Seni Seviyorum

1724 Words
Bölüm 11 - Seni Seviyorum Sabah olduğunda papaz ve Christian evde yoktu. Hızla üstümü değiştirdim. Dışarıda hava buz gibiydi. Burada ise hiç kıyafetim yoktu. Eğer papaz yolda beni görürse bahanem de vardı. Ahşap kapıyı açtım ve dışarı çıktım. Rüzgar kulaklarımı dondururken, şapkamı taktım. Henry'yi görmek isteyen kalbim bir an önce oraya varmak istiyordu. Hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başladım. Ev - hala garip geliyor. Evlenmiş olmam. Artık burada kalacak olmam. Bir kocamın olması. O adamın aşık olduğum adam olmaması. Şimdi ne yapacaktım? Kaçarsam Henry'yi yok edecektim. Kendim için onu yok etmeye hazır mıydım? Ancak oda beni severse... İşte o zaman bu fırtınadan birlikte kaçabiliriz yoksa ya tek başıma yıllarca yanacağım ya da her şeyi anlatıp Henry'nin hayatını mahvetmeyi göze alacağım. Düşüncelerim birbirini kovalarken eve gelmiştim. Bahçeyi temizleyen bahçıvan dışında sessizdi. Ona görünmek istemiyordum. Şapkamı iyice çektim ve hızlanarak kapıya vardım. Anahtar ile açtım ve sıcacık eve girdim. Yanan şöminenin alevi buraya bile gelmişti. Hafifçe gülümsedim. Ev sıcaklığını çok seviyordum. Doğruca Alice'in odasına gittim. Gözleri açıktı. Beni görünce çığlık attı ama hızla parmağımı dudaklarıma götürdüğümde sustu. "Şş... Ses yapmak yok, biraz yalnız vakit geçirelim." diyerek yatağına gittim. Bir nevi doğruydu. Amcam geldiğimi görünce ne tepki verirdi bilemiyordum. Belki de beni kovardı. Artık bu eve ait değildim ne de olsa. Alice ile dakikalarca sohbet ettik. Ona dışarıda gördüğüm hayvanlardan bahsettim. Soğuk olmasına rağmen hala dışarıda geziyorlardı. Alice gülümsüyor ve sessiz çığlıklar atıyordu. Aklıma gelen soru ile durdum "Doktor gelmedi mi?" Alice cevap vermedi. Demek gelmemişti. Amcam çoktan mektup yazmış olmalıydı. Ama eninde sonunda gelecekti sonuçta amcama kimse hayır diyemezdi. Eğilip Alice'in alnını öptüm "Seni çok seviyorum." Alice gitmemi istemiyordu, bileğimde ki parmakları hafifçe sıkılaşmıştı. Ama gitmek zorundaydım. Bunu daha fazla zorlaştırmadan bir kez daha bakmadan odadan çıktım. Hızla cama gittim. Gözlerim ile bahçeyi taradım ama kimse yoktu. Yenilgiyle geri çekildim. "Aptal..." Bugün evde olduğumu nereden düşünmüştüm. Tam odama gideceğim an aşağıdan gelen tıkırtı ile durdum. Bir kadın sesi gelirken merdivenlere gittim. Arkası dönük sarışın bir kadın. Kaşlarımı çattım ve eğildim. Henry'yi görmem ile nefesimi tuttum. Karşısında ki kadın ile gülerek sohbet ediyordu. "Gençken çok yaramazdın!" "Buraya o berbat günleri anlatmak için mi geldin?" Kadın Henry'ye yaklaştı. "Elbette hayır... Seni görmek istedim." kadın uzandı ve Henry'nin yanağını öptü. "Emma..." "Beni özlediğini biliyorum..." dudakları buluşurken gözlerim alev alev yanıyordu. Geri çekildim ve yere yığıldım. Dudaklarımdan bir hıçkırık kaçtığında ayağa kalktım. Ayaklarımı zorlayarak odaya koştum. *** Saatler birbirini kovalıyordu... Camın önünde tepkisiz bir şekilde dikiliyordum. Ağrıyan başıma dokundum. Aynaya yansıyan görüntüme bakmak istemiyordum. Dağınık, harap olmuş bir kadın vardı orada. Henry'ye çok bağlıydım. Tehlikeli derecede çok. Bunun farkındaydım ama aşk dedikleri şey bu değil miydi? İnsan aşık olduğu kadının, erkeğin başkası ile olmasına dayanabilir miydi? Hayır. Öyleyse neden ben dayanmak zorundaydım. Bu kurallar neden vardı? Tanrıya tüm zamanlarda çok inançlıydım. Hala öyleydim. Tanrının gücüne inanıyordum ama o kendi çocuklarının üzüntüsünü ister miydi? Papazın dediği gibi bu aşk bir günahtan ibaret miydi? "Sorular..." diye mırıldanarak kapıya döndüm. Ve hiç bulunamayan cevapları. Kapıyı açtım ve merdivenlere gittim. Aşağı inerken gelen gürültülü konuşma seslerini duyabiliyordum. Çok yaklaşmadan bir duvarın arkasına saklandım. "Size söylüyorum! Henry, gençliğinde Şuan ki gibi sakin asla değildi! Ergenlik diyebilirsiniz ama Henry okulda ki en yaramaz çocukdu ve..." Emma'nın sesi gelirken kulak kabarttim. "Elbette en çekici. Onunla çıktığım için çok şanslıydım." "Birileri rahatsız oldu." "Ve biraz utangaç." Emma gülerken kolunu dikkatsizce Henry'nin koluna çarptı. Henry fark etmemiş gibi yaparak "Emma'da her daim konuyu bana getirirdi." dedi. "Çünkü senin hakkında konuşmayı seviyorum." derin bir sessizlik olurken amcam "Bize Emma'dan hiç bahsetmedin." dedi. "Açıkçası Emma'nın tekrar karşıma çıkacağını hiç düşünmemiştim." derin bir nefes aldım ve beni boğan konuşmaya daha fazla kulak vermeden yavaşça kapıya gittim ve dikkatle açtım. Oraya hiç dönmek istemesem de mecburdum. Tanrıya şükür eve döndüğümde papaz yoktu. Masanın üzerinde bir not vardı. " Bir günlüğüne Lesvord'a gitmem gerekti. (Annem hastalanmış.) Ben yokken umarım aranızda ki sorunları çözersiniz. Kiliseye gitmeyi unutma Chris." "Aranızda ki sorunlar?" diye umutsuzca fısıldayarak notu bıraktım. Eve geldiğimde kapı açıktı. Christian notu görmüş olmalıydı. Yokluğunu fırsat bilip şehre gitmişti. Rahat bir gece geçirecektim. Peki bu ne kadara kadar böyle gidecekti? Yatağa uzandım ve Henry'yi düşünmemeye çalışarak, günün yorgunluğunu attım ve uykuya daldım. *** Güneş gözüme değerken gerinerek kalktım. Dün gece iyi uyumamıştım. Gerçekte olduğu gibi rüyamda da Henry'yi bırakamıyordum. Uyuşuk bedenimi kollarımla ısıttım. Çıplak ayaklarım taş zemine değdiğinde, vücudumu bir titreme sardı. Hızla sandalyede ki hırkamı giydim. Kulağımı kapıya dayadım. Ses yoktu. Muhtemelen hala gelmemişti. Mutfağa gittim ve bir bardak su doldurdum. Tam o sırada kapı çaldı. Kaşlarımı çatarak hızla kapıya gittim ve açtım. Karşımda Bayan Maria'yı gördüğümde geriye sendeledim. "Ne işin var burada!" diye hırsla soldum. Bayan Maria şapkasını çıkardı. Beyazlamış siyah saçlarında telaşla el geçirdi. "Emrivaki için özür dilerim." derken ciddi bir surat ifadesi vardı. Kapıyı tutan kollarımı sıktım. "Neden geldin?" diye tekrarladım, artık ona sen demiyordum ve bu durum beni rahatlatıyordu. "Kapıda konuşulacak bir konu değil." başımı iki yana salladım. "Burada konuş." Bayan Maria uzunca yüzüme baktı, rahatsız olurken kapıyı kapatacaktım ki dediği şey beni durdurdu. "Henry evleniyor." gülümsedim ve "Tahmin edeyim seninle. Çılgın bir karakterin olduğu gibi hayal gücünde varmış." derken sırıtmamı engellemek için dudağımı ısırdım. Bu kadın delirmiş miydi? Henry kendisi ile evlenecek mi sanıyordu? "Benimle değil çocuğum." kapıyı tutan ellerim yere düştü. "K-Kiminle?" "Emma." Emma... O kadın. O kadın! Bugün öpüştüğü kadın. Ama nasıl olur, yıllardır görmediği birini ilk gördüğü anda nasıl evlenmeye karar verir. Yalan söylüyordu. "Yalan söylemeyi beceremiyorsun." Bayan Maria yavaşça başını salladı, yüzünde ki morluğu yeni görüyordum. Muhtemelen gece boyu uyumamıştı. "İnanmamakta haklısın. Ama göreceksin doğruyu söylüyorum. Başka şehre gidecekler. Orada evlenmeyi planlıyorlar." dedi ve arkasını döndü. At arabasına ilerlerken onu durdurmak istedim ama yerimden kıpırdayamıyordum. Yavaş yavaş uzaklaşırken kapıyı kapattım. Şimdi ne yapmalıydım? *** Gece karanlığı kasabayı kaplamisken odada ileri geri yürüyordum. Giderse ne yapardım? Engel olmalıydım. Bu evden bir an önce çıkmalıydım. Papaz birazdan gelecekti, eğer şimdi çıkarsam yolda karşılaşma ihtimalim çok yüksekti. Henry'ye gittiğimi anlardı. Gideceği haberi tüm kasabaya yayılmış olmalıydı. Ben bunları düşünürken dış kapı açıldı ve Papaz ve Christian içeri girdi. Odadan çıktım. Papaz hazır masaya baktı. "Görevlerine alışman güzel." dedi ve masaya oturdu. Christian bana bakmadan banyoya girdi. Derin nefes alarak mutfağa gittim ve su dolu sürahiyi götürdüm. Hiç oturmak istemesem de dikkat çekmemek için oturdum. Christian'da geldi ve karşımda ki sandalyeye oturdu. Çorbayı içerken Papaz ile sohbet ediyordu. "İki gün sonra avlamaya gitmeliyiz." dedi papaz. Christian başını salladı "Geyik bulabilirsek kışı rahat geçiririz." dedi ve sandalyeye yaslandı. Sonunda yemek bittiğinde Christian şehre gitmek için hazırlandı. Amcam sık sık şehre gitme konusunda uyarsa da Christian bunu umursamıyordu. Geçen tekrar bu konu geçtiğinde "Bir erkeğin görevi çalışmaktır - uzaklara gitmek sorun olmamalı." demişti. Aklıma gelen fikirle papazın yanına gittim. "Evet?" "Garip durduğunu biliyorum ama... Şehre Christian ile gidebilir miyim?" "Neden?" "Christian oldukça fazla gidiyor. Çalıştığı yeri görmek istiyorum." hiç inanmış gibi değildi ama devam ettim "Üstelik evde oturmaktan sıkıldım. Benim içinde iyi olacak." papaz bizi dinleyen Christian'a döndü, Christian bana baktı ve başını hafifçe iki yana salladı. 'Derdin ne?' der gibi. Tepki vermedim. Evet demesini istiyordum. Christian içini çekti ve umursamazca ceketini aldı." Gel. "dedi. Sevinçle evden ayrıldım. Christian at arabasına yürürken arkama baktım ve camdan papazın bizi izlediğini gördüm. Telaşla hızlı adımlar attım ve Christian'a yetiştim. Araca bindiğimizde hareket etti ve ev geride kaldı. Baykuş sesleri ormanda yankılanırken eteğimi avuçlarımda sıktım. "Bunu neden yaptın?" diye sakince sordu. Başımı kaldırdım ve yüzümü tarayan gözleri ile karşılaştım. "Şehirde yapmak istediğim bir şey var çünkü" dediğimde gülümsedi "Umarım başıma bir iş açmazsın." derken ciddi gibiydi. "Babana söylemezsen hiçbir şey olmayacak." umarım. "Kaçmak istiyorsan engel olmayacağım." dediğinde kaşlarım şaşkınlıkla kalktı. "Nasıl?" Christian perdeyi araladı ve içeri soğuk havanın girmesine izin verdi. "İkimizi de bu eziyetten kurtarmış olursun." dedi. Yutkundum. Bu güzel bir fırsattı ama Henry ile konuşmadan adım atamazdım. Şehrin ışıkları üzerimde ki elbiseye yansiyordu. Hafifçe başımı kaldırdım ve parlak ay ışığına baktım. "Ne olursa olsun..." söyleyeceğim. Araç durduğunda önce Christian indi ve sonra ben. Etrafımda geçip giden insanlara çarpmamaya çalışarak yürüyordum. Biri omzuma çarptığında dengemi kaybedip düşüyordum ki Christian tuttu. "Dikkat et." derken omzumda ki elini çekmeden yürüdü. Ona ayak uydurdum ve beni yönlendirmesine izin verdim. Denizin tuzlu kokusu burun deliklerime dolduğunda bacaklarım titremeye başlamıştı. Kalabalık azalmış ve gemiler ortaya çıkmıştı. Nefesimi tuttum ve Christian'a döndüm. "Burada mı bekleyeceksin?" dediğinde başımı salladım. Gidip gitmemek konusunda kararsızmış gibi dursa da başını hafifçe salladı. "Gemiyle kaçacaksan-" "Öyle bir planım yok." tekrar başını salladı. "Chris! Acele et, mallar geldi!" diyen kilolu adam ile Christian gemiye gitti. Zaman kaybetmeden diğer gemileri dolaştım. Tek tek içlerine girip bakmam mı gerekiyordu? Ya henüz gelmediyse? Ya ben gemilere bakarken o başka gemideyse ve giderse? Hepsi aynı anda mı kalkacaktı? Bir sürü soru vardı ama hiçbirini dinlemeden uzakta ki beyaz küçük kulübeye gittim. Tozlu camına tiklattim ve sandalyede ki adam açtı. "Merhaba, acaba Henry adında birine bilet kestiniz mi?" diye sordum. Gözlerimle adeta beni reddetmemesi için yalvarıyordum. Adam ağır hareketler ile önünde ki defterde göz gezdirdi. Çıldırtacak kadar yavaş bir şekilde başını salladı "Yaklaşık 10 dakika önce." gözlerimi kapattım ve hızla sordum "Hangi gemi?". Adam bu sefer bana daha dikkatli baktı, kollarını masaya yasladı ve eğildi. "Bunu sorma sebebinizi öğrenebilir miyim?" soğuk rüzgar tenimi titretirken "Ben onun bir tanıdığıyım. Gitmeden önce ona söylemek istediğim bir şey var. Lütfen, söyleyin." dedim. Masa duran gözlüğünü aldı ve taktı. "Kimliğinizi görebilir miyim?" aceleyle çantamı karıştırdım. Sonunda elime gelmesi ile zaferle çıkardım. "Buyrun." Adam aldı ve ismimi okuduğunda kaşlarını çattı "Siz Leonard'ın akrabası mısınız?" başımı salladım "Hangisi?" Adam elini uzattı ve sarı renkli gemiyi işaret etti. Teşekkür edip hızla gemiye koştum. Gemiye atladım ve hızla etrafı kontrol ettim. Uzak bir köşede duran Henry ile düşünmeden yanına koştum. Beni ilk gren Emma oldu. "Tatlım?" şaşkınlıkla bana seslendiğinde Henry arkasını döndü. "Hiçbir şey söyleme." dedim nefes nefese. Henry şaşırtıcı bir şekilde beni dinledi. "Seninle konuşmak istiyorum. " "Ama gemi kalkacak." "Lütfen." Emma'ya döndüm. "Bir dakika sadece." Henry etrafta göz gezdirdi ve önüme geçerek yürümeye başladı. Titreyen bacaklarımla onu takip ettim. Buraya gelene kadar içim cesaretle doluydu. Ama Henry'nin bakışları altında eriyip gitmişti. Şimdi karşısında sadece ben vardım. Korkar Amy. Yere ayak bastığımda rüzgar saçlarımı öne savuruyor ve yüzümü kapatıyordu. Bundan şikayetçi, değildim, yüzümü görmesini istemiyordum. "Seni dinliyorum." Elini pantolonunun cebine attı. Elimle yüzümü kapattım. Çok sıcaktı. Alev alev yanıyordu. "Aslında sana bunu söylemeyi planlamıyordum.. ama gitmeni izleyemem Henry-" "Ne demek bu?" sert bir ses tonu ile sorduğunda ümitsizlik çoktan bedenimi kaplamıştı. "Ben seni seviyorum, sana aşığım. Seni ilk gördüğüm andan beri seni sevdim-". Sonunda söylemiştim işte. O gün gelmişti. Ama Henry'nin çatılı kaşları bana kendimi iyi hissettirmiyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD