düşündüğümü söylüyorum. Belki aklını karıştırırım, belki vazgeçersin öğretmen beyden, belki ..."
"Rica ederim bu bahsi kapatın. Ne kadar ayıp, ne kadar yanlış."
"Neymiş yanlış olan, düşündüğümü ifade ediyor olmam mı?"
Az evvel solan yüzü şimdi yeniden kanlanmış canlanmış gibi ayağa kalktı Reyyan, öfkeli suratı kıpkırmızı, dili biraz sivrilmişti:
"Ben sizin bugün hiç de bana benzemeyen kadınlarla çıkmış haberlerinizi gördüm, samimi de fotoğraflarınızı. Bir kendinize bir de bana bakın! Hiç bu sözlerinizin karşılığı olacak kişi miyim ben? Olabilir! Geçmişte size bir yakınlık hissetmiş olabilirim. Fakat biliyorsunuz ki bunun nedeni sizin tutarsız davranışlarınızdı."
Şimdi Ufuk da kalktı ayağa, Reyyan'ın telaşlı çabalamalarına karşılık ne yapması gerektiğini düşünürken Reyyan biraz daha net konuştu.
"Gidin buradan kaymakam bey! Benim size kapım bana kaplumbağanın öldüğünü söylediğiniz gün kapandı. Ben sizin en başından beri yalancı olduğunuzu sizin dilinizden duydum. Hayatıma sizden sonra devam edip, düzenimi kurdum. Çıkın gidin! Benim hayatımda sizin yeriniz yok!"
Gitmesi gerektiğini bile bile öylece kalmıştı Ufuk. Reyyan'ın, kesik parmağından bağımsızmış gibi duran işaret parmağı kapıyı gösterirken titriyordu, kızın lacivert gözleri sular altında kalmak üzerindeydi.
"Bana kızgınsın sen."
"Size kızgın değilim. Size karşı herhangi bir hissim yok. Öyle ya da böyle yok, gidin lütfen."
"Reyyan, özür dilerim. Kırdıysam.."
"Kırılmadım, gidin! Siz beni kıramazsınız! Gücünüz yetmez! Gidin! Çıkın gidin!"
Hızla mutfağa girdi Reyyan, ellerini tezgaha yasladı gözlerini kapadı göz yaşları damla damla düşerken yanaklarından bir iki dakika sonra kapıdan içeri giren kadının sesi duyuldu.
"Reyyan, dükkandan çıkan adam şu kaymakama ne kadar da benziyordu?"
Reyyan arkasını döndü, gözleri yaşlı yaşlı karnı burnunda ablasına sarıldı. Hıçkıra hıçkıra ağlarken tek söz etmiyordu.