Kilit

2224 Words
Kapalı duran gözlerimi açarken tavan bana yabancı gibiydi. Görüşümü engelleyen durumlarla mücadele ederken yataktan sıyrılmaya çalıştım. Vücudumu doğrulttuğum anda uyuşuk hissedince tüm kemiklerim bana düşmanmış gibi sancılandı. Sesi aklımda bir yerlerde duyduğumu düşünsem de sağıma ve soluma bakmaya da engel olamıyordum. Yutkunurken evin garip uğultusunu dinledim ve bu sırada sesi tekrar duydum. "Vera." Korkuyla çevreme bakınırken her şey etrafımda dönüyor gibiydi. Sağımdaki küçük komodin odaklandıkça bulanıklaşan bir nesne haline gelirken tavanda asılı duran küçük avize her an üzerime düşecek kadar hareketliydi. Kulaklarımı kapatırken sesin tonunu çabucak unutmuş ve bu yüzden sahibi hakkında bir fikirde bulunamamıştım. Sürünerek yataktan çıkarken başım iki elimin arasındaydı. "Vera." Şaşkınlığımı ve korkumu bir kenara atarak büyük dolabın yanına ulaştım. Beni çağıran her kimse burada saklandığına emindim çünkü dolaptan küçük tıkırtılar duyuluyordu. Ellerimi titreyerek uzattım ve kapağını usulca açtım. Sımsıkı yumduğum gözlerimi açmamla tuttuğum nefesi bıraktım. İçeriden yumruklanır gibi duran dolap tekrardan sessizliğe gömülmüştü ve bu defa da boş olduğunu haykırıyordu. Tekrardan hareket etmeye çekinirken bile sesin kaynağını düşünmeden edemiyordum. Tam da bu odada biri vardı ve benim için gelmişti. "Ay ışığı," diye fısıldadım. Saatin gece yarısını geçtiğine emindim, rahatsızlık vermekten hoşlanan biri olmalıydı. Arel... Korkumu bir kenara bırakırken sinirle olduğum yerde dikildim. Eğer oyun oynamayı seviyorsa ben daha çok eğlenmeliydim. "Vera." Bu defa ses kapılar ardında kalmış gibi boğuktu. Adımlarımı banyoya yöneltirken buğulanan aynayı her ne kadar düşünmek istemesem de içeride biri olduğuna emindim. Eğer tahmin ettiğim kişi geldiyse bana zarar vermez sadece sinirimi bozacak olaylar yaşatırdı. Kapının önünde durduğumda sesin bir kez daha adımı söylemesini beklesem de bu dileğim gerçekleşmedi. Bana da bu oyunda rol almaktan başka seçenek kalmadığı için kapıyı isteksizce açtım. Küçük alan boşluktan ibaretti ve az önce beyaz duvarlarında herhangi bir ses yankılanmamışçasına her obje suçsuz duruyordu. Korkum gittikçe sabırsızlığa dönüşürken Arel'in bunu her seferinde akıl sıyırtacak kadar zalimce yapmaması için onunla konuşmayı kafama kazıdım. "Vera." Avcının sesi o kadar tatlı geliyordu ki peşinde götürmeye kararlı olduğu avı ona doğru koşmak isterdi. Bu defa ses odanın dışından gelmişti ve her an bir yerde saklanıp izlediğinden emin olmuştum. Ona koşup yetişmekten, baskın yapacağı anı kollamaktan başka çarem yoktu. Odadan çıkacağım sırada manyetik şekilde geriye, yatağa doğru çekildim. İki tarafın da beni çağırdığı mıknatısın ortasında kaldığımda, düşüncelerimi toparlayamadan öne atıldım. Sahanlığın ortasında durur vaziyette cazip gelen iki yönle bakışıyordum şimdi. Halbuki iki seçenek de karanlıktı, dibi görünmeyen dar bir çukur gibi. Koridorun devam ettiği yol sonsuzluğa uzanırcasına dururken, Alexander'ın kapısı gözlerimin önünde olmasına rağmen bilinmezliği daha çok çağrıştırıyordu. Oysa bunca gürültüye rağmen nasıl uyanmamış olabilirdi ki? "Vera." Merdivenden aşağıya inen adımları işittiğimde bu defa onu kaçırmamak için hızlıca arkamı döndüm. Her yer karanlık olmasına rağmen bütün pencerelerin perdesi açık olduğu için önümü kısmen görebiliyor, oyun arkadaşım en azından ortamı düzenlemiş olduğundan bir de