Karacan ailesinin evindeki koşturmaca bir önceki günden başlamıştı. İş dünyasından, özel olarak seçilmiş 50 kişi bu akşam Soyluhan ve Karacan ailelerinin mutlu gününe şahitlik edeceklerdi. Hepsi bu birlikteliğin bir iş anlaşması, görücü usulü bir birliktelik olduğunu biliyordu. Daha doğrusu öyle tahmin ediyorlardı. Karacan ailesinin yıllar önce kaybolduğu söylenen veliahdının yıllar sonra ortaya çıkıp sıkıntılı günlerden geçen Soyluhan ailesinin kızını tanıyıp sevip evlenmeye karar verecek zamanı ne zaman olacaktı ki?
Karacanlar iş dünyasındaki herkesin birlikte çalışmak isteyeceği, ortaklık kurmak isteyeceği bir aileydi. Bunun için ekstra çaba sarf etmek isteyenler Karacan ailesinin kızını gözlerine kestirmişti bile. Karacanların kayıp oğlunun ortaya çıktığı haberi ise birçoğu için yeni bir fırsattı ama bu haberin üzerine çok da geçmeden Soyluhanların kızıyla nişanlanacağı haberi gelmişti kulaklarına.
Bir kısım bu ortaklığı Karacanlar için kazançsız bir iş olarak görürken bir kısım ise Karacanların oğlunun Soyluhanların kızına abayı yaktığına emindi. Aileleri eskiden beri çok yakın oldukları için onlar daha küçükken sürekli birlikte vakit geçirirlerdi. Romantik bir kesim ise o günleri hala hatırlayan bu iki çocuğun birbirlerinin ilk aşkı olduğu ve yıllar sonra birbirlerini tekrar bulduklarında aşklarının tekrar alevlendiğini söylüyordu.
Karacanların oğlunun yıllar sonra nasıl birden çıkıp geldiği ve bunca yıl nerede olduğuyla, Soyluhanların batmak üzere olan durumlarının ahvalini sorgulamak için bu gece harika bir ortamdı. Bir de şanslılarsa, yeni nişanlanacak çiftin arasında aşk kıvılcımları olup olmadığını görebilecekleri anlar da yaşanabilirdi. Sosyete için heyecanla beklenen bir geceydi.
Bora, iş yerinde giydiklerinin aksine günlük kıyafetleriyle evin içinde dolaşırken çalışanların yaptığı işleri denetleyip düzenlenmesini istediği şeylerin uyarısını yapıyordu. Seher’in çok sevdiği çiçekleri organizasyonun her yerinde doğru ölçülerde kullanmışlardı. Canlı çiçeklerin kokusu tüm odaya yayılırken Bora gözlerini kapatıp içine derin bir nefes çekti.
Çektiği nefeste aldığı koku ona tek bir kişiyi anımsattığı için telefonunu eline aldı. Sabahtan beri sesi çıkmayan müstakbel nişanlısına bir mesaj gönderdi.
“Giyeceğin kıyafeti bana göstermemek konusunda kararlı mısın?”
Birkaç saniye Seher’in çevrimiçi olmasını beklese de müsait olmaması çok büyük bir ihtimaldi. O yüzden telefonunu tekrardan cebine koydu. Saatine göz attıktan sonra hazırlanması gerektiğini fark edip odasına çıktı.
Odasında ona ait pek bir şey yoktu. Zaten eşyaları bile kendi seçmemişti. Bu evde kalmaktan hoşlanmasa da burada bir odasının olması ve bağını koparmaması gerekliydi. Yatağına doğru ilerledi ve yatağın yanındaki komidinin üstünde duran kapalı cam fanusu eline aldı. İçindeki kurumuş, rengi iyice koyulaşmış kırmızı gülü fanusun üzerinden okşadı. Dudaklarında küçük bir gülümseme peyda olurken sanki kendisini yakalamış gibi kesti gülümsemesini. Fanusu yerine bıraktı ve banyoya geçti.
Duşunu alıp çıktığında önce saçlarını kuruttu ardından giyinme odasına geçip İtalyan kesim takımlarından birini seçerek giyinmeye başladı. Gömleğini ve pantolonunu giydikten sonra saçlarına şekil vermek için aynanın karşısına geçtiğinde kapısı tıklandı. Kapıya bakmadan ‘gel’ deyip işine devam etti.
Melis başını kapıdan yavaşça içeri soktu önce. Ardından abisinin kapıya bakmadığını görünce süzülerek içeri girdi. Yıllar sonra varlığından haberinin olmadığı bir abisinin ortaya çıkması onu sevindirmişti. Yıllarca hep bir abi istemişti ama çocukken bunun imkânsızlığını kabullenmek zor olmuştu. Ama işte imkânsız değilmiş diye düşünmüştü abisiyle ilk tanıştığında. Tabi ki birbiriyle yeni tanışan iki insanın onun hayallerindeki abi kardeş ilişkisine sahip olması imkansızdı ama Melis bunun için elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Abisi çok çalışsa da evde geçirdiği kısa vakitlerde abisinin peşinden ayrılmıyordu. Neyse ki abisi de ters bir tepki vermiyor Melis’in anlatacak bir şeyi olduğunda onu canı gönülden dinliyordu.
Abisiyle ilişkisini yeni yeni kurmaya çalışırken abisinin kendi yuvasını kuracak olması fikri Melis’in pek hoşuna gitmese de hazırlık sürecinde sürekli yardım edebileceği bir şey olup olmadığını Bora’ya sorarak yanında olduğunu göstermeye çalışıyordu.
Bora önünde durduğu aynadan arkasındaki kardeşine baktı. Elinde duran iki kıyafetle neden burada olduğunu anlayabiliyordu ama kendisini açıklaması için ona zaman tanıdı.
“Abi, en azından Seher’in elbisesinin hangi renk olacağı belli mi? Gelinle aynı renk giyinen bir görümce olmak istemiyorum.” dedi ellerindeki iki elbiseyi sallayarak.
Bora onun bu haline gülerken yüzünü kardeşine doğru çevirdi. Elindeki iki elbiseye baktı. Biri siyahtı diğeri koyu bir kırmızı. Seher’in iki renkte de bir elbise seçmiş olması olasıydı. ‘Seni de bu nişanı da umursamıyorum ama mükemmel görüneceğim’ demek istiyorsa siyah giyerdi. ‘Senin canını almak istiyorum, kork benden ha ve de mükemmel görüneceğim’ diyorsa da kesinlikle koyu kırmızı bir elbisenin içinde olurdu.
“Siyah giyersen abisi nişanlanıyor diye mutsuz galiba diye konuşulabilirsin.” dedi siyah elbiseyi işaret ederek. “Diğeri senin yaşın için ağır bir elbise. Başka bir seçenek yok mu?”
Melis elindeki iki elbiseye de tekrar alıcı gözle baktı. “Yani, var bir şeyler ama… Müstakbel yengecim tasarımcı ama ben burda kıyafet krizi yaşıyorum.” dedi bunalarak.
Bora kravatını bağlarken hafifçe gülümsedi. “Ne o? Görümceliğe şimdiden başladın galiba?”
Melis abisinin ciddi olabileceğini düşünerek utandı. “Şaka yaptım.” dedi mırıldanan sesiyle. Bora ona doğru yürüyüp saçlarına bir öpücük kondurdu. “Biliyorum güzelim. Şakalarını anlayabiliyorum artık çünkü seni tanıyorum.”
Tekrar giyinme odasına doğru ilerleyip birkaç saniye sonra odadan elinde iki tane kılıf giydirilmiş askıyla çıktı. “O kadar iyi tanıyorum ki kıyafet seçimini son güne bırakacağını da biliyordum.”
Melis abisinin elindeki askılara bakakaldı. Kılıfın üzerinde gördüğü isim Seher’in markasına aitti. “Seher abla mı gönderdi bunları?” diye sordu şaşkınlıkla.
“Yok, ben senin ve Alara’nın Seher’in markasından giyinmenizin daha hoş olacağını düşündüm. Onun henüz haberi yok bu elbiseleri aldığımdan. Ama eminim üstünüzde görünce çok sevinecek. Alara’yla birlikte seçin kimin hangisini giyeceğine. Kavga da etmeyin sakın.”
Şaka yollu söylediği son cümle. Melis’i güldürmüştü. Askıları abisinin elinden aldı ve gülerek teşekkür edip odadan çıktı.
Gömleğinin üzerine yeleğini de giyen Bora, komidinin üstündeki telefonu titreyince oraya doğru ilerledi. Mesajı gönderen Seher’di.
“Birkaç dakika sonra göreceksin zaten. Ne bu merak?”
Anında parmakları klavyeyi buldu Bora’nın. “Çok özlediğim için belki bir fotoğraf atarsın diye seni kandırmaya çalışıyorum.”
Bu sefer çok beklemedi çünkü Seher de çevrimiçiydi ve Bora’nın mesajını bekliyordu.
“Kandıramadın.”
“Birazdan nişanlanacağız. Elbiseni kendi gözlerimle göreceğim. Bence yeteri kadar kandırmışım.”
“Bravo sana.”
Gelen mesajla küçük bir kahkaha atan Bora telefonunu pantolonun cebine koyup ceketini giydi. Parfümünü de sıktıktan sonra daha fazlan oyalanmadan odadan çıktı.
Aşağıda tüm hazırlıklar tamamlanmıştı. Çok geçmeden Soyluhan ailesinin aracnın da arazinin en dış kapısından içeri girdiklerinin haberi gelmişti. Bir yarım saat sonra da tüm misafirler gelmeye başlardı. Bora müstakbel nişanlısını ve ailesini kapıda karşılamak için evden dışarı çıkarken elbiseleri içinde aşırı mutlu olup birbirlerinin fotoğraflarını çeken Melis ve Alara’yı da yanında sürükledi.
Babasının eşi Lerzan muhtemelen hala hazırlanıyordu. Halası Asude ise yemekleri kontrol edeyim bahanesiyle misafirler gelmeden önce karnını doyuruyordu.
Araba eve iyice yaklaştığında durdu ve şoför inip kapıyı açtı. Halit, Asya ve Arda peş peşe arabadan indiğinde Bora’nın gözleri Seher’i arıyordu. Seher’in ortağı olduğunu bildiği bir kadın elinde bir kıyafet askısıyla birlikte arabadan indiğinde geriye sadece Seher kalmıştı.
Seher son derece rahat bir şekilde saçı ve makyajı yapılmış ama üzerinde eşofmanlarıyla arabadan indi. Bora bir gözünü Seher’den ayırmadan gelenleri karşılayıp içeri yönlendirdi. Seher de umarsızca içeri doğru ilerlerken onu kolundan tutarak durdurdu.
“Ne güzel olmuşsun böyle. Bu eşofman açmış seni.”
“Değil mi ama?” dedi Seher de üstüne bakarak. “Rahatlık önemli diye böyle giyinmek istedim.”
Bora, Seher’in onu inandırmak için verdiği çabaya sadece gülmekle yetindi. “Kendi markası olan bir tasarımcı olmasaydın bu senden bekleyeceğim bir hareket olurdu ama sırf beni küçük düşürmek için kendi işini hayatta tehlikeye atmazsın.”
Seher, sözlerinin biraz olsun bile Bora’yı korkutmamasına sinirlense de bunu belli etmemeye çalıştı.
“Çok vaktimiz kalmadı birazdan misafirler gelmeye başlar.” Seher’in belinden tutarak eve doğru yürümesini sağladı. “İçeri geçelim de hazırlayalım seni hadi.”
Duyduğu cümleyle Seher’in ayakları olduğu yerde kaldı. Başını Bora’ya doğru çevirip ‘ne münasebet?’ der gibi baktı. “Hazırlayalım derken?”
“Elbiseni giymende yardımcı olmayayım mı?” diye sordu Bora. Oldukça masumane çıkmıştı ağzında bu sözcükler. Ama Seher, amacının öyle olmadığını biliyordu.
“Çok düşüncelisin. Yeterince yardım edecek insan var yanımda. Sen bana bir oda göstersen yeter.”
Bora tekrar Seher’i yürütmeye başladığında hiçbir şey söylemeyip sadece gülümsedi. Seher’i yukarı odasına çıkarırken Ayla da arkalarından gelmişti. İkisini odada yalnız bırakıp odadan çıktı.
Ayla beğeniyle odayı incelerken Seher’in gözü tek bir şeye takılmıştı. Komidinin üzerindeki fanus içindeki tek bir güle.
Seher’in yıllar önce Bora’ya verdiği tek bir dal güle…