ALINTI-1
Konağın avlusunda yankılanan zılgıt sesleri Zümrüt için birer cenaze marşı gibiydi. Azat abisi, Mirza’nın canından çok sevdiği kardeşi Roza’yı kaçırmış; geride ise sadece kan ve bu berdel kalmıştı.
Odanın kapısı bir tekme darbesiyle açıldı. Mirza Ağa, üzerinde Azat’ın kanı olduğunu sandığı o simsiyah gömleğiyle içeri girdi. Gözleri, gelinliği içinde bir kefene sarılmış gibi duran Zümrüt’ü bulduğunda dudakları nefretle büküldü.
"Abinin pisliğini temizlemeye geldin demek..." diye hırladı Mirza. Zümrüt’ün üzerine bir karabasan gibi yürüdü. "O şerefsiz abin, kardeşimi kirletip kaçarken senin buraya ne için geldiğini biliyorsun değil mi? Seni buraya sevdam için almadım Zümrüt."
Zümrüt titreyen sesiyle, "Ben sadece töre için..." diyebildi.
Mirza, kızın çenesini parmakları arasında bir odun parçasını kırar gibi sıktı. "Töreymiş! Kısır bir karıyla geçen on yılımın intikamını senden alacağım. Dilşah bana bir erkek evlat veremedi, kucağımı boş bıraktı. Ama sen..." Mirza, kızın yüzüne doğru iğrenerek soludu. "Sen bu konakta sadece bir damızlık kısraksın. Görevin belli; bana bir erkek evlat vereceksin. Karnın şişene kadar bu odadan gün yüzü görmeyeceksin."
Zümrüt gözyaşları içinde, "Bana böyle davranamazsın, ben de bir insanım..." diye feryat etti.
Mirza, Zümrüt’ü yatağa doğru sertçe fırlattı. "İnsan mısın? Sen benim için sadece abinin canı karşılığında ödenmiş bir senetsin! Dilşah bu evin hanımıdır, sen ise sadece bu yatağın ve törenin kölesisin. Şimdi sesini kes ve o gelinliği parçalamama izin vermeden kendin çıkar. Karnında benim tohumumu taşıyana kadar sana huzur yok!"