ışığı açmak için uğraşmıyordum. İlk basamağa ayağımı değdireceğim sırada aceleyle durdum. Ahşap merdiven dev bir yılan gibi kıvrılıyor, sadece kendinin duyabildiği bir müziğe göre dans ediyordu. Gözlerimi kırpıştırmanın yeterli olup olmadığını bilmesem de bunu defalarca denemekten vazgeçmedim. İçimden ağlamak geliyor, Arel'e yetişemediğim için oyunumuzun sonsuza dek sürecek olması endişelendiriyordu. Küçük bir hıçkırıkla içimi çekerek ayağımı ahşap çıkıntıya dokundurdum. Sanki temas ettikçe uslanıyordu merdiven, ağırlığın sebep olduğu güce ya da kararlılığıma saygı duyarak. Titreyerek inerken oymalı korkuluğu bırakmıyor, yıkılacak bir köprüde yol alırken en sağlam görünen tahtaları kendime can simidi biliyordum. Ses her ne kadar oyunbaz olsa da inmemi bekler gibi susmuştu ve sırf bu yüzden merhametli olduğunu düşünmek üzereydim. Son adımımı da attığımda sessiz salona doğru ilerlemeden önce kafamı geriye çevirdim. Kıvrılmaktan sıkıldığı belli olan merdiven bu defa dümdüz duruyordu. Evdeki her şey Arel'den yana olmalıydı, tahmin ettiğim gibi adaletsiz bir düzen oluşturmuştu. Pencerelerden yansıyan güçsüz ışıklarla donatılan salonun ortasına yürürken geniş mobilyaları, mezar taşları gibi duran sandalyeleri, kıpırtısız şömineyi ayırt etmek dahi zordu. Arel her yere saklanmış olabilirdi. Gözlerim açık olmasına rağmen göremeyeceğim, uzun uzadıya aramak zorunda kalacağım kadar zor bir yere. İçinde bulunduğum durumdan cesaret alırken bu defa küçük bir adım dahi atmamaya, karşı tarafın sıkılıp kendini ortaya çıkarmasına karar verdim. Arada bir etrafımda döner gibi duran eşyaları görmemek için yere baksam da ne zaman sabırsızlanacağını ve pes edeceğini merak ediyordum. Nereden geldiğimi unutmuş şekilde salonla ilgilenirken merdivenden çabucak çıkan ayak seslerini işittim. Adımlar mutlulukla zıplıyor, oyunun en keyifli kısmı gelmiş gibi neşe saçıyor ya da tem tersi bu defa kendisi kaçıyormuş gibi hızlıca atılıyordu. Kaşlarım çatılırken arkamı dönüp bakmadım çünkü bunu yapsam bile kafamı çevirişimden daha hızlı olan ayaklarından dolayı onu yine de göremeyecektim. Sahanlıkta durduğu belli olan sesin sahibi, "Vera," diye fısıldadı yukarıdan aşağıya doğru. Bunun kim olduğunu tam olarak bilmesem de artık düşündüğüm kişi olmadığına da emindim. Çünkü Arel bu kadar hızlı üst kata çıkmaz ve özellikle beni sinir etmek istediği zamanlar da daha sakin hareket ederdi. Merdivenden yankılanan adımlar kuş kadar hafif değil tonlarca ağırlıkta gibi duyulurdu. Sadece sinirle yönelirken karşımdaki tahta bile dans etmeye cesaret edememiş, cansız durmaya devam etmişti. Şimdi burnumdan soluyarak yol alıyor, önüme ne çıkarsa yok edecek gibi öfkeyle bakıyordum. Ne tırabzanlara ihtiyacım vardı ne de yönümü aydınlatacak bir ışığa. Çıktığım her basamakta keskin bir bıçak gibi bilenmiş ve sınırını aşan saklambacın sonunu getireceğime karar vermiştim. Sahanlığa ulaştığımda odamın kapısı açık olduğu için içeriyi görebiliyordun ve tıpkı terk ettiğim zamanki gibi sessizdi. Her şey durulmuş, merdivende seken tavşan yuvasına çekilmişti. Bunların hesabını soracağım günü hayal ederken ellerimin buz tuttuğundan emin olsam da bunu hissedemiyordum. Duyduğum küçük kahkahalarla görüş açımı değiştirdim. Bir çocuğunki kadar gerçekçi ya da yetişkin biri gibi keyifliydi. Ayırt etmekte zorlanırken gülüşlerin geldiği yerin hemen ilerideki kapının ardı olduğunu anlayabiliyordum. Gizemli sesin sahibi kendi kadar gizemli bir odaya saklanmayı uygun bulmuştu anlaşılan. Alexander tüm bunları yapmış olamazdı. Benimle oyun oynamayı seçmeyecek kadar gerçekçi biriydi. O halde bunu yapanı neden barındırdığını düşünüyor ve belki de onun da burada olmadığına, bu yüzden bana yardıma gelmediğine inanmak istiyordum. Kapı her zaman kilitli dururdu, bu soğuk bilgiyi bizzat onun ağzından duymuştum. Fakat şimdi bilinmeyen şahıs buraya kapandığına göre Alexander'ın da olanlardan haberi var demekti. Üstelik bilmekle kalmamış onu bizzat içeriye davet etmiş olmalıydı. Yine de kapı kulpunu tutan elim tereddüt ederken, mantıklı düşünen yanım oyunun sonuna yaklaştığım için bu noktada pes etmememi söylüyordu. Kalp atışımı duyamazken kendi sebep olduğum gıcırtı sanki evin her köşesinde yankılanmış gibiydi. İçerinin siyahtan daha koyu bir karanlıkla örtüldüğü, yanıltıcı bir sessizlikle örüldüğü, küçük ya da büyük olduğu söylenemeyen odayı ilk defa görüyordum. Ufak bir ışık hüzmesinin aydınlattığı yatak ise görmeyi istemeyeceğim bir noktaydı. Bakışlarım yatağın yanında bulunan abajura doğru kayınca neden sadece bir noktanın ışıkla dolduğunu anladım. Geniş yatağın üzerinde iki beden vardı ve bu kişilerden birinin adımı söyleyen ses olup olmadığından emin değildim. Yüzleri birbirlerine kapanmış halde durdukları için kim olduklarını ayırt edememiş, sadece ne yaptıklarını anlayabilmiştim. Onları daha fazla rahatsız etmemek adına utançla geri çekilmeye yeltenirken, öptüğü kişiden uzaklaşan kızılımsı saçları ayırt ettim. Beyaz ışık, saçları arasında dans edip her tutamını alevler gibi canlı gösterirken küçük ağzındaki gülümseme ise parlayan bir ıslaklığa sahipti. Olduğum yere sabitlenirken arkadaşımın tutkulu dakikalarına sevinebilirdim eğer kucağında oturduğu kişiyi tanımasaydım. Yan profilden gördüğüm Alexander, Demre'ye duygusuzca baksa da elleri onun belindeydi. İstemediğini ima etse bile bir yalan olarak değerlendirilemeyecek kadar ortadaydı çizdikleri resim. Ben gerçekten sevgilisi değildim ama Demre bunu bilmediği için ihanete uğramış gibi hissediyordum. Tiksintiyle geri geri yürürken beni fark eden Demre, bu yakalanmayı zerre umursamış değildi. Keyfi ikiye katlanmış gibi gözleri hınzırlıkla dolsa da Alexander'ı tekrar öpmeye de yeltenmemişti. Bana baktığı sırada gülüşünü saklarken, Alexander'ın üzerinden kayarak indi. Veda etmek istemediği belli, gitmek istemeyişi ortadaydı ama başka yolu olmadığını söylüyordu hareketleri. İlk kez benimle göz göz gelen Alexander'ın bakışları, üzerindeki soluk gömleğin maviliğinden bile daha cansızdı. İstekli veya mecbur, pişman ya da kararlı değil, sadece ölü gibiydi. Demre yanımdan geçeceği için ona yakın durmayı istemediğimden kaçar adımlarla odamın önüne geldim. Koyu renk döşemeye indirdiğim gözlerim, vakitsiz solan ince dallar gibi kırgındı. Gördüklerime inanmak istemezken hangi tarafın bana ihanet ettiğini bile bilmiyordum. Gerçekleri çok iyi bilen sözde sevgilim mi, hiçbir şeyden haberi olmayan ama bildiği tek şeyi de görmezden gelen dostum mu? Odadan dışarı süzülen Demre'nin suratı sanki içerideki abajuru da almış gibi ışıltılıydı. Ağzındaki gülümseme düşmemiş, ela gözlerindeki istek kaybolmamış, saçları arasındaki tatlı esinti son bulmamıştı. Ona bakarken neden diye sormak bile aklımdan geçmiyor, darmadağın olan kafam cümle dahi kuramıyordu. Yanımdan geçeceği sırada ilk kez ona yakın olmaktan tiksinti duydum. Koluma temas etmesini bile istemiyor, çekip gitmesi için diz çöküp yalvarmak geliyordu içimden. O tanıdığım yakın arkadaşım olamazdı, Demre sırf kendi şehveti uğruna dostluğu yok sayamazdı. Bakır kızılı saçlarının omzuma sürtündüğünü fark ettiğim anda zayıf olmasına rağmen güç bulan kolunu da sırtımda hissettim. Sevgili arkadaşım beni sımsıkı kavramış, merdivenden aşağıya doğru ne olduğunu anlamama fırsat vermeden hızla çekmişti. Sıçrayarak kendime geldiğimde gözlerimin her noktası yanıyor gibi derin bir acıyla uyandım. Soluğum kesilmiş, çığlık atmama müsaade etmeyen sesim boğazıma saplanıp kalmıştı. Kuruyan nefesim, sanki saatlerce konuşmuş gibi ağrıyan ağzımdan çıkarken dudaklarımı yalamak dahi aklımdan geçmiyordu. Hayatımda daha kötü bir kabus görmemiştim çünkü her şey gerçek gibiydi. Tıpkı böyle korkuyla uyanmış, odayı kısık gözlerle şimdi yaptığım gibi incelemiştim. Başımı ellerimin arasına alıp yataktan çıkarken saç diplerimin bile soğuk havaya rağmen terlediğimi fark ettim. Demre'nin beni çağıran sesi, yerini gecenin olması gereken sessizliğine bırakmıştı. Bu atmosferi normal olarak algılamak istesem de demin gördüklerimin etkisinden sıyrılamıyor, bu defa etrafımdaki durgunluk beni endişelendiriyordu. Dolap sessizdi fakat içine bakma isteğiyle mücadele etmemi gerekecek kadar meraklıydım. Kalbimin atışına eşlik eden adımlarla banyoya yöneldim ve buz gibi akan suyla yüzümün her noktasına şok etkisi yaratmaya çalıştım. Kurulanmadan önce soğukluğu tüm gücüyle gırtlağımda hissetmek istediği için avucumu çeşmeye dayadım. Başımı kaldırdığımda içimden aynayı yumruklarla kırmak geliyor, bilinçaltımı alt üst eden her sebebin acısını kendimden çıkarmak istiyordum. Düşündüğüm hatayı engelleyerek tekrar odama döndüğümde hiçbir şey yapamadan volta attım. "Her şey yolunda gibi bir de kuruntulu hayallerle uykuya dalmanın sonuçları nelerdir?" diye kendime kızarak sordum. "Birincisi, seçme şansının bulunmadığı kabuslar görürsün. İkincisi, zaten normal biri olmadığın için bu seni yüz kat fazla etkiler. Üçüncüsü, muhtemelen günlerce bunu düşünürsün ve uyumak istemezsin. Dördüncüsü, aynı şeyleri gözünün önünde yaşanmış gibi gerçekçi hissettiğin için uyandığında bulunduğun yeri aptal aptal incelersin."  Birçok sonuç olduğunu biliyorken bunları saymak bir fayda etmese de sadece kendimle yüzleşmeme sebep oluyordu. Ayaklarımı sürümeye devam ederken kapının önüne gelmiştim. Ellerimi nemli saçlarımdan ayırdığımda dişlerimi sıkarken gözlerimde öfkeli doluluklar varmış gibi hissediyordum. Bakışlarımı başka yöne çekmeden, "Beşinci sonuç değil sonsuz durumda muhtemelen şu olurdu," dediğim anda hisli bir nefes çektim. "Her şeyden şüphe duymaya başlarsın." Kendimi herkesten daha fazla suçlu gördüğüm bir utançla, yine de yoğun olarak etkilenmemin bir getirisi olarak kapıyı açtım. Rüyamdaki gibi baş döndüren ortam yoktu, en azından bunun için mutlu olabilirdim. Öne doğru adımlar atmadan önce solumda bulunan merdivenden nasıl çekildiğimi hatırlayabiliyordum. Hiç değilse sert düşüşü hissetmemiş, vücudumda benden yana olan bir sinir sistemi aceleyle uyanmamı sağlamıştı. Hissettiğim ürpertiyi algılamamaya çalışarak titreyen adımlarla yakınında bulunduğum kapıya daha çok yaklaştım. Ne söylemem gerektiğini bilmiyor, hangi sebebe sığınmamın daha masum duracağına karar veremiyordum. Alexander uyuyor olmalıydı ve gecenin bir vakti kapısını çaldığında ne söyleyebilirdim ki? Mantıklı düşünemediğimin farkında olduğum için bu ruh haliyle günlerce burada dikilsem yine de sağlam bir fikir üretemezdim. Kapıyı büyük bir kas gücü kullanmam gerekir gibi hissederek çekingenlikle çaldım. Bu hareketimin içeriden kesinlikle duyulacağını bilmeme rağmen vazgeçmek ister gibi geriye çekildim. Küçük sahanlıkta hangi yöne gittiğimi bilmeden zeminden kaldıramadığım başımla dolanmaya başladım. "Vera?" Alexander'ın bana seslendiğini duyana kadar kapıyı açtığını fark etmediğini anladım. Demek ki içimde bir yerlerde kabusun sancıları devam etmekle kalmıyor, kulaklarımı kapatırken başka şeyleri duymamı da engelliyordu. Ona doğru döndüğümde kapıyı sadece birkaç santimetre açmış olmasını garipsedim. Mesafeyi kapattığımda bu açıklığın genişleyeceğini düşündüğüm için iyice yanaştım fakat bu beklentim gerçekleşmedi. Alexander sadece tek bir gözü görülecek kadar açtığı kapısının arkasında adeta saklanıyor, içeriyi bana sunmuyordu. Nasıl olduğumu, bir sorunun mu ortaya çıktığını endişeyle sorsa bile kapıyı tam olarak açmaktan çekiniyordu. "Birtakım sesler duydum," dedim boğazım düğümlenirken. "Öncesinde senin beni çağırdığını düşündüm ama yanılmış olmalıyım." Parmak uçlarımda yükselmemek için çaba sarf ederken onun neyi sakladığına dair delice bir merak duyuyordum. Girişimimi fark eden Alexander stresli şekilde kıpırdandı. "Yanlış duymuş olmalısın, ben de uyuyordum." Küçücük aralığa rağmen onun da pijamalarıyla olduğunu fark ettiğimde belki  de bu yüzden utandığını düşündüm. Anlayışla kafamı sallarken yalan teşkil eden bir gülümsemeyle Alexander'ı onayladım. Yine de onu doğru tanıyorsam söylediklerimden sonra odasından çıkıp evin içinde küçük bir tur atacağını da biliyordum. Alexander da düşüncelerimi okumuş gibi, "Sen odana geçebilirsin. Ben artık uyumam ve ilerleyen saatlerde evi mutlaka kolaçan ederim," dedi güven vermeye çalışan bir sesle. Ne sakladığını göremeyeceğim gibi ben uzaklaşmadan dışarıya çıkmayacağını da anlamış oldum. Sesim titrerken kuru bir, "İyi geceler," dedim, Alexander'ın görünen tek mavi gözüne bakarak. Arkama bakmadan odaya yol alırken beni izlemeye devam ettiğini biliyordun. Kabusunu kafandan atmaya kararlıyken onun davranışlarına anlam vermek ve akla uygun bir sebebe sığdırmak da zordu. Beter şekilde mi dağınıktı odası? Fakat bu konuda onu çok iyi tanıyordun, yapacağı en son şey günün bir kısmını geçirmek zorunda kaldığı yeri bakımdan mahrum bırakmaktı. Çok fazla mı havasızdı ya da tam tersi dondurucu soğuğa mı sahipti de sonuna kadar açmamıştı kapısını? Odaya geri döndüğümde kapıyı kapatırken artık karanlıkta kaldığı için tek gözünü de görememiş, bu yüzden boşluğa doğru bakmış gibi hissetmiştim. Acele etmeden kapıyı örttüğümde arkasından ayrılmayıp sadece sessizliği dinledim. Alexander zeki bir adamdı ve benim yatağa dönüş süremi bir müddet bekledikten sonra görev havasına bürünecek olmalıydı. Hangi sebebe sığınmanın daha uygun olduğuna karar veremiyor, Alexander'ın bu gizliliğini sadece kırgınlıkla karşılayabiliyordum. Sırtım kapıya yaslı halde dururken duymayı beklediği sesi işitince kapıya adeta yapıştım. Alexander zaten daracık araladığı kapısını büyük bir yavaşlıkla örtüyordu. Tuttuğum nefesi bırakıp yatağa dönmeden önce işitilmesi zor olan bir diğer sesi de ayırt edebildim. Alexander kapısını kapatmakla kalmamış, bir anahtarla da kilitlemişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD