Aşk-ı HümâyunUpdated at Jan 29, 2026, 16:08
“Bir nazarın kıldı beni bî-aman,
Tahtım durur, gönlüm oldu perişan.
Sen bir sır oldun geceme yazılan,
Hükmüm geçmez artık bu aşka, Sâre’m.”
Genç padişah, sevdiği kadının gözlerinde kaybolurken ona yazdığı aşk şiirlerini fısıldıyordu.
Herkese aslan kesilen koskoca IV. Murad… Bu küçük hatunun kulu kölesi olmuştu. Gözünü Sâre hatundan başkasını görmüyordu; hatta o kadar kapılmıştı ki bu kıza, Valide Sultan “Oğluma büyü yaptı bu cariye,” diye söylenti çıkarmıştı.
Ama sevdiği kadın, dünyada gördüğü en masum insandı. Ona gözü kapalı güvenir, canını bile emanet ederdi.
Sâre, Murad’ın dudağına bir buse kondurdu.
“Hünkârım, ne güzel bir şiirdir bu.”
Murad, o buseyle irkildi.
Savaş meydanlarında bile geri adım atmayan padişah, bir an için nefesini tuttu. Sâre’nin dudaklarının bıraktığı sıcaklık, dağ gibi adamı titretmişti.
“Güzel demen yetmez,” dedi kısık bir sesle.
“Beni ödüllendirmelisin, hatunum.”
Sâre başını hafifçe eğdi. Gözlerini kaçırmadı ama meydan okurcasına o orman yeşili gözlere daldı. Bu cüretkâr halleri Murad’ı daha çok yakıyordu.
“Hımm… bana biraz ipucu versen, Hünkârım,” dedi yavaşça.
“Memnuniyetle, Sultanım,” deyip Sâre’nin kırmızı dudaklarına iyice gömüldü.
Bu, onların ateşli gecelerinden sadece bir tanesiydi. Bu iki âşık her şeyi doruklarda yaşıyorlardı. Sâre, Murad’ın dizlerini titreten tek hatundu.