Ay Işığı

3254 Words
İnşa ettiğim hayat duvarlarını yıkan adamın yanında daha fazla durursam bu defa büyük bir yıkıma sebep olacağımı düşünüyordum. Bakışlarını ikimizin arasında gezdirdikten sonra Alexander'a odaya geçmesi için yol verdim.  Arel nedense arkasını dönüp gitmemiş, bense odağımı yerden kaldırmamıştım. Birkaç adım öne geldikten sonra hâlâ kapı kolunu tutar vaziyette kalan elimi çekmeden kapıyı örttüm. İşte bundan sonra gözlerini Arel'e doğrulttum. Beni görmeye gelmişlerdi, belki de götürmeye. Verdikleri sözü tutmuşlardı oysa Arel beni şaşırtmayarak bir parça kin kusmayı ihmal etmemişti. Ruhu çekilmiş gibi solgun duran ifademle, gözlerimde beliren parlaklığı ayırt edilebiliyordu. Bu sefer gözlerimde birikenler damlamak üzere gibi duran acının getirdiği yaşlardı. Hiçbir zaman anlaşamamış olsak da bir süreyi beraber geçirmek zorunda kalmış ve bu süreçte birbirimizi hep kötü değerlendirmiştik. Yine de söylediklerini duymazlıktan gelemediğim için kalbim bir değil onlarca darbeyle kırılmış gibiydi. İlk defa Arel'in yeşil gözlerinde utanç benzeri bir yansıma görsem de bunu olumlu olarak değerlendirebilmek için çok geç bir zamandı. "Seni sevmeyen kaç kişi oldu? Bir mi, on mu, yüz mü, bin mi?" Duraksayarak söylerken gülümsemeye çalışsam da sesim titremişti. "Sen istediğin kadar benden nefret et ama ben seni sevmeyen gruba dahil olmak istemezdim. Fakat görüyorum ki sen insanları kendi ellerinle itiyorsun." Üst üste göz kapaklarını kırpıştıran Arel, halbuki hep yaptığı gibi beni dinlemeden çekip gitmeliydi. Karşısında dikilirken uzun beyaz elbisemin içinde yatağından kaldırılmış bir çocuk gibi duruyor ve engellemeye çalışsam da dudaklarımın titrediğini görebiliyordu. Bir şeyler söylemek için ağzını açtığı sırada, öncelikli davranan sesim bu hakkı da elinden aldı. "Seni asla tanımak istemediğimi mi düşündün?" diye sorgum kırgın bir sesle. "Diğerlerine ne kadar kafa yorduysam seni de o kadar merak ettim. Bu yüzden hayatını sordum onlara. Diyeceksin ki neden gelip benden öğrenmedin?" Acı bir şekilde gülümserken, "Benimle hiçbir şey paylaşmazdın ki," diye ekledim. "Çünkü aslında benim senden korkmam gerekirken sen benden korkuyordun." Bir buz denizine atılmış gibi donuk kaldı Arel. İlk karşılaşmamızdan bugüne kadar geçen günleri düşündüm ve tersi bir şeyler söylemek aklıma gelmedi. Yaşadığımız tam olarak buydu. Daha önce bu kadar uzun bakışmamış olsak da suçlu olduğunu kabullenemediği tarafını da tamamıyla yok edemeyeceğini hissediyordum. "Artık kendime neyi hatırlatıyorum, biliyor musun?" diye sordum, gözlerimi tekrardan Arel'e dikerek. "Sana sağır olan birinin kulağına fısıldamaktan vazgeç." İlk defa özgürlüğüne kavuşan gözyaşımı silmeden kapıyı açtım ve geriye doğru sendeleyerek adım attım. Ona bir daha bakmadan tahta kapıyı artık aşılması imkânsız demir bir dağ gibi sessizce kapadım. İleriye sürünen ayaklarım, içimde bir yerde hissettiğim duygusal boşluk önüme serilmiş gibi yavaştı. Davranışımı cesurluk olarak bile değerlendiremiyor, yalnızca ağzımdan dökülen kelimelerin sebebine odaklanıyordum. Biliyordum ki hiçbir zaman mühürlüler tarafından gerçek manada kabul edilemeyecektim. Bunu dert etmek yersiz olabilirdi, eğer karanlık dünyalarına çoktan dahil olmasaydım. Piyano taburesinde oturan Alexander, beni baştan aşağı süzerken düşünceli halimi görebildiği için gereksiz olan iyi misin sorusunu yöneltmedi. Yüzüne bakmadan getirdiği sayfaları karıştırırken ne yapmaya çalıştığımı bilmiyor, kafamı toparlamak için zamana ihtiyacım olduğunu hissediyordum. Henüz Arel'in adım seslerini işitmediğimden gitmek için yeltendiğimde tekrardan karşılaşmayı şu an için istemiyordum. Onun inatçı yaradılışını, kararlı olduğunu sansa da vazgeçmeye müsait duruşunu ve sırf sabırsızlığından kaynaklansa da çabucak pes edeceğini bilecek kadar zaman geçirmiştik. Müziği oluşturmanın Alexander'ı zorlamayacağını ümit ederek, seçmiş olduğum kağıdı tuşların üzerine bıraktım. Mavi gözleri kısılırken yapılan hareketi doğru mu anladığını ölçmek için bakışlarını bana doğrultunca gözlerimdeki kırgınlığı yakalayabildi. Bunu yapabileceğini belirtircesine ağır ağır başını sallarken nota kağıdını görüş açısına yerleştirdi. Piyanonun yanına çekilmiş duran koltuğa yöneldiğimde, odadan dışarıya taşacak olan sesin Arel'i gitmeye iteceğini biliyordum. Belki konuşmak için durmaya devam ediyordu belki de tepkisinin şaşkınlığından kalakalmıştı, bunu asla öğrenemeyecektim. Çünkü tekrardan karşısına çıkmaya kendi duygusal iyiliğim için cesaret edemediğimden onu uzaklaştırmalıydım. Ellerimi piyanonun kenarına dayayıp, yüzümü de bileklerime yaslayınca bu odaya konuk olduğum ilk anı düşündüm. Endişeden titrerken önce tanımadığım insanlar sonra da yabancı olduğum ev beni ürpertmişti. Adını bilmekten öteye geçemediğim mühürlülerin karanlık güçleriyle tanışmaya hiçbir zaman alışamayacağımı hissetsem de zamanla onları oldukları gibi kabullenmiştim. Ulu bir görünüme sahip olan kitaplık bile önceleri gizemliyken günler sonra kitapları karıştırmaya alışmış, görkemli piyanoya dokunma isteğiyle mücadele etmiştim. Birtakım imkânsızlıklar ulaşılabilir hale gelmiş, kendimi anlamak dışında herkes için değişmez duygular barındırabilmiştim. Noyan ve Delfin'i kalbimin derinliklerine hapsetmem artık onları hiçbir ırk ayrımının çıkaramayacağı güçlü kalıcılıktı. Şimdi bile yanlarına inmeye direnmem bu durumun en büyük kanıtı olarak gösterilebilirdi. Sare'ye veda edişimin ilk gününden itibaren duyduğum özlemle, her yeni günde nasıl olduğunu içtenlikle merak etmem ise bir araya gelip uzun uzun konuşmayı hayal eden dostluklar gibi umut doluydu. Her ne kadar gittiği için asla üzüntü duymasam da Efser'e bile en azından hislerinin samimiyetinden dolayı kızmıyor, birbirimizi sevmediğimizi düşünürken bu duygunun netliği her daim belirginlik kazanıyordu. Arel ile aramızdaki garip ilişki ise onu iki karşıt tarafa da dahil edemeyeceğim kadar karışıktı. Kesinlikle birbirimizden den nefret ettiğimizi düşündüğüm zamanlar da kafamı kurcalayacak bir şeyler söylüyor, kısa bir süre de olsa tıpkı diğerleri gibi arkadaş olduğumuzu düşünmeme sebep oluyordu. Uzun sürmeyen bu durum yine onun sataşmalarıyla bölünüyor ve başladığımız yere geri dönüyorduk. Sadece onun yokuşlarını çıkmaktan yorulmuş, her şeye rağmen yolun sonunda ne olduğunu merak etmeye de engel olamamıştım. Hobi odasını dolduran müzik sayesinde düşüncelerim bölündü. Başı ellerimin üzerinde eğik dururken uzun saçlarım aşağıya doğru sarkıyor, beyaz elbisemin etekleri yerlerde sürünüyordu. Bu eşsiz sesi dinlerken gözlerimi zaman zaman kapadım, bazen de dayanamayıp açmak zorunda kaldım. Sadece bu odada hapsolmayan yumuşak ses eve doluşurken tüm kâinatta duyulmayı hak edecek kadar güzeldi. Rivayete göre Beethoven'ın kör bir kıza ay ışığını anlatmak için doğaçlama bestelediği Ay Işığı Sonatı'nı tüm incelikleriyle çalan Alexander, yeteneklerini parmaklarından acelesizce döküyordu. Becerikli hareketlerle tuşların üzerinde gezinirken zaman zaman kasılan vücudu hem sese hem de bedenine yansıyan etkileyici bir konser gibiydi. Notalarını ezbere bildiği kısımlarda gözlerini kapıyor, dünyayı karanlık ayrıntılarına rağmen gören ama ışık saçan bir kıza kör olan bir adama duyduğu öfkeyle çalmaya devam ediyordu. Masum olmadığımı düşündüren küllü griliğim, Arel'in beni bir bela olarak nitelendirmesiyle doğru orantılıydı. İçten içe ona kızıp küssem de gerçekleri saklamak zorunda kalmam beni sıradanlıktan uzaklaştırıyordu. Bir taraftan Arel'e karşı yükselen savunucu sesim, diğer taraftan yine onu haklı çıkaran ruhumun bilinmezliğine verdiğim savaş halbuki sadece beni yoruyordu. Düşüncelerim aklımın köşelerinden konuşurken, Ay Işığı Sonatı da kalbimin duvarlarında yankılanıyordu. *** Gösterişli bir düzenle salona indiğimizde, arkadaşlarıma kavuşmanın heyecanından donuk suratım gülücüklerle bezenirken, bana doğru gelen Noyan'ı kucakladım. Omzunda ağlamak isteyeceğim dostlardan biri gibi görmem burnumun içini sızlatırken onun da aynı duyguları hissettiğini biliyordum. Sırayı devralan Delfin'de de tıpkı Sarah'a sarıldığım zamanlardaki yasemin kokusunun tanıdıklığı bir kez daha özlemle duyumsamıştım. Birbirimizin nasıl olduğunu sormaktan daha çok önem arz eden bakışmalarla birlikte saklanamayan heyecanları da bu konuda doğru bilgileri veriyordu. Herkes biraz iyi ve iyi olduğu kadar da meraklıydı. "Nasılsın, her şey yolunda öyle değil mi?" Beni yanına oturtan Delfin, ellerimi bırakmamakta kararlı gibiydi. Tekli koltukta oturan Arel'e bakmamaya çalışarak, "Buraya geldiğim ilk günkü gibi harika," dedim. Her ne kadar birtakım pürüzler yaşanmış olsa da Arel tekrardan gelene kadar daha kötü bir şey olmamış gibi hissediyordum. "Bunları duymak çok güzel," diye fısıldadı Noyan.  Delfin'e doğru baktığım için o tam arkamdaki bir açıda kalmıştı ve sırtımdan ziyade yüzüne bakarak konuşmasını tercih ederdim. Duruşumu düzelttiğimde, "Hepinizi çok özledim ve anlatacaklarınızı duymaya ihtiyacım var," dedim yüzüm ışıldayarak. Başımdan geçenleri sadece Alexander biliyor olsa da ayrıntılar için endişelenmeyi sonraya bırakarak, tam anlamıyla eve dönebilmenin umuduyla dolmuştum. Planlarına göre akademiden döndüklerinde birçok durum düzelmiş olacaktı ve böylelikle beni Rotan'a götürmeleri kolaylaşacaktı.  Emma soğuk bir tebessümü suratına yapıştırırken, "Önlemlerimizi de derslerimizi de aldık fakat korktuğumuz gibi bir mücadele yaşanmadı," dedi sessizce. "Sana söylediğim gibi tam olarak oyunbazlar ve ne yapmaya çalıştıklarını asla anlayamayız. Yine de mührümüz baskın geliyor ve bizden korkuyorlar." Gerçekten mutlu olduğumda, "Canlarını cehenneme o zaman," dedim neşeyle. Ellerimi çırpmamak için zor dururken, "Beni anlattığınızda tepkileri de daha yumuşak olmuştur bu sayede," dedim. Kısa süren sessizliği bozan Alexander, "Vera'nın burada kalması konusunda teyzesiyle bile anlaşmaya vardığımızı söylemek isterim," diyerek araya girdi. Alexander'ın hamlesini anlamasam da gerçekten şaşırdığı belli olan Delfin, "Bunu gerçekten yaptınız mı?" diye sordu bana bakarak. Parmak uçlarımla oynayarak, "Yapmış olabiliriz," diyerek cevap verdim çekingenlikle. Olayın ayrıntılarını soracak olurlarsa yüzüm renk değiştirmeden anlatmamın imkânsız olacağını biliyordum. "Ve Sarah'ın karşısına nasıl çıktığınızı sormaya gerek görmüyorum," diyerek söylendi Noyan, Alexander'ı süzerken. Cevap olarak, "İkimizi bir arada görmekten hoşlandı," diye fısıldadım. "Alexander'ın evinde kalmamı biraz gönülsüz olsa da kabullendi çünkü onu gerçekten çok sevdi ve iyi anlaştılar. Bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyorduk ama sorunu kısa süreli çözmeyi başarabildik." İki gün öncesini düşünürken anılar henüz çok taze olduğu için ayrıntıları hatırlamakta zorlanmıyordum. "Polise yaptığı ihbarlarla veya gazeteye verdiği ilanlarla uğraştın mı?" diye sordu Arel, ilk kez konuya dahil olarak. Sessizlikten güç alıp, "Demek bunların hiçbirini yapmamıştı," diye ekledi. "Yani günlerce ortada yoktun ve ulaşabileceği bir telefondan bile mahrum olmana rağmen sadece evde oturup seni mi beklemiş? Çok yazık Vera, hayatının en büyük yüzleşmesini yaşamış olmalısın." Oysa Sarah bunları yapmadığı için rahatladığımdan olayları böyle değerlendirmeyi hiçbir zaman uygun bulmamıştım. Bakışlarımı yerden kaldırarak, "Başımın çaresine bakabileceğimi, kendimi koruyabileceğimi biliyordu," dedim kararlılıkla. Başını iki yana sallayan Arel, "Yirmi birinci yüzyılda insan kendisi için bile tehlikelidir," dedi yeşil gözlerini büyük salonda gezdirerek. Herkes oturduğu yerde kıpırdanırken kurulan cümlenin anlamını yok sayamayacak kadar derinden hissediyordum. Mühürlenmiş olmaları onları insan olmanın doğasından koparmıyor sadece amaca yönelik yaşamalarını sağlıyordu. Bu tek cümleyle bile saatlerce yüzleşilebilir, insan kendiyle uzun uzun gerçekçi konuşmalar yapabilirdi. "Gerçekten bu önemli bir problemdi ama atlattık." Oturuşunu dikleştiren Alexander, tekrardan aynı konuya dönme niyetindeydi. "Çünkü beraberken gerçekten iyi görünüyorsunuz," diyerek kulağıma fısıldadı Delfin. Karşılığında ise öldürücü bakışlar almış ve bunun cevabı olarak ağzına fermuar çekmişti. "Zaman zaman zorlandığımızı da eklemeliyim," diyerek devam etti Alexander. Hepsine tek tek bakarken, "Vera'yı bilirsiniz, çabuk heyecanlanıyor ve bana ayak uydurmakta tereddüt ediyordu," dedi gülümseyerek. İlk kez bana bakarken, "Çünkü o yalan söylemekten nefret eder," dedi düz bir sesle. Yutkunurken neyi ima ettiğini anlamadığım için sadece gülümsedim. Alexander da yarım şekilde karşılık verirken ilk defa çekingenlik benzeri bir duygu hissetsem de neden böyle yaptığına anlam veremedim. Kaya gibi oturuşu ve derin bakan mavi gözlerinden ilk kez uzak durmak istedim. Eğer ruhumun grisinden bahsediyorsa zaten onun fikri değil miydi her şeyi saklamak? "Tüm olanlar yoluna giriyorsa ben de sizinle dönecek miyim?" Noyan ve Delfin'e umutla bakarken artık çıkmazdan kurtulmak istiyordum eğer mümkünse. Sıkıntıyla elini yüzünde gezdirirken, "Savaş olma ihtimali her zaman vardır," dedi Noyan. "Bu da ne demek oluyor?" Sırasıyla ikisine de bakarken beni çıkmaza gömen ihtimallere inanmak istemiyordum. Cevap verilmemesiyle öfkelenirken, "Biri artık bir şey söyleyebilir mi?" dedim ellerini iki yana açıp. Duvarlarda yankılanacak kadar yüksek sesle konuşmasam da yaptığım çıkış öyle bir izlenim bırakmıştı. İsteklerim ve beklentilerim bir kez daha okyanusun derinliklerine gömülmüş gibiydi. "Onların kökleri kazınmadıkça iyiye dair bir şeyden hiçbir zaman söz edemeyiz." Biri artık bir şey söyleyebilir mi çığlığını üzerine alınan Arel, en azından bildiklerini saklamaya çalışmıyordu. Eğer söyledikleri doğruysa sonsuza kadar herhangi bir yerde kilitli kalıp beklemem gerekecekti. Uygun zaman olarak değerlendireceğim gün de gelmeyeceği yani kötü türlerin son bulmayacağı düşünülürse olanlardan kurtulmam artık hiç kolay değildi. "Her şeye rağmen karşısına çıkmalıyım. Bu duruma daha ne kadar katlanacağız?" "Dışarısı da tehlikeli Vera," diyen Alexander, ifadesini korumaya çalışsa da bana bazı hatırlatmalar yapma mecburiyetinde olduğunu hatırlatmak istercesine kurmuştu cümlesini. Bakışlarımı ona yöneltince söylediklerinin doğruluğunu bilmeme rağmen bu defa kabullenmek istemiyordum. Bir yalanla terk ettiğim evime geri dönmeye, hayatımın sıradan zorluklarıyla tekrardan mücadele etmeye ihtiyacı vardım. Gözlerini kırpıştırırken, "Kararlıyım. Gitmek istiyorum," dedim. Beni bağlayıp engellemenin imkânsız olduğunu bildiklerinden kısa bir süre sessiz kaldılar. Uyum sağlamak için her zaman elimden geleni yapmış, sorun çıkarmamak için çoğu zaman sabırla beklemiştim. Gün geçtikçe alışır gibi görünsem de geçip giden her saat beni yormuş, ait olduğum yere dönmeyi devamlı hayal etmiştim. Bir şeyler söylemek için hafifçe kıpırdanan Delfin'e döndüm. "Öncelikle her şeyi tüm doğrularıyla Behman'a anlatmamız demek, hepimizin bildiği ve kabul ettiği gibi senin masum olduğunu, yaşanan karşılaşmada ise bizi suçlu göstermektir. Suçlu ve dikkatsiz." Gerçekten masum olup olmadığımdan emin olamadığım için bedenimden geçen ürpertiyi kimseye belli etmemeye çalıştım. Olanları en iyi bilene doğru bakışlarımı kaldırdığında, mavi gözlerinin donukluğuyla karşılaştım. "Bunun getirdiği bazı neticeler olacak," diyerek konuşmaya devam etti Delfin. "Bu sefer mucizeler yok, tıpkı düşündüğümüz gibi gerçekleşecek her şey. Safkan bir insana songüz gecelerinde yakalanmak suçtur. Avcı olduğumuzu gördün ve hafızanı silmemiz mümkün değil. Ekipteki en tecrübesiz kişi elenir. Bizim Behman'a senin kötü niyetlilerden olmadığını söylediğimizde zaten en önemli referans da Alexander olacak. Onun yanında sorunsuz geçirdiğin süreç de bunun en büyük ispatı. Daha fazla karışıklık olmasın diye seni evine gönderirken Noyan'ı da okuldan atması kesin sonuçlardan bir diğeri." Büyük bir dikkatle dinlerken son sözlerin şaşkınlığıyla kalakaldığımda arkadaşım olarak gördüğüm kişinin suçlu değerlendirilmesinin ağırlığını çok geç fark etmiştim. Kafamı ona doğru çevirdiğimde Noyan'ın omuzlarının çoktan düşmüş olduğunu gördüm. O gece ormanda gördüğüm ilk şey arkası dönük Noyan ve hançeriydi. En küçük üye ve sebep olduğu tecrübesizlik. "En başından beri bunu hak ediyordum," diye fısıldadı bakışlarını yerden kaldırmadan. Ufak tefek hatalar tüm okullarda eksi kısma yazılırdı fakat kapı dışarı edilecek kadar da büyük olamazdı yanlışı. Şahit olmak zorunda kaldığım bu zorlu dönemde ise suç işleyenlere af olmayacağını az çok tahmin edebiliyordum. "Peki ya nereye gideceksin?" diye sordum, kendi kurtuluşumu düşünmeden. Rotan hepsinin evi olsa da oradan çıktıklarında gidebilecekleri başka duraklar illaki olmalıydı. Tırnaklarının kenarıyla oynayan Arel, "Bunu kim bilebilir?" dedi, arkadaşı için üzgün dahi görünmezken. "Akademiden atılanların mührü alınmaz ama sürgün edilir. Yaşam koşullarının kötü olduğu ve tehlikeli olan her mekan, mühürlülerin kitaplarında sürgün olarak geçer." Onu bilmediği bir yerde yapayalnız hayal ederken eğer bu duruma sebep olursam evimde geçen her günümde pişmanlıkla kıvranacağımı biliyordum. İki hafta öncesindeki karşılaşmamızdan aslında ikimiz de suçlu olmazken, cezasını yalnızca Noyan'a yüklemek haksızlık olurdu. Ailesinden kalan birilerinin yanına sığınabilmesinin mümkün olup olmadığını soracakken sesini duymamla kendi fikirlerimden uzaklaştım. "Beni akademiden kendi isteğiyle alacak bir ailem olmadığından sürgün edileceğim. Yöneticiler bizim için iyi olanı düşünürken, hatalarımızdan dolayı cezalandırmaları da hak vermek zorunda olduğumuz bir durum. Kurallara uymaktan başka bir seçeneğim yok." Bakışlarını bana doğru kaldırınca, "Ama senin bir ailen var," dedi gülümseyerek. "Birinin ölmesi, diğerinin kaybolması bu durumu değiştirmez. Seni devamlı bekleme halinde olan teyzen bile aslında tek kişi değil kocaman bir ailedir." "Kimsesizler için," diye ekledi Arel. Konuyu ilgiyle dinlediğini belli etmemeye çalışsa da Noyan'ın haklı olduğunu o da biliyordu. Gözlerim bir kez daha dolarken sadece ona koşup sarılmak ve kimsesiz olmadığını haykırmak istedim. "Bu imalarını duyduktan sana hepimiz sana küsmeliyiz," dedim gözlerimi kırpıştırarak. Noyan'ın oturduğu koltuğa yöneldikten sonra omzuna dokundum. "Arkadaşlar ailedir ve ben senin arkadaşın olduğumu düşünmüştüm," dedim kırgın bir sesle. Ona dokunduğum elimi avuçlarına alan Noyan, "Bunun aksini aklına getirme," dedi durgun bir sesle. Noyan'ın parmaklarımla oynaması gıdıklandırsa da bunu hissetmemeye çalıştım. Başımı omzuna yaslayarak, "Ve arkadaşımın sürgün edilmesine göz yumacağımı nasıl düşünebilirsin?" diye sordum. "Evime dönmeyi istiyorum ama bunun sonucu senin şartlarını ağırlaştıracaksa yine de diretmeye devam edecek kadar değil." Duyduklarının şaşkınlığında olan Noyan açık vermeden, "Bunu yapmak zorunda değilsin," dedi kararlılıkla. Onun kısa siyah saçlarına, aynı renk gözlerindeki ışıltıya bakarken aldığım karardan tüm kalbimle emin olduğumu hissediyordum. Başımı iki yana sallayarak konuşmamı bekleyen Noyan'a odaklandım. "Bunu yapmak zorundayım çünkü arkadaşlık sadece sözde kalamaz. O zaman basit bir kelimeden ibaretken yaptıklarımızla anlam kazanır. Birbirimize arka çıkmadıktan sonra ne anlamı var ki?" Ortamı yumuşatmak için söylediklerim Noyan'ı gülümsetmişti ve o zaman tekrardan birbirimize sarıldık. O an anladım ki kavuşmadan, tekrardan sarılmadan, yan yana gelmeden birbirimizi özlemekten vazgeçmeyecek kadar arkadaş olmuştuk. Sırası gelenin fedakarlık yapacağı belli olan bu durum herkesi keyiflendirdiğinde beni de mutlu etmiş, sadece biraz daha sabır göstermem gereken bekleyişe mecbur kılmıştı. Gözlerini kurulayan Arel, "Tamam çocuklar, bu kadar yeter," dedi rol yaparak. Yine de bu davranışı beklemediğini, beni türlü duruma sokan mühürlülere sırt çevirmememi gözleriyle tebrik etmişti. Sorun çözülmüş gibi dursa da aslında değişen bir şey olmamış, bir tarafın karşılaşmayı sakladığı diğer tarafın ise bunun sonucunda beklemekte olduğu durum devam edecekti. Yaşananlar sanki sadakati ve bağlılığı ölçen bir sınav gibi görünse de üstün gelen hüküm birçok şeyi ortaya koyar nitelikteydi. "Biz olanları hafifleterek İren'e anlatmıştık aslında," diyerek keyifle söze başladı Delfin. "Bu arada Behman'dan sonra diğer yetkililer İren ve Alfan olduğu için en azından biriyle paylaşmayı uygun gördük. Bizim yanımızda yer alacağını ve suçu hafifletmek için elinden gelen yardımı esirgemeyeceğini bildiğimizden ona danışmamız daha mantıklıydı. Senin Alexander'ın yanında kalmandan memnun olduğunu, kısa veya uzun olması belli olmayan süreyi de en azından güvenli bir yerde geçirmenin yerinde bir karar olduğunu söyledi." "Tüm bunları Behman'dan saklayacağından eminsiniz, değil mi?" Yıllar önce Alexander, onlar tarafından yargılandığı için inanmakta zorluk çekiyor gibi görünüyordu. Boğazını temizleyen Arel kısık sesle, "Vera'nın güvenliğini sana bıraktıktan sonra küçük bir sırdan endişe duymayız," dedi tuttuğu nefesi bırakarak. "Sır ortağımız olmasından tereddüt etmeyiz," diyen Delfin, Arel'e yıkıcı bakışlar göndermekten de çekinmedi. Yeni bir yol haritasını tam olarak kararlaştırmamış olsak da düzeni bir şekilde sağlamak zorunda olduğumuzu biliyorduk. Bir önceki gidişte olduğu gibi kendileri güneye yol alırken ben burada kalacak ve dönüşlerini yeniden umutla bekleyecektim. Bu defa en önemli kısım gerçeklerden İren denilen savaşçının da haberdar olması yeni bir güven eklemişti. "Bu süreç içinde Sarah'a istediğin zaman gidebilirsin fakat tehlikeleri asla göz ardı etme," dedi Delfin. "Peşinde birilerinin olduğu kesin ve sen yanında olmadığın sürece Sarah'a zarar vermeyecekleri de açık. Behman her şeyden haberdar olup senin güvenliği sağlayana kadar Darga'da kalman en doğrusu. Hem biz gitsek de bir ayağımız burada olacak."  Sarah'dan bir süre uzak kalmam gerektiğini biliyor, karnaval gününden beri açıkçası sadece Alexander'ın yanında görünmek istiyordum. Onları yakın zamanda tekrardan göreceğim için keyiflensem de Alexander'ın bunu sorun edip etmeyeceğini düşünüyordum. Sürekli yan yana gelmek iki taraf için de eziyetli bir durumken katlanmak zor olmalıydı. Alexander'ın buna gerek olmadığını dile getirmesine karşı kararlı bir duruş sergileyen Delfin, "Zaten hepimizin bir arada gelmesi mümkün olamaz," dedi sıkıntıyla. "Örneğin Noyan, eğitimine kaldığı yerden devam edeceği için akademiden sürekli ayrılamaz. Bense," dedikten sonra kısa bir an duraksayarak malikanenin büyük duvarlarını inceledi. Burada olmaktan hiçbir zaman tam anlamıyla memnun olmadığı, saklamaya çalışsa bile gözler önüne serilen çekingenliğinden anlamak mümkündü. "Okulda eğitim görecek yaşta olmadığım için bir başka grupla eyalet değiştirmek zorundayım," dedi ona verilen yeni görevi belirterek. Herkes anlayışla baksa da ağzında kalanları tamamıyla çıkarmak zorunda olduğunu biliyordu. "Nasıl olduğunu düzenli bir biçimde kontrol etmeye gelen kişi hem uzun yollardan etkilenmemeli hem de akademi dışına tek başına çıkmaya alışkın biri olmalı." Delfin bakışlarını eğse de geri kalan herkes Arel'e bakıyordu. O ise yosunlu bir deniz gibi duran yeşil gözlerini dalga yaratarak her birimizde teker teker dolaştırdıktan sonra Delfin'in üzerinde durdurdu. Nasıl karşı çıkacağını bilmediği gibi yeni çözümler de ekleyemiyordu. Hepsi biraz pay almıştı ve eğer her şeyin finaline yaklaşıyorlarsa Arel'e de kapanış kısmındaki son detaylar kalmış gibiydi. Oturduğu yerden kalkıp Delfin ile göz göze geldiklerinde başını iki yana sallaması da azimli kadına hiçbir şey ifade etmemiş, olayları kendi lehine çeviremeyeceğini anlamıştı. Bir şey söylemeden arkasını dönüp kapıya doğru yürümeye başladı. Yaptığı hareketten bir sonuç çıkaramamış, onay mı verdiğini yoksa bunu asla uygulamayacağını mı belirttiğini anlayamamıştım. Hepimiz yavaş yavaş kalkarken henüz dışarı çıkmayan Arel'in arkasından bakmaya devam ediyorduk. Ensesini kısmen kapatan saçlarını iyice kurcalayan adam, cevap vermek dışında her şeyi yapıyor gibiydi. Arel duruşunu bozmadan kafasını geriye doğru çevirince boynundaki kolyenin gümüşi parlaklığı göze çarptı. Kısmen yan profilden bize bakarken burnunun ve onu takip eden dudaklarının çıkıklığıyla yaptığı mimikler sıkıntıda olduğunu gösteriyordu. Gözlerini bana dikerek, "Haftada sadece iki kere," dedi kararlılıkla. "Günleri kendim belirlerim ve nasıl olduğunu bir dakikadan bile kısa sürede öğrendikten sonra geri giderim, yani içeriye davet edilmeye ihtiyacım yok." Sinirle dudaklarımın içini ısırırken böyle bir gözetime asla ihtiyacım olmadığını savunmak istesem de mühürlüler verilen emirlere uymak mecburiyetindeydiler ve onlar adına bunu değiştiremezdim. "Bizi düşündüğün için teşekkürler," dedim alaycı bir sesle. "Sana pencereden el sallamakla yetinsem olur değil mi, kapının dibine kadar gelmene de gerek yok çünkü." Gülüşünü göstermemek için tekrardan kapıdan tarafa dönen Arel de burnundan öfkeli bir nefes vermişti. Yürümeye başlarken, "Saatlerim de belli olmaz," diye ekledi. "Güneşin doğuşundan sonra da gelebilirim," dedikten sonra tekrar durdu. Kafasını geriye çevirerek merdivenlerde dolandırdığı bakışlarını, görüş açısında olmayan odaları ima edercesine tavana dikti. "Ay ışığının tepede olduğu bir vakitte de." Böylelikle piyanodan çalınan klasik müziği duyduğunu hatta bu konuda bilgili olduğunu belli eden Arel, bir kez daha gözlerime bakmadan ve diğerlerini beklemeden ağır adımlarla dışarıya çıktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD