Tatsız Konuk

1721 Words
Akademiye gittiği günden beri yoğun eğitime başlayan Noyan, yorgunluğu üzerinden henüz atamadığı için Arel'e ayak uydurmakta zorlanıyordu. Arkadan söylenmenin de bir fayda sağlamayacağını bildiğinden burnundan soluyarak bitkin bir vaziyette yürümekteydi. "Eyaletlerdeki kazalar da bizim dünyamızdaki felaketlerle çakışmayı seviyor olmalı." Delfin ikisinin ortasında yürüyor ve kelimelerinin hem Arel'e hem de Noyan'a ulaşacağını biliyordu. Bir çakıl taşını evrenin dışına yolcu etmek ister gibi vuruşlar yapan Arel, "Tüm bunlar garip değil," dedi arkasını dönmeden. "Her yere arabayla gidemediğimiz gerçeğini göz ardı etmeyin. Kaslı bacaklarınızı kullanın ve eğer koşmak isterseniz de kendinizi tutmayın." Akademide yorulmak veya bedensel derslerde hırpalanmak Arel dışındaki tüm öğrencilerde gerçekleşen bir durumdu. Hayattaki amacı mühre hizmet etmek olduğu için okulun kapısından girdiği an güç bulduğunu hisseder ve bu enerjisi onu uzun süre yalnız bırakmazdı. Aradaki farkı kısmen kapatan Noyan, Delfin'e yaklaşmıştı. "Yine de mesafe az kaldığı için mutlu olabilirim artık." Vera'yı özlemişti ve nasıl olduğunu merak etmekle beraber, Alexander'ın büyük evinin duvarları görüş açısına girdiğinde heyecanlı olacağını söyleseler buna asla inanmazdı. Bir diğer kiralık arabayla Darga'ya girdiklerinde, normal şartlarda trafiğin seyrek olması gereken dar bir sokaktaki kalabalık ve tıkanan yol kötü durumlar yaşandığının sinyalini önceden vermişti. İnmelerine gerek kalmadan anlamışlardı ki sokağın tekrardan trafiğe açılması zaman alacak ve bir diğer yola sapmak isterlerse de uzun bir dönüş yapmaları gerekecekti. Kaza Alexander'ın evine giden yolun bağlantısı olan noktada gerçekleştiği için başvurdukları tek yol, hemen sağ taraflarında bulunan otopark tabelası olmuştu. Arabayı oraya konumlandırdıktan sonra kısa mesafeli yürüyüşü daha uygun bulmuşlar, böylelikle gittikçe kalabalıklaşan olay alanında görünmemeyi başarabilmişlerdi. Malikanenin etrafı ormanla çevrili olduğu için yürümeyi sevdikleri ağaçların arasında, çok fazla kişiye rastlamadan sakinlikle yol alabilmişlerdi. Araç yoluna girmek üzereydiler ki Arel duraksadı. Biraz soluk almaya ihtiyacı var gibi görünüyordu. Bu duruşun sebebini bilen diğerleri de onun yanına ulaştıklarında yürüme hızlarını bile azaltmadan yola devam ettiler. Bu geri dönüşte ve tekrar eden karşılaşmada Arel'in kendini geride tutması beklenen bir davranış olduğu için birbirlerini sorgulamaya gerek görmediler. Kapının önünde sallanan Delfin, "Bizi görünce ne tepki verecek dersiniz?" diye sordu gözlerini kapalı duran kapıdan ayırmadan. "Burada beklemeye devam edersek çürüyeceğiz ve cevabını asla öğrenemeyeceğiz." Yorgunlukla karışık sabırsızlanan Noyan, öne atılıp var gücüyle kapıyı çaldı. Uzun zamandır görmedikleri arkadaşlarına kavuşacak gibi kalp atışlarını yükselten bekleyişle, mühürlülerin bu duyguları sadece kendi ırklarına beslemek zorunda olmadıklarını anlamışlardı. Aralarında yasaklar ve hatalar olsa da istenmeyen olaylar ya da güvensizlikler yaşansa da bazı duygularının bu uçurumları aşabildiklerine şahit olmaları benzersiz hisler gibiydi. Kapıyı ikinci kez çalan Delfin, karşısında görmeyi beklediği kişi olan Alexander'ı bulsa da ikisinin de gülümsemesinin donuklaştığını hepsi hissetmişti. Alexander'ın üzerinde rahat kıyafetler vardı, kasıntılı durmuyor sadece onları gördüğü için suratı düşmüş görünüyordu. Merhaba veya hoş geldiniz kelimelerinin çok fazla duyulamadığı bir karşılanmanın ardından Delfin kuşkuyla en önde, hemen onun ardından merakla Noyan, ifadesiz bir yüzle en arkada da Arel eşikten içeriye girdi. Kulaklarına dolan gürültülü piyano sesi evin içinde yankılanırken tüm duyguları şaşkınlığa ve istemsizce gerçekleşen surat buruşturmaya dönüştü. Müziğin kaynağını anlayamadan salona ilerlediklerinde yaratılan gürültü sadece Alexander'a etkisiz geliyor olmalıydı. "Piyanonun üzerinde iri bir kedi sıska bir fareyi kovalıyor olabilir. Çıkıp baksan iyi edersin iki tarafın da acısına son vermek için," diyen Arel, diğer taraf derken kendini işaret etmişti. Aslında hiçbiri Alexander'ın bir piyanosu olup olmadığını bilmiyor sadece kuvvetlice basılan tuş seslerinden bu enstrümanı ayırt edebiliyorlardı. Kuşkuyla etrafa bakınan Delfin, bir yerlerde müzik yapmaya çalışan kişinin Vera olduğunu tahmin etse de diğerleri gibi fikrini kendine saklıyordu. "Yukarıda zararlı bir tür yok," diyen Alexander, Arel'e ifadesiz bir şekilde baksa da ardından hemen gülümsedi. "Vera burada değilken bana savaş hakkında bilgi verin ve ilerleyen günlerin bizi nasıl etkileyeceğini söyleyin." Zaten bunun için geldiklerinden durumu terse çevirecek bir cevap vermeden hepsi dağınık bir biçimde koltuklara yerleştiler. Her şeyden önce Vera'dan bahsetmek istese de piyano çalacak kadar keyifli olduğunu ayırt edebilen Delfin, merdivene kaçamak bakışlar atarken konuşmak için boğazını temizledi. "Lanetlenmiş takımlardan herhangi bir tür atağa geçmedi. Günlerce akademinin etrafını geniş bir çembere alsak da tehlike hissetmediğimiz için bir süre sonra geri çekilmeye karar verdik. Bu süreçte öğrenciler eğitime hızlandırılmış bir şekilde devam ederken birkaç mühürlü aile çocuğunun yetiştirilmesini kendilerinin üsteleneceğini söyleyerek okuldan aldı." Alexander'ın öğretmen olduğu zamanlarda da mühürlü öğrenci sayısı fazla değilse de şimdiki kadar azınlıkta olmadığını tahmin edebiliyordu. Birkaç eğitmenden oluşan okulda en fazla iki düzine öğrenci bulunması Milan'dan öğrendiği bir diğer bilgiydi. "Aileler mühürlü olsalar bile korkuyorlar çünkü kendileri olaylardan geride durmaya alışkın." Delfin onu onaylayınca konuşmaya atılan Noyan, "Çocuklarını mühre uygun yetiştirdiklerini söyleseler de bilgi ve becerilerini asla geliştirmiyorlar," dedi. "Üstelik okulun bulunduğu bölgeyi bahane etseler de en güçlü şekilde kutsanan yerin mabet olduğunu bildikleri halde bu sebebe sığınıyorlar." Ailelerin nasıl davrandıklarını bilmeyen Arel, "Kısacası ödleri kopuyor," dedi düz bir sesle. "Savaşçı olmasını istemiyorsanız onlara kendinizi anlatmayın ve mühürlemeyin, her şey bu kadar basit." "Fakat bazıları bunu yapmaya mecbur kalıyor," diyerek araya girdi Alexander. "Mühürsüz ve mühürlü iki kişi evlendiğinde mühürlü olan kendi gerçekliğini eşinden saklamalıdır. Dünyaya bir bebek getirdiklerinde de mühürlü taraf anne veya baba olması fark etmeksizin bir yaşına girmeden kızıl mührü doğan çocuğa uygulamalıdır." "Yüzyıllardır süren gelenek bu olabilir fakat artık mühürlüler kendi ırklarıyla evlenmekten bile uzak dururken insanlara bulaşmıyorlar." Piyanonun ara ara yükselen veya susan sesine uygun tonlamayla konuşan Arel, "Bahsettiğin örnekten yeryüzünde yok denecek kadar az var," diyerek ekledi. Kızıla boyanmış ruhla normal bir insan arasında gerçekleşen evlilikte, konulan katı kurallara uyulmak zorundadır. Mühürlü taraf bu gerçeği gizlemeli ve doğan her çocuğunu da tıpkı kendi gibi mühürlü yapmalıdır. Çocuk yaşı ilerledikçe mührü öğrenir ve akademiye gelemeyecek durumdaysa mühürlü ebeveyni tarafından uygun bir şekilde yetiştirilmekten başka seçeneği yoktur. Çocuk ve ailenin bir üyesi her şeyi bilirken, diğerinden tüm gerçekleri saklayarak yaşamak mecburiyetinde oldukları bu hayat şartı engellerle dolu olacağı için tercih edilen bir seçenek değildi. Bu nedenlerden dolayı kızıl ırkı kendi aralarında evlilik gerçekleştirir, bunu tercih etmeyenler de dünyaya geldikleri amacı hayat felsefesi edinip sadece savaşçı olarak cesurca ölecekleri günü beklerlerdi. Bu malikanede içinin ürpermesine engel olamayan Delfin, Alexander'dan tam olarak haz edemese de onu araştırıp öğrenmişti. Her ne kadar büyük hatası tüm artılarını etkisiz hale getirse de iyi biri oluşunu göz ardı etmemeye karar vermişti. "Hepimizin toplandığı gece Behman uzun bir konuşma yaptı," diyerek asıl konuya döndü. "Bu süreçte kimliğimizi gizlememizin öncelikli şart olduğunu söylerken birçok örnekler sıraladı. Mührü hissedecek kadar duyuları gelişmemiş olan çaylakların önüne sadece yok etmek için çıkmalı, onlara bizi çözecek zamanı bile vermemeliymişiz. Zaten olgun büyücülerle ya da tehlikeli cadılarla karşı karşıya geldiğimizde yapmamız gerekenleri bildiğimiz için gücümüzü ortaya dökmekten daha iyi başka bir şey yokmuş." Bahsettiği durumları Alexander'ın da en az kendisi kadar iyi bildiğinin farkında olsa da Behman'dan duyduklarını olduğu gibi aktarmıştı. Bir süre sonra Noyan'ı ima ederek konuşmaya devam etti. "Geriye kalan diğer tür olan safkan insanlardan uzak durmamız ve onlara yakalanmamamız ise en çok önem arz eden durumlardan biriymiş." Bu kuralın her zaman var olduğunu bilen Noyan, sıkıntıyla başını öne eğdi. "Olanları sadece İren'e anlattık ve bize uzun bir süre durumun gizli kalmasını söyledi." Onlara Vera'nın başından geçen Byssa vakasını anlatırsa kafalarını daha çok meşgul edeceğini ve ellerinden bir şey gelmeyeceğini bildiği için ayrıntıları göz ardı edip her şeyin yolunda olduğunu söyledi Alexander. "Vera meraklanıp aşağıya inmeden istediği nota kağıtlarını yukarıya çıkarıp, sizin geldiğinizi haber vermeliyim," dedikten sonra yerinden kalktı. Masaya bıraktığı sayfaları alırken söylediklerinin nasıl bir etki yarattığını az çok tahmin edebiliyordu. "İyi anlaştığınızı görmek güzel," diye çekingenlikle fısıldadı Delfin. Alexander da gülümserken içinden geçen tek şey, ikisine de birbirleri konusunda dikkatli olmalarını tavsiye etmekti. Çatı katındaki danslarının sonunda yeteneği olduğunu henüz kabullenmeyen Vera'ya ritimleri güzel yakaladığını söylese de tam olarak ikna edememişti Alexander. Turkuaz elbisesi içinde uçtan uca yürürken şarkı da söyleyemediğini, resim de yapamadığını çünkü bunların da doğuştan gelen yetenekler olduğunu dile getirmişti. Bunun üzerine enstrüman çalmanın öğrenilerek gelişen bir beceri olduğu fikrini ortaya atan Alexander, Vera'ya piyano çalmayı öğretmeyi teklif ettiğinde, her zaman dikkatini çektiği belli olan Vera'nın bir süre sonra sıkılacağını bilse de onaylamasıyla keyifli bir sorumluluğu daha üstlenmişti. Ertesi günün sabahında notaları çalışmakla başlayan günün ortaları, Vera'nın klasikleri çalmayı denemesini isteyecek kadar imkânsız ama bir o kadar neşeli bir hal almıştı. İkinci kata çıktıktan sonra kapıya ulaşan Alexander, merdivenden onu takip eden adımları işitse de beklememişti. Tahmin ettiği kişi de onunla aynı noktada duraksayınca arkasını döndü ve söz hakkını ona bıraktı. Sessiz koridora göz atan Arel, burayı ilk defa görse de ilgilenmedi ve bakışlarını Alexander'a yöneltti. "Seni sevdiğimi ya da korumak istediğimi söylesem sanıyorum ki ikimizde buna inanmayız." Koridorun sonundaki kapının önünde durdukları için sadece sahanlıktan yansıyan ışık yüzlerini aydınlatıyordu. Gözlerini kısan Alexander, "Yine de bana Vera'dan uzak durmamın güvenli olduğunu mu söyleyeceksin?" diyerek karşılık verdi. "Duyduğun gibi senden daha tehlikeli olabileceği gerçeği var. Behman da onlardan uzak durmamız gerektiğini söylüyor bize. Gerçi sen dışlandığın için bunu umursamıyorsun ve yüksek ihtimalle çevrende biraz hareketlilik istediğin için onu burada tutmaya devam ediyor olmalısın." "Bunu yapmak zorundayım çünkü dışarısı henüz güvenli değil. Emin ol iyiyi ve kötüyü senden daha adaletli şekilde ayırt edebiliyorum." Bunları söylerken Arel'e bakmış ve her ne kadar mühürlü olsa da yanlış düşünen biri olduğunu ima etmişti. "Yeteneklerini işle, Alexander. Bir değirmen gibi içine sürekli aynı şeyleri katıp öğüt ve önümüze sunmaktan çekinme." Elleriyle dairesel hareketler yaparak konuşan Arel, oldukça sakin görünüyordu. Birbirlerinden başka bir şeyi görmedikleri gibi piyanonun sesinin kesildiğini de fark etmemişlerdi. Yumruklarını sıkan Alexander, "Kafasının içinde sessiz bir gürültü var!" dedi vurgu yaparak. "Eğer duyabilseydi birileri, herkes biraz pay alabilseydi ona sessiz kısmı kalabilirdi belki. Ama kafasının içindeki hengameyle yalnız bıraktınız." Defalarca sorumluluklar altında kaldığını düşünen Arel, "Ben bu dediğini yapma mecburiyetine katlanamayacak kadar gürültülü bir hayat yaşıyorum zaten," diyerek karşılık verdi. "Dünyamıza girişi de lanet bir kazadan ibaret, artık her şeyimizi biliyor oluşu da. Tüm bunlara genç kızlığın getirdiği kaprisler eklenince asla uğraşmayacağımı, hakkımda hiçbir fikri olmayan sen bile tahmin edebiliyorsundur." Arel'in öfkesini ve sert çıkışını anlamayan Alexander konuşmasını bölmemiş, zehir gibi kusulan hislerinin karşısında şaşkınca dikilmişti. Neden bu kadar açıldığını bilmiyor, hızla sıraladığı cümleleri kendine konuşma sırası verilmeden dinliyordu. "Ondan uzak dur ve bırak ne yapmak isterse yapsın, azat edelim olsun bitsin," diyerek devam etti Arel. Arkasını dönüp merdivene kısa bir süre baktıktan sonra, "Diğerlerine kaçtığını söyleriz ve bir süre sonra tüm sorumluluktan kurtulduğumuz bu durumun rahatlığına alıştıklarında da unutulur," diyerek ekledi. Alexander onu tepeden bakar gibi dinlediği için tekrar öfkelenip, "Sana beladan kurtulmayı teklif ediyorum işte," dedi dişlerini sıkarak. "Gittiğinde her şey düzene girecek ve adımlarımızı artık kendi yönümüze kaydıracağız. Onun olmadığı her yer güvenli." Kapının açıldığını fark ettiklerinde ikisi de boş bulunarak o yöne döndü. Arel o zaman fark edebilmişti durdukları kapının ardında sözünü ettikleri kişinin olduğunu. Şaşkınlığını çabucak atıp duruşunu dikleştirdi. Her şeyi duyduğunu ona bakmayan gözlerinden anlayabiliyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD