"Ne istemeye geldin Seher?"
Bora'nın sorusu ve yanaklarından çekilen eller Seher'i neye uğradığını şaşırtmıştı. Az önce resmen teslim olmuştu ama oyunbozan pislik onu geri mi çeviriyordu?
Her şey bir yana onu hâlâ bu kadar iyi tanıyor olması Seher'i en çok rahatsız eden şeydi belki de.
Evet, istediği için teslim olmamıştı. Derinlerde bir yerde istiyordu ama bunu kendine bile itiraf etmeye cesareti yoktu. Sadece suyuna gitmek istemişti ama en baştan patlamıştı.
"O ne demek?" diye sordu hiçbir şey anlamamış gibi. Yüzüne takındığı 'ne münasebet?' ifadesinin biraz olsun Bora'ya geri adım attırmasını umuyordu.
"Ofise geliyorsun? Sana insanların önünde sarılıyorum bana misliyle karşılık veriyorsun? Sadece ikimizin olduğu bu odada seni öpüyorum ve gözlerini kapatıp daha fazlası için beni bekliyorsun? Gerçekten ne istiyorsun?"
Bora'nın sesinde derin bir merak vardı sadece. Ne bir hareketlilik ne bir heyecan. Sadece karşısındaki kadını çözmek isteyen derin bir merak duygusu.
"Farkında mısın bilmiyorum ama biz seninle nişanlanacağız?" dedi Seher sanki Bora'nın hissettiklerinin hiçbir anlam ifade etmediğini yüzüne haykırır gibi. "Senin ofisine gelmem, bana sarılmana izin vermem ve sana sarılmam kadar normal bir şey yok. Hem kapıdaki o avcı asistanın gözünün kenarıyla bizi süzerken ne yapsaydım? Seni itip suratına bir tokat mı atsaydım? Daha çok memnun olurdun gibi?"
"Az önce neden seni öpmeme izin verdin?"
Histerik bir gülüşle karşıladı Seher bu soruyu. "İyi, memnun olmadıysan bir daha izin vermem."
"Ben onu söyl..."
"Bir daha izin vermem dedim. Tamam bitti." deyip odadaki geniş koltuğuna oturup bacak bacak üstüne attı.
Bora'nın gözleri Seher'in tripli yüzüyle hâlâ ona meydan okuyan bacakları arasında gidip gelirken kapı çalındı ve asistanı kahveleri getirdi. Kahveyi Seher'in önüne bırakırken bile hâlâ ortamdaki bu yeni kadını, patronunun müstakbel karısını, süzebildiği kadar süzme derdindeydi. Seher de üzerindeki bakışları hissedebiliyordu.
Eski Seher olsa şu an bu kadının bu şirketteki son günü olurdu. Daha doğrusu eski Seher değil de Bora'yla eski ilişkileri olsaydı. Bora'ya zamanında dünyayı dar ettiğinin o da farkındaydı ama Bora Seher'in kıskançlıklarından bunalmaz aksine keyif alırdı. Şu an olduğu gibi, dudağının kenarına kondurduğu gülüşüyle izlerdi kıskanç sevgilisini.
Bora'nın asistanı odadan çıktığında Seher kahvesini eline alarak sakinleşmek adına bir yudum içti. Boraysa harekete geçerek kanepenin önündeki uzun kahve sehpasına oturarak tam Seher'in karşısına kuruldu.
Oturacak onca yer varken bir masanın üstüne oturmasını Seher garip karşılasa da hiçbir şey söylemedi. Kahvesinden bir yudum daha alırken bacaklarında hissettiği sıcaklıkla içtiği kahve boğazına takıldı.
Küçük bir öksürükle kendini toparladığında Bora'nın ellerini bacaklarının üzerinde buldu. İki eliyle iki bacağını kavramıştı. Ne yaptığını sorgulayan gözlerle Bora'ya bakarken "Özür dilerim." dedi Bora içtenlikle. "Senin bana o şekilde yaklaşacağını bir süredir sadece hayal edebiliyordum."
"Bundan sonra da hayal etmeye devam edersin." diye cevap verdi Seher de bacaklarını çekerek. Bacakları Bora'nın ellerinden kurtulmuştu ama Bora'nın bacakları hâlâ bacaklarını kıskanç altında tutuyordu.
Bora Seher'in kendisinden bir saniye daha uzaklaşmasına dayanamayarak baldırlarından tutarak Seher'i tekrar kendine çekti. Deri koltuk Seher'in eteğiyle buluşunca bunu yapmak Bora için fazlasıyla kolay olmuştu. Burun buruna geldiklerinde Bora gözlerini Seher'in gözlerinden ayırmadan mırıldandı.
"Özür diledim."
Seher umursamaz gözleriyle Bora'ya bakmayı sürdürdü. "Bazen istediğin kadar özür dile olan olmuştur. Hiçbir şeyi değiştiremezsin."
Bora bir süre sessiz kaldığında sanki içinden geçen her şeyi Seher'in gözlerine anlatıyordu ama Seher'in duyabildiği tek şey
"Bir şansım olsa değiştirmek istemem hiçbir şey ifade etmez mi peki?" sözleri oldu.
Seher için bunlar az önceki yaşanan olay için değil üç yıl önceki gidişinin özrüydü. O yüzden kendinden oldukça emin bir şekilde hayır dedi.
Bora kafasını yavaşça aşağı yukarı sallarken gözlerini Seher'den çekti. "Günü gelince hatırlarsın." diyerek oturduğu yerden kalktı. Kendi koltuğuna geçip oturdu.
"Nişan için heyecanlı mısın?" dedi konuyu değiştirerek. Seher cevap vermek yerine gözlerini devirdi. "Ne giyeceğine karar verdin mi?"
"Daha önceden diktiğim bir elbise vardı. Daha önce başka bir yerde giyememiştim. Onu giymeyi düşünüyorum."
"Nişanımızda kendi markanın reklamını yapacaksın yani öyle mi? Ne yapsaydık acaba? Benim takım elbisemi de mi sen dikseydin?"
"Erkekleri giydirmek ilgimi çekmiyor." dedi Seher gerçek düşüncelerini paylaşarak.
"Fair enough." diyerek Bora da hak verdi Seher'e. "Ee ben görebilir miyim elbiseni peki?"
"Nişandan önce görmek uğursuzluk getirirmiş."
"Gelinlik için söylenmiyor muydu o söz?"
"Neden görmek istiyorsun?" diye sordu Seher bu sefer Bora'nın sorusunu umursamadan.
"Sözlümün nişanda ne giyeceğini merak ediyor olamaz mıyım?"
Bora'nın yanıtına gözlerini kısara cevap verdi Seher. Bu 'hayır, olamazsın.' demekti.
"Sadece nişan elbiseni değil. Tasarımlarını da merak ediyorum. Son defilenin üstünden bayağı bir zaman geçti. Yeni ürettiğin şeylerde neler değişti görmek istiyorum."
Bora'nın cümlelerini zihninde tartan Seher birkaç saniyeliğine cevap veremedi. Bora tasarımlarını takip mi etmişti? Son defilesini görmüş müydü?
"Nişan elbiseni göstermeyeceksen de bana gösterebileceğin yeni tasarımların vardır bence."
Bora'nın sorusuyla fırsatın ayağına geldiğini anlayan Seher zihnindeki sorularla daha fazla vakit kaybetmedi. Çok da hevesli görünmeyerek çantasından laptobunu çıkardı. Masada oturan Bora'ya baktı ve yanına oturması için eliyle hafifçe koltuğa vurdu. Seher tasarım dosyasını açarken Bora da sandalyesinden kalkıp Seher'in yanına oturdu.
Bora kolunu koltuğun sırt kısmına uzattığı an Seher'in de koltuğa yaslanması bir olmuştu. İkisi de yakınlıklarının farkında olmalarına rağmen hiçbir şey yaşanmamış gibi önlerindeki laptoba bakmaya devam ettiler.
Seher defile için tasarladığı birkaç modeli gösterirken Bora da ciddiyetle tasarımlara bakıyor ve Seher'in açıklamalarını dinliyordu.
"Ee ne zaman izliyoruz bu defileyi?" diye sordu Bora birkaç tasarımdan sonra. Seher derin bir nefes verdiğinde doğru vaktin geldiğini biliyordu.
"Paris'teki Moda haftası için bu tasarımlar. Ama defilede olmanın şartlarından biri Fransa'yla iş birliği yapan bir şirketin defileye, doğal olarak moda haftasına sponsor olması."
"Eee?" dedi Bora sanki problem belli değilmiş gibi.
"Ee'si bizim henüz bir sponsorumuz yok."
Bakışlarını Seher'den çekmeden kınayan gözlerle yanındaki kıza baktı. "Şaka yapıyorsun değil mi?" diye sordu.
"Niye şaka yapayım ya allah allah. Sanki komik bir şey mi bu?"
Yaslandığı yerden doğrularak vücudunu Seher'e doğru döndürdü Bora gülerek. "Evet komik bir şey! Bayağı komik hem de. Şenini bizim şirketimizin alanlarından haberin var mı Seher? Ya da hangi ülkelerle ortak iş yaptığından."
Sanki her şeyi şimdi duymuşçasına omuz silkti Seher. "Yok, nerden olacak acaba? İlgilenmiyorum ben böyle işlerle."
"Artık ilgileneceksin o zaman. Biz nişanlanıyoruz farkındasın değil mi? Sen bu moda haftasına katılamasan? Hatta daha da kötüsü başka bir sponsorla katılsan ne olur hiç düşündün mü? İnsanların beş çaylarına kurabiye oluruz."
Bora'nını örneğiyle ciddiyetle onu dinleyen suratını daha fazla sabit tutamadı Seher. Siniri bozulmuştu. "O ne demek ya? Nerenin deyimi o?"
Söylediği cümlenin manasızlığı Bora'yı da sonradan etkisi altına almış olacak ki boğazını temizledi hafifçe. "Öyle bir deyim işte. Neyse olay bu değil. Senin nişanlın buradayken sen gidip başkalarından sponsorluk mu talep ettin?"
"Henüz nişanlı değiliz öncelikle. Hem her şey o kadar hızlı oldu ki. Sen de farkındasındır umarım bundan bir ay önce değil nişanlısı sevgilim bile yoktu benim."
"İyi ki de yokmuş. En iyisini kaptın işte. Bak sana sponsor bile oluyor nişanlın."
Seher'in tam da istemediği şeydi bu. Ona iyilik olsun diye yapılan bir davranışı, sadaka gibi kabul edemezdi.
"İstemiyorum ben sizin şirketinizin sponsorluğunu. Hem o kadar büyük bir şeye gerek de yok. Ben daha küçük bir sponsor bulurum."
Laptobu kapatıp çantasına geri koymuştu ki Bora ondan uzaklaşan elleri yakaladı iki eliyle. "Daha küçük bir sponsor istiyorsan daha küçük bir sponsor olur. Ama bizden başkası olmayacak. Bunu sadece senin için yapmıyorum. Bizim için. İlişkimizin imajı için yapıyorum. Yanlış anlaman ya da rahatsız olman gereken bir durum yok. Bu nişan zaten insanlara çok fazla konuşacak şey verecek ilk günden tatsız dedikodular çıkmasın diye uğraşıyorum."
Seher sanki onun da istediği bu değilmiş gibi düşünüyormuş gibi yaptı bir süre sonra da "Galiba haklısın." diyerek hak verdi Bora'ya.
"Sponsor biz oluyoruz? İtirazın var mı?"
Sanki çok da istemiyormuş ama başka çaresi de yokmuş gibi başını salladı Seher. Bora Seher'in ellerini bırakarak bir telefon görüşmesi yaptı. 5 dakika sonra şirketin avukatlarından biri ve bir yönetici odada sponsorluk anlaşmasını hazırlıyorlardı.
Seher bu sırada Bora'ya hiçbir şey belli etmeden defile işini sonunda hallettiğini düşünüyordu. En başında Bora'nın tasarımları görmek isteme nedenini bilmeden